T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/1229
Karar No : 2022/5887
DAVACI : …
DAVALI : … / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın, etkin pişmanlıktan yararlanmış bir kişinin hakkındaki iftiradan ibaret beyanına ve ankesör aramasına dayandığı, karara konu eylemlerinin 2014 yılında vuku bulduğu, söz konusu terör örgütü ile temasının ayrıntılarını, bu temasın üniversitenin son iki yılında öğrenci evinde kalmış olmasından ibaret olduğu, hakkında beyanda bulunan kişinin çelişkili, tutarsız ve kendini suçtan kurtarmaya yönelik ifadelerde bulunduğu, ankesör aramalarının terör örgütü üyesi sayılmaya yeterli delil olmadığı, hakkında münferiden inceleme yapılmadığı, masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve anılan kararların 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası hükmüne dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, anılan hüküm kapsamında dava konusu kararlar tesis edilmeden önce ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için yedi gün süre verildiği, dava konusu kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken, 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen davacı hakkında verilen Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemiyle dava açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 138. maddesinde: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."; 139. maddesinde: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."; 140. maddesinin 3. fıkrasında: "Hâkim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir." kurallarına; Hâkimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında: "Kurul ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise: "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." kurallarına yer verilmiştir.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde: "Hâkim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." kuralları yer almıştır.
6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanununun “Kurulun Görevleri” başlıklı 4. maddesinin hâkim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği kuralı getirilmiştir.
15/07/2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasanın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/07/2016 tarihli, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulunca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 tarihli, 29777 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Son olarak 19/04/2018 tarihinde 90 gün süre ile uzatılmasından sonra sona ermiştir.
Olağanüstü halin sona ermesinden sonra 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 31/07/2018 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 26. maddesi ile eklenen Geçici 35. maddenin (A) fıkrasında: "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, askeri hâkimler hakkında Milli Savunma Bakanının başkanlığında, Milli Savunma Bakanı tarafından birinci sınıf askeri hâkimler arasından seçilecek iki askeri hâkimden oluşan komisyonca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
7145 sayılı Kanun Teklifinin anılan maddeye ilişkin gerekçesinde; "Ülkemizde yaklaşık iki yıldır uygulanan olağanüstü halin uzatılmayacak olması nedeniyle terörle mücadele bakımından ihtiyaç duyulan bazı düzenlemelerin yapılması amacıyla 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye geçici madde eklenmektedir. Söz konusu maddeyle, halen yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile disiplin soruşturmaları bakımından gerekli olan hükümler düzenlenmekte ve terör örgütleriyle mücadele kapsamında kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılması, ihracı, rütbelerin geri alınması, mesleğe ilişkin unvanların kullanılmaması gibi ihtiyaç duyulan birtakım tedbirlere ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır." ifadesine yer verilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararında; 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 35’inci maddenin (A) fıkrası uyarınca yapacağı değerlendirmenin, adli suç ya da disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturması niteliğinde olmayıp, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara “Üyelik”, “Mensubiyet”, “İltisak” veya “İrtibat” şeklinde herhangi bir bağlantılarının bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu, bu kapsamda ilgililerin özlük dosyasındaki bilgi ve belgeler, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden ihbar ve şikâyetler ile yürütülen inceleme ve soruşturma dosyaları, bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, sosyal çevre bilgileri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yargıdaki yapılanmasına ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılıklarınca başlatılan ve hâlen devam eden soruşturmalar ile açılan kamu davalarında hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade, sorgu ve duruşma tutanakları, soruşturma ve kovuşturma sürecinde itirafta bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifadeleri, alınan tanık beyanları ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince ilgili hakkında verilen soruşturma izni kapsamında yürütülen soruşturmada elde edilen bilgiler, Emniyet Genel Müdürlüğü analiz raporları, ByLock içerikleri ve ilgililerin yazılı savunmalarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının da aralarında olduğu kişilerin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, davacının yeniden inceleme talebinin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararı ile reddedildiği anlaşılmaktadır.
Davacı dava dilekçesinde özetle; terör örgütü ile temasına yönelik iddiaların, 2014 yılında vuku bulan üniversitenin son iki yılında öğrenci evinde kalmış olmasına dayandırıldığı, hakkında tanıklık yapan kişinin mahkeme ve savcılık aşamasında vermiş olduğu beyanlarının çelişkili ve tutarsız olduğu, bu kişi ile husumetinin bulunması sebebiyle kendisine iftira attığı, kendisinin kullandığı tüm cep telefonlarına ait GSM hatları üzerinde gerekli tüm araştırmaların yapılmasına hazır olduğu, davaya konu HSK kararında, liste halinde isim ve soy isimlere yer verilmek suretiyle kendisi için kişiselleştirilmiş bir açıklama ve gerekçe yazılmadan genel bir yaklaşımla karar alındığı, hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmadığı, hakkında yapılan soruşturma evrakları incelendiğinde örgüt hiyerarşisi içeresinde devamlı olarak bulunma, örgütün amaçlarını bilerek ve isteyerek suça katılma, örgütün talimatlarını yerine getirmeye hazır olma gibi durumların tespitine yönelik bilgi veya belge bulunmadığı, fail-fiil ilişkisinin kurulmadığı iddialarına yer verilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Anayasa Mahkemesinin 22/9/2021 tarih ve E:2018/75, K.2021/61 sayılı kararında masumiyet karinesine yönelik yaptığı değerlendirme dikkate alındığında, bir örgüt ya da gruba üye veya mensup olmak evleviyetle söz konusu örgüt veya grupla irtibatlı veya iltisaklı olmayı gerektirdiğinden, terör örgütü ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı ya da gruba üye veya mensup olanların öncelikli olarak o örgüt ve grupla irtibatlı veya iltisaklı olduğunun kabul edilmesini gerekmektedir. Ayrıca üyelik ve mensubiyetin kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren durum olması ve kesin mahkeme kararına dayanması gerektiğinden; uyuşmazlığa konu işlemde yasal neden olarak “üyelik ve mensubiyet” ibaresi yer almış ise de, işlemin neden unsuru olarak “irtibatlı ve iltisaklı olma” olarak ele alınmış inceleme de bu yönden yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 14/11/2019 tarihli, E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında; iltisaklı kavramını; kavuşan, bitişen, birleşen, irtibatlı kavramını ise; bağlantılı olarak tanımlamış, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir.
Yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenmesi kapsamında Danıştay Beşinci Dairesinin kararlarında; irtibat ve iltisak kavramları ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşmasının yeterli olacağı, bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden, örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacağı şeklinde ifade edilen “irtibat ve iltisak” kavramına ilişkin içtihat ortaya konulduktan sonra uyuşmazlıklarda “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” yolunda yargısal inceleme yapılması yoluna gidilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarihi, E:2015/3, K:2017/3 karar sayılı kararında; FETÖ/PDY Örgütünü, devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan, casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olarak nitelendirilmiş, nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirdiği gerekçelerine yer verilmiştir.
Devletin ödevi olan hak ve özgürlükleri koruma görevi üstlenen hakim ve savcıların, devletin veya toplumun varlığının ya da kamu düzeninin karşı karşıya kaldığı ağır tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesi, millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması amacına yönelik olarak olağanüstü dönem istisnai yöntem olarak öngörülen meslekten çıkarma şeklindeki olağanüstü tedbir, kişinin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlali mahiyeti taşımayacaktır.
Anayasa Mahkemesi'nin 4/8/2016 tarih ve E:2016/6, K:2016/12 sayılı kararlarında ifade edildiği üzere; 667 sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddelerine göre kamu görevinden veya meslekten çıkarma tedbirlerinin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi/kişiler arasında bağ kurulması şartının aranmadığı; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağ kurulması yeterli görüldüğü; ayrıca bu tedbirlerin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp iltisak ya da bunlarla irtibat şeklinde olmasının da yeterli olduğu, öte yandan anılan maddelerde, terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın sübut derecesinde ortaya konulmasının aranmadığı gerekçesine yer verilmiştir.
Bu nedenle davacının; kendisi hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararın bulunmadığı, hakkında yapılan soruşturma evrakları incelendiğinde örgüt hiyerarşisi içeresinde devamlı olarak bulunma, örgütün amaçlarını bilerek ve isteyerek suça katılma, örgütün talimatlarını yerine getirmeye hazır olma gibi durumların tespitine yönelik bilgi veya belge bulunmadığı, fail-fiil ilişkisinin kurulmadığı gibi, bir terör örgütünün üyesi (mensubu) olmak ile terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olmak kavramlarını ve buna ilişkin koşulları birbirinden ayırmadan ileri sürdüğü iddialar, örgütle irtibat ve iltisaklı olmanın durum ve koşulları açısından ele alınarak değerlendirilecektir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile davalı idarenin savunması ve dosya içeriğindeki bilgi, belge ve dosya içeriğindeki CD'nin incelenmesinden; ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında görülmekte olan bir davada, FETÖ/PYD Terör Örgütü üyesi olduğu sonucuna varılan ve hükmün açıklanmamasının geri bırakılması kararı verilen sanık N.A.'ın davacı ... hakkında verdiği ifadede; ".... Kendisi (örgüt) evlerinde kalırken bu yapının gerçek yüzünü bilmediğini, Anadolu'dan gelen ve maddi imkanı bulunmayan kişilere yardım ettiklerini bildiğini, gerçek yüzlerini bilseydi kesinlikle evlerinde kalmayacağını, üçüncü sene 17-25 Aralık sürecinin yaşandığını, bundan dolayı bu yapıya ait evlerde kalmaktan huzursuzluk duymaya başladığını, bunu dile getirdiğinde aynı eve abilik yapan Ö. isimli şahsın 17-25 Aralık sürecinin bu yapıyla ilgili olmadığını, cemaat ile hükumetin arasını bozmak isteyenlerin operasyonu olduğunu söylediğini, huzursuzluklarını dile getirince Ataşehir'de ..... bulunan bir evde kalmasının teklif edildiğini, kendisinin de kabul ettiğini, dördüncü sınıfta bu evde kaldığını, evde kendisinin dışında Ramazan (davacı ...'i kastediyor) ve V. isimli şahısların olduğunu, emniyet ifadesinde belirttiğini, bu evde kalanlardan sadece H. isimli şahsın ismini hatırlayamadığını, bu şahsın ailesinin Ankara'da yaşadığını, Marmara Hukuk'ta bir üst dönemde okulu bir yıl uzatmış bir şahıs olduğunu, bu şahsı da görmesi halinde teşhis edebileceğini, dördüncü sınıfta kaldıkları eve C. isminde birisinin gelip gittiğini, bu kişinin sorumlu olduğu birkaç ev daha olduğunu, kendi evlerinin de bunlardan biri olduğunu, evin sorumlusu olarak görüştüğü tek kişi o olduğunu, başka gelen olmadığını, eski evden de görüştüğü kimse olmadığını, bir defasında C. isimli şahsın eve geldiğinde telefonları değiştirmeleri gerektiğini söylediğini, gerekçesini açıklamadığını, telefonunu yeni değiştirdiği için değiştirmesine gerek kalmadığını, ... ve V.'nin ise telefonlarını değiştireceklerini söylediklerini, telefonunu değiştirmeyeceği için C. isimli şahsın telefonunu alarak Whatsapp benzeri bir program olduğunu söyleyerek Bylock programını telefonuna kurduğunu, normalde bu programı ...'a kuracağını ancak ... henüz telefonunu değiştirmediği için kendi telefonuna kurduğunu, telefonundaki Bylock kullanıcı adını hatırlamadığını, bu program üzerinden sadece C. isimli şahısla iletişim kurulduğunu, C.'nin Bylock kullanıcı adını hatırlamadığını, zaten bu kişinin de genelde ... ile görüştüğünü, haftada bir kez gelip gelmeyeceğini soran konuşmalar olduğunu, bir buçuk ay sonra ... yeni telefon alınca kendi telefonundaki bu programı sildiğini, dördüncü sınıfta kaldıkları eve son olarak F.T.'nin geldiğini, okulda kendi sınıflarında olduğunu, dördüncü sınıftan 2015 yılı Haziran ayında mezun olduğunu, ... ve V. isimli şahısların ismini tam olarak hatırlamadığı bir hukuk derneğinin evine çıktıklarını, kendisinin ve F.'nin 2015 yılının Eylül ayında Maltepe'deki başka bir cemaat evine geçtiklerini, H. isimli şahsın ise Ankara'daki ailesinin yanına gittiğini, Maltepe'deki evde üç ay kaldığını, buraya İ. ve O. isimli iki kişinin daha geldiğini, bu şahısların da İstanbul Hukuk'ta okuduklarını, 2015 yılı Aralık ayında huzursuzluğu iyice arttığını, C. isimli şahsın isteyenlerin evden ayrılabileceğini söylemesi üzerine Türk Hava Yolları'nda çalışan ve Avcılar'da oturan kuzeninin yanında kalmaya başladığını, F. isimli şahsın eşyalarını da isteği üzerine daha sonra kendisine gönderdiğini, bu şekilde söz konusu yapıyla bağını tamamen kopardığını, sonraki dönemde ... ve F. ile birer kez örgütle ilgisi olmayan görüşmesi olduğunu, ... ile görüştüklerinde C.'ye veya başka birine haber vermemesini söylediğini, bu görüşmede ...'ın söz konusu yapı ile bağını kopardığı yönünde bir açıklama yapmadığını, bu nedenle ilgisinin devam ettiğini düşündüğünü, yapıyla irtibatını kestikten sonra yabancı numaralara telefonunu açmadığını, sadece bir kez barodan telefon beklediği bir dönemde tanımadığı bir numaradan gelen çağrıya cevap verdiğini, bunda da C. isimli şahsın aradığını, kendisiyle görüşmek istediğini ancak kabul etmediğini, daha sonra da numarasını değiştirdiğini, 15 Temmuz darbe girişiminin olduğu dönemde kuzeni ile birlikte Kartal'da Cumhuriyet mahallesinde kaldığını, darbe girişiminin olduğu gün hastane randevusu olduğunu ancak yoğunluktan dolayı yatışını pazartesi gününe ertelediğini....." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davacının 04/08/2020 tarihli Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'na verdiği savunma dilekçesi; "1992 yılında Bitlis'in Ahlat ilçesinde sekiz çocuklu bir ailenin beşinci cocuğu olarak dünyaya geldim. ilk ve ortaöğretim eğitimimi cefakar ailem İmam-Hatip olarak görev yapan babam ve ev hanımı annemin binbir zorluk çekerek kimi zaman beş çocuğunu aynı anda okutarak verdikleri emekler ile tamamladım. Bu süreç boyunca ailemin her bir ferdi gibi ben de o zamanlar varlığından dahi haberdar olmadığım bu hain örgütün hiçbir şekilde herhangi bir organizasyonuna katılmadım, dersanelerinde eğitim almadım, harhangi bir temasım olmadı. 2011 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. KYK yurt ve burs başvurularının başlaması üzerine hemen yurt ve burs başvurularımı gerçekleşirsem de, burs hakkı kazanamadığım gibi hatırladığım kadarı ile 10000 yedek sırası ile yurt hakkı da kazanamadım. Memur maaşıyla geçimini sağlayan 8 çocuklu olan ve aynı anda 5 çocuğunu okutmaya çalışan anne ve babamın ekonomik olarak bir çok zorluk yaşamasının yanında her konuda yüksek bir bütçe gerektiren İstanbul gibi bir şehirde beni okutmak için çare ararken , İstanbul’da ikamet eden bekar bir dayımın bir süreliğine yanında kalmam için teklifte bulunması üzerine, üniversitenin ilk iki yılında dayım ile birlikte kaldım. Ancak üçüncü sınıfa geçtiğimde dayımın evlenme hazırlığında olması nedeniyle, ekonomik açıdan ailemin imkanları ölçüsünde olacak şekilde barınmak için yer arayışına girdim. Okulda tanışarak arkadaş olduğum iki arkadaşım bana o zamanlar dini bir yapı olarak bilinen bu yapının evlerinde kalabileceğimi, ve barınma ücreti olarak da düşük bir ücret istediklerini söyledi. Tüm araştırmalarıma rağmen bütçesi kısıtlı olan ailemin de karşılayabileceğinin çok üstünde ücretler isteyen bir özel yurt dışında barınabileceğim bir yer bulamayınca, muhafazakar bir aileden geldiğim için dini bir yapı olarak bildiğim bu yapının evlerinde kalabileceğimi, evlerinin okuluma yakın mesafede bulunması, ekonomik olarak da ailemin bütçesine de uygun olacağını düşünerek 2013 yılı temmuz ayından itibaren okuldaki arkadaşlarım aracılığıyla Kadıköy'de bulunan bu yapıya ait bir evde kalmaya başladım. Üniversitenin son sınıfına geçtiğimde benimle aynı evde kalmayan ancak ara sıra eve gelen bir şahıs kaldığım eve gelerek benimle konuşmak istedi, bu konuşma sırasında bana, dini sohbetlere düzenli katılmadığımı, ve zaman gazetesine abone olmadığımı, bunları yapmam gerektiğini söyledi, bunun üzerine ben bu şahsa okumadığım bir gazeteye abone olmak istemediğimi , ayrıca son sınıfta olduğumu bir an önce okulumu bitirmem gerektiğini bu sebeple dini sohbetlere de katılmak istemediğimi söyledim. Bu konuşma benimle tartışarak evden çıktı. Ertesi gün evden sorumlu şahısla konuşarak son sınıfta olmam ve alttan aldığım bazı derslerimin olması ve yoğun bir ders çalışma tempomun olacağını, sohbet veya etkinlik tarzındaki programlara katılmak istemediğimi, bu sebeplerle başka bir yer bulduğumda bu evden ayrılacağımı söyledim. Bu arada araştırma yapmaya başlamıştım. Bu konuşmadan 2-3 gün sonra kaldığım evden sorumlu şahıs beni eve yakın bir yerde bulunun bir cafeye çağırdı, burada beni İsnatlarda ismi geçen C. ismindeki bir şahısla tanıştırarak, bu şahsın sorumluluğunda bulunan bir eve geçebileceğimi, bu evde benden herhangi bir beklentilerinin olmayacağını, rahat bir şekilde ders çalışabileceğimi, bu evde kalabileceğimi söyledi. Daha önce yaptığım araştırmada bütçeme göre kalabileceğim başka bir yer bulamamam, ve son sınıfta olmam nedeniyle okulumu bir an önce bitirip mezun olmam gerektiğini düşünerek kabul etmek zorunda kaldım. C. olarak tanıtılan bu şahıs benî Üsküdar'da bulunan bir eve götürdü. Savunma istem yazınızda ismi geçen şahıslardan N.A. isimli şahıs da bu evde kalanlardan biriydi. Dördüncü sınıfta da bu evde kaldıktan sonra bu evden ayrıldım ve memleketimden tanıdıklarım vasıtası ile üniversitede tanışmış olduğum hukukçulular kulübüne ait evde kalmaya başladım. Üniversite eğitimimin son iki yılında kalmış olduğum bu evlerde, ilk yılımdaki bazı zamanlarda yapılan dini sohbetlere katılmak dışında hiçbir programına katılmadım herhangi bir görev almadım, gazetelerine dergilerine abone olmadım, gerçek yüzlerini sonradan görebildiğimiz bu hain örgütün hiyerarşik yapısında yer almadım. İsmi geçen N.A.’nın ifade ve sorgularında belirttiği gibi, asla evin sorumluluğunu üstlenmedim. Son sınıfta kalmış olduğum bu evde babamın İmam- Hatip olması nedeniyle Kuran-ı Kerim'i okuma ve namaz kıldırmayı bildiğim için bazen namazları cemaat ile kıldığımızda namazı kıldırmam nedeni ile husumetli olduğum bu şahsın daha kolay iftira atabileceğini düşünerek beyanda bulunduğunu düşünüyorum. Yine N. isimli bu şahıs ifadesinde, kendi telefonuna yüklediğini kabul ettiği BYLOCK isimli programı bir süre benim kullandığımı beyan etmiş ise de, bizzat kullanmakta olduğu telefonunu benim kendisinden alarak kullanmam hiçbir şekilde mantıklı bir açıklaması olmayan hayatın olağan akışına aykırı, suçtan kurtulmaya yönelik yalan beyanlardan ibarettir. Bu hususta gerçeğin ortaya çıkarılması hususunda bu şahsın telefonuna yüklü olan bu programın içeriklerinin ve görüştüğü şahısların tespit edilmesi, ve incelenmesini talep ederim. Bu yapıya ait evlerde kaldığım süreçte evlerden sorumlu şahıslar bizi yani evlerde kalanları bazen sabit hatlardan bazen de cep telefonlardan arıyorlardı. Telefonuma gelen bazı aramaların ankesörlü telefonlardan yapıldığını sonradan öğrendim. Bu hain terör örgütüne ait evlerde bu örgütün gerçek yüzünü bilmeden kaldıysam da 17-25 aralık kumpası üzerine devlet büyüklerimizin bu örgütün bilinenin dini amaçlarla bir araya gelmiş bir oluşum olmadığı, aksine devletimizin bölünmez bütünlüğüne ve demokrasisine karşı illegal faaliyetler yürüten bir örgüt olduğunu ikaz etmesi ve bu hususların alenen ortaya çıkmaya başlaması üzerine 2015 yılı mayıs ayında bu evlerden ayrıldım, ve bu tarihten sonra asla irtibat veya bağlantım olmadı, ayrıldıktan sonra bu hain örgüt mensuplan tarafından bir kaç sefer aranarak tekrardan irtibat kurulmak istense de asla bir daha bu terör örgütüne ait evlere veya başka bir ortama katılmadım. Son sınıfta aynı evde kaldığımız şahıslardan bazıları ile okuldan da tanıştığımız için okuldan sonra bir kaç sefer görüşsem de ileri zamanlarda bu şahıslarla da irtibatımı kopardım, N. isimli şahsın hakkımda söylemiş olduğu iftira dolu sözlerin bu şahsın benimle konuşurken sık sık, doğulu olmam nedeniyle beni küçük düşürücü ifadeler kullandığı, bana hitaben "doğudan sağlam insan çıkmaz" şeklindeki hakarete varacak boyutta sözler söylemek suretiyle beni ezmeye çalıştığı bunun sonucunda da ortaya çıkan kavgaya varan uzun tartışmaların meydana getirdiği kin ve öfkeden kaynaklandığını düşünmekteyim. Bu şahıs ile aramdaki bu husumete aynı evde kaldığım, diğer şahıslar olan V.T. ve F.T. isimli diğer şahıslar da şahitlik etmişlerdir . Bu iftira içeren ifadelerin asla doğru olmadığının, beyanlarının iftiradan ibaret olduğunun anlaşılması için bu şahsın ifadelerinde de birlikte kaldığımızı söylediği isimlerini saymış olduğum şahısların da dinlenilmesini, ve her türlü araştırmanın da yapılmasını talep ederim.
Üniversite eğitimim sırasında bu yapıyı dini bir oluşum olarak bilmemiz nedeniyle halen büyük bir pişmanlık duysam da iki yıl evlerinde kaldığımı, ancak gerek evlerde kaldığım sırada gerekse de sonrasında bu hain terör örgütünün asla ideolojilerini benimsemediğimi, hiyerarşik yapısında yer almadığımı, eylemlerine asla katılmadığımı belirtmek istiyorum. Beni ve yedi kardeşimi asil milletimin vergileriyle okutan devletime asla ihanet etmedim, etmem. Her şeyden önce okuma yazması dahi olmayan annemin sütünü helal etmeme korkusu bile benim vatanım ve milletime olan borcumu ödemek için canla başla çalışmam için yeterlidir. Memleketimin kanaat önderlerinden biri olan babamın FETÖ,PKK gibi terör örgütlerle her zaman mücadele içinde olduğu sosyal çevremiz ve aile çevremiz tarafından bilinir. Defalarca ailece PKK terör örgütü tarafından insanlara bu örgütün gerçek amaçlarım hainliklerini anlattığımız için dolaylı yollarla tehditlere maruz kaldık. Ama yinede devletimiz ve milletimizin zararına faaliyetlerde bulunan bu örgütlere boyun eğmedik. Biz ekmek yediğimiz yere ihanet kelimesini dahi zul kabul ederiz. Hain FETÖ terör örgütünün 15 Temmuzda kalkıştığı büyük ihanetin sonrasında da ilk geceden itibaren memleketimde demokrasi nöbetlerine en ön saflarda katıldığımızı tüm sosyal çevremiz ve memleketimiz bilir. İki yıl boyunca memleketimin güzel ilçelerinde birisi olan Kiğı'da büyük bir gururla devletim adına çalıştım, bu süreçte de beni tanıyan meslektaşlarım ve diğer tüm çalışma arkadaşlarım beni tanır ve vatanıma asla ihanet etmeyeceğimi bilirler.
Sonuç olarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait evlerde iki yıl barınmak zorunda kalmış olsam da; Bu hain örgütün kullandığı BYLOCK programının varlığını 2017 yılında yapılan terör operasyonları ile öğrendiğim halde, hakkımda iftirada bulunarak bu programı benim kullandığımı, bir süre sonra da kendi telefonumdan kullandığımı beyan eden ve kendisinin böyle bir programı kullandığını dahi bilmememe rağmen, iftira atarak beni töhmet altında bırakan bu şahsın telefonundaki BYLOCK görüşmelerinin tamamının incelenmesini, yine kendime ait olan ve halen de kullanmış olduğum ... numaralı telefonum üzerinde de her türlü araştırmanın yapılabileceğini, benim bu şahsın telefonunu kullandığım ya da sonrasında kendi telefonumdan söz konusu programı kullandığım hususunda herhangi bir delil bulunması durumundu tüm suçlamaları kabul edeceğimi yine bu evlerden ayrıldıktan sonra kendince yorumda bulunarak benim halen bu yapı ile irtibatta olabileceğimi söyleyerek apaçık bir şekilde art niyetle iftira attığının göstergesi olduğunu;
Söz konusu silahlı terör örgütüyle irtibat veye iltisaklı olduğumun tespiti durumundu bu kutsal görevi yapmaya en önce şahsımın layık olmadığını kabulleneceğimi aksi durumda severek yaptığım görevime iade edilmeyi talep eder, bahse konu silahlı terör örgütü hakkında bildiğim tüm hususları anlatmaya hazır olduğumu, takdirin kurulunuzda olduğunu, gereğinin yapılmasını ....." şeklindedir.
Davacı yukarıdaki savunmasında; "Sonuç olarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait evlerde iki yıl barınmak zorunda kalmış olsam da" ifadesi ile söz konusu örgüt evinde kaldığını kendisi de kabul ederek o dönemde örgüt ile iltisakın kurulduğu anlaşılmaktadır.
FETÖ terör örgütü ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen hakim ve savcılar hakkında ankesörlü sabit hatlardan yada büfe vb. yerlerde kurulu bulunan kontörlü telefon hatlarından iletişime geçip geçmediğine ilişkin çalışma neticesinde, davacı hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca düzenlenen Raporda; davacının 2014 ve 2016 yıllarında İstanbul'daki ankesör/büfe telefonlarından arandığı, aynı ankesör/büfe numaralarından davacının yukarıdaki örgüt evinde beraber kaldığını kabul ettiği V.T. İsimli şahsın da arandığı, ayrıca bu numaralardan yine idari yargı hakim adaylığı sınavına giren diğer kişilerin de arandığı tespit edilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, ankesör/büfe telefon arama kaydına dair tespite ilişkin olarak; bu durumun somut bir delil olmadığı, soyut ve şüphe ile hareket edildiği, ankesör aramalarının başlı başına kişinin örgüt üyesi olduğunu göstermeyeceği, kendisini arayan şahsın kim olduğunun da tespit edilemediğini belirterek kendisini savunmuştur.
Öte yandan davacının FETÖ Terör Örgütüne müzahir Bank Asya hesabı olduğunun tespit edildiği, bu konuya ilişkin olarak davacı; "hatırladığım kadarıyla 2013 yılında burs için açmış olduğum hesabı 2014 yılında kapattım. Hesabı burs dışında hiç bir şekilde kullanmadım. Bu hususta da gerekli araştırmalar yapıldığında açıklamış olduğum husus anlaşılacaktır." şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.
Yukarıda anılan ve örgüt üyesi olan N.A. isimli şahsın, davacı hakkında verdiği ifadede yer alan; "... ile görüştüklerinde C.'ye veya başka birine haber vermemesini söylediğini, bu görüşmede ...'ın söz konusu yapı ile bağını kopardığı yönünde bir açıklama yapmadığı" şeklindeki beyanı ile davacının 2014 ve 2016 yıllarında (yaklaşık iki yıl arayla) İstanbul'daki ankesör/büfe telefonlarından aranması ve aynı ankesör/büfe numaralarından davacının yukarıdaki örgüt evinde beraber kaldığını kabul ettiği V.T. İsimli şahsın da aranması, davacının ise; bu ankesör/büfe telefon arama kayıtlarına ilişkin bu aramaların gerçek mahiyetine ilişkin makul bir açıklama yapmaması hususlarıyla birlikte, dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda açıklanan hukuki durum açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna ilişkin sunulan deliller, bu örgütle herhangi bir şekilde kavuşma, bitişme, birleşme ya da bağlantılı olduğunu gösterecek nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, davacının FETÖ/PYD terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu nedeniyle dayanılarak tesis edilen dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiş ve bu maddenin (A) fıkrasında; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi ile benzer şekilde, yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) fıkrası uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği düzenlenmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (A) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucunda, davacı hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının E:… sayılı dosyasında ceza soruşturmasının devam ettiği anlaşılmıştır.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
3) Kanun
31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen ve 18/07/2021 tarihli, 7333 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle değiştirilen geçici 35. maddenin (A) fıkrası: "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.
Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı hükümleri uygulanır. Ayrıca askeri hâkimlerin askeri rütbeleri, mahkûmiyet kararı aranmaksızın alınır."
Anılan maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı: "Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır... Bu paragrafta sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu paragraf hükümleri uygulanır."
