T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1747
Karar No : 2023/636
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 28/12/2020 tarih (Daire kararında sehven 15/12/2020 yazılmıştır) ve E:2019/15168, K:2020/13872 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 25/01/2017 tarih ve 681 sayılı Kentsel Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararının "Kentsel Sit Alanlarında Uygulama ve Denetleme" başlıklı 2. bölümünün "Geçiş Dönemi Koruma Esasları ve Kullanma Şartları Belirlenmemiş Alanlarda" başlıklı 1. kısmının tümü, aynı bölümün "Geçiş Dönemi Koruma Esasları ve Kullanma Şartları Belirlenmiş Alanlarda" başlıklı 2. kısmında yer alan "Bu alanlarda; tevhid, ifraz vb. uygulamalar ile alt yapı uygulamalarının geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları doğrultusunda ilgili koruma bölge kurulunca uygun bulunması koşulu ile yapılabileceğine," ifadesi, aynı kısımda yer alan 2.1. maddesinin (b) bendi, yine aynı kısımda yer alan 2.3. maddesinin, aynı bölümün "Koruma Amaçlı İmar Planı Bulunan Alanlarda" başlıklı 3. kısmında yer alan 3.3. maddesinin (a) bendinin 1. paragrafındaki "söz konusu uygulamalarda, kontur, gabari, fonksiyon vb. değişiklik olması halinde konunun koruma amaçlı imar planı değişikliği teklifi olarak ilgili koruma bölge kuruluna iletilmesine, plan değişikliği onaylanıncaya kadar uygulama yapılmamasına" ifadesi ile aynı maddenin 3. paragrafının ve "etkileşim geçiş sahası" tanımına yer verilmemesi şeklindeki eksik düzenlemenin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 28/12/2020 tarih ve E:2019/15168, K:2020/13872 sayılı kararıyla;
Dava konusu İlke Kararının "etkileşim geçiş sahası"nın tanımını kaldırmış olması sebebiyle eksik düzenlemenin söz konusu olduğu iddiasının incelenmesinden;
"Etkileşim geçiş sahası"nın 2863 sayılı Kanunda tanımlandığı ve söz konusu tanım maddesinin halen yürürlükte olduğu dikkate alındığında, daha önce 720 sayılı İlke Kararında "etkileşim geçiş sahası" tanımına yer verilmişken dava konusu 681 sayılı İlke Kararında bu tanıma yer verilmemiş olmasının yürürlükteki mevzuatta bir boşluğa sebep olduğu ve bu nedenle dava konusu İlke Kararında eksik düzenlemenin söz konusu olduğu yönündeki iddianın yerinde görülmediği,
Öte yandan, 19/04/1996 tarih ve 420 sayılı İlke Kararında, sit alanlarının korunabilmesi için salt bu alanların değil, bu alanları doğrudan etkileyen geçiş bölgelerinin de sit alanı ile birlikte uyumlu ve sağlıklı bir planlama anlayışı içinde ele alınmasının zorunlu olduğu belirtilerek koruma amaçlı imar planlarının yapımı sırasında sit bölgeleri ile bütünlük gösteren, yoğunluk ve yerleşme düzeni sit bölgeleri ile uyum içinde oluşması ve gelişmesi öngörülen ve siti bütünleyen alanların, daha önceden sit sınırları içindeyken sit sınırları dışına çıkarılmış-bozulmuş sitlerin, sit sınırları dışında tutulmuş korunacak sokak, meydan yapı grupları ve benzerlerinin, sit bölgeleri arasında kalmış, sitleri doğrudan etkileyen, kurul denetiminin yapılamadığı alanların, fiziki planlama ve koruma sorunlarının çözümünü sağlamak amacıyla planlama sırasında "etkileme geçiş alanı" olarak planlama sınırları içerisinde alınmasının öngörüldüğü, söz konusu İlke Kararının da hala yürürlükte olduğu, dava konusu düzenleme ile "etkileşim geçiş sahası" tanımının mevzuattan kaldırılması sonucunda bu tarz alanların plan yapımı esnasında gözetilmeyeceği yönündeki iddianın anılan İlke Kararı nedeniyle de yerinde görülmediği,
Dava konusu İlke Kararının "Kentsel Sit Alanlarında Uygulama ve Denetleme" başlıklı 2. bölümünün "Geçiş Dönemi Koruma Esasları ve Kullanma Şartları Belirlenmemiş Alanlarda" başlıklı 1. kısmının hukuka aykırı olduğu iddiasının incelenmesinden;
İlke kararının bu kısmında, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenmemiş alanlarda tescilli ve ruhsatlı tescilsiz yapılarda tadilat ve tamiratlar ile tescilli yapılarda esaslı onarım hususlarının düzenlendiği, daha önce yürürlükte bulunan 720 sayılı İlke Kararında da geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenmemiş kentsel sit alanlarında esaslı onarımlara ve diğer tadilat ve tamiratlara izin verildiği, her iki İlke Kararında da tescilsiz yapıların ruhsatlı olması koşulunun arandığı, bu itibarla söz konusu düzenlemeler arasında önemli bir farkın bulunmadığı,
Dava konusu İlke Kararıyla; kentsel sit alanlarında geçiş dönemi koruma esaslarının belirlenmemiş olduğu dönemde tescilli yapılar açısından hem tadilat ve tamiratlara hem de esaslı onarımlara, tescilsiz yapılar içinse sadece tadilat ve tamiratlara izin verilmesinin, gerek Anayasada düzenlenen mülkiyet hakkına, gerekse davalı idarenin 2863 sayılı Kanunun 10. maddesinde yer alan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak ve aldırmak görevine uygun olduğu, Kaldı ki, 720 sayılı İlke Kararıyla; kentsel sit alanlarında geçiş dönemi koruma esaslarının belirlenmemiş olduğu dönemde, tescilsiz yapılarda da esaslı onarımlara izin verilmişken dava konusu İlke Kararıyla tescilsiz yapılar açısından esaslı onarım imkanının kaldırıldığı, bu nedenle değişikliğin söz konusu dönemde kentsel sitlerde tadilat/tamirat dahil hiçbir uygulamaya olanak tanınmaması gerektiği yönündeki iddiaya daha uygun olduğu,
2. bölümün "Geçiş Dönemi Koruma Esasları ve Kullanma Şartları Belirlenmiş Alanlarda" başlıklı 2. kısmında yer alan “Bu alanlarda; tevhid, ifraz vb. uygulamalar ile alt yapı uygulamalarının geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları doğrultusunda ilgili koruma bölge kurulunca uygun bulunması koşulu ile yapılabileceğine” ifadesinin hukuka aykırı olduğu iddiasının incelenmesinden;
2863 sayılı Kanunun 17. maddesi uyarınca bir alanın sit alanı olarak ilan edilmesinin bu alana ilişkin olarak daha önce yapılmış olan her türlü plan uygulamasını durduracağı, söz konusu alanda sit ilanı üzerine uygulanacak imar rejiminin belirlenmesi amacıyla üç yıl içinde koruma amaçlı imar planının yapılması gerektiği, koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar koruma bölge kurullarınca üç ay içinde alanda uygulanacak geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi gerektiği, koruma amaçlı imar planının üç yıllık süre içerisinde zorunlu nedenlerle yapılamaması halinde bu sürenin uzatılabileceği, gerek koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar geçecek sürede ve gerekse koruma amaçlı imar planı yapılması için kanunda belirlenen sürenin uzatıldığı durumlarda ise, her türlü imar uygulamasının yürürlükteki geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına göre yapılması gerektiği,
Dava konusu İlke Kararıyla; ifraz, tevhit vb. imar uygulamalarının, alanda geçerli geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına göre ve koruma bölge kurullarının izni doğrultusunda yapılabileceği öngörülmüş olduğundan söz konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmediği,
Öte yandan, her ne kadar davacı tarafından 720 sayılı İlke Kararında, gerek geçiş dönemi koruma ve kullanma koşulları belirlenmemiş gerekse belirlenmiş alanlarda, hiçbir surette imar uygulaması yapılmasına izin verilmediği, dava konusu düzenlemede yapılan değişiklikle kentsel sit alanlarında koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar imar uygulaması yapılmasının önünün açıldığı ileri sürülmüş ise de, her iki İlke Kararında da kentsel sit alanlarında, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmiş olduğu dönemde, bu şartlara uygun olmak koşuluyla tevhit, ifraz vb. imar uygulamalarının yapılmasına izin verildiği, dolayısıyla iki düzenleme arasında bu açıdan da bir fark bulunmadığı,
2. bölümün 1. kısmında yer alan 1.1.b ve 2. kısmında yer alan 2.1.b maddelerinin 2863 sayılı Kanunun 57. maddesine (Dava dilekçesinde sehven 56. madde yazılmıştır) aykırı olduğu iddiasının incelenmesinden;
2863 sayılı Kanunun "Koruma Bölge Kurullarının görev, yetki ve çalışma şekli" başlıklı 57. maddesinin 7. ve 8. fıkraları ve Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları, Proje Büroları ile Eğitim Birimlerinin Kuruluş, İzin, Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesi ve "Koruma, uygulama ve denetim bürolarının görevleri" başlıklı 7. maddesinin birlikte değerlendirilmesinden; bünyesinde koruma uygulama denetim bürosu (KUDEB) bulunan idarelerde, taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, bunların koruma alanları ve sit alanlarında tescilli yapılardaki tadilat ve tamiratlar açısından esas yetkilinin KUDEB'ler olduğu, bu yerlerde esaslı onarımın söz konusu olması halinde ise KUDEB'lerin onarımı durdurarak konuyu belgeleriyle koruma bölge kurulu müdürlüğüne iletmekle yükümlü oldukları, bünyesinde KUDEB bulunmayan idareler açısından ise, esaslı onarımlar kadar tadilat ve tamiratların da koruma bölge kurullarının izin ve denetimi altında yapılacağı,
Dava konusu İlke Kararının bu maddelerinin tadilat ve tamiratlara ilişkin olduğu, İlke Kararının diğer kısımları incelendiğinde, tescilli yapılarda esaslı onarımlar açısından asıl yetkilinin koruma bölge kurulları olarak düzenlendiği ve tadilat ve tamiratın yukarıda yer verilen tanımı dikkate alındığında, kentsel sit alanlarında yer alan 1. grup dışındaki tescilli yapılarda tadilat ve tamiratlar açısından asıl yetkilinin KUDEB’ler haline getirildiği, ancak 2863 sayılı Kanunun 57. maddesinde, İmar Kanununun 21. maddesinde yer alan ruhsata tabi olmayan tadilat ve tamiratlar açısından KUDEB’lerin esas yetkili kılındığı, bunun dışındaki tüm inşai ve fiziki müdahalelerde koruma bölge kurulu izni gerektiğinin açıkça düzenlendiği, İlke Kararının anılan maddeye aykırı olduğu yönündeki iddianın yerinde görülmediği,
2. bölümün 2. kısmında yer alan 2.3. maddesiyle hukuka aykırı olarak koruma amaçlı imar planı yapılmamış kentsel sit alanlarında yeni yapılaşma ve esaslı onarım imkanı tanındığı iddiasının incelenmesinden;
2863 sayılı Kanunun 17. maddesinde, sit alanlarında koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar koruma bölge kurulu tarafından belirlenen geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına uygun olarak imar uygulamaları yapılabileceğinin düzenlendiği, dava konusu İlke Karararıyla; tescilsiz yapılardaki esaslı onarımlara ve yeni yapılanmalara sadece geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenmiş kentsel alanlarında ve sit alanındaki doku bütünlüğünü zedelemeyecek ve çevresi ile birlikte etüt edilerek hazırlanacak mimari projelerinin koruma bölge kurulunca uygun bulunması ön koşuluyla izin verildiği ve söz konusu İlke Kararının başlangıç bölümünde, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenirken koruma amaçlı imar planı kararlarını etkileyebilecek nitelik ve yoğunluktaki uygulamalara izin verilmeyeceği, kentsel sitin doku özelliklerine bağlı olarak yoğunluk, kütle, konum, yükseklik, mimari özellikler, yapı malzemesi, renk ve benzeri koşulların tanımlanacağının da belirtildiği dikkate alındığında, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan, 720 sayılı İlke Kararında da, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenmiş alanlarda yeni yapı yapılmasına izin verildiği, dava konusu İlke Kararında, 720 sayılı İlke Kararına ek olarak bu alanlardaki tescilsiz yapılarda esaslı onarımlara da izin verildiği,
Dava konusu İlke Kararında, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmediği alanlarda tescilsiz yapılarda esaslı onarımlara izin verilmediği, bu tip inşai müdahalelere sadece geçiş dönemi koruma esaslarının belirlendiği alanlarda izin verildiği, 720 sayılı İlke Kararında ise, geçiş dönemi koruma esasları belirlenmemiş alanlarda tescilsiz yapılarda esaslı onarım yapılabileceği belirtilirken geçiş dönemi koruma esaslarının belirlendiği alanlarda yapılabilecekler arasında tescilsiz yapılarda esaslı onarımların sayılmadığı, başka bir anlatımla, 720 sayılı İlke Kararında, imar uygulamalarının koruma bölge kurullarınca ve kentsel sit dokusunun korunması yaklaşımıyla belirlenmiş şartlara bağlandığı bir alanda tescilsiz yapılarda esaslı onarımlara izin verilmezken böyle bir koruma yaklaşımının henüz geçerli olmadığı alanlarda tescilsiz yapılarda esaslı onarımlara izin verildiği dikkate alındığında, iki İlke Kararı arasındaki söz konusu farklılık açısından 681 sayılı İlke Kararının hukuka uygun olduğu kadar, kendi içinde daha tutarlı ve koruma ilkelerine daha uygun olduğu,
2. bölümün "Koruma Amaçlı İmar Planı Bulunan Alanlarda" başlıklı 3. kısmında yer alan 3.3. maddesinin (a) bendinin 1. paragrafındaki "söz konusu uygulamalarda, kontur, gabari, fonksiyon vb. değişiklik olması halinde konunun koruma amaçlı imar planı değişikliği teklifi olarak ilgili koruma bölge kuruluna iletilmesine, plan değişikliği onaylanıncaya kadar uygulama yapılmamasına" ifadesi ile aynı maddenin 3. paragrafının planlama ve koruma ilkelerine aykırı olduğu iddiasının incelenmesinden;
Dava konusu İlke Kararıyla; koruma amaçlı imar planlarında gabari, kütle, malzeme, renk, cephe/plan/parsel tipolojisi analizlerinin bulunması gerekliliğinin kural altına alındığı, bu yaklaşımın, kentsel sit alanlarının doku bütünlüğünün korunması açısından destekleyici olduğu, davalı idarenin savunma dilekçesinde, dava konusu 681 sayılı İlke Kararı yürürlüğe girene kadar geçen sürede, yürürlükten kaldırılan 720 sayılı İlke Kararına uygun olarak hazırlanan koruma amaçlı imar planlarının koruma bölge kurullarınca onaylanarak yürürlüğe girmiş olduğunun belirtildiği, söz konusu planların İlke Kararında belirtilen yeni esaslar doğrultusunda revize edilmesi sürecinde, kentsel sit alanlarında zorunlu uygulamaların mevcut koruma amaçlı imar planlarına göre yürütülmesinin mülkiyet hakkının korunmasına ve kamu yararına uygun olduğu, öte yandan bir kentsel sit alanında, hem revize koruma amaçlı imar planı yapımından hem de o alanda mevcut koruma amaçlı imar planlarına göre yapılacak uygulamalara izin ve onay vermekten aynı koruma bölge kurulunun yetkili ve görevli olduğu hususları dikkate alındığında, İlke Kararının iptali istenen kısmında hukuka aykırılık görülmediği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, yürürlükten kaldırılan 720 sayılı İlke Kararında yer verilen etkileşim geçiş sahası tanımının dava konusu İlke Kararıyla kaldırılmasının belirsizlik doğurduğu, Kanunda tanımının yapılmış olması nedeniyle kentsel sit alanlarının koruma planlarına dair ilkeler belirlenirken etkileşim geçiş sahası tanımına yer verilmemesinin hukuka aykırı olduğu, 2863 sayılı Kanunun 17. maddesinin 2. fıkrası gereği koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar geçerli olacak koruma esaslarının sit alanı ilanından itibaren üç ay içinde belirlenmesi gerektiği, dolayısıyla geçiş dönemi koşullarının belirlenmediği bu üç aylık bir sürede herhangi bir uygulamaya izin verilmemesi gerekirken dava konusu İlke kararının “Kentsel Sit Alanlarında Uygulama ve Denetleme” başlıklı 2. bölümünün “Geçiş Dönemi Koruma Esasları ve Kullanma Şartları Belirlenmemiş Alanlarda” başlıklı 1. kısmında tadilat ve tamirat uygulamaları tarif edilmesinin Kanuna uygun olmadığı gibi uygulamada suistimallere de yol açabileceği, maili inhidam durumundaki yapılara ilişkin uygulamaların 660 sayılı İlke Kararında düzenlendiği, dolayısıyla İlke Kararının bu kısmının maili inhidam durumundaki yapılar için düzenlendiği iddiasının mesnetsiz olduğu, esaslı onarım kapsamında yeniden yapım yani tescilli fakat yok olmuş bir yapının rekonstruksiyonunun da yer aldığı, kentsel sit alanlarının koruma amaçlı imar planları bir yana geçiş dönemi koruma esaslarının dahi belirlenmediği, sadece üç aylık bir sürede yok olan bir tescilli yapının yeniden yapımı için karar alınabilmesinin kentsel sit alanı tanımı ve bu alanların korunması ilkeleriyle bağdaşmadığı, dava konusu İlke Kararının 2. bölümünün “Geçiş Dönemi Koruma Esasları ve Kullanma Şartları Belirlenmiş Alanlarda” başlıklı 2. kısmında ifraz ve tevhid uygulamalarına izin verildiği, yürürlükten kaldırılan 720 sayılı ilke kararında “yeni imar parseli oluşturmak üzere ifraz ve tevhid yapılamayacağına” ve "her ne surette olursa olsun imar uygulaması yapılamayacağına” şeklinde ifadelerle gerek geçiş dönemi koşulları belirlenmeden gerekse belirlendikten sonra bu uygulamaların yasaklanmış olduğu, ancak dava konusu İlke Kararında “bu alanlarda tevhid, ifraz vb. uygulamalar ... yapılabileceğine” denilerek koruma bölge kurulu izni ile bile olsa bu uygulamaların önünün açıldığı, bu durumun Kanun, Yönetmelik ve planlı koruma ilkesine aykırı olduğu, 2863 sayılı Kanun ve Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelikte sit alanlarında ifraz ve tevhid uygulaması yapılabileceğine dair hiç bir düzenlemeye yer verilmediği, Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararlarıyla Kanun ve Yönetmelikte bulunmayan uygulamalara imkan tanıması ve bu çerçevede ilkeler belirlemesinin hukuka aykırı olduğu, koruma amaçlı imar planı henüz hazırlanma aşamasındayken bundan bağımsız, bunu bilmeden koruma bölge kurullarının vereceği ifraz/tevhid kararlarının en temel şehircilik ilkelerine aykırı olduğu, daha planlama çalışması yapılırken parsel düzeninin değiştirilmesinin planı yürürlüğe girmeden işlevsiz ve uygulanamaz kılacağı, nitekim üretilen plan ile arazinin parsel durumu arasında uyumsuzluğun söz konusu olacağı ve bu nedenle plan hazırlayıcıların gerçek bilimsel verilerle plan hazırlamasının baştan engellenmiş olacağı, dava konusu İlke kararının 2. bölümünün 2. kısmında yer alan 2.1.b maddesi ile 2. grup yapıların tadilat ve tamirat uygulamalarında koruma bölge kurullarından izin alınması şartının kaldırıldığı, belediyeler bünyesinde kurulan koruma uygulama ve denetim bürolarının (KUDEB) esas yetkili kılındığı, oysa 2863 sayılı Yasanın 57. maddesinde KUDEB'lere sadece İmar Kanununun 21. maddesi kapsamına giren ruhsata tabi olmayan tadilat ve tamiratlar için yetki verildiği, dolayısıyla 1. grup yapı dışındaki yapılarda da bu kapsamda olmayan tadilat ve tamiratlarda KUDEB'lerden değil koruma bölge kurullarından izin alınması gerektiği, dava konusu İlke Kararının 2. bölümünün 2. kısmında yer alan 2.3. maddesiyle henüz koruma amaçlı imar planı yapılmamış kentsel sit alanlarında yeni yapılaşma ve esaslı onarımların yapılabilmesine izin verildiği, oysa uygulama imar planı bulunmayan herhangi bir alanda dahi her türlü yapılaşmanın İmar Kanunu ile yasaklandığı, bir alanın kentsel sit alanı ilan edilmiş olmasının o alandaki her türlü yapılaşma kararında daha dikkatli olunmasını gerektirdiği, bu alanlarda koruma amaçlı imar planı yapılmadan yeni yapı ve esaslı onarımların hiçbir şekilde yapılmaması gerektiği, aksi halde plansız yapılaşma sonucunda kentsel sitin bir bütün olarak korunması gereken dokusunun yok olabileceği, dava konusu İlke Kararının 2. bölümünün "Koruma Amaçlı İmar Planı Bulunan Alanlarda" başlıklı 3. kısmında yer alan 3.3. maddenin birbiriyle çelişkili, koruma amaçlı imar planını ikinci plana atan ve uygulamalarda farklılıklara yol açacak düzenlemeler içerdiği ve bu nedenle koruma ilke ve kurallarıyla bağdaşır bir yanının bulunmadığı, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Anayasanın 63. maddesi uyarınca 2863 sayılı Kanunla kendisine verilen görevleri kapsamında kentsel sit alanlarında bilimsel yöntemleri ve ilkeleri gözeterek uygulamalara yön verici karar alması gerekirken koruma ilkelerini gözetmeyen bir ilke kararı aldığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile hukuk ve usule uygun olan Danıştay Altıncı Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 28/12/2020 tarih ve E:2019/15168, K:2020/13872 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 30/03/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.