T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2020/5631
Karar No : 2023/2786
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Müdürlüğü/…
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Mermer Madencilik İnşaat Akaryakıt Turizm Tarım Seracılık Hayvancılık Gıda Ürünleri Ticaret Sanayi Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından 2018 yılına ilişkin olarak ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine tahakkuk ettirilip ödenen kurumlar vergisinin iptali ile fazladan ödendiği ileri sürülen verginin yasal faiziyle birlikte iadesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararda; davacı şirketin, 2012 ve 2018 yılı hesap dönemleri arasında dava açmak ve icra takibinde bulunmak suretiyle şüpheli hale gelen alacaklarına ilişkin olarak şüpheli hale geldiği dönemlerde karşılık ayırması gerektiği anlaşıldığından, davacı tarafından ihtirazi kayıtla verilen beyannameye istinaden tahakkuk eden 2018 takvim yılına ait kurumlar vergisinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Şüpheli Alacaklar" başlıklı 323. maddesinin birinci fıkrasında, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesiyle ilgili olmak şartıyla dava veya icra safhasında bulunan alacakların şüpheli alacak sayılacağı, ikinci fıkrasında ise şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceğinin hükme bağlandığı, anılan düzenlemede alacağın şüpheli hale geldiği tarihte karşılık ayrılmasını zorunlu kılan bir hükme yer verilmediği, önemli olanın alacağın maddede gösterilen niteliklere sahip olup olmadığı hususu olduğu, davacı tarafından dava dilekçesi ve eki klasörlerde tahsil edilemeyen alacaklarla ilgili olarak açılan davalara ilişkin bilgilere yer verildiği görülmekle birlikte, davalı idarece bu bilgilerin doğruluğunu araştırmak suretiyle alacakların şüphelilik halinin devam edip etmediğinin tespiti ve bu tespitin yapılması durumunda, alacağın şüpheli hale geldiği yılda karşılık ayrılıp ayrılmamasının bir önemi bulunmaksızın işlem tesis edilmesi gerekirken, belirtilen biçimde bir inceleme yapılmaksızın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı, diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4. fıkrasında, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte, 120. madde hükümlerine göre mükellefe red ve iade edileceği hükme bağlandığından, haksız olarak alındığı anlaşılan bu tutarın, tecil faizi uygulanarak davacıya iadesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca, … TL maktu karar harcından, varsa evvelce ödenen harcın mahsubundan sonra kalan harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 23/05/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Davacı şirket tarafından, 2018 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde, farklı gerçek ve tüzel kişilerden olan ve 2012 ila 2018 yılları arasında farklı tarihlerde dava/icra takibi konusu edilen 4.899.944,57-TL alacağın şüpheli hale geldiği, bu alacakların kanunen kabul edilmeyen giderler içerisine kaydedildiği, ancak bu miktarın vergiye dahil edilmemesi gerektiği ihtirazi kaydıyla verilen 2018 yılı kurumlar vergisi beyannamesine istinaden tahakkuk ettirilen kurumlar vergisinin kaldırılması ve fazladan ödenen kurumlar vergisinin yasal faizi ile ödenmesi istemiyle açılan davada verilen kabul kararı davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun ''şüpheli alacaklar'' başlıklı 323. maddesinde, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; dava veya icra safhasında bulunan, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş, dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacakların şüpheli alacak sayıldığı, şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği, şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının tahsil edildikleri dönemde kar zarar hesabına intikal ettirileceği hüküm altına alınmış, aynı Kanunun "Değerleme Günü" başlıklı 259. maddesinde; değerlemede, iktisadi kıymetlerin vergi kanunlarında gösterilen gün ve zamanda haiz oldukları kıymetlerin esas tutulacağı, "Hesap Dönemi" başlıklı 174. maddesinde; defterlerin hesap dönemi itibariyle tutulacağı, kayıtların her hesap dönemi sonunda kapatılacağı ve ertesi dönem başında yeniden açılacağı, hesap döneminin normal olarak takvim yılı olduğu düzenlemelerine yer verilmiştir.
Türk Vergi Hukukunda "takvim yılı" ibaresine yer verilmesi Türk Muhasebe sisteminin dönemsellik ilkesi gereğidir. Zira dönemsellik ilkesi, işletmenin sürekliliği kavramı uyarınca sınırsız kabul edilen ömrünün, belli dönemlere bölünmesi ve her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden bağımsız olarak saptanmasıdır. Dönem sonu bilançosu (defter kapanış kaydı) ve gelir tablosunun düzenlenmesi ve akabinde dönem başı açılış kaydı yapılmasıyla takvim yıllarının birbirinden bağımsız olarak karşılaştırılması imkanını sağlayan takvim yılı kavramı, mali yıl ile de bağlantılıdır.
Dolayısıyla, vergilemede dönemsellik sistemin özünü teşkil eder. Kurumlar Vergisi açısından, dönem içerisinde elde edilen safi kurum kazancı üzerinden vergilendirme yapılır. Yukarıda yer verilen hükümlere göre ilgili yılda elde edilen kazanç üzerinden Kanunda öngörülen indirimlerin düşülmesi kurum açısından gider olmakla birlikte yine Kanunda öngörülen bir kısım giderlerin ise indirimleri kabul edilmediğinden eklenmesi suretiyle vergiye tabi matrah beyan edilir. Sistemin özü itibarıyla indirimlerin indirim konusu yapılması ihtiyari olmakla birlikte, bu indirimlerin mükelleflerin diledikleri zamanda yani farklı vergilendirme dönemlerinde (idarenin lehine bile olsa) indirilebileceği anlamı çıkarılamaz. Bu durumda dönemsellik ilkesi zedelenir ve sistem çöker. Vergi Usul Kanununun Vergilendirme hatalarına ilişkin hükümleri saklıdır.
Uyuşmazlıkta ise davacı indirim hakkı bulunan şüpheli hale gelen alacaklarına ilişkin indirim (karşılık ayırma, gider yazma) hakkını sonraki dönemde kullanmak istemektedir. Oysa bu mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle davacının önceki yıllarda şüpheli hale gelen alacağı için sonraki yıllara ilişkin hesaplarında karşılık ayırması mümkün olmadığından, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017 yıllarına ilişkin indirim hakkının bulunmadığı, davacının sadece 2018 yılına ilişkin indirim hakkının olduğu ve bu yıl için de Mahkemenin alacağın şüpheli hale geldiğinin kabulü için gerekli olan şartların sağlanıp sağlanmadığı yönünde bir değerlendirme yapmak suretiyle karar vermesi gerektiğinden davalı idarenin temyiz talebi kabul edilerek Vergi Dava Dairesi kararının bu gerekçe ile esastan bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum.