T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2020/3075
Karar No : 2023/3465
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Başkanlığı
(... Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, T.H. ... Makine San. Dış. Tic. Ltd. Şti.'nin vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... Vergi Mahkemesince verilen ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararda; 21/10/2009 tarihli ve 847 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlanan ortaklar kurulu kararına göre asıl borçlu şirketin tasfiyeye girdiği ve şirket müdürü olan ...'in tasfiye memuru olarak seçilmesine karar verildiği, şirket tüzel kişiliğinin devam ettiği, davacının %97 hisse oranı ile şirketin ortağı olduğu, dava konusu ödeme emri dayanağının asıl borçlu şirket adına düzenlenen ...sayılı ödeme emri olduğu ve ödeme emrinin şirketin bilinen adresinde usulüne uygun tebliğ edildiğini gösterir tevsik edici bilgi ve belgenin dosyaya sunulamadığı, dolayısıyla 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 101. maddesi uyarınca asıl borçlu şirkete ait ödeme emrinin ilk olarak şirketin bilinen adreslerinde tebliğe çalışılmadığı, bunun yerine kanuna aykırı olarak doğrudan kanuni temsilcinin yerleşim yeri adresinde tebliğe çalışıldığı anlaşıldığından, dava konusu kamu alacağı yönünden asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun takip yapılarak alacağın tahsilinin imkansızlığı ortaya konulmadan davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı; öte yandan, davacı adına düzenlenen ödeme emri ile şirket adına düzenlenen ödeme emrinde yer alan tutarların ... sayılı plakalarda yazılı olan tutarlar dışında aynı miktarda olduğu, bu durumda davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hisse oranının gözetilmediği, bu yönüyle de davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğu, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı kurala bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinde, kararlarda bulunacak hususlar sayılarak, kararlarda kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin yer almasının zorunlu olduğu kurala bağlanmış; aynı Kanun'un "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, temyiz incelemesi sonunda Danıştayın, usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması halinde kararı bozacağı hüküm altına alınmıştır.
Danıştay'ın kimi kararlarında belirtildiği gibi, yargılama hukukunda, yargı (hüküm), uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin, yargılama sürecinin sonunda ulaştığı sonuçtur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, Anayasa'nın 141. ve 2577 sayılı Kanun'un 24. maddeleri uyarınca zorunlu olup Anayasa'nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi bağlamında adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının da bir gereğidir.
Gerekçe, hüküm fıkrasıyla birlikte yargı kararlarının esas unsurlarından olduğundan kararlarda mutlaka, davanın sonucuna etkili olan iddia, olay ve olguların açık bir şekilde ortaya konulması ve gerekçenin, hakkaniyete uygun bir görüntü içermesi, taraflar açısından da özellikle, hem kanun (istinaf duruma göre temyiz) yollarına başvuru sırasında hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp, karşı değerlendirmelerini hükmün gerekçesi merkezli tereddütsüz sunabilmelerine ve hem de temyiz yerinin hukuka uygunluk denetimini yapabilmesine kolaylık tanıması, bir başka ifadeyle, temyiz hakkının ve hukuki denetimin etkili olarak kullanılabilmesine imkan verecek yeterlilik ve açıklıkta olması, bu anlamda, yargı yerlerince aynı maddi olaya ilişkin birden fazla hukuksal değerlendirme yapılarak gerekçe oluşturulmaması mevzuat gereği olmaktadır.
Şu halde, görülmekte olan bir davada; belirtilen şekilde gerekçelendirme ihtiva etmeyen yargısal incelemeyle ulaşılan sonucun hukuki dayanaklarını, hiç bir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyan, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, hükme esas teşkil edecek ifadelerin özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkrasının oluşturulmamasının, yukarıda mezkur İYUK'nun 24. maddesi gereği bozma nedeni sayılması gerekmektedir.
Oysaki, temyize konu Mahkemece, bir taraftan "dava konusu ödeme emri dayanağının asıl borçlu şirket adına düzenlenen ...sayılı ödeme emri olduğu ve ödeme emrinin şirketin bilinen adresinde usulüne uygun tebliğ edildiğini gösterir tevsik edici bilgi ve belgenin dosyaya sunulamadığı, dolayısıyla 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 101. maddesi uyarınca asıl borçlu şirkete ait ödeme emrinin ilk olarak şirketin bilinen adreslerinde tebliğe çalışılmadığı, bunun yerine kanuna aykırı olarak doğrudan kanuni temsilcinin yerleşim yeri adresinde tebliğe çalışıldığı anlaşıldığından, dava konusu kamu alacağı yönünden asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun takip yapılarak alacağın tahsilinin imkansızlığı ortaya konulmadan davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı" belirtilerek dava kabul gerekçesi oluşturulmuşken, diğer taraftan aynı kararda, "davacı adına düzenlenen ödeme emri ile şirket adına düzenlenen ödeme emrinde yer alan tutarların ... sayılı plakalarda yazılı olan tutarlar dışında aynı miktarda olduğu, bu durumda davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hisse oranının gözetilmediği" şeklinde ikinci ve farklı gerekçeye yer verilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı idarenin istinaf istemi de Vergi Dava Dairesince, Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
Bu durumda, yargılama kurallarına uygun düşmeyen ve kararı etkileyebilecek nitelikte birbirinden farklı ve birden fazla gerekçeye yer verilmek suretiyle dava konusu ödeme emirlerini iptal eden Mahkeme kararına yöneltilen istinaf başvurusunun reddi yolundaki kararda hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kabulüne,
2. Temyize konu ...Bölge İdare Mahkemesi ...Vergi Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 12/06/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.