T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2021/3048
Karar No : 2023/2149
DAVACILAR : 1- ...
2- ...
VEKİLLERİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı
VEKİLİ : ...
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... Elektrik Üretim A.Ş.
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Ankara İli, Beypazarı ve Polatlı İlçeleri ile Eskişehir İli, Mihalıççık İlçesi sınırları içerisinde Sakarya Nehri üzerinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,17 MWm/55,80 MWe), [Gürsöğüt-1 Barajı ve HES (2 x (17,63 MWm/16,96 MWe) + (4,37 MWm/4,16 MWe)), Gürsöğüt-2 Barajı ve HES (2 x (9,27 MWm/8,86 MWe))] projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen ... tarih ve ... sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararının iptali istenilmektedir.
DAVACILARIN İDDİALARI :
ÇED raporunun hazırlanması, duyuru ve onay sürecinin usulsüz olduğu, ÇED raporunun eksikliğine yönelik yapılan itirazların idarece değerlendirilmediği, kurum görüşlerinin yetersiz olduğu, Dairenin ilk (iptal) kararında yer alan gerekçelerin giderilmediği, nitekim anılan kararda belirtildiği gibi yılda 4 numune alınmadan yeni ÇED raporunun alındığı, ÇED raporunda balık göçüyle ilgili yöntem değişikliği yapılmaması nedeniyle endemik türlerin de bulunduğu sucul faunanın zarar göreceği, akarsuyun menderes yapısı ve buharlaşma dikkate alındığında, can suyu miktarının flora ve fauna için yetersiz kalacağı, Ankara Çayının mevcut kirlilik yükü nedeniyle bu alanda yapılan HES'in Dümrek Mahallesi yakınında kirli suyun birikmesine neden olacağı, nitekim su tutulması ile bölgede ciddi bir kokunun oluştuğu, tarım arazileri ile arazilerin sulanmasını sağlayan tarımsal trafo tesislerinin sular altında kalacağı, baraj gölü kısmında kalan arazilerin nasıl sulanacağına ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, proje alanının bir kısmının 1. derece arkeolojik sit olarak ilan edilen alanla çakıştığı ve projenin yapılmasının bu alana zarar vereceği, sonuç olarak dava konusu ÇED Olumlu kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
DAVALININ SAVUNMASI :
Öncelikle, usule ilişkin olarak, yapılması planlanan alanda ikamet etmeyen veya taşınmazı bulunmayan davacılar bakımından davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği öne sürülmüştür.
Esasa ilişkin olarak ise söz konusu projeyle ... tarih ve ... sayılı "ÇED Olumlu" kararının, Danıştay Altıncı Dairesinin 10/09/2020 tarih ve E:2019/12701, K:2020/7537 sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine, Çevre ve Orman Bakanlığının 2009/7 sayılı Genelgesi uyarınca anılan karardaki gerekçelerin dikkate alınmak suretiyle yeni bir ÇED raporu hazırlanarak Bakanlığa başvurulduğu, dava konusu işlemden önce projeyle ilgili hazırlanan fizibilite raporu neticesinde, Dümrek HES'in proje formülasyonundan çıkarıldığı ve ÇED raporunun güncel formülasyona göre hazırlandığı, dava konusu karar 2009/7 sayılı Genelge uyarınca verildiğinden yeniden halkın katılımı toplantısının yapılmadığı, bunun dışında ilanların usulüne uygun yapıldığı, proje için inceleme değerlendirme komisyonu oluşturulduğu, yapılan ilave çalışmalar ile tüm itirazların süreç içerisinde değerlendirilerek ÇED Olumlu kararının verildiği, nehir suyu kalitesine işletme aşamasındaki projeden kaynaklı bir etkinin olmayacağı, bununla birlikte yargı kararı gereği nehir suyu kalitesine yönelik ilave çalışmaların yapıldığı ve bunun için memba ve mansap kısmında yüzey suyundan su örneklerinin alınarak analizlerinin yaptırıldığı, proje kapsamındaki baraj gövdeleri 20 m yüksekliği geçtiği için balık merdiveni ve balık geçidi yapımının işlevsiz olduğu, üstelik yapımı bitmiş olan baraj için sonradan balık asansörü yapmanın hem maliyetli hem de riskli olacağı, dolayısıyla mevcut proje için en uygulanabilir yöntemin DSİ ile Tarım ve Orman Bakanlığının izin onay verdiği mevzuatta yer alan yakalama-taşıma-bırakma yöntemi ile yapay ortamda üretilip kaynağa bırakma uygulamalarının birlikte yapılacağı balık taşıma yönteminin olduğu, bir diğer iptal gerekçesi olan can suyu yetersizliği hususunda ise davalı yanında müdahil tarafından, (önceki ÇED raporunda 1974-2016 yıllarına ait akım verileri olduğundan) 2017-2020 yıllarına ait güncel verilerin DSİ'den talep edildiği ancak söz konusu verilerin DSİ'de de bulunmadığının anlaşıldığı, bu nedenle dava konusu projenin mansabında yer alan Kargı HES'e ait 2017-2020 yılları akım verilerine ulaşıldığı ve bu verilerin dava konusu proje kapsamındaki 2016 yılı öncesindeki verilerin ortalamasından daha düşük değer olduğunun anlaşılması nedeniyle yeni bir hesaplama yapılmadığı, ayrıca Dümrek HES'in yapımından vazgeçilmesi