T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1842
Karar No : 2023/224
TEMYİZ EDEN (DAVACI): …
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI): … Kurulu
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Beşinci Dairesinin 06/07/2020 tarih ve E:2016/58232, K:2020/3140 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 06/07/2020 tarih ve E:2016/58232, K:2020/3140 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın istinaf edilmeyerek 09/02/2018 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Bununla birlikte, davacının terör örgütüne üye olma suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde "A1" olarak adlandırılan grup içerisinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte müzahir gazeteye ve dergiye abone olduğuna ve diğer hususlara yönelik ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Yıllık Kurulu üyeliği yönünden, davacının örgütün yargıda etkin olduğu dönemde Adalet Akademisinde Yıllık (Albüm) Kurulu üyeliği yapmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğunun değerlendirildiği belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemlerle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, savunma hakkı tanınmadığı; adalete erişim hakkının kısıtlandığı; silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği; yeniden inceleme talebinin savunma hakkının kullanılması niteliğinde olmadığı; işlem sonucunda mahkemeye erişim hakkının engellendiği, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, temel haklarına saygı gösterilmediği, sivil ölüm oluşturacak şekilde keyfi olarak kamu görevinden çıkarıldığı; üzerine atılı suçtan beraatine karar verildiği; suçunun somut delilleri ortaya koyulduğu sürece yargı mensuplarının meslekten çıkarılabileceği; savunma hakkı tanınmadan disiplin cezası uygulanamayacağı; bu husustaki isnadın ne olduğunun kendisine bildirilmesi gerektiği; darbe girişimiyle ilgisinin bulunmadığı; işlemin olağanüstü halin gerektirdiği türden bir tedbir olmadığı; konuyla ilgili emsal yargı kararları bulunduğu; Daire kararında gerekçe olarak gösterilen itirafçı tanık beyanlarının işlem tarihinde mevcut olmadığı; dolayısıyla kendisine bildirilerek kendisini ifade etme imkanı tanınmadığı; işlemin ispata muhtaç istihbari bilgilerle tesis edildiği; olayda 2802 sayılı Kanun'un tatbik edilmesi gerektiği; suç ve cezaların geçmişe yürümeyeceğine yönelik ilkenin disiplin hukukunda da uygulanması icap ettiği; hakkındaki idari sürecin 2802 sayılı Kanun şartları ile başladığı ve bu mevzuata göre devam etmesi gerektiği; olağanüstü hal mevzuatının daha sonra yürürlüğe girdiği; 2802 sayılı Kanun'da sayılan şartlardan hiçbirini taşımadığı için bu Kanun'a göre görevinin sona erdirilmesinin mümkün olmadığı; işlemin idari, disiplin, tasarruf işlemi niteliğinde idari işlem olduğu; idarenin emsal gösterdiği yargı kararlarının konuyla ilgisinin bulunmadığı; işlemin topluca tesis edildiği ve şahsileştirilmediği, böylece edil yargılanma hakkının ihlal edildiği; idarece sunulan delillerin işlemden sonra elde edildiği; davalı idarenin de tarafsızlık ilkesine uygun olarak teşkil edilmediği; işleme ilişkin sürecin yürütme organından bağımsız yürütülmediği; Dairece makul sürede karar verilmediği; sosyal çevre bilgilerine dayanılmasının özel hayatın gizliliği ilkesi ile masumiyet karinesini ihlal ettiği; ihraç işleminde geçmişteki değil bugünkü bağın ortaya koyulması gerektiği; söz konusu örgütle iltisak ve irtibatının bulunmadığı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal etmediği; hakkında örgüt üyeliği suçundan yapılan yargılama neticesinde beraatine karar verildiği; dosyada mevcut Savcı düşüncesinde de işlemin iptali yönünde görüş belirtildiği; aleyhine avukatlık ücretine hükmedildiği, bu hükmün mahkemeye erişim hakkı ve hak arama özgürlüğü çerçevesinde iptal edilmesi gerektiği; öte yandan yargılama giderlerinin kararın kesinleşmesinden sonra tahsiline yönelik ara karar ve hüküm kurulması gerektiği belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 06/07/2020 tarih ve E:2016/58232, K:2020/3140 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 13/02/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.