Aynı maddenin son fıkrası: "Bu maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilir. Verilen süre içinde savunmasını yapmayanlar, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
İlgili Kanun hükmü gereğince Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Bunun yanında, yargılama aşamasında da, haklarındaki tespitlere ek olarak dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere bildirilerek bu tespitlere karşı beyanlarını sunma imkanı sağlanmıştır.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 11/08/2021 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Yukarıda aktarıldığı üzere gerek bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. ... orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ... ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla gerek 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi gerekse OHAL kalktıktan sonra uygulanacak olan 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere, 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişilerden 667 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle de “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler” hakkında da dört yıl süreyle uygulanmak üzere meslekten çıkarma yaptırımı getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu yaptırımın uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan deliller davalı idare tarafından dava konusu kararların tesisinden önce tespit edilerek ve savunması alınmak suretiyle davacıya bildirilmiştir. Bunun yanında, dava konusu kararlar ile ilgili olarak karar tarihinden sonra tespit edilerek davalı idare tarafından dosyaya sunulan birtakım delillerin, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olması halinde dava konusu kararların hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Kaldı ki, kararımızın "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç" başlıklı kısmında da belirtildiği gibi, dava konusu kararların gerekçesi olarak daha önce davacıya bildirilmemiş olmakla birlikte yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere tebliğ edilerek bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan N.A.'ya ait, İstanbul TEM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 17/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: "...Ataşehir ilçesinde fetö ye ait öğrenci evinde kaldığımız dönemde ev sorumlusu olarak bulunan hatırladığım kadarıyla ismi ... soyismini ise ... olarak hatırladığım Bitlis'li Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci öğretim 2015 haziran mezunu olduğunu biliyorum, aynı evde ismini V.T. olarak hatırladığım Medeniyet Üniversitesinde ceza hukuku araştırma görevlisi olarak görev yapan ve marmara üniversitesinde de araştırma görevlisi olarak çalışır, aynı evde 3. şahıs ismini F.T. olarak hatırladığım bu şahısta avukattır, ailesinin bursa ilinde ikamet ettiğini biliyorum, bir şahıs daha vardı fakat bu şahsın ismini şuan hatırlayamıyorum ailesinin Ankara ilinde ikamet ettiğüni hatırlıyorum, yukarıda vermiş olduğum … nolu gsm hattıma bu evde kalmayan ama ara sıra gelip giden öğrenci evlerinden sorumlu olduğunu bildiğim Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi mezunu o dönemde İstanbul da bir kamu kurumunda çalıştığını söyleyen gerçek ismini bilmediğim kod adının ise "C.” olduğunu bildiğim şahıs 2014 yılının eylül veya ekim aylarında kaldığmız eve gelerek telefonlarımızı değiştirmemiz gerektiğini söyledi ben telefonumu yeni aldığım için değiştirmek istemediğimi beyan ettim diğer arkadaşlarım değiştirmeyi kabul ettiler ... isimli şahıs benim telefonumu alarak hatırladığım kadarıyla google play den bylock olduğunu tahmin ettiğim programı yükledi bu program üzerinden ... ve C. görüşüyorlardı C. programı öğretti ve şifresini bize verdi, bu programda sadece C. kayıtlıydı ancak hangi isimle kayıtlı olduğunu hatırlamıyorum bu olay yaklaşık 1,5-2 ay devam etti daha sonra ... yeni telefon aldı bende telefonumdan bu programı sildim. ... kendi telefonundan görüşmeye devam etti, daha sonra ... ile V. 2015 yılı temmuz veya ağustos aylarında evden ayrıldılar hukukçular derneği diye bir derneğin evlerine geçtiler arasıra gelip gidiyorlardı ..."
Aynı şahsa ait sanık olarak yargılandığı … .Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasının 21/06/2018 tarihli duruşmasında alınan savunması:"...Ben soruşturma aşamasında ayrıntılı ifade vermiştim, bu ifadem doğrudur, aynen tekrar ediyorum,..., üçüncü sene 17-25 Aralık süreci yaşandı, bundan dolayı bu yapıya ait evlerde kalmaktan huzursuzluk duymaya başladım, bunu dile getirdiğimde aynı eve abilik yapan Ö. isimli şahıs 17-25 Aralık sürecinin bu yapıyla ilgili olmadığını, cemaat ile hükumetin arasını bozmak isteyenlerin operasyonu olduğunu söyledi, ben bu şekilde huzursuzluklarımı dile getirince Ataşehir'de bulunan … sitesinde bulunan bir evde kalmamı teklif ettiler. ben de kabul ettim, dördüncü sınıfta bu evde kaldım, evde benim dışında ... ve V. isimli şahıslar vardı, ben emniyet ifademde belirtmiştim, bu evde kalanlardan sadece H. isimli şahsın ismini hatırlayamamıştım, bu şahsın ailesi Ankara'da yaşıyordu, Marmara Hukuk'ta bir üst dönemde okulu bir yıl uzatmış bir şahıstı, kendisini de görürsem teşhis edebilirim, dördüncü sınıfta kaldığımız eve C. isminde biri gelip gidiyordu, C. isimli şahsın sorumlu olduğu birkaç ev vardı, bizim evimiz de onlardan biriydi, evin sorumlusu olarak görüştüğümüz tek kişi oydu, onun dışında başka gelen yoktu, eski evden de görüştüğüm kimse olmadı, bir defasında C. isimli şahıs eve geldiğinde telefonlan değiştirmemiz gerektiğini söyledi, açıklamadı, ben telefonumu yeni değiştirmiştim, bu sebeple değiştirmeme gerek kalmadı, ... ve V. ise telefonlarını değiştireceklerini söylediler, ben telefonumu değiştirmeyeceğim için C. isimli şahıs telefonumu aldı, Whatsapp benzeri bir program olduğunu söyleyerek Bylock programını telefonuma kurdu, normalde bu programı ...'a kuracaktı, ancak o henüz telefonunu değiştirmediği için benim telefonuma kurdu, telefonumdaki Bylock kullanıcı adını hatırlamıyorum, bu program üzerinden sadece C. isimli şahısla iletişim kuruluyordu, C.'in de Bylock kullanıcı adını hatırlamıyorum, zaten onunla haftada bir kez gelip gelmeyeceğini soran konuşmalar oluyordu, bir buçuk ay sonra ... yeni telefonunu alınca ben kendi telefonumdan bu programı sildim, dördüncü sınıfta kaldığımız eve son olarak F.T. geldi,...... ve V.isimli şahıslar ismini tam olarak hatırlamadığım bir hukuk derneğinin evine çıktılar ..."
Aynı şahsın ... Sulh Ceza Hakimliğince düzenlenen 20/06/2017 tarihli ifade sorgu zaptı; "Ben 2016 Kasım ayından beri avukatlık yaparım. Üniversitede 3 yıl Kartal'da 1 yıl Ataşehir'de Marmara Hukuk'ta okurken bunlara ait evlerde kaldım. 3.sınıfta kısa bir süre ev abiliği yaptım. 2015 yılında bunlarla irtibatımı tamamen bağımı kopardım. Ben evde kalırken yanımda ... ve V.T. ve F.T. ile birlikle kalıyordum. Bu kişiler benimle aynı dönemde Marmara Hukuktta okuyan arkadaşlarımdır. Ayrıca ismini hatırlamayamadığım kod adı C. olan bir şahıs daha vardı. Kartal'daki evden Ataşehir'e geçtik. Ben ayrılmak istediğimi söyleyince bana Ataşehir'e git, burada kimse sizi arayıp sormaz dediler. Bende bunun üzerine Ataşehir'deki eve gittim. C. isimli şahıs telefonlarımızı değiştirmemizi söyledi. Benim telefonum yeni olduğu için ben değiştirmedim. O dönem L.G G3 marka telefon kullanıyordum. C. isimli şahıs 2014 yılı Ekim Kasım tarihlerinde bize Bylock uygulamasını bizim telefonlarımıza yükledi ve bundan sonra bu uygulamadan konuşacağımızı söyledi. Bizim evin abisi ...'dı. Bu uygulamadan C. ile acil bir durum olursa yazışıyorduk. Ancak ... 1,5 ay kadar benim telefonumdan C. ile yazıştı. Ben C. ile çok acil durumlarda bırkaç kez bylock'tan konuştum. Ben 1,5 ay kadar kullandıktan sonra bu programı sildim. 2015 Aralık ayında bu evden ayrıldım...... ile de evden ayrıldıktan sonra 1 defa görüştüm. Daha sonra bir daha görüşmedik..."
Aynı şahsa ait 18/12/2018 tarihli fotoğraftan teşhis tutanağı ile davacıyı açık ve net teşhis ettiği görülmüştür.
Davacı tarafından; tanık beyanının iftira niteliğinde olduğu, yalnızca öğrencilik döneminde İstanbul gibi hayat pahalılığı ve öğrencilik koşullarının maddi olarak son derece zor olduğu bir şehirde öğrencilerin kaldığı bir evde kalmış olması nedeniyle terör örgütü ile irtibatlı sayılamayacağı ileri sürülmüştür.
Bununla birlikte, davacının Hakimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığı'na hitaben yazdığı 12/10/2020 tarihli savunma dilekçesinde; "...Okulda tanışarak arkadaş olduğum iki arkadaşım bana o zamanlar dini bir yapı olarak bilinen bu yapının evlerinde kalabileceğimi, ve barınma ücreti olarak da düşük bir ücret istediklerini söyledi. Tüm araştırmalarıma rağmen bütçesi kısıtlı olan ailemin de karşılayabileceğinin çok üstünde ücretler isteyen bir özel yurt dışında barınabileceğim bir yer bulamayınca, muhafazakar bir aileden geldiğim için dini bir yapı olarak bildiğim bu yapının evlerinde kalabileceğimi, evlerinin okuluma yakın mesafede bulunması, ekonomik olarak da ailemin bütçesine de uygun olacağını düşünerek 2013 yılı temmuz ayından itibaren okuldaki arkadaşlarım aracılığıyla Kadıköy'de bulunan bu yapıya ait bir evde kalmaya başladım. Üniversitenin son sınıfına geçtiğimde benimle aynı evde kalmayan ancak ara sıra eve gelen bir şahıs kaldığım eve gelerek benimle konuşmak istedi, bu konuşma sırasında bana, sözde sohbetlere düzenli katılmadığımı, ve zaman gazetesine abone olmadığımı, bunları yapmam gerektiğini söyledi, bunun üzerine ben bu şahsa okumadığım bir gazeteye abone olmak istemediğimi ,ekonomik olarak da durumumun müsait olmadığını, ayrıca son sınıfta olduğumu bir an önce okulumu bitirmem gerektiğini bu sebeple sohbetlere de katılmak istemediğimi söyledim. Bu konuşma benimle tartışarak evden çıktı. Ertesi gün evden sorumlu şahısla konuşarak son sınıfta olmam ve alttan aldığım bazı derslerimin olması ve yoğun bir ders çalışma tempomun olacağını, sohbet veya etkinlik tarzındaki programlara katılmak istemediğimi, bu sebeplerle başka bir yer bulduğumda bu evden ayrılacağımı söyledim. Bu arada araştırma yapmaya başlamıştım. Bu konuşmadan 2-3 gün sonra kaldığım evden sorumlu şahıs beni eve yakın bir yerde bulunun bir cafeye çağırdı, burada beni isnatlarda ismi geçen C. ismindeki bir şahısla tanıştırarak, bu şahsın sorumluluğunda bulunan bir eve geçebileceğimi, bu evde benden herhangi bir beklentilerinin olmayacağını, rahat bir şekilde ders çalışabileceğimi,bu evde kalabileceğimi söyledi. Daha önce yaptığım araştırmada bütçeme göre kalabileceğim başka bir yer bulamamam ve son sınıfta olmam nedeniyle okulumu bir an önce bitirip mezun olmam gerektiğini düşünerek kabul etmek zorunda kaldım. C. olarak tanıtılan bu şahıs beni Üsküdar'da bulunan bir eve götürdü. Savunma istem yazınızda ismi geçen şahıslardan N.A. isimli şahıs da bu evde kalanlardan biriydi.Dördüncü sınıfta da bu evde kaldıktan sonra bu evden ayrıldım ve memleketimden tanıdıklarım vasıtası ile üniversitede tanışmış olduğum hukukçulular kulübüne ait evde kalmaya başladım. Üniversite eğitimimin son iki yılında kalmış olduğum bu evlerde, ilk yılımdaki bazı zamanlarda yapılan dini sohbetlere katılmak dışında hiçbir programına katılmadım herhangi bir görev almadım, gazetelerine dergilerine abone olmadım, gerçek yüzlerini sonradan görebildiğimiz bu hain örgütün hiyerarşik yapısında yer almadım. İsmi geçen N.A.'nın ifade ve sorgularında belirttiği gibi, asla evin sorumluluğunu üstlenmedim. Son sınıfta kalmış olduğum bu evde babamın İmam- Hatip olması nedeniyle Kuran-ı Kerim'i okuma ve namaz kıldırmayı bildiğim için bazen namazları cemaat ile kıldığımızda namazı kıldırmam nedeni ile husumetli olduğum bu şahsın daha kolay iftira atabileceğini düşünerek beyanda bulunduğunu düşünüyorum. Yine N. isimli bu şahıs ifadesinde, kendi telefonuna yüklediğini kabul ettiği BYLOCK isimli programı kendi telefonundan bir süre benim kullandığımı, ve bir süre sonra da kendi telefonumdan kullandığımı beyan etmiş ise de, bizzat kullanmakta olduğu telefonunu benim kendisinden alarak kullanmam hiçbir şekilde mantıklı bir açıklaması olmayan hayatın olağan akışına aykırı, suçtan kurtulmaya yönelik yalan beyanlardan ibarettir, kaldı ki her türlü araştırmanın yapılması durumunda benim kesinlikle böyle bir uygulamayı kullanmadığım ortaya çıkacaktır. Bu hususta gerçeğin ortaya çıkarılması hususunda bu şahsın telefonuna yüklü olan bu programın içeriklerinin ve görüştüğü şahısların tespit edilmesi, ve incelenmesini talep ederim. Bu yapıya ait evlerde kaldığım süreçte evlerden sorumlu şahıslar bizi yani evlerde kalanları farklı telefonlardan arıyorlardı. Telefonuma gelen bazı aramaların ankesörlü telefonlardan yapıldığını ilk savunma istemli yazınızdan öğrenmiş bulunmaktayım. Bu aramaların kim tarafından yapıldığını kesinlikle bilmiyorum ve hatırlamıyorum Ayrıca son iki arama tarihinde memleketimde bulunuyordum. Ancak bu hain örgüte ait evlerden ayrılmam sonrasında bana bir kaç kez ulaşmaya çalıştılar, söz konusu aramaların bunlar nedeniyle yapılmış olabileceğini düşünüyorum. Bu hain terör örgütüne ait evlerde bu örgütün gerçek yüzünü bilmeden kaldıysam da 17-25 aralık kumpası üzerine bu örgütün bilinenin aksine dini amaçlarla bir araya gelmiş bir oluşum olmadığı, aksine devletimizin bölünmez bütünlüğüne karşı illegal faaliyetler yürüten bir örgüt olduğunun ortaya çıkması üzerine 2015 yılı mayıs ayında bu evlerden ayrıldım, ve bu tarihten sonra asla irtibat veya bağlantım olmadı, ayrıldıktan sonra bu hain örgüt mensupları tarafından bir kaç sefer aranarak tekrardan irtibat kurulmak istense de asla bir daha bu terör örgütüne ait evlere veya başka bir ortama katılmadım. Son sınıfta aynı evde kaldığımız şahıslardan bazıları ile okuldan da tanıştığımız için okuldan sonra bir kaç sefer görüşsem de ileri zamanlarda bu şahıslarla da irtibatımı kopardım,..." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, örgüt toplantılarına ve örgüt tarafından düzenlenen etkinliklere katıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına yönelik kendi beyanının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının tanık ifadelerine karşı beyanlarına itibar edilmeyerek, FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b)Ankesörlü/Sabit Hat Telefon Görüşmesi Kaydı
i.Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik veya Ardışık Arama Kayıtları ile İlgili Genel Değerlendirme;
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2018/5526, K:2019/6842 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12/12/2019 tarih ve E:2018/44, K:2019/167 sayılı kararında; FETÖ/PDY terör örgütünün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterildiği, FETÖ kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinden;
-Ardışık Arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik Arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek Arama,
şeklinde iletişimin gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
Bu kapsamda, örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de; “Kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market, Büfe, Kırtasiye, İddia Bayii ve Lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefon hatlar” olduğu, birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise; kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market/Büfe/Lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.
Anılan kararlarda; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock, Eagle vb. gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb. benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların arama işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerinde denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı Kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya Kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının; arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda, aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit(büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının; mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan MAHREM İMAMLAR tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın, askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı ilgisiz ve alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasının amaçlandığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmalar/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden bir aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından, sorumlu bulunan gruplarla ilgili grup içerisinde bulunan tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile işyerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak Yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda, "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK Yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, ancak istisnai durumların olabileceği, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve sözde tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği, redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10”, “100” veya “99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş haliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı tespitlerinde bulunulmuş ve günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şeklinde yapılan aramaların; örgütün “gizlilik” ve “deşifre olmama” kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, FETÖ silahlı terör örgütünün TSK içerisindeki Mahrem Yapılanmasında faaliyet yürüten ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan bazı kişilerin ankesör-sabit hat(büfe-market vb.) aramalarına ilişkin birtakım ifadelerde bulundukları görülmüştür:
FETÖ silahlı terör örgütünün Kara Kuvvetlerindeki Mahrem Yapı içerisinde 2009-2014 yılları arasında askeri şahıslardan sorumlu öğretmen olarak faaliyet yürüten M.S.S. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) … sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 08/02/2018 tarihli ifadesi: “Buluşma esnasında bir sonraki buluşma zamanı belirlenirdi, ters bir şey olması durumunda bir sonraki hafta yine aynı gün ve aynı saate buluşma gerçekleşirdi. Bunların haricinde ben de ve bana bağlı olan Y. B. ve Ş. K. isimli kişilerde tuşlu telefon üzerinden görüşme yapılırdı.. Bir şahıs örgüt adına aranacaksa kontörlü telefonu bulunan büfe, market ve kuruyemişçilerden arama yapılmaktaydı, Ankesörlü numaralar kullanmıyorlardı. Diyarbakır da bulunduğum dönemde Diclekent bölgesinde carrefoursa market yakınında bulunan 3 adet bakkal ve büfeden sabit hatlardan arardık. Ankara ilinde Öveçler 4. Cadde üzerinde bulunan bir kuruyemişçiden, Çankaya civarında bulunan büfelerden arama yapardım.. Benim sorumlu olduğum askeri şahısların telefon numaralarını kendi cep telefonumun rehberine son dört rakamını 9999’a tamamlamak suretiyle kayıt yapmamızı bizle ilgilenen kişiler söylemişlerdi.. Kendi cep telefonlarımızdan kesinlikle arama yapmazdık. Asker şahıslara kendi cep telefon numaramızı, kendi ismimizi, işyerimizi, aile bilgilerimizi kesinlikle vermezdik, kullandığım kod ismi verirdik. İlgilendiğimiz asker şahıslar bizle tanıştırılırken kod adlarıyla tanıştırılırdı, ancak bizden sorumlu müdür ve müdür yardımcısı olan örgüt yöneticileri askerler gerçek isim ve konumlarını bize söylerlerdi” ,
FETÖ/PDY Terör Örgütü TSK Yapılanması içerisinde Müdür Yardımcısı olarak görev yapan M.B.'nin Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun yürüttüğü Silahlı Kuvvetler Soruşturması kapsamında verdiği ifadesi: “…Cep telefonlarını son iki rakamlarını 99'a tamamlayacak şekilde kodlayıp kâğıda kaydederdik. “aramam gerektiğinde kendi cep telefonumdan asla aramazdım. çünkü bu şekilde irtibat kurmak yasaktı. Bu durumu kısmen akademide görev yaparken de biliyordum, tedbir olarak uyguluyorduk. Bana bağlı öğrencileri aramam gerektiğinde olabildiğince evime uzak büfelerden kontörlü telefonlardan arıyordum. sadece bir kişiyi arardım, birkaç kişiyi arayacağım zaman farklı büfeleri gezerdim, bu da uyulması gereken bir tedbirdi, aynı büfeden art arda askerlerin aranmış olması, o büfeden arayan öğretmenin tedbire uymadığını gösterir.. neticede hangi tedbirleri alacağımız bize öğretilirdi ama tüm tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığı takibi pek mümkün değildi.” Toplantıya gelirken öğrencilerin arabayı mümkün olduğunca uzağa park etmesi gerekiyordu. Normalde cep telefonu da getirmemeleri gerekiyordu. Fakat benim öğrencilerim çoğunlukla doktor olduğu için acil hastaları olur diye getirenler tek tük çıkıyordu. Sorumlular kendi aralarında cep telefonu irtibatını başkası adına kayıtlı telefon hatlarıyla sağlarlardı. Bu telefon hatları ve mümkünse kullanıldığı cihaz ya imha edilirdi ya da sadece cihaz ikinci el olarak satılırdı. Ancak satma işine çok sıcak bakılmazdı. Genelde ucuz telefonlar imha edilirdi. Ben bu şekilde 5-6 civarında hat kullandım. Şuanda numaralarını hatırlamıyorum.”,
Binbaşı olarak görev yapmış olan E.İ. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) … sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 15/01/2018 tarihli ifadesi: “Buluşmalar genellikle buluşma esnasında bir sonraki buluşma yeri ayarlanırdı. Örgüt yöneticilerinin verdiği talimat doğrultusunda deşifre olmamak ve gizli kalması için, buluşma gerçekleşmez ise, bizle irtibat kuran örgüt mensupları bizi genellikle ankesörlü telefonlardan veya büfelerden bulunan sabit hatlardan bizi ararlar, bizde aynı şekilde örgüt yöneticilerini arayacağımız zaman büfelerde bulunan sabit hatlardan veya ankesörlü hatlardan irtibat kurmamız söylenirdi. Örgüt yöneticilerinin vermiş oldukları sabit numaraları veya cep telefonu numaralarını ya ezberlerdik ya da bir kâğıda yazardık. Yazarken de numaraları baştaki GSM şirketinin sabit kalması şartı ile (örneğin 05.. sabit kalırdı) diğer numaraları bir arttırarak kâğıda yazardık, cep telefonumuza kesinlikle kayıt yapmazdık. Hts kayıtlarım incelendiğinde örgüt üyeleri görüştüğüm dönemde sabit numaralardan ve Ankesörlü hatlardan arandığım ve aradığım anlaşılacaktır”
Örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile yukarıda aktarılan şekilde irtibat kurduğunun tespit edilmesinden sonra, Hakimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığının 08/10/2019 tarihli yazısıyla Emniyet Genel Müdürlüğünden, haklarında FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının bulunup bulunmadığı konularında araştırma yapılan Hakim ve Cumhuriyet Savcıları hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün sözde imamlarıyla örgütsel faaliyetlerle ilgili olarak ankesörlü sabit hatlardan ya da büfe vb. yerlerde kurulu bulunan kontörlü telefon hatlarından iletişime geçip geçmedikleri yönünde çalışma yapılarak ayrıntılı raporun hazırlanması istenmiştir.
Bu kapsamda, Emniyet Genel Müdürlüğünce hazırlanan 17/02/2020 tarihli analiz raporuna göre örgütün mahrem yapılanmasına mensup şahısların kendi sorumluluğundaki örgüt üyelerine talimatları iletmek amacıyla ankesör/büfe/sabit telefonları kullanarak yaptığı aramaların genel olarak çok kısa sürdüğü, yapacağı ikinci arama öncesi belli bir süre beklediği ya da o esnada arkasında telefon sırası bekleyen sıradan vatandaşa telefon kullanım hakkı verdiği, deşifre olmamak için yaptığı aramalar arasında da bu nedenle bilinçli olarak alakasız numaraların bulunduğu, bu ardışık aramaların ortalama 300 saniye sürdüğü belirtilmiş ve bir kısım hakim ve savcı hakkında bu belirlemelere istinaden ardışık, periyodik ya da tekil arama tespiti yapılmıştır.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan bazı kişilerin etkin pişmanlık kapsamında verdikleri ifadeler de Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün sözde imamlarıyla örgütsel faaliyetlerle ilgili olarak ankesörlü sabit hatlardan ya da büfe vb. yerlerde kurulu bulunan kontörlü telefon hatlarından iletişime geçtiğinin ispatı niteliğindedir;
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.S. hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2019 tarihli sorgulama tutanağı: " ... ... isimli örgüt abisi benim cep telefonu numaramı aldı. Ben kendisini görsem teşhis ederim. Bu kişinin gerçek ismini bilmiyorum. Bu kişinin bana sormuş olduğunuz M.K. olup olmadığını da bilmiyorum. Ben bu göreve atandıktan sonra artık işin ciddiyetinin farkına vardım. Bugüne kadar ne yaptığımı sorguladım. Hatta bu konuyu annemle de konuştum. Bir öz eleştiri yaparak bir daha bu örgütle görüşmeme kararı aldım. ... isimli sivil imam beni sabit hatlardan ve cep telefonu hatlarından çok kez aradı. Kendisinin 2015 yılı Ocak ayındaki aramasına cevap verdim. Bana ısrarla benimle görüşmek istediğini söyledi. Ben kendisine Palu'da hakim olduğumu, görüşmek istemediğimi söyledim. Bana hükümet konağına geleceğim diyerek tabiri caizse aba altından sopa gösterdi. Ben de bunun üzerine kendisinin Palu'ya gelmesinin doğru olmayacağını düşündüğüm için Kovancılar ilçesine gel orada görüşelim dedim. Kovancılar ilçesinde yol kenarında bir yerde buluştuk. Malatya'dan geldiğini biliyorum. Bana Elazığ merkezde başka hakim savcılarla bir araya geldiklerini, benim de bu buluşmalara katılmamı söyledi. Ben kendisinin teklifini reddettim. Katılmayacağımı söyledim. Siyasi söylemlere başladı. Cumhurbaşkanını eleştirdi. Bu sürecin geçecegini ve kendilerinin galip gelecegini söyledi. Ben yine teklifini kabul etmedim ve oradan ayrıldık. Kendisi yine beni aramaya devam ediyordu. 2015 yılı Mayıs ayında Ankara'da ailemin yanında idim. Elazığ kodlu bir numara aradı. Ben de adliyeyle ilgili bir durumdan dolayı arandığımı düşünerek telefona cevap verdim. Arayan kişi ... kod isimli kişiydi. Yine benden kendisi ile görüşmemi istedi. Ben yine kabul etmedim. Ne zaman Elazığ'a geleceğimi sordu ve görüşmeyi sonlandırdık. Bu görüşmeden sonra kendisi beni bir çok defa aradı. Ancak ben hiç birisine cevap vermedim. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K.'ya ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "... Eşim mesleğe Kastamonu ilini kura çekerek 2013 yılında hakim olarak atandı, bende 3 ay sonra 2013 yılı Temmuz ayında Mersin İli Erdemli ilçesine hakim olarak atandım. Yapıda kalan arkadaşlarım atanma yerlerine göre gidecekleri yerde birbirleri ile irtibat kurabilmeleri amacıyla aynı bölgeye atanan kişilerin göreve başlamadan önce staj evlerinde topladılar. Bu evlere sivil şahıslar gelerek bizden irtibat numaramızı aldılar... Ayrıca gideceğimiz yerlerde bizimle önceden belirlenen grup sorumlularının görüşeceklerini bu kişilerin evlerine giderek program yapacağımızı bu nedenle telefon numaralarımızı bu kişilere vereceklerini, bu kişilerin de atandığımız yere vardığımızda bizi arayarak bizimle irtibata geçeceklerini söylediler. Toplantı sona erdi. Zaten bu sivil abiler yapı içerisinde BYLOCK kullanılmaya başlanıncaya kadar genelde grup sorumlularının geleceği zaman ankesörlü telefondan irtibat kuruyorlardı. Ben de bu şekilde Kastamonu ilinde iken ... KOD ADLI H.C. tarafından ankesörlü telefondan aranmıştım. Bu görüşme sonrasında ben 17 Temmuz'da yapılan 15. Dönem kurasında Mersin ili Erdemli ilçesine kura çektim ve burada Hakim olarak göreve başladım. Ben göreve başlamadan önce beni bir numara arayarak Tarsus Cumhuriyet Savcısı olan A.A. isimli şahıs olduğunu söyledi ve bana hitaben 'Erdemli'ye geldiğinde haberim olsun irtibata geçelim' şeklinde söyledi. Bende Erdemli'de bir ay kadar görev yaptım. Bu süre zarfında yapıya mensup kimseyle görüşmedim. ..."
ii.Ankesörlü/Sabit Hat telefon görüşmesi kaydının davacı yönünden değerlendirilmesi
Dava dosyasına sunulan 30/01/2020 tarihli Analiz İnceleme ve Tespit Tutanağının incelenmesinden, davacının kendi adına kayıtlı ve kullanımında olan … GSM nolu hattının İstanbul İl Merkezinde bulunan (4) ayrı ankesörlü telefondan, (28/10/2014-31/08/2016) tarihleri arasında toplam (6) kez arandığı, bu aramalarda V.T., O.D., O.Ö. isimli şahıslarla (28/10/2014 – 19/07/2016) tarihleri arasında (4) ayrı ardışık aramasının bulunduğu, toplam (6) kez yapılan aramalardan, (2)'sının tekil, (4) tanesinin ise ardışık olduğu tespit edilmiştir.
Davacı tarafından, HTS kayıtlarında adına kayıtlı hattı arayan kişinin kim olduğunun belirlenmediği, örgütsel olduğu iddia edilen aramaların içeriğinin tespit edilemediği, içeriği bilinmeyen HTS kayıtlarının örgüt üyeliği için aranan kriterleri sağlamadığı beyan edilmiştir. Ankesörlü telefon görüşmesi kaydı ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan Analiz İnceleme ve Tespit Tutanağının birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla yukarıda yer verilen iletişime dair kayıtların incelenmesinden davacının örgütün örgütsel amaçlı haberleşme metotlarından olan “ankesörlü/sabit hatlardan aranma” gizli iletişim sistemine dahil olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca tesis edilmiştir. Anılan madde hükmü, 7145 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK'ye eklenmiş ve 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak, dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla, kararlara dayanak olan düzenlemenin mevzuatta öngörülen usuller dâhilinde kanunlaşmış ve yürürlükte olduğu görülmektedir. Bu durumda, özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olduğundan, müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ terör örgütünün darbe teşebbüsü üzerine ilan edilen olağanüstü halin sona ermesinden sonra olağan dönemde de örgütle mücadelenin hukuk devleti ilkesine uygun ve etkin bir şekilde devam ettirilmesi, FETÖ terör örgütünün ve bu örgütle iltisak veya irtibatı bulunanların yargıdaki varlığının ortadan kaldırılması ve bu bağlamda millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle, FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, olağanüstü hal sona erdikten sonra olağan dönemde de devam eden bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu yaptırımın da yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren yaptırımın demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir yaptırım olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/09/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.