T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/188
Karar No : 2023/1244
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı / …
VEKİLİ : Av. …
2- … Bakanlığı / …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, davacı tarafından manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının, davalı idareler tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
DAVANIN_KONUSU : 17/02/2016 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığı'nda Yardımcı Hizmetler Sınıfında hizmetli olarak görev yapmakta iken Ankara ili, Çankaya ilçesi, Kızılay semti, … Sokak'ta gerçekleştirilen terör saldırısı sonucunda yaralanan davacı tarafından, olayda idarenin sorumluluğunun bulunduğundan bahisle, uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 1.000,00 TL (miktar artırımı ile 701.992,74 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacının maddi tazminat isteminin kabulü ile 701.992,74 TL maddi tazminatın 500.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 09/06/2017 tarihinden, miktar artırım dilekçesi ile artırılan 201.992,74 TL'lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin davalı idarelere tebliğ edildiği 28/01/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 75.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 09/06/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davalı idarelerin istinaf istemlerinin manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısım yönünden kabulü, diğer kısımlar yönünden reddi ile İdare Mahkemesi kararının davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının kaldırılmasına, olay nedeniyle uğradığı manevi zarara karşılık takdiren 25.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 09/06/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz olduğu iddiasıyla Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, zarara neden olan eylemin idarenin kusur veya kusursuz sorumluluğunu doğuracak bir eylem olmayıp terör eylemi olduğu, hükmedilen manevi tazminat tutarının yüksek olduğu, manevi tazminata faiz işletilmesinin hatalı olduğu iddialarıyla kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı Milli Savunma Bakanlığı tarafından, olayın meydana gelmesinde idarelerinin hizmet kusurunun bulunmadığı, manevi tazminata faiz işletilmesinin hatalı olduğu, harçtan muaf olduklarından idareleri aleyhine harca hükmedilemeyeceği iddialarıyla kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacı tarafından, davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı idareler tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davalı Milli Savunma Bakanlığı'nın temyiz isteminin kısmen incelenmeksizin reddi, davacı ve davalı İçişleri Bakanlığı'nın temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden davalı İçişleri Bakanlığı'nın yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
17/02/2016 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığı'nda Yardımcı Hizmetler Sınıfında hizmetli olarak görev yapmakta iken, Ankara ili, Çankaya ilçesi, Kızılay semti, … Sokak'ta gerçekleştirilen terör saldırısı sonucunda yaralanan davacı tarafından, olayda idarenin sorumluluğunun bulunduğundan bahisle, uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık maddi ve manevi tazmina ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A. Davalı Milli Savunma Bakanlığı'nın Nispi Harcın İdarelerine Yükletilmesi ve Manevi Tazminata İşletilen Yasal Faizin Başlangıç Tarihine İlişkin Kısımlar Dışında Kalan Diğer Kısımlara Yönelik Temyiz İsteminin İncelenmesi:
Uyuşmazlıkta, ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı davalı Milli Savunma Bakanlığı tarafından, yalnızca nispi harcın idarelerine yükletilmesi ve hükmedilen manevi tazminata işletilen yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin kısımlar yönünden istinaf yoluna başvurulduğu, kararın diğer kısımlarına yönelik ise istinaf başvurusunda bulunulmadığı, diğer davalı İçişleri Bakanlığı tarafından da karara karşı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan inceleme neticesinde, … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince, davalı idarelerin istinaf başvurularının manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısım yönünden kabulüne, diğer kısımlar yönünden reddine karar verildiği, anılan kararın tebliği üzerine davalı Milli Savunma Bakanlığı tarafından Danıştay Başkanlığı'na sunulmak üzere 21/12/2020 tarihli temyiz dilekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararının idareleri aleyhine olan tüm kısımlarının bozulmasının istenildiği anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince verilen karara karşı nispi harç ve hükmedilen manevi tazminata işletilen yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin kısımlar dışında kalan diğer kısımlar yönünden davalı Milli Savunma Bakanlığı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmadığı, bu itibarla davalı Milli Savunma Bakanlığı açısından kararın nispi harç ve manevi tazminata işletilen yasal faizin başlangıç tarihi dışındaki kısımlarının kesinleştiği görüldüğünden, Milli Savunma Bakanlığı'nın anılan kısımlar haricindeki diğer kısımlara yönelik temyiz isteminin incelenmesine hukuki olanak bulunmamaktadır.
