T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1926
Karar No : 2022/3458
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 21/12/2020 tarih ve E:2017/5864, K:2020/5950 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun .. tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 21/12/2020 tarih ve E:2017/5864, K:2020/5950 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları ile davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülmemiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği; anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddedildiği; bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile hükmün onandığı ve davacı hakkında verilmiş olan beraat kararının 24/04/2019 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Bununla birlikte, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgüt içinde yer aldığına, örgüt mensubu kişiler ile birlikte hareket ettiğine ve diğer hususlara yönelik tanık beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu,
Diğer hususlar yönünden, davacının, FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığı ile Hâkimler ve Savcılar Kurulunda etkin olduğu dönemde ağır ceza mahkemesi başkanı olarak görevlendirilmesinin, ayrıca ByLock kullanıcısı olduğu tespit edilen kişilerle yaptığı görüşmeleri içerir HTS kayıtlarının davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemlerle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu işlemde ilgililere 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 33. maddesine göre itiraz yolu öngörüldüğü, oysa Daire kararında uyuşmazlığın olağan yönetim usullerinin geçerli olduğu genel mevzuat hükümleri bağlamında ele alınamayacağının belirtildiği, bu durumun çelişki oluşturduğu; hâkim ve savcıların görevlerine son verilmesine ilişkin düzenlemenin kanunla yapılması gerektiği halde Anayasa'ya aykırı olarak kanun hükmünde kararname hükümlerinin uygulandığı; işlemin bir disiplin cezası olduğu ve hukuki dayanağının ortadan kalktığı; işlem bu şekilde nitelendirilmese bile zorunlu hukuki güvencelerden yoksun bırakılamayacağı; işlem ile kanunilik ilkesinin ihlal edildiği; iltisak ve irtibat kavramlarının net ve belirgin olmadığı, oysa erişilebilir ve öngörülebilir olması gerektiği, bu haliyle düzenlemenin ceza yaptırımına dayanak olamayacağı; işlemde kişiselleştirme yapılmadığı ve işlem tesis edilirken savunma hakkı tanınmadığı, işlemin bu yönüyle sakat olduğu; meslekten çıkarma işlemi de olsa disiplin prosedürlerinin işletilmesi gerektiği; terör örgütleriyle irtibat ve iltisaklı olduğu yönündeki tespitleri bilmeden hakkıyla itiraz edebilmesinin mümkün olmadığı, delillere dava açıldıktan sonra ulaşabildiği; işlemde bireysel fiillerin somut olarak tespit edilmediği; delil olarak ileri sürülen tespitlerin tümünün ihraç kararından sonra olduğu; makul sürede yargılanma hakkının da ihlal edildiği; mesleğinin sona erdirilmesi sebebiyle anayasal hâkimlik teminatının daha hassas uygulanması gerektiği; işlemde, örgüt talimatları doğrultusunda hareket ettiğine dair bir fiilden bahsedilmemesine karşın kararda bu hususlara değinildiği; aynı şekilde, işlemde, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğine dair tespit bulunmadığı ancak kararda bu gerekçeye de yer verildiği; beraat kararının mahkemeleri bağlayacağı; Daire kararında yer verilen örgütün yapılanmasına ilişkin tespitlerin kendisiyle ilgisi bulunmadığı; tanık ifadelerinin gerçekliğinin mahkemelerce araştırılması gerektiği, ifadelerde aleyhine bir hususun bulunmadığı, görgüye dayalı olmayan bilgilere itibar edilemeyeceği, işlem tesis edildiğinde bu ifadelerin var olmadığı, ifade içeriklerinin tanıkların kendisini tanımadığı döneme ilişkin olduğu, tanıkların biri hariç diğerlerinin kovuşturma aşamasında mahkemece dinlenmediği, bazı tanıklıkların Ceza Muhakemesi Kanunu'na aykırı olduğu, iki tanıkla hayatında hiç karşılaşmadığı, bunların beyanlarının gerçek dışı olduğu, bir tanığın beyanının ise istihbari bir bilgi notuna dayandığı, eşinin meslekten çıkarılmış olmasının kendi durumunu ilgilendirmediği; başarılı bir meslek hayatı bulunduğu ve liyakatlı olduğu için unvanlı göreve atandığı; HTS kayıtlarındaki görüşmelerin mesleki çevresinden olduğu ve içeriğinin ortaya konulmadığı; işlemin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olmadığı belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlemler de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 21/12/2020 tarih ve E:2017/5864, K:2020/5950 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 30/11/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.