T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1691
Karar No : 2023/383
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
KARŞI TARAF (DAVALI) : …Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 01/10/2020 tarih ve E:2017/7309, K:2020/4080 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin …tarih ve …sayılı kararının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 01/10/2020 tarih ve E:2017/7309, K:2020/4080 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda, …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın 17/07/2018 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Bununla birlikte, davacının terör örgütüne üye olma suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt programlarına katıldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemlerle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, kararın hukuka aykırı olduğu, kararda bireyselleştirilmiş ve doyurucu bir gerekçe bulunmadığından adil yargılanma hakkının ihlal edildiği; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin milletlerarası mercilerce belirlenen kanunilik kriterlerini taşımadığı, usulüne uygun olarak yasama meclisinde onaylanmadığı, aynı zamanda 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu hükümlerine de uygun olmadığı, öngörülebilirlik, belirlilik ve ölçülülük ilkelerine uygun bulunmadığı, uygulanması bakımından 17-25 Aralık 2013 tarihlerinin esas alınması gerektiği; kendisiyle aynı hukuki pozisyondaki bazı yargı mensupları görevlerine devam ederken kendisinin ihraç edilmesinin anlaşılabilir olmadığı, bu suretle ayrımcılık yapıldığı ve takdir yetkisinin keyfi kullanıldığı; konuyla ilgili Venedik Komisyonu raporu ve Anayasa Mahkemesinin emsal kararı bulunduğu; isminin idari bir kararla internette yayınlanarak masumiyet karinesinin ihlal edildiği; işlemin cezai nitelik taşıdığı ve ölçülü olmadığı, suç ve cezaların geriye yürümezliği ilkesine aykırı olduğu; kamudan arındırma politikalarının ancak meşru amaca ulaşmak için objektif ve makul ölçütlere dayalı olarak, adil yargılanma teminatlarına uyularak, bireysel değerlendirme sonucu yapılabileceği; işlemin bir neticesi olarak özel sektörde dahi iş bulamadığı; demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün hangi hallerde ihlal edilmiş sayılacağının belli olmadığı; 2012 yılı Haziran ayında bu örgütle olan konaklama ilişkisini sonlandırdığı; hangi sebeple ihraç edildiğini bilmediği; idarenin ileri sürdüğü ifadelerin, hakkında düzenlenen iddianamedeki ifadeler olduğu; görevden uzaklaştırma ve ihraç sonrası verdiği dilekçeleri hakkındaki iddiaları bilmeden yazdığı; savunma hakkı tanınmadığı; işlemin 6087 ve 2802 sayılı Kanunlar çerçevesinde başladığı ve bunlara bağlı kalınarak devam etmesi ve disiplin soruşturması yapılması gerektiği; anayasal hâkimlik teminatının ihlal edildiği; ceza yargılamasıyla idari yargılama arasında farklılık olabileceği ancak masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi gerektiği; beraat etmesine rağmen göreve dönememesinin bu karineyi çiğnediği; ihraç edilmiş kişiyle mahkum edilen kişi arasındaki sosyolojik farklılığın ancak işlemin iptal edilmesiyle ortaya koyulabileceği; Daire kararıyla toplum nezdinde suçlu olduğu izlenimi uyandırıldığı; makul sürede yargılama yapılmadığı; dava dilekçesinde iddia ettiği temel hususların Daire kararında tartışılmadığı; sadece 2009-2012 yılları arasında üniversitede öğrenim görürken sonradan terör örgütü olduğu ortaya çıkan yapıya ait evlerde konaklama maksadıyla kaldığı; o tarihlerde bu örgütün terör örgütü olarak nitelendirilmediği ve bunun külfetinin sırtına yüklenemeyeceği; benzer durumdaki kişilerin kamu görevine devam ettiği; iltisak ve irtibat değerlendirmesine esas alınacak tarihin Daire kararında belirtilmediği; idarenin 17-25 Aralık sürecinden öncesini esas almasının sebebinin Dairece araştırılması gerektiği; Daire kararında, kendisinin beyanlarına itibar edilmediğinin belirtildiği, fakat, kendisinin üniversite döneminde bu yapının evlerinde kaldığına yönelik tanık beyanlarındaki bu durumu inkar etmediği; tanıklardan K.C.'nin beyanlarına itibar edilemeyeceği çünkü bilgisi ve görgüsü olmadığı bir konuda maddi gerçeğe uygun beyan vermediği; üniversite döneminde bu yapının evlerinde kalmasının örgütle süregelen ilişki içerisinde olduğunu göstermeyeceği, fakülte bitince konaklama ihtiyacı kalmadığı için örgütle ilişkisi kalmadığı; bu süreçten sonra herhangi bir ilişki ağı içerisinde bulunmadığından "süregelen" nitelemesinin kendisi açısından doğru olmadığı; bu niteleme açısından Dairenin bir kıstas göstermediği ve bireyselleştirme yapmadığı; iltisak ve irtibat kavramlarına hangi anlamların yükleneceğinin ve hangi kıstaslar esas alınarak bu kavramların içinin doldurulacağının belli olmadığı, bu hususun kararda tartışılmadığı; özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği; temel haklarına yapılan müdahalenin demokratik toplumda gereklilik, hakkın özü ve ölçülülük yani elverişlilik, zorunluluk ve oranlılık kriterlerini taşımadığı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin askıya alınması durumunda dahi bazı haklara müdahale edilemeyeceği, bu imkanın hakların sınırlandırılmasına ya da yok edilmesine dayanak olamayacağı belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 01/10/2020 tarih ve E:2017/7309, K:2020/4080 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 01/03/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.