ile dava konusu projenin, Ankara Çayının kirlilik yükünün Dümrek Mahallesinde birikmeye neden olacağı iddiasına itibar edilemeyeceği, baraj göl alanı içinde kalan tarım arazilerini sulamak için kullanılan pompa ve trafo tesisleri ile yeraltı boru sistemlerinin sahiplerine teslim edildiği, göl sahası dışında bulunan arazilerin trafo ve yeraltı boru sistemlerini etkileyen bir durumun bulunmadığı, proje sahasında kalan tarım alanlarında ağaçlandırma ve peyzaj çalışmalarının yapılacağı, 1. derece arkeolojik sit alanı ile çakışan su toplama alanı yüzeyinde arkeolojik bir kalıntıya rastlanılmadığı ve çevredeki tümülüslerin ise proje alanı ile çakışmadığı, derivasyon tüneli ile ilişkili olan Frig Kalesi olarak anılan "Kalebaşı" mevkii ise yüksek kayalıklı bir alan olup bu alana bir müdahalenin bulunulmadığı, fauna ile ilgili olarak literatürden yararlanılarak revize çalışmanın yapıldığı, su kalitesinin sulama suyuna uygunluğu hususunda dava konusu proje yapılmadan önce de Sakarya Nehrinden pompalarla çekilen suyun kullanıldığı, baraj gölünün ötrofikasyon yapıya geçmesi nedeniyle ötrofikasyonun engellenmesinin bir devlet politikası olması gerektiği, nitekim ötrofikasyon probleminin çözümü akarsuların kirletilmemesine bağlı olduğu, sonuç olarak ÇED raporunda çevresel etkilere ve alınması gereken tedbirlere yer verildiği savunulmuştur.
DAVALI YANINDA MÜDAHİLİN SAVUNMASI:
Dava konusu işlemin dayanağı revize ÇED raporunda nehir suyu kalitesinin korunması amacıyla gerekli tedbirlere yer verildiği, nitekim yargı kararı gereği hem memba hem mansap kısmından su numuneleri alınarak gerekli analizlerin yaptırıldığı, proje kapsamında ötrofikasyon riskine dair çalışmaların yürütüldüğü, elde edilen sonuçlar analiz edilerek tedbirler öngörüldüğü, ayrıca aynı nehir üzerinde yer alan Kargı Barajı ve HES projesi ötrofikasyon yapı oluşmaması bakımından emsal teşkil ettiği, ötrofikasyon riskinin giderilmesi tek başına proje kapsamında ele alınması gereken bir konu olmadığı, nehir genelinde ele alınması gereken bir konu olduğu, önemli olan hususun projenin ilave bir kirlilik yükünü getirmeyecek olması olduğu, Ankara Çayında bulunan türlere yargı kararının gereği olarak ayrı tablolar halinde yer verildiği, yine yargı kararının gereği olarak balık taşıma yönteminin yeniden ele alındığı ve yakalama, taşıma, serbest bırakma yönteminin mevcut proje için en uygun yöntem olduğunun anlaşıldığı, ayrıca bırakılması taahhüt edilen can suyunun literatürde istenilen değerlerin yaklaşık iki katı olduğu ve can suyu miktarında yapılan yeni çalışmaların da ÇED raporuna yansıtıldığı, sonuç olarak dava konusu ÇED Olumlu kararının hukuka uygun olduğu savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ :
Dava konusu projenin yapılması, Ankara Çayının kirliliğinin doğrudan nedeni olmasa da, zaten kirli olan suda proje kapsamında baraj yapılmasının ötrofikasyona neden olduğunun anlaşıldığı, nitekim proje alanındaki kokunun da bu durumun göstergesi olduğu, dolayısıyla, öncelikle sorumluluğu olan tüm kamu idarelerince havza bazında Ankara Çayının arıtılması sonrasında bu tarz projelerin yapımının değerlendirilmesi gerektiği, öte yandan dava konusu proje özelinde incelendiğinde ise ÇED raporunda ötrofikasyonun önlenmesine yönelik gerçekçi ve somut yöntemlerin sunulmadığının, projenin su kalitesine etkisinin incelemesi amacıyla izleme programının oluşturulmadığının görüldüğü, ayrıca kirlilik yükü fazla olan Ankara Çayında mevcut durumda yaşaması muhtemel balık türlerinin varlığı detaylı araştırılarak, yaşadığının tespit edilmesi halinde balık geçitlerinin yapılması gerektiği halde, ÇED raporunda yer verilen arazi çalışmalarının üzerinden 13 yıl geçmesi nedeniyle güncel durumu yansıtmadığı gibi, yaşaması muhtemel olduğu belirtilen türler için de balık geçidi yapılmasının planlanmadığı anlaşıldığından, belirtilen yönlerden eksik olan ÇED raporu esas alınarak 2009/7 sayılı Genelge kapsamında verilen dava konusu ÇED Olumlu kararının iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ... 'İN DÜŞÜNCESİ :
Dava; Ankara İli, Beypazarı ve Polatlı İlçeleri ile Eskişehir İli, Mihalıççık İlçesi sınırları içerisinde Sakarya Nehri üzerinde yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,17 MWm/55,80 MWe), [Gürsöğüt-1 Barajı ve HES (2 x (17,63 MWm/16,96 MWe) + (4,37 MWm/4,16 MWe)), Gürsöğüt-2 Barajı ve HES (2 x (9,27 MWm/8,86 MWe))]" projesi ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen ... tarihli, ...sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararının iptali istemiyle açılmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde, "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler.
Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez." hükmüne yer verilmiştir.
İşlem tarihinde yürürlükte bulunan ve 25/11/2014 günlü, 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde, "Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED): Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları, Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun saptanması üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı" olarak tanımlanmıştır.
Anılan Yönetmeliğin Ek-3 bölümünde, Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatı düzenlenmiş, "Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği ile projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları, Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, mimari ve arkeolojik miras, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek-5'deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikler, Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyonların belirlenmesi ve iklim değişikliğine etkileri, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme planı (inşaat dönemi)" düzenlemeleri yer almış, Bölüm IV'te ise halkın katılımına ilişkin kurallara yer verilmiştir.
... tarih ve ... sayılı "ÇED Yönetmeliği Uygulamaları" konulu Çevre ve Orman Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü Genelgesinde; "...Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararları hakkındaki yürütmenin durdurulması/iptal kararları, hakkında ÇED Olumlu Kararı verilen ÇED Raporunun bir ya da birkaç bölümüne ilişkin ise ve yürütmenin durdurulması/iptal kararı, ÇED Raporunun diğer bölümlerini olumsuz yönde etkilemiyor, yani Kararın tümünün yeniden ele alınıp değerlendirilmesini gerektirmiyorsa, ÇED Raporunun hazırlanmasına ilişkin tüm sürecin en baştan tekrarlanmasına gerek bulunmamaktadır.
Böyle bir durumda uygulamanın 'yürütmenin durdurulması/iptal kararının gerekçesi dikkate alınarak, sadece eksik veya yetersiz görülen kısımların yeniden düzenlenerek hazırlandığı ÇED Raporunun Bakanlığa sunulmasını müteakip, Bakanlıkça bir toplantı tarihi belirlenerek, İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tekrar toplanır ve komisyonca değerlendirilir. Yapılan düzenlemelerin yeterli görülmesi halinde ÇED Raporu Komisyonca nihai edilir. Komisyonun değerlendirmeleri, üyeler tarafından imzalanarak tutanak altına alınır. Bakanlık, proje ile ilgili olarak ÇED Olumlu ya da ÇED Olumsuz Kararını verir. Bu kararı, proje sahibi ile ilgili kurum ve kuruluşlara yazılı olarak bildirir. Valilik, alınan kararın içeriğini, karara esas gerekçelerini uygun araçlarla halka duyurur." düzenlemesine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; Ankara İli, Beypazarı ve Polatlı İlçeleri ile Eskişehir İli, Mihalıççık İlçesi sınırları içerisinde Sakarya Nehri üzerinde yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,39 MWm/56,00 MWe) [Gürsöğüt-1 Barajı ve HES (37,53 MWm/36,00 MWe), Dümrek HES (6,26 MWm/6,00 MWe), Gürsöğüt-2 Barajı ve HES (14,60 MWm/14,00 MWe)] Kırma-Eleme Tesisi ve Hazır Beton Tesisi" projesi ile ilgili olarak Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından verilen ... tarihli, ... sayılı "ÇED Olumlu" kararının iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 10/09/2020 tarihli, E:2019/12701, K:2020/7537 sayılı kararıyla," ÇED'in projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları da kapsadığı dikkate alındığında, ÇED raporunda her ne kadar su kalitesini belirleme çalışmaları kapsamında tek bir noktadan (membadan) numune alınarak analiz sonuçlarına yer verilmiş ise de, faaliyet sonrası projeye bağlı su kalitesinde bir değişimin olup olmadığının değerlendirilebilmesi, başka bir ifadeyle, projenin, izleme ve kontrol çalışmalarında söz konusu faaliyetin meydana getirebileceği su kalitesi değişimlerinin takip edilebilmesi amacıyla faaliyet öncesi nehrin hem memba hem de mansap kısmından mevsimsel periyotlara göre (yılda 4 kere) numune alınarak analizlerin yapılması gerektiği; Sakarya Nehrinin kirlilik yükü göz önünde bulundurulduğunda, ötrofikasyon riskinin değerlendirilerek buna yönelik detaylı çalışmaların yapılması gerektiği; dava konusu proje ile enerji elde edilmesi ve sulama suyu temin edilmesi planlandığından, su kalitesinin sulama suyuna uygunluğunun ayrıca ele alınması gerektiği; Ankara Çayının Gürsöğüt Baraj gölünü besleyen en önemli kaynak olduğu dikkate alındığında, türlerin ayrıntılı olarak bilinmesi bakımından Sakarya Nehri ile Ankara Çayında bulunan türlere ayrı tablolar halinde ve literatürden de yararlanmak suretiyle yer verilmesi gerektiği; Gürsöğüt 1 Barajı ile Gürsöğüt 2 Barajı rezervuar alanına kadar olan mesafede bırakılacak can suyu miktarının yetersizliği ve yılda iki kez yapılmasının gerekmesi nedeniyle ÇED raporunda yer alan balık göçüyle ilgili "yakalama, taşıma ve serbest bırakma" yönteminin efektif olmayacağı dikkate alındığında, ortamda yaşayan balıkların cinslerine ve davranış özelliklerine göre balık geçitlerinin belirlenmesi gerektiği; nehir yatağının menderes (büklüm) şeklindeki yapısı nedeniyle suyun akış mesafesinin uzaması ve yayılışının artması ile kurak yaz dönemleri nedeniyle aşırı buharlaşma göz önünde bulundurulduğunda, alanda yaşayan sucul ve karasal flora ve fauna için can suyu miktarının yetersiz olduğu, dolayısıyla can suyu miktarlarının yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle anılan "ÇED Olumlu" kararının iptaline karar verildiği, bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/01/2021 tarihli, E:2021/19, K:2021/701 sayılı kararıyla onandığı, davalı yanında müdahil tarafından, yargı kararınındaki iptal gerekçelerinin dikkate alındığı belirtilerek, 2009/7 sayılı Genelge uyarınca hazırlanan ÇED başvuru dosyasının davalı idareye sunulması üzerine dava konusu ... tarihli, ... sayılı "ÇED Olumlu" kararının verildiği anlaşılmaktadır.
Dosyada bulunan bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak konu incelendikten sonra sonuç bölümünde; "İlk dava konusu olan koku ikinci ÇED'de “diğer” HES'lerin yapılmaması ile ele alınmıştır. Mevcut durumu çözüme kavuşturmamıştır. Koku estetik çevre parametresi değildir. Su, gölet içinde havasız ortamda çürümeyi, dip çamuru oluşumunu, su kalitesinde değişimi göstermektedir. Bu durum Gürsöğüt HES projesi ile ortaya çıkmaktadır. Ankara Çayı ve Sakarya Nehri için bu projeye özel su kalitesi izlemesi baştan beri ÇED kapsamına konmamış ve işletilmemiştir. Su kalitesi izlemesi işletmecinin sorumluluğunda olmalı ve paydaşlar ile paylaşıma açık olmalıdır.
Balık geçitleri her iki ÇED raporunda da yer almamıştır. Mevcut durumda “balıkların yaşamayacağı bölge” boyutları bilinmemektedir. Bilirkişi raporumuzda “balık taşıma” yönteminin kullanılamayacağı ve muallak bir çözüm olarak sunulduğu belirtilmiştir. Öte yandan, bu yöntemin kullanılabileceği kabul edilse bile balıklar hangi memba veya mansap noktasında alınıp diğer tarafa taşınacaktır? Mesafe ve balık tür ve sayısı belli değildir. ÇED raporu kapsamında balık geçitlerinin belli bir baraj yüksekliği sonrasında yapılamaması davalı durum için geçerli olmayabilir. Ancak planlama isteyen ve maliyetli bir çözüm olduğu açıktır.
Sakarya Nehrinin ekolojik durumun iyileştirilmesi için bu su kaynağı üzerinde bulunan bütün antropojenik (insan yapısı) kaynakların etkisi azaltılmalıdır. Bu saptamanın uygulaması her projeyi başlatırken, izlerken veya tamamlarken uygulanmaz ise gelir-geçer bir tanım olmaktan öteye gitmez. Bunun yaptırılması başta tarım, çevre ve enerji konuları ile ilgili bakanlıkların sorumluluğundadır. ÇED raporlarına kurumsal teknik duruşun yansıtılması gereklidir.
Can suyu ve sulama konularında su miktarı konusunda bir sorun olacağı düşünülmemektedir. Ancak su kalitesinde değişimin belirlenmesi ve tarımsal ürünlere (bitki ve hayvan) etkisi ÇED raporunda belirleme ve izleme olarak yer almalıdır.
Jeolojik yapı ve depremsellik, ÇED raporuna verilen değerlendirme proje bölgesi için detaylandırılmalıdır.
Hidrolojik incelemede belirtilen eksiklikler ÇED raporunda verilmelidir." tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Bu durumda, Ankara Çayı ve Sakarya Nehri için özel su kalitesi izlemesinin baştan beri uyuşmazlığa konu projede işletilmediği, ÇED kapsamına konmadığı, su kalitesinde değişimin belirlenmesi ve tarımsal ürünlere (bitki ve hayvan) etkisinin ÇED raporunda belirleme ve izleme olarak yer almadığı, ÇED raporunda ötrofikasyonun önlenmesine yönelik gerçekçi ve somut yöntemlerin sunulmadığı, ötrofikasyon riskinin giderilmediği, mevcut durumda “balıkların yaşamayacağı bölge” boyutlarının bilinmediği, yaşaması muhtemel balık türlerinin varlığının araştırılmadığı, yaşaması muhtemel olduğu belirtilen bu türler için de balık geçidi yapılmasının planlanmadığı, “balık taşıma” yönteminin kullanılamayacağı ve muallak bir çözüm olarak sunulduğu, jeolojik yapı ve depremselliğin proje bölgesi için detaylı olmadığı. hidrolojik incelemede belirtilen eksikliklerin ÇED raporunda verilmediği, önceki yargı kararında belirtilen hususların, dava konusu ÇED olumlu kararının dayanağı ÇED raporunda ele alınmadığı ve anılan eksikliklerin giderilmediği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptalinin gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 01/03/2023 tarihinde, davacılar vekili Av. ... 'un ve davalı idare vekili Hukuk Müşaviri ...'ün geldiği, davalı yanında müdahil vekili Av. ... 'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
İlk olarak Ankara İli, Beypazarı ve Polatlı İlçeleri ile Eskişehir İli, Mihalıççık İlçesi sınırları içerisinde Sakarya Nehri üzerinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,39 MWm/56,00 MWe) [Gürsöğüt-1 Barajı ve HES (37,53 MWm/36,00 MWe), Dümrek HES (6,26 MWm/6,00 MWe), Gürsöğüt-2 Barajı ve HES (14,60 MWm/14,00 MWe)] Kırma-Eleme Tesisi ve Hazır Beton Tesisi" projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce ... tarih ve ... sayılı "ÇED Olumlu" kararı verilmiştir.
