T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2020/5323
Karar No : 2023/3561
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
...
15- ...
VEKİLLERİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER : 1- ... Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
2- ... Turizm İnşaat Gayrimenkul Yatırım Ticaret Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul İli, Zeytinburnu İlçesi,... Mahallesi, ... sitesi, rezerv yapı alanına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 6306 Sayılı Kanun ve 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca 30.07.2018 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 15. Maddesi uyarınca adı geçen davacıların anlaşmaya katılmaması üzerine 2/3 çoğunluk uyarınca açık artırma usulü ile satılmasına karar verilmiş ise de, adı geçen davacılar tarafından Kanun uyarınca müdahil şirket ile muhtelif tarihlerde noter huzurunda anlaşma sağlanarak arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığı, bu sözleşmenin 7. Maddesi uyarınca sözleşmenin taraflarca imzalanmasının ardından arsanın mülkiyetinin yüklenici firmaya geçeceğinin belirtildiği, sözleşmeye başkaca bir şart konulmadığı gibi 6306 sayılı Kanunun uygulanma süreci içerisinde imzalanan bir sözleşme olmadığı, tarafların özgür iradesi ile imzalandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; davacıların dava konusu işlem ile güncel menfaat ilişkisinin kalmaması nedeniyle davacıların subjektif dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Keza aynı davacılar tarafından, işbu davanın konusu planların dayanağı niteliğinde olan İstanbul İli, Zeytinburnu İlçesi, ... Mahallesindeki ... Sitesinin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı Bakanlık makamı Olur'u ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında "Rezerv Yapı Alanı" olarak belirlenmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davanın ehliyet yönünden reddine, yine benzer şekilde alanın daha önce 6306 sayılı Kanun kapsamında "riskli alan" ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle aralarında işbu davanın davacılarının da bulunduğu kişilerce açılan davada da Danıştay 14. Dairesi'nin 15.01.2019 tarih ve E:2017/826, K: 2019/81 sayılı kararıyla ehliyet ret kararı verildiği görülmekte, dolayısıyla riskli alan kararına ve rezerv yapı alanı kararına karşı dava açma ehliyeti bulunmadığı tespit edilen davacıların aynı bölgeye ilişkin planlara karşı da dava açma ehliyetlerinin olmadığı kanaatine ulaşılmaktadır.
Belirtilen gerekçelerle, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Dava konusu alanını riskli alan ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada, temyiz edilen karar gerekçesiyle aynı doğrultuda, bir kısım davacıların ehliyetsiz olduğuna ilişkin verilen kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından bozulduğu, davacıların subjektif dava ehliyetlerinin bulunduğuna karar verildiği, imar planlarına ilişkin davalarda ehliyet kavramının geniş yorumlanması gerektiği, hakkında satış kararı alınan hisselerin mülkiyetinin hala davacılarda olduğu, imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini serbest irade ile değil 6306 sayılı Kanununun uygulanması olarak yapılan satış ihalesi sonucunda imzalandığı iddialarıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz edilen kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek temyiz talebinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DAVALI YANINDA MÜDAHİL ... BELEDİYE BAŞKANLIĞININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacıların hak sahipliğinin ... Turizm İnşaat Gayrimenkul Yatırım Tic. AŞ ile yapılan anlaşma ve 6306 sayılı Kanun uyarınca yapılan satışlar sonucu müdahil firmaya devredildiği, dolayısıyla davacılar dava konusu işlemle menfaat bağının koptuğu, bu nedenle temyiz başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
DAVALI YANINDA MÜDAHİL ... TURİZM İNŞAAT GAYRİMENKUL YATIRIM TİCARET AŞ'NİN İDDİALARININ ÖZETİ: Davanın konu itibariyle doğrudan mülk sahibinin menfaatiyle alakalı olduğu, dava sürecinden önce mülkiyet haklarını devreden dava dışı kişiler ile dava devam ederken mülkiyet haklarını devreden davacılar arasında hiçbir fark olmadığındın dava dışı kişilerinde menfaatleri olduğu ileri sürerek imar planının iptalini istemeleri gerekeceği, bu takdirde hukuki işleme duyulan güvenin azalacağı dava konusu işlemin kamuyu ilgilendiren genel bir işlem olmadığı, davacıların dava konusu taşınmaz üzerinde malik sıfatını haiz olmadıkları bu nedenle güncel ve meşru bir menfaatlerinin bulunmadığı savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY : İstanbul İli, Zeytinburnu İlçesi, ... Mahallesi, ... Sitesi, rezerv yapı alanına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 6306 sayılı Kanun ve 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca 30.07.2018 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği 23.11.2018-23.12.2018 tarihleri arasında askıya çıkartılmıştır.
Davacılar tarafından dava konusu plan değişikliğinde kamu yararı olmadığı, değişikliğin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümlerine aykırı olduğu, nakliye ambarları olarak kullanılan ve ticaret fonksiyonu bulunan alanın ticaret+konut karma kullanıma ayrılmasının hukuka aykırı olduğu, davalı idarenin rezerv yapı alanındaki sosyal ve teknik altyapı alanları da dahil bütün alan üzerinden emsal hesabı yapmak suretiyle planlama ilkelerine aykırı davrandığı, hesaplanan inşaat alanının hangi parselde ne oranda kullanılacağının plan açıklama raporunda düzenlendiği ve dağılım yapılırken parsel malikleri arasında eşitlik, objektiflik gibi planlama kurallarının gözardı edildiği iddialarıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 30.07.2018 tarihinde tasdik edilen 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği işlemlerinin iptali istemiyle 22.01.2019 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
Dava konusu alanda mülkiyet sahibi olan davacıların, taşınmazları üzerinde bakılan davada müdahil şirket ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıkları görülmektedir. Davacılar, taşınmazlarının 6306 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliği gereği alandaki mülkiyet sahibi olan 2/3 çoğunluğa satışına engel olmak amacıyla sözleşme düzenlediklerini iddia etmektedirler.
İLGİLİ MEVZUAT:
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının İkinci Kısmında Temel Hak ve Ödevler düzenlenmiş, Birinci Bölümünde Genel Hükümler belirlenmiş, bu Bölümde yer alan "Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması" başlıklı 4709 sayılı Kanun ile değişik 13. maddesinde; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." hükmüne yer verilmiş, İkinci Bölümde Kişinin Hakları ve Ödevleri arasında yer verilen "mülkiyet hakkı" ise 35. maddesinde sayılmış ve bu hak; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." şeklinde düzenlemeye konu edilmiştir.
20/03/1952 tarihinde kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol Türkiye tarafından 19/03/1954 tarihinde onaylanmıştır. Anılan Protokol'ün "Mülkiyetin Korunması" başlıklı 1. maddesinde; "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralı yer almıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; iptal davaları; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda metnine yer verilen 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" kavramı doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.
Yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç vardır.
İptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisi kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşecektir. Başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir.
İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucunu yaratmaktadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava konusu Bakanlar Kurulu kararıyla riskli alan ilan edilen alanda, davada müdahil şirketin 2/3 çoğunluğa sahip olduğu, müdahil şirketin bu çoğunluk hakkına dayanarak, alandaki diğer taşınmazların, 6306 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliği gereği ihale yoluyla satışının sağlanması için gerekli girişimlerde bulunduğu, davacıların ise, taşınmazlarının ihale yoluyla satışına engel olmak ve olası bir hak kaybına uğramamak adına müdahil şirket ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlediklerini, mevcut durumun gerçek iradelerini yansıtmadığını, nitekim, sözleşmenin düzenlenmesinden 90 gün sonra sözleşme ile verilen vekâletnamelere ilişkin azilname düzenledikleri beyanında bulundukları, her ne kadar, davacılar ile müdahil şirket arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin 7. maddesinde; "İş bu sözleşmenin taraflarca imzalanmasının ardından arsanın mülkiyetinin tamamı yükleniciye devredilecektir." şeklinde düzenleme var ise de, UYAP sistemi üzerinde TABBİS kayıtlarının incelenmesinden, sözleşmeye konu taşınmazların mülkiyetinin, davacılar tarafından yüklenici (müdahil) şirkete devredilmediği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla, davacıların kendi iradeleri ile sözleşmeleri imzaladıkları görülse de, davacıların dava açmaktaki amacı ile dava açmakla ulaşmak istediği sonuç göz önünde bulundurulduğunda beyanlarından, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden ve yapılan incelemelerden, davacıların, taşınmazlarının ihale yoluyla satışına engel olmak ve hak kaybına uğramamak için sözleşme imzalamayı kabul ettikleri, sözleşme sonrasında da taşınmazların devrine engel olmak için sözleşme ile verilen vekâletnamelere ilişkin azilname düzenledikleri, söz konusu davacıların subjektif dava açma ehliyetinin varlığının devam ettiğinin kabulü gerekmektedir.
Öte yandan, idare mahkemesi kararına dayanak oluşturan, dava konusu planların dayanağı niteliğinde olan dava konusu alanın ... tarih ve ... sayılı bakanlık makamı oluru ile "rezerv yapı alanı" olarak belirlenmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle davacılardan bir kısmı tarafından açılan davada ... İdare Mahkemesinin davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla kaldırıldığı, bu karara karşı temyiz yolu kapalı olduğu gerekçesiyle Danıştay Altıncı Dairesinin 14/10/2020 tarih ve E:2020/9419, K:2020/9445 sayılı kararıyla temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar verildiği, sonrasında ... İdare Mahkemesi tarafından dosya esastan incelenerek davanın reddine ilişkin verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı karara karşı yapılan istinaf başvurusunun... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K... sayılı kararıyla reddedildiği görülmüştür.
Ayrıca, mezkur taşınmazları da kapsayan alanın "riskli alan" ilan edilmesine dair Bakanlar Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemiyle aralarında davacıların da olduğu 26 kişi tarafından açılan davanın, davacılara ilişkin kısmı bakımından, ehliyet yönünden reddi yolunda Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen 15/01/2019 tarih ve E:2017/826, K:2019/81 sayılı kararın, anılan kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03/10/2019 tarih ve E:2019/83, K:2019/4047 sayılı kararıyla bozulduğu görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu imar planlarının iptali istemiyle dava açmakta davacıların ehliyetinin olduğu sonucuna ulaşıldığından, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 10/04/2023 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.