T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1928
Karar No : 2023/381
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av…
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 24/09/2020 tarih ve E:2016/58246, K:2020/3875 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali ve yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili ile 1.000,00-TL manevi tazminatın tarafına ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 24/09/2020 tarih ve E:2016/58246, K:2020/3875 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın 16/02/2018 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Bununla birlikte, davacının terör örgütüne üye olma suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgütün yönlendirmesiyle örgüt içi evlilik yaptığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına ve bu dönemde ev ablalığı yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı; öte yandan, davacının adına, sicil numarasına, görev yaptığı yere ve grubuna (T5) açıkça yer verildiği görülen ByLock yazışma içeriğinin, davacının beyanına itibar edilmeyerek, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirildiği belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemlerle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili ile 1.000,00-TL manevi tazminatın tarafına ödenmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, savunma hakkı tanınmadığı; adalete erişim hakkının kısıtlandığı; silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği; yeniden inceleme talebinin savunma hakkının kullanılması niteliğinde olmadığı; hakkındaki idari sürecin 2802 sayılı Kanun şartları ile başladığı ve bu mevzuata göre devam etmesi gerektiği; idari işlemlerin geriye yürümeyeceği; aynı şekilde suç ve cezaların kanuniliği ve geçmişe yürümezliği ilkesinin ihlal edildiği; ilgili mevzuatın erişilebilir ve öngörülebilir olmadığı; olayda 6087 ve 2802 sayılı Kanunların tatbik edilmesi gerektiği; hakkındaki tasarrufun idari-disiplin niteliğinde bir tasarruf-idari işlem olduğu; görevinin 2802 sayılı Kanun'un 53. maddesine göre sona erdirilmesinin mümkün olmadığı; işlem disiplin cezası niteliğinde bulunduğundan disiplin hukuku kurallarının işletilmesi gerektiği; idarenin emsal gösterdiği yargı kararlarının konuyla ilgisinin bulunmadığı; temel haklarının ihlal edilerek bir daha kamu görevinde çalışamayacak şekilde kamu görevinden çıkarıldığı; işlenen suçun somut delilleri gösterilerek kamu görevinden çıkarılabileceği ancak somut olayda buna aykırı olarak keyfi işlem tesis edildiği; darbe girişimiyle ilgisinin bulunmamasına rağmen kamu görevinden çıkarılmasının olağanüstü hale neden olan durumun gerektirdiği türden bir tedbir olmadığı; konuyla ilgili emsal yargı kararları bulunduğu; Daire kararında gerekçe olarak gösterilen itirafçı tanık beyanlarının işlem tarihinde mevcut olmadığı; dolayısıyla kendisine bildirilerek kendisini ifade etme imkanı tanınmadığı; işlemin ispata muhtaç istihbari bilgilerle tesis edildiği; işlemin şahsileştirilmeyerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği; davalı idarenin tarafsız ve bağımsız olmadığı; yargılamanın makul sürede bitirilmediği; ByLock yazışma içeriklerinde isminin geçmesi ile bir ilgisinin bulunmadığı; bunların kim tarafından hangi şartlarda yazıldığının belli olmadığı; hukuka aykırı delillerin karara ve işleme esas alınamayacağı; bu yazışmaların doğru ve kesin delil kabul edilmesinin hukuki şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tartışılmadığı; yazışmaların içeriğini kabul etmediği; cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği; Daire kararı verilirken beraat kararının dikkate alınmadığı; tanık beyanlarının soyut olduğu ve gerçeği yansıtmadığı; tanıkların aynı suçtan yargılandıkları; devletin diğer otoritelerinin beraat kararından şüphe duyulmasına yol açacak biçimde hareket etmekten kaçınması gerektiği; aksi takdirde masumiyet karinesinin ihlal edileceği; oysa Daire kararında suçlayıcı ifadeler yer aldığı; tanıkların halen görevde olup olmadığının, şüpheli olup olmadıklarının araştırılmadığı; işlem tarihinde var olmayan hususların sonradan hukuka aykırı olarak dosyaya eklendiği; sosyal çevre bilgilerine dayanılmasının özel hayatın gizliliği ilkesi ile masumiyet karinesini ihlal ettiği; yasa dışı bir örgütle tespit edilen irtibata dayanılarak idari ceza verilebilmesinin örgütün yasa dışı olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit olmasına bağlı olduğu; ihraç işleminde geçmişteki değil bugünkü bağın ortaya koyulması gerektiği belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 24/09/2020 tarih ve E:2016/58246, K:2020/3875 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 01/03/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.