T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1967
Karar No : 2023/228
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 04/02/2021 tarih ve E:2016/57075, K:2021/121 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi ile 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 04/02/2021 tarih ve E:2016/57075, K:2021/121 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları ile davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülmemiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın 11/10/2019 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Bununla birlikte, davacının terör örgütüne üye olma suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde "bağımsız" adaylarının desteklenmesi, örgüt toplantılarına katılım sağlanması ve örgüte himmet verilmesi çağrısında bulunduğuna, örgütün yayın organlarını takip ettiğine ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemlerle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, kararın ve işlemin hukuka uygun olmadığı; görevden uzaklaştırma tedbirinden itibaren tarafına isnat bildirilmediği ve belge ibraz edilmediğinden savunma hakkını kullanamadığı ve bu durumun silahların eşitliği ilkesiyle uyuşmadığı; işlem disiplin cezası niteliğinde bulunduğundan savunma hakkı tanınması gerektiği; savunma hakkı tanınmadığından adil yargılanma hakkının ihlal edildiği; hakkında disiplin soruşturması ve kişiselleştirme yapılmadan işlem tesis edildiği; sosyal çevre bilgileri gibi delillerin hukuka aykırı olduğu; işlemin tesisinden sonra sunulan ve elde edilen delillere göre karar verilemeyeceği, aksi halin hukuk emniyetini ortadan kaldıracağı; ceza yargılamasından beraat ettiği ve idari yargılamada da aynı delillerin bulunduğu; bu sebeple ceza yargılamasında verilen beraat kararının iptal davasında bağlayıcılığının bulunmadığının belirtilmesinin kesin hüküm ilkesine uygun olmadığı; bu konuda Anayasa Mahkemesinin emsal bireysel başvuru kararı bulunduğu; hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı mevcut olmamasına rağmen suçlu olduğu yönünde kanaat oluşmasına yol açacak bir idari işlem tesis edildiği ve bu durumun masumiyet karinesini ihlal ettiği; ceza yargılamasında itibar edilmeyen delillere Dairece itibar edilmesinin hukuka uygun olmadığı; kararın keyfiliğe bürünen bir değerlendirmeyle verildiği; işlemin tesisi esnasında herhangi bir kamusal gereklilik ya da hizmetin esas alınmadığı ve olağanüstü hal döneminde dahi halel getirilemeyecek olan ilke ve haklara riayet edilmediği; olağanüstü hal döneminde alınacak tedbirlerin ölçülü ve geçici olması gerektiği; yargı mensuplarının görevlerine kanunla son verilebileceği; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu; avukatlık dahil her türlü kamu hizmetinden men edilmesinin ölçülülük ve orantılılık ilkelerine uygun olmadığı; söz konusu maddenin açık olmadığı, hakkın özü ile toplumsal ihtiyaca uygunluk taşımadığı; uygulayıcıya belirsiz müdahale yetkisi veren hukuki düzenlemelerin hukuk devleti ilkesiyle çatıştığı; madde ile yeni bir disiplin cezası ihdas edilerek geçmişe yürütüldüğü, hangi fiillerin suç teşkil ettiği açıklanmaksızın terör örgütlerine iltisak ve irtibattan bahsedilerek erişilebilirlik ve öngörülebilirlik ilkelerinin ihlal edildiği; belirtilen örgüt hiyerarşisi içerisinde bulunmadığı, talimat almadığı, bu doğrultuda hiçbir fiil gerçekleştirmediği; tarafsızlığını ve bağımsızlığını meslek hayatı boyunca koruduğu; terör örgütü üyeliği sabitmiş gibi kamuya ilan edilmesinden dolayı onur ve şerefinin ağır derecede incitildiği; iltisak ve irtibat kavramları anlaşılır ve nesnel olmadıklarından belirlilik ilkesine uygun bulunmadıkları; bu kavramlar üzerinden özel yaşantıya ilişkin tutum ve davranışların karara gerekçe yapılmasının hukuka uygun olmadığı; üstelik bu tespitlerin nasıl ve ne zaman yapıldıkları izah edilmediğinden esaslı beyanda bulunma hakkı tanınmadığı; Dairece, örgütle süregelen bir ilişki içerisinde olduğuna kanaat getirilen fiillerin aynı zamanda terör örgütü üyesi olmak suçunun unsurlarını oluşturmaya yeterli olduğu; ancak bu isnatların ceza yargılamasında değerlendirilerek beraatine karar verildiği; ceza yargılamasında gözetilen yüzyüzelik ilkesi uyarınca tanıklarla temas eden ceza mahkemesince beyanlarına itibar edilmeyen tanıkların aynı beyanlarının yazılı suretleri ile yetinen Dairece bu beyanlara itibar edilmesinin hukuka uygun olmadığı; tüm unsurları ile hukuka aykırı bulunan idari işlemin iptal edilmesi gerektiği; hakkında nihai olarak hüküm ifade edecek bir idari işlemin geçici dönem mevzuatıyla yapılmasının hukukun genel ilkelerine aykırı olduğu; 2802 sayılı Kanun'da belirtilen göreve son verme şartlarından hangisinin gerçekleştiğinin açıklanmadığı belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 04/02/2021 tarih ve E:2016/57075, K:2021/121 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderlerinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak,13/02/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; temyizen bakılmakta olan dosyada, davalı idarece, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık, aksi değerlendirmeyle verilen Daire kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varıldığından, davacının temyiz isteminin kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.