T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2197
Karar No : 2022/3552
TEMYİZ EDENLER :
1- (DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri …
2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL): … Başkanlığı
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI): … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ: Av. …
İSTEMLERİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2020 tarih ve E:2014/9771, K:2020/14078 sayılı kararının iptale ilişkin kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: … tarih ve ... sayılı işlem ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (ÇDP) Çeşme ilçe sınırlarını içeren kısmına yönelik olarak yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin işlem ile bu planın ve plan hükümlerinin Çeşme İlçesini içeren kısımlarının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2020 tarih ve E:2014/9771, K:2020/14078 sayılı kararıyla;
Dava konusu çevre düzeni planının konu ile ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıyla mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan rapor ile taraflarca anılan rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık konularının ayrı ayrı incelendiği,
Planın bütününe yönelik olarak ileri sürülen hususların Dairelerinin E:2016/1831 sayılı dosyasında hukuka ayrılık nedeni olarak görülmediği, esasen bu dava dosyasında davacının planın geneline yönelik olarak itirazlarının da bulunmadığı, bilirkişilerin genele yönelik tespitlerinin ise bu dava dosyasında ilgili görülen kısımlarda madde başlıkları altında değerlendirileceği belirtilerek;
İtiraz - 1
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde; temel ilke ve hedeflerin tanımlanması, gerekli verilerin toplanması, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, toplanan verilerin değerlendirilmesi, analiz ve sentezinin yapılmasında yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığını ortaya koyan bir bilgi ya da verinin olmaması nedeniyle bu hususa ilişkin iptali gerektiren koşulların bulunmadığı,
Davaya konu planın yargı kararının ifası gereği ve yargı kararında belirtilen gerekçelerle tesis edildiği, dava konusu planın kapsadığı illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliği göz önüne alındığında, türdeş bir bölge ve havza olarak tanımlanmasının yerinde olduğu, ülkemizde tüm alanlara ilişkin istatiksel bilgilerin istatistiki bölge düzeylerine göre toplandığı göz önüne alındığında, idari sınırların esas alınmasının yanı sıra yönetsel açıdan bir sorun bulunmadığı,
Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği ve Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kapsamında toplanan veriler dikkate alınarak hazırlandığı, bu nedenle planın araştırma ve analiz yapılmadan, veri toplanmadan ve kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapmadan yapıldığına ilişkin iddiaları kanıtlayan somut verilerin oluşmadığı,
Dava konusu plana ait Plan Hükümlerinin 7.8., 7.9. ve 7.12. sayılı maddelerinde yer alan düzenlemeler belirtilerek,
Davacı tarafından plana işlenmediği ileri sürülen hususların Bakanlığa iletilmediğinden plana işlenmediği, nitekim sonradan iletilen kararların plana yansıtıldığı, Turizm Merkezleri kararlarının bir kısmının plana işlendiği, 7.9. sayılı plan hükmü uyarınca da özel kanunlara tabi olanlara ilişkin sınırların geçerli olduğu, sınırlarda değişiklik olması durumunda yeni sınırların geçerli olacağı görüldüğünden, davacının iddialarının planı kusurlandırmadığı,
Dava konusu plana ait Plan Hükümlerinin 8.18.7. sayılı enerji üretim alanları ve enerji iletim tesisleri başlıklı maddesinin; 8.18.7.1. ve 8.18.7.2. sayılı alt maddelerinde yer alan düzenlemelerle, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi ve 19. maddesinin ilk iki fıkrasındaki düzenlemeler belirtilerek,
Çevre düzeni planlarında, mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki sektörel yatırım kararları dikkate alınarak, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesinin gerekliliği karşısında, planlama yaklaşımını etkileyen ve çevresel etki yaratabilecek bölgesel ölçekli bir yatırım kararı olan yenilenebilir enerji kaynaklarının, planda şematik ve grafik bir dil kullanılarak gösterilmesi ve bunlara yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte plan hükümlerine yer verilmesi gerektiği,
Nitekim, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin Ek1-a "Ortak Gösterimler" başlıklı ekinde “Enerji Üretim Alanı” gösteriminin de bulunduğu,
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporunun 4.7.3.1. maddesinde, rüzgar enerjisi kullanımı açısından, planlama bölgesi içindeki alanlardan, İzmir'in Çeşme, Urla, Seferihisar, Karaburun, Foça, Aliağa ve Bergama ilçeleri ile Manisa'nın Kırkağaç ve Akhisar ilçelerinin öne çıktığı, yatırım kararı alınmış çok sayıda alanda rüzgar enerjisi kullanılarak elektrik enerjisi üretilmesi için çalışmalara başlandığı, bazı alanlarda santral kuruluşu tamamlanarak üretime başlandığı, rüzgar enerjisi potansiyeli açısından yüksek olan bölgelerden olan Urla-Karaburun-Çeşme üçgeninde kalan alanların, genel olarak orman ve doğal sit nedeniyle koruma altında olan alanlar olduğu, bu alanların sahip olduğu niteliklerde bozulmaya neden olmayacak biçimde gelecekte de rüzgar enerjisi santralleri için kullanılmasının amaçlandığı belirtilmesine karşın, dava konusu bölgede yer alması öngörülen söz konusu rüzgar enerji alanlarına ilişkin olarak planda herhangi bir gösterimin bulunmadığı,
Bu durumda, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak, planlama yaklaşımını etkileyen ve çevresel etki yaratabilecek bölgesel ölçekli bir yatırım kararı olduğu açık olan, Çeşme İlçesinde öngörülen rüzgar enerji santrallerinin dava konusu Çevre Düzeni Planına, ölçeği gereği şematik bir nitelikte işlenmesi gerektiği sonucuna varıldığından, aksi yöndeki planlama kararında hukuka uyarlık görülmediği,
Diğer yandan ÇDP paftalarında Çeşme İlçesinde yer alan tüm Turizm Merkezlerinin sınırlarının güncellendiği, son olarak dava konusu plana Kültür ve Turizm Bakanlığınca Çeşme Reisdere Turizm Merkezinin daraltılması yönünde itiraz edildiği ve 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile bu davaya da konu olan uyuşmazlığın ortadan kaldırıldığı, Çeşme-Alaçatı-Mersin Körfezi, Çeşme-Şifne ve Çeşme-Reisdere Turizm Merkezlerine ait güncel sınırların ÇDP paftalarına aktarıldığının anlaşıldığı,
1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planının sit alanlarıyla ilgili güncel plan hükümleri ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nde yer verilen düzenlemeler belirtilerek,
Sit alanlarının mevzuatta öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde konusuna göre yasal olarak yetkili idarelerin kararları doğrultusunda tespit edilerek tescil edildiği, çevre düzeni planı kararlarının ise kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerektiği,
Öncelikle, ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen çevre düzeni planına ilişkin süreçte sit alanı belirlemesi yapılmadığının, ilgili idarece tespit edilerek tescil edilen sit alanlarının, paftalara aktarıldığının, plan notlarıyla sit alanlarında uygulanacak usul ve esasların düzenlendiğinin vurgulanması gerektiği,
Bu noktadan hareketle, Kanun koyucunun iradesi, sit alanı ilan edilen alanların korunmasında çevre düzeni planının ve notlarının da sit statüsüne uygun hale getirilmesi yönünde olduğuna göre, sit alanlarıyla ilgili kararların mevzuatta farklı ölçeklerde karşımıza çıkan çevre düzeni planları ile plana aktarılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı,
Bu itibarla, sit statüsünde değişiklik yapılan veya sit statüsü kaldırılan sit alanlarına yönelik planda hükümler getirildiği, güncel verilerin Bakanlığa iletilmesi halinde plana işleneceği, kesinleşmiş sit kararı olan yerlerde ilgili mevzuat gereği koruma sağlandığı görüldüğünden, bu kısım yönünden dava konusu planda hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz - 2
Bilirkişilerce davaya konu planın nüfus tespitlerine ilişkin eleştirilerde bulunulmuş ise de, Dairelerince, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tespitlerinin hatalı olmasının tek başına planı hukuka aykırı kılan bir husus olarak kabul edilmediği, ayrıca bu plan ölçeğinde 2018 onaylı planla güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorunun giderildiği, nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlenen kullanım kararları varsa davacı tarafından yargı önüne getirilen/getirilecek somut alanların (örneğin kentsel gelişme alanları) her bir başlık altında ayrı ayrı inceleneceği,
Bilirkişilerce davaya konu planla fazla nüfus hesaplandığı tespitinde bulunulmuş ise de, davacı tarafından nüfusun daha fazla belirlenmesi gerektiği iddiaları ile davanın açıldığı, bu itibarla da davacının iddiasının planı kusurlandırır nitelikte görülmediği,
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan hükümleri değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağının anlaşıldığı,
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının gösterildiği, davacının da esas itibarıyla nüfusun az belirlenmesi nedeniyle yeterli kentsel gelişme alanı gösterilmediği (Daire kararında sehven gösterildiği yazılmıştır.) iddiasında bulunduğu görüldüğünden, davacının iddialarının ve bilirkişi kurulunun görüşlerinin planı kusurlandırmadığı ve bu kısım yönünden de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
İtiraz - 3
Davaya konu planın 7.6 sayılı hükmü uyarınca İzmir Çevre Düzeni planının bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu, diğer tüm çevre düzeni planlarının yürürlükten kaldırılmasının mevzuata aykırı olmadığı, davaya konu plan hazırlanırken mevcut planların değerlendirilerek kararlar oluşturulduğu, bilirkişi kurulunun eleştiri niteliğindeki görüşlerinin planı hukuka aykırı kılmadığı,
644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesi uyarınca, birden fazla ili kapsayan çevre düzeni planının (aynı havzada bulunma ve birden fazla büyükşehir belediyesi sınırları dahil edilen bölgesel nitelikte bir plan) Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onanmasının mevzuat gereği olduğu, alt ölçekli il çevre düzeni planlarının ise bölgesel nitelikte çevre düzeni planına uygun olmasının zorunlu olduğu, bu açıdan hukuka aykırılık bulunmadığı,
Bu itibarla, mevzuat hükümleri gereğince plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza bazındaki çevre düzeni planlarına uygun olmasının zorunlu olduğu, bu bağlamda davaya konu planın onayından önce yürürlükte bulunan il çevre düzeni planı hükümlerinin bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu ve revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında, bu plan kararlarının geçerli olduğu, üst ölçekli çevre düzeni planının alt ölçekli her plan kararlarını uygun görerek plan kararı haline getirmeyeceği, aksine alt ölçekli planlara yön veren kararlar üretmesi gerektiği,
Öte yandan, var olduğu ileri sürülen alt ölçekli planların davaya konu planın ölçeği gereği plana işlenemediği, bazı bilgilerin ise iletilmediği için plana işlenmediği, ilgili plan notları uyarınca da mevzuata uygun onaylanmış imar planlarının geçerli olduğunun görüldüğü,
Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiği,
Bu durumda itiraz konusu bakımından dava konusu işlemde Musalla ve Reisdere Mahalleleri dışında kalan kısımlar açısından şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmediği,
Dava konusu plan değişikliği Çeşme İlçesi Reisdere ve Musalla Mahalleleri yönünden değerlendirildiğinde;
Üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikaların belirlenmesi gerektiği,
Uyuşmazlıkta, dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, "Değerlendirme ve Gelişme Alanı Kararları" başlığı altında, tüm yıl yerleşik insan sayısının her geçen yıl arttığı Çeşme'de 2025 yılında yazlık nüfus hariç olmak üzere 70.000 kişilik nüfus kabulünün yapıldığı, kıyı bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını ikinci konut niteliğinde yapılaşmış olan alanların planda tercihli kullanım alanları olarak gösterildiği, merkezde ve iç kesimlerde yer alan, tüm yıl yerleşen sayısının daha fazla olduğu bölümlerdeki alanların kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanları olarak gösterildiği (sayfa 35) belirtilerek, Çeşme yerleşmesinde kentsel yerleşik alanın 607 hektar, planlanan kentsel gelişme alanının ise 646 hektar (sayfa 33) olarak öngörüldüğü,
Bu çerçevede, İzmir İli, Çeşme İlçesi, Reisdere ve Musalla Mahallelerinde dava konusu kentsel gelişme alanlarının önerildiğinin anlaşıldığı,
Dava konusu ÇDP ile belirlenen söz konusu kentsel gelişme alanı kararları, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, mevcut kentsel yerleşik alanın iki katına çıkarılması sonucunu doğurabilecek bu yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararlarının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir ihtiyacın var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın da bulunmadığı görüldüğünden, söz konusu planlama kararlarının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, İzmir İli, Çeşme İlçesinin gelişme projeksiyonuna yönelik herhangi bir bilgi ya da değerlendirmeye yer verilmediği, diğer bir deyişle, bu bölgede, nüfusun arttığı yaz döneminde turizme yönelik bir gelişmenin mi, yoksa yerleşik nüfusun artacağı kentsel bir gelişmenin mi öngörüldüğü hususuna yönelik dava konusu planda herhangi bir açıklamanın bulunmadığı,
Bu durumda, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Reisdere ve Musalla Mahalleleri kentsel gelişme alanları kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
gerekçeleriyle, Rüzgar Enerji Santrali Amaçlı İmar Planları ve Rüzgar Enerji Santrallerinin dava konusu plana işlenmemesine ilişkin kısım ile İzmir İli, Çeşme İlçesi, Reisdere ve Musalla Mahallelerinde öngörülen kentsel gelişme alanlarına ilişkin kısımlar yönünden dava konusu işlemlerin iptaline, diğer kısımlar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davalı idare ve yanında müdahil tarafından, çevre düzeni planlarının niteliği ve ölçeği gereği her kullanım türü için sürekli değiştirilebilecek bir plan türü olmadığı, bu nedenle çevre düzeni planlarında belli bir esnekliğin olması gerektiği, ÇDP'de fosil yakıtlara dayalı enerji üretim tesisleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı tesisler arasında bir ayrıma gidildiği, fosil yakıtlara dayalı tesislerde ÇDP değişikliği yapılması gerekirken, yenilebilir enerji kaynakları ile enerji üretiminde EPDK'dan lisans veya izin alınması ve ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşlerinin bulunması koşulu ile ÇDP değişikliğine gerek olmaksızın alt ölçekli planların yapılabilmesine ilişkin hükümlerin düzenlendiği, Çeşme İlçesinde rüzgar enerji kaynaklarına dayalı enerji üretim tesislerinin gösterilmemesine yönelik iptal kararının teknik dayanağının bulunmadığı,
Reisdere Mahallesinde öngörülen kentsel gelişme alanının tercihli kullanım alanı ve yeşil alan olarak planlanmasının mümkün olduğu, ayrıca bu bölgede Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca (TOKİ) inşa edilen sosyal konutlar ve sosyal donatı alanlarının bulunduğu, dolayısıyla kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinde şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı,
Musalla Mahallesinin ise Çeşme ilçe merkezine 3 km yakınlıkta bulunduğu, planlama dönemi içerisinde ilçe merkezi ile bütünleşmesinin öngörüldüğü, bölgede turizm potansiyellerinin değerlendirilmesi, sosyal ve teknik altyapı eksikliklerinin giderilerek nitelikli turizm kentlerinin oluşturulması, planlanması ve uygulamada bütünlüğün sağlanması amacıyla bölgenin kuzey-güney aksı boyunca kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, bu alanda TOKİ mülkiyetindeki taşınmazların da yer aldığı, dolayısıyla dava konusu çevre düzeni planında kamu yararı bulunduğundan Daire kararının iptale ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın iptale ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçelerinde öne sürülen nedenlerin, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının temyize konu iptale ilişkin kısımlarının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemleri hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın iptale ilişkin kısımları usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idare ve yanında müdahilin temyiz istemlerinin REDDİNE;
2. Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2020 tarih ve E:2014/9771, K:2020/14078 sayılı kararının temyize konu iptale ilişkin kısımlarının ONANMASINA,
3. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davalı idare yanında müdahile iadesine,
4. Kesin olarak, 08/12/2022 tarihinde, Reisdere ve Musalla Mahallelerinde öngörülen kentsel gelişme alanlarına yönelik kısım yönünden oyçokluğu, Rüzgar Enerji Santrali Amaçlı İmar Planları ve Rüzgar Enerji Santrallerinin dava konusu plana işlenmemesine ilişkin kısım yönünden ise oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Reisdere ve Musalla Mahallelerinde öngörülen kentsel gelişme alanlarına yönelik kısım yönünden;
Dava konusu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin dokuzuncu bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.12 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir.
Bilindiği üzere çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda gelişmenin ve korumanın yönünün belirlendiği bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir.
Dava konusu çevre düzeni planının plan notlarında belirtildiği üzere, davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi, dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı açıktır.
Ayrıca, davalı idare ve yanında müdahil tarafından sunulan savunma dilekçeleri ile temyiz dilekçelerinde, Reisdere Mahallesinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca inşa edilen sosyal konutlar ve sosyal donatı alanlarının bulunduğu, Musalla Mahallesinin ise ilçe merkezine çok yakın bir konumda, şehrin gelişme yönünde bulunduğu ve bölgede turizm potansiyelinin değerlendirilmesi, sosyal ve teknik altyapı eksikliklerinin giderilerek nitelikli turizm alanlarının oluşturulması, planlanması ve uygulamada bütünlüğün sağlanması amacıyla kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği ifade edilmiş olup, bu haliyle, anılan mahallelerin, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörler dikkate alınarak, şematik olarak kentsel gelişme alanı olarak gösterilmesinde plan yapım tekniği ve şehircilik ilkeleri ile çevre düzeni planının genel hedef ve stratejilerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile Daire kararının temyize konu Reisdere ve Musalla Mahallelerinde öngörülen kentsel gelişme alanlarının iptaline ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk görüşünün anılan kısmına katılmıyoruz.