B. Davacının ve Davalı İçişleri Bakanlığı'nın Temyiz İsteminin İncelenmesi:
Maddi Tazminata İlişkin Kısım Yönünden:
Davacının maddi zarar taleplerini, geçici ve sürekli iş göremezlik (efor kaybı) kalemleri oluşturduğundan, her iki kaleme yönelik ayrı inceleme yapılması gerekmektedir.
Geçici iş göremezlik zararı, kişinin beden bütünlüğünü etkileyen olay sonrası tedavi ve iyileşme süresince hiçbir şekilde çalışamaması (çalışma gücünü geçici olarak %100 oranında kaybetmesi) nedeniyle uğradığı gelir kaybı zararını ifade etmekte olup, oluşması halinde söz konusu gelir kaybı zararının tazmini gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Bununla birlikte,17/12/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda da ifade edildiği üzere, davacının devlet memuru olması nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 105. maddesi gereğince geçici iş göremezlik süresince aylık ve özlük hakları korunarak hastalık iznine ayrıldığından anılan dönemde herhangi bir gelir kaybı zararı doğmamıştır.
Sürekli iş göremezlik zararı ise, beden bütünlüğünü kalıcı olarak yitiren kişinin, geçici iş göremezlik süresinin bitiminden itibaren bakiye yaşam süresinin sonuna kadar uğradığı çalışma gücü kaybı zararını ifade etmektedir.
Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin uğramış olduğu kalıcı bedensel sakatlığının sebep olduğu iş gücü kaybı nedeniyle gelirinde ve mal varlığında bir eksilme olmamış olsa dahi çalışma ve günlük hayatını eskisine göre daha fazla efor sarf ederek sürdüreceği kabulünden hareketle "güç (efor) kaybı tazminatı" olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bedensel kayba uğrayan kişinin günlük yaşamını ve çalışma hayatını sürdürebilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir.
Öncelikle, davacı hakkında SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen … tarih ve … sayılı sağlık kurulu raporu incelendiğinde, Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'ne göre davacının tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %66 olduğu, KBB, Ortopedi, Psikiyatri açısından tam şifa bulmadığı ve ilerleyen dönemlerde yeniden tedavisinin gerektiğinin belirtildiği, Fizik Tedavi ve Genel Cerrahi Heyet Polikliniklerince yapılan muayeneler sonucunda (inceleme alanları yönünden) sağlık raporunun iki yıl süreli olduğunun belirtildiği, yine Psikiyatri Heyet Polikliniğince yapılan muayene sonucunda raporun (inceleme alanı yönünden) bir yıl süreli olduğunun belirtildiği görülmektedir. Buna göre, anılan raporun gerek geçici süreli olması ve kalıcı sakatlık oranını tespitten uzak bulunması, gerekse kalıcı sakatlık oranı tespitine dayanak alınan mevzuatın uyuşmazlığa uygulanma kabiliyetinin bulunmaması nedeniyle hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu itibarla, Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesiyle, davacının kalıcı (sürekli) çalışma gücü kaybı oranının, kamu görevlisi olduğu dikkate alınarak, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin 5510 sayılı Kanun'un 1. fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalıların çalışma gücü kaybı oranının tespitine yönelik kuralları içeren 13. maddesi uyarınca tespit edilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, hükme esas alınan 17/12/2018 ve 13/03/2020 tarihli hesap bilirkişisi raporları incelendiğinde, davacının efor kaybı zararı hesabının asgari ücret üzerinden değil, gerçek geliri üzerinden hesaplandığı, yine 3713 sayılı Kanun'un Geçici 17. maddesi kapsamında bağlanan vazife malulü sayılmayan gazi aylığının tamamının değil, ilk peşin sermaye değerinin yarısının, adi malul aylığı ilk peşin sermaye değerinin yarısını aşan kısmının yarar olarak hesaplanan tazminattan düşüldüğü görülmektedir.
Bu itibarla, anılan raporlarda yapılan hesaplamaların Dairemizin son dönem içtihatlarına uygun olmadığı ve hükme esas alınamayacağı görülmüş olup; yukarıda aktarılan şekilde yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu belirlenecek kalıcı sakatlık (sürekli iş gücü kaybı) oranı esas alınmak suretiyle davacının güç (efor) kaybından doğan zararı;
Aktif dönemde, zarara uğranılan tarihten itibaren yasal emeklilik yaşına kadar asgari geçim indirimi (AGİ) dahil net asgari ücrete (2022 yılına kadar AGİ dahil, 2022 yılından sonra AGİ hariç olmak üzere) çalışma gücü kaybı oranının uygulanması; pasif dönemde ise, davacının emeklilik yaşını ikmalinden TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçecek süre için -bir çalışmanın karşılığı olmaması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücrete yine çalışma gücü kaybı oranının uygulanması sonucu ortaya çıkacak miktarların toplanması suretiyle hesaplanmalıdır.
Söz konusu hesaplamada, gelecek yılların asgari ücretlerinin, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarının her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle belirlenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, davacıya olay nedeniyle 2330 sayılı Kanun uyarınca ödenen nakdi tazminat (18.112,49 TL ) ile 3713 sayılı Kanun'un Geçici 17. maddesi kapsamında bağlanan vazife malulü sayılmayan gazi aylığının tamamının ve varsa olay nedeniyle ifa amaçlı olarak yapılan diğer ödemelerin "yarar" olarak kabul edilmesi, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla yasal faiz uygulanarak güncelenecek bu yarar tutarlarının toplam zarardan düşülmek (denkleştirme yapılmak) suretiyle bulunacak gerçek zararın tespit edilmesi zorunludur.
Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının aktif ve pasif dönemde efor (güç) kaybından kaynaklanan maddi zararı ile olay nedeniyle elde ettiği yararların bilirkişi marifetiyle hesaplanarak yapılacak denkleştirme sonucu bulunacak gerçek zarar tutarının davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken, hükme esas alınabilecek nitelikte ve yeterlilikte bulunmayan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle verilen İdare Mahkemesi kararının davacının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına karşı davalı İçişleri Bakanlığı'nca yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
2- Manevi Tazminata İlişkin Kısım Yönünden:
Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. Kendisinin veya yakınlarının uğradığı tecavüz, saldırı veya meydana gelen bir ölüm olayı sonucunda; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın ve tam yargı davalarında takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir.
Bakılan uyuşmazlıkta, davacının olay nedeniyle uğradığı bedensel zararın tam ve kesin şekilde henüz tespit edilmediği, belirtilen yönde yapılacak tespitin manevi tazminat takdirinde büyük rol oynayacağı dikkate alındığında, davacı için bu aşamada manevi tazminat takdiri yapılarak ödemeye karar verilmesinde hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesince, davacının sürekli çalışma gücü kaybı oranını belirten sağlık raporu alındıktan sonra, manevi tazminatın amaç ve niteliği de dikkate alınarak davacının manevi tazminat istemi hakkında yeniden belirleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan; işbu bozma kararı üzerine Bölge İdare Mahkemesince yeniden manevi tazminat takdir edilirken, İdare Mahkemesince 75.000,00 TL manevi tazminat hükmedilmesine yönelik karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmadığı dikkate alınarak, aleyhe hüküm yasağı gereği anılan tutarı aşmayacak şekilde bir karar verilmesi gerektiği de tabiidir.
C. Davalı Milli Savunma Bakanlığı'nın Nispi Harcın İdarelerine Yükletilmesi ve Manevi Tazminata İşletilen Yasal Faizin Başlangıç Tarihine Yönelik Temyiz İsteminin İncelenmesi :
Her ne kadar nispi harcın bütünüyle haksız çıkan idarelere yükletilmesi ve manevi tazminata işletilecek yasal faizin idareye başvuru tarihinden itibaren başlatılması mer'i mevzuat hükümleri ve Dairemiz içtihadına uygun bulunmamakta ise de, davacının maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında işbu bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden bir karar verileceğinden, davalı Milli Savunma Bakanlığı'nın temyiz isteminin bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı Milli Savunma Bakanlığı'nın nispi harca ve hükmedilen manevi tazminata işletilen yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin kısımlar dışında kalan diğer kısımlara yönelik temyiz isteminin İNCELENMEKSİZİN REDDİNE, davacı ve davalı İçişleri Bakanlığı'nın temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 14/03/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.