Söz konusu kararın iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesinin E:2019/12701 sayılı dosyasında açılan davada, Dairemizin 10/09/2020 tarih ve E:2019/12701, K:2020/7537 sayılı kararıyla iptaline karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/04/2021 tarih ve E:2021/19, K:2021/701 sayılı kararıyla onanmasına karar verilmiştir.
Davalı yanında müdahil tarafından, Daire kararındaki iptal gerekçeleri dikkate alındığı belirtilerek, 2009/7 sayılı Genelge uyarınca hazırlanan ÇED başvuru dosyası davalı idareye sunulması üzerine, Ankara İli, Beypazarı ve Polatlı İlçeleri ile Eskişehir İli, Mihalıççık İlçesi sınırları içerisinde Sakarya Nehri üzerinde yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,17 MWm/55,80 MWe), [Gürsöğüt-1 Barajı ve HES (2 x (17,63 MWm/16,96 MWe) + (4,37 MWm/4,16 MWe)), Gürsöğüt-2 Barajı ve HES (2 x (9,27 MWm/8,86 MWe))] projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı "ÇED Olumlu" kararı verilmiştir.
Bakılan dava, anılan ... tarih ve ... sayılı "ÇED Olumlu" kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı idare tarafından, yapılması planlanan alanda ikamet etmeyen veya taşınmazı bulunmayan davacılar bakımından davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, Ulusal Yargı Ağı Portalı (UYAP) kayıtlarının incelenmesinden; davacıların dava konusu projenin yapılacağı alanda ikamet ettikleri anlaşıldığından, davalı idarenin bu iddiasına itibar edilmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde, "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez..." hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 günlü, 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; "Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED): Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları, Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun saptanması üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı" olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralı, 7. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-1 listesinde yer alan projelere, b) "ÇED Gereklidir" kararı verilen projelere, c) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projelere, ÇED Raporu hazırlanması zorunludur." kuralı yer almıştır.
Anılan Yönetmeliğin Ek-III bölümünde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatı ile Çevresel Etki Değerlendirmesi Özel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği ile projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları, Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, mimari ve arkeolojik miras, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek-5'deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikler, Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyonların belirlenmesi ve iklim değişikliğine etkileri, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme planı (inşaat dönemi), Bölüm IV: Halkın Katılımı şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.
... tarih ve ... sayılı "ÇED Yönetmeliği Uygulamaları" konulu Çevre ve Orman Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü Genelgesinde; "...Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararları hakkındaki yürütmenin durdurulması/iptal kararları, hakkında ÇED Olumlu Kararı verilen ÇED Raporunun bir ya da birkaç bölümüne ilişkin ise ve yürütmenin durdurulması/iptal kararı, ÇED Raporunun diğer bölümlerini olumsuz yönde etkilemiyor, yani Kararın tümünün yeniden ele alınıp değerlendirilmesini gerektirmiyorsa, ÇED Raporunun hazırlanmasına ilişkin tüm sürecin en baştan tekrarlanmasına gerek bulunmamaktadır.
Böyle bir durumda uygulamanın 'yürütmenin durdurulması/iptal kararının gerekçesi dikkate alınarak, sadece eksik veya yetersiz görülen kısımların yeniden düzenlenerek hazırlandığı ÇED Raporunun Bakanlığa sunulmasını müteakip, Bakanlıkça bir toplantı tarihi belirlenerek, İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tekrar toplanır ve komisyonca değerlendirilir. Yapılan düzenlemelerin yeterli görülmesi halinde ÇED Raporu Komisyonca nihai edilir. Komisyonun değerlendirmeleri, üyeler tarafından imzalanarak tutanak altına alınır. Bakanlık, proje ile ilgili olarak ÇED Olumlu ya da ÇED Olumsuz Kararını verir. Bu kararı, proje sahibi ile ilgili kurum ve kuruluşlara yazılı olarak bildirir. Valilik, alınan kararın içeriğini, karara esas gerekçelerini uygun araçlarla halka duyurur.' şeklinde yapılması" düzenlemesine yer verilmiştir.
Öte yandan, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununun 22. maddesinde; "Tarım ve Orman Bakanlığının müsaadesi alınmadan akarsularda su ürünlerinin geçmesine veya yetişmesine engel olacak şekilde ağlar kurulması, bent, çit ve benzeri engeller yapılması yasaktır. (2)(Değişik fıkra:6/11/2019-7191/5 md.) Akarsular üzerinde kurulmuş veya kurulacak olan baraj ve regülatör gibi su yapılarında su ürünlerinin geçmesine mahsus balık geçidi yapılması ve işler durumda bulundurulması zorunludur. Ancak yüksekliği yirmi metreden fazla olan su yapılarında, masrafları müteşebbisçe karşılanmak üzere Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılacak veya yaptırılacak bilimsel araştırma ve inceleme sonucu balık geçitlerinin işlevsiz olacağının anlaşılması halinde balık geçidi dışında farklı göç yapıları, asansörle taşıma, yapay ortamda üretilip kaynağa bırakma gibi tedbirler alınabilir. Bu madde kapsamındaki balık geçidi, balık asansörü ve diğer yapılara ilişkin projenin onayı, kontrollüğü ve kabulü inşaat tekniği açısından Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılır veya yaptırılır.(3)" hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 266. maddesinde; "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü, 282. maddesinde ise; "Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmü yer almıştır.
İlgili Mevzuatın Değerlendirilmesi;
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca; çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır.
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. bölümündeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, anılan Genelge ile yapılması planlanan projeyle ilgili verilen ÇED Olumlu kararına karşı açılan davada, Mahkemesince verilen yürütmenin durdurulması veya iptal kararları, ÇED Olumlu kararının dayanağı ÇED raporunun bir veya birkaç bölümüne ilişkinse ve ÇED raporunun tamamını kusurlandırmıyorsa, ÇED raporunun yetersiz görülen bu kısımları yeniden düzenlenmek suretiyle davalı idareye sunulması üzerine, Yönetmelikte öngörülen ÇED sürecinin en başından işletilmeyerek değerlendirme yapılabilmesi mümkün hale gelmiştir.
Dava Konusu "ÇED Olumlu" Kararının İncelenmesi;
Dava konusu yapılması planlanan projenin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin yeterli olup olmadığının değerlendirilebilmesinin özel ve teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle 30/06/2021 tarihli ara kararıyla keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi üzerine, Naip Üye ... tarafından re'sen seçilen bilirkişiler; çevre mühendisi Prof. Dr. ... , inşaat mühendisi (hidrolik) Prof. Dr. ... , jeoloji mühendisi Prof. Dr. ... , biyolog Prof. Dr. ... ve ziraat mühendisi Doç. Dr. ... 'dan oluşan bilirkişi heyeti ile birlikte mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmıştır.
Bilirkişiler tarafından hazırlanan raporda özetle; "... inşaat süreci tamamlanmış olan Gürsöğüt HES projesinin inşaat faaliyetleri sırasındaki etkilerinin değerlendirilemediği, Gürsöğüt projesinin Ankara Çayı üzerinde kurulduğu, Ankara Çayının, Ankara şehrinin atık suları ile civarındaki sanayi ve tarımsal faaliyetlerinin atık sularının farklı noktalardan akışa karıştığı yüzey suyu kalitesi akarsuyun bölgelerine göre farklılık gösteren antropojenik etki altında bir akarsu olduğu, her iki ÇED raporu hazırlandığında akarsuyun bu halinin Ankara Çayının mevcut durumu olduğu ve ÇED sürecinde planlamanın mevcut durum için hazırlanmasının beklenildiği, ÇED sürecinin yönetmelikte belirtilen formata uygun ilerlediği, ikinci ÇED raporunun ilk yargı kararında belirtilen kirliliği önleme açısından değerlendirildiğinde yetersiz kaldığı, ilk bilirkişi raporunda ötrofikasyon olacağı vurgusunun yapıldığı, ikinci ÇED raporunun Ek-36’da belirtilen önlemlerin somutlaşmadığı ve yapılan keşif sırasında işletme süresinde bu önlemlerin kullanıldığının görülmediği, Ek-36’da genel bir ötrofikasyon bilgilendirmesinin (kitap bilgisi) yer aldığı, konuyu açıklamak açısından raporda genel bilgilere yer verilmesi beklenebileceği ancak bu genel bilgilerin Gürsöğüt HES projesinde nasıl kullanılacağına ve bir o kadar önemli olarak nasıl izleneceğine yer verilmediği, Gürsöğüt HES projesinin keşfi sırasında bölgedeki yaygın “koku”nun (su kalitesi kriterlerinde yer alan bir parametredir) bilirkişi heyeti tarafından algılandığı, keşif sırasında su kalitesi izleme noktaları olduğunun gözlenmediği ve dava dosyasında periyodik su kalitesi izleme yapıldığı yönünde verilerin yer almadığı, oysa ötrofikasyonu önleme için bunun olması gereken bir önlem olduğu, davalı kurum akarsu kalitesinin izlenmesini, özellikle ilk ÇED Olumlu kararı iptal edilince, belediye, valilik veya DSİ gibi yetkili kurumların veya dönemsel proje çalışmalarının “kendi” periyodik ve anlık ölçümlerine bırakılmaması gerektiği (ÇED raporu syf 11, EK-37 syf 9), izleme noktalarının ve izlenecek parametrelerin belirlenerek ÇED raporuna eklenmesi gerektiği, ancak bu durumda alınan önlemlerin etkili olup olmadığının takip edilebilir olduğu, yeniden hazırlanan ÇED raporunda Ankara Çayının zaten kirli olduğu, Gürsöğüt barajının sadece suyu mevcut hali ile tutup tekrar akışa bırakıldığının ifade edilse de bu ifadenin doğru olmadığı, Ankara Çayı üzerindeki kirlilik yükünün fazla olduğu “mevcut durum” olarak kabul edildiği, ancak akarsuyun baraj göletinde bekletilmesinin yüksek besin konsantrasyonları nedeni ile suda havasız (anaerobik) bir ortam oluşmasına neden olduğu, bu durum suda yaşayan mikroskobik canlıların üremesi sırasında oksijeni tüketmelerinden kaynaklandığı, devamında gölette beklemekte olan suda, havasız ortamda üreyen mikroorganizmaların özellikle dip çamurunda organik maddeleri çürütmesinin de su kalitesinin daha da bozulmasına sebep olduğu, “koku”nun bu durumun bir göstergesi olduğu, bir başka nokta, akarsuyun normal akış seyrinde karışarak ilerlediği için havalanacağı, baraj göletinde bekletildiğinde suyun doğal olarak havalandırılmasının mümkün olmadığı, bu durum da havasız ortamın çabuk oluşmasını sağlayan bir durum olduğu ve su kalitesini olumsuz etkilediği, sonuç olarak “kirli suyu” alıp bırakmanın da su kalitesini etkilediği, bu durumun da ÇED raporunda yer alması gerektiği, barajlarda suyun göletin alt kısmından türbinlere yönlendirildiği, bu durumda tamamen oksijensiz ve koku oluşturan bileşenleri (HS, H2S CH4 gibi) içeren suyun ortama salındığı, kokunun kaynağının da bu olduğu, IV. sınıf kirli bir su kaynağında davalı kurumun bu durumu dikkate almamış olmasının eksiklik olduğu, bilirkişi heyetinin baraj öncesi bir noktada da gözlem yaptığı, burada kokunun tespit edilmediği, ÇED raporu bölüm-1’de (sayfa 4 ve 5) Dümrek HES yapımından vazgeçilmesinin bir ötrofikasyon önleme uygulaması olarak ifade edildiği, bu bir ötrofikasyon önleme metodu olarak kabul edilemeyeceği, bu yaklaşımın sadece baraj nedeni ile artan kirlilik yükünün daha da artmasını engellediği, ÇED raporunun içinde “tedbirleri aldık veya taahhüt ederiz” denilmesinin yetersiz olduğu, ÇED raporunun, paydaşların (kurum ve kuruluşlar) çevreyi nasıl koruyacaklarını ve onaylayanların neden“uygunluk” verdiklerini teknik gerekçelere bağlamasının gerektiği, hidrobiyolojik bakımından yapılan değerlendirmede, ÇED raporunda (2020) verilen tablo 4’deki balık türlerinden bazılarının isimlerinin güncel olmadığı, bazılarının ise hatalı isimlendirildiğinin saptandığı, Alburnoides bipunctatus’un Sakarya havzasındaki popülasyonunun güncel adının Alburnoides kosswigi olduğu, bunun yanı sıra Oxynoemacheilus banarescui ve Proterorhinus marmoratus türlerinin hatalı teşhis edildiği, bu türlerin Oxynoemacheilus simavicus ve Neogobius fluviatilis olarak düzeltilmesi gerektiği, ancak ÇED raporunda daha önemli bir ayrıntının dikkat çektiği, çalışma alanına ilişkin olarak 4 ayrı familyaya ait 16 balık türü belirlendiği, Cyprinidae familyası en fazla türle (11 tür) temsil edildiği, Capoeta tinca ve Barbus escherichii türlerinin bölgenin en önemli balık türleri olduğunun görüldüğü, ayrıca Chalcalburnus ve Leuciscus’a ait cinslerin de yoğunluk bakımından ön plana çıktıklarının belirlendiği, bu taksonların tüm Anadolu'da yaygın ve bol olarak bulunduğu, ifadesinde adı geçen Capoeta tinca türünün tabloda yer almadığı gibi, Chalcalburnus ve Leuciscus’a ait cinslere ait hiçbir türden tabloda ve metinde bahsedilmediği, alanda bulunmayan türler hakkında yapılan bu yorumların raporla ilişkisinin olmadığının anlaşıldığı, bu paragrafın raporla bütünlük içinde olmadığı gibi, bir katkısının olmadığının görüldüğü, can suyu bakımından değerlendirildiğinde, ÇED raporunda alanda verilen balık türleri içerisinde yer alan latince adı Silurus glanis olan yayın balığının iri cüsseli bir balık olduğu, ancak can suyu için raporda verilen 0.15 m’in yayın balığının yaşamı için çok yetersiz olduğunun görüldüğü, (yine ÇED raporunun bir başka sayfasında) “can suyu” için önerilen 4.84 m3/s en düşük akımda 30.99 cm derinlik sağlanabileceğinin ifade edildiği, bu derinliğin yayın balığı için kesinlikle yetersiz olduğu, balıkların yumurtlama döneminin 15 haziranda sona erdiği dikkate alındığında, bu dönemdeki can suyu miktarı ve raporda bu değere karşılık verilen su derinliğinin oldukça düşük olduğu, ayrıca yumurtadan çıkan yavru balıkların büyüme dönemi olan yaz aylarındaki çevresel akış ve raporda uygun bulunan 30-31 cm’lik derinliğin balıkların yaşamı açısından uygun olmadığı, üreme dönemi olan bahar aylarında su akışının nisandan hazirana doğru yaklaşık 3 kat azalmasının sucul yaşamı olumsuz yönde ciddi şekilde etkileyebileceği, şöyle ki sazangiller kıyı kesimlere yumurta bırakırken bu kesimdeki suyun çekilmesinin, yumurtaların olduğu kısımda suyun azalmasına hatta kurumasına neden olabileceği, suyun seviyesinin düşmesiyle birlikte, otluk kıyı bölgesinin kuruması ise yumurtaların kuruyup ölümüne yol açabileceği, balık ve balık besinini oluşturan omurgasız canlıların olumsuz etkilenmesinin söz konusu olduğu, balık geçidi bakımından, ÇED raporunda 22/11/2019 tarih ve 30956 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5. maddesi ile 1380 sayılı Kanunun 22. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişikliğe yer verildiği, buna göre; “Akarsular üzerinde kurulmuş veya kurulacak olan baraj ve regülatör gibi su yapılarında su ürünlerinin geçmesine mahsus balık geçidi yapılması ve işler durumda bulundurulması zorunludur. Ancak yüksekliği yirmi metreden fazla olan su yapılarında, masrafları müteşebbisçe karşılanmak üzere Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılacak veya yaptırılacak bilimsel araştırma ve inceleme sonucu balık geçitlerinin işlevsiz olacağının anlaşılması halinde balık geçidi dışında farklı göç yapıları, asansörle taşıma, yapay ortamda üretilip kaynağa bırakma gibi tedbirler alınabilir. Bu madde kapsamındaki balık geçidi, balık asansörü ve diğer yapılara ilişkin projenin onayı, kontrollüğü ve kabulü inşaat tekniği açısından Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılır veya yaptırılır.” düzenlemesi yapıldığının belirtildiği, yüksekliği 20 m'den yüksek olan barajlarda balık taşımacılığı yapılabilmesine yönelik yasal bir dayanağın bulunmadığı kanaatinin oluştuğu, balık geçidi yapılıp yapılmayacağına Tarım ve Orman Bakanlığının kuracağı bir komisyonca karar verileceğinin belirtildiği, bu komisyonun balık geçidine gerek görmemesi halinde balık taşımasının yapılabileceğine dair bir ibarenin ilgili mevzuatta bulunmadığı, bu konudaki şüphelerin, Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Kaynak Yönetimi dairesi başkanlığına sorulduğu, mevzuatta balık taşıma işleminin olmadığı cevabının alındığı, balık taşımaya yönelik verilen fotoğrafların nizami bir balık taşıma işlemini yansıtmadığı, ancak gerek 24/12/2021 tarihinde yerinde yapılan incelemeden, gerekse ÇED raporunda yer verilen su analizlerinden ve hatta önceki bilirkişi raporundan yola çıkıldığında ulaşılan literatürdeki su kalitesi değerlerinden Ankara Çayındaki yoğun kirliliğin dikkati çektiği, ÇED raporunda verilen su kalitesi değerleri balık yaşamına izin vermeyecek düzeyde olduğu, sudaki çözünmüş oksijen miktarının 5 mg/L nin altına düştüğünde balık yaşamı için uygun olmayan, kısıtlayıcı bir ortamın söz konusu olduğu, DSİ tarafından 1.1 mg/L gibi çok düşük çözünmüş oksijen miktarları ölçülen ve kirlilik yükünün çok yüksek olması nedeniyle IV. sınıf sular sınıfındaki bir ortamda,16 tür balığa rastlanmasının şaşırtıcı olduğu, nitekim Chapman (1996) ve pek çok kaynakta sulardaki çözünmüş oksijen miktarının sucul yaşam için anahtar bir role sahip olduğu, 5 mg/L’nin altındaki çözünmüş oksijen konsantrasyonun biyolojik yaşam birliklerinin yaşamda kalması ve işlevlerini yerine getirmesi bakımından olumsuz etkilediği, 2 mg/L’nin altında ise pek çok balık türünün ölümüne yol açtığının bildirildiği, uzun yıllardır, yoğun kirlilik altındaki bu akarsuda ve oluşturulan baraj gölü ile durgun hale gelen ortamda oksijenin miktarının daha da düşmesinin kaçınılmaz olduğu, Yerüstü Su Yönetmeliğine göre de rapordaki ölçümlerin canlı yaşamı açısından olumsuz bir ortamı gösterdiği, nitekim 24/12/2021'de yapılan incelemede baraj gölünde ötrofikasyona işaret eden bir tablo gözlemlendiği, böyle bir ortamda balıkların yaşayamayacağı için, yapılacak bir balık geçidini kullanabilecek balıkların varlığının kesinleştirilmesinde yarar olduğu, rapor hazırlanırken yapılan arazi çalışmaları sırasında ve öncesinde de su kalitesinin IV. sınıfta olduğu dikkate alındığında ve söz konusu rapor için yapılan arazi çalışmasının üzerinden yaklaşık 13 yıl geçmiş olduğu için, balık popülasyonlarının durumunun tekrar araştırılmadan, balık geçidi konusunda bir girişimde bulunulmasının doğru olmayacağı, balık türlerinin varlığının kabul edilmesi durumunda mevzuat gereği balık geçidinin yapılması gerektiği, ... Gürsöğüt HES proje alanında yerleşim yeri olarak Dümrek (köyü) Mahallesinin olduğu, keşif sırasında mahallede ve civarında yaygın çürüme kokusunun tespit edildiği, ayrıca, HES nedeni ile değişen su kalitesinin olumsuz etkisinin olacağının dikkate alınması gerektiği, ... İnşası ile barajın jeolojik birimlere veya yapılara herhangi bir etkisinin olmayacağı, yeraltısuları (hidrojeoloji) bakımından, ÇED raporunda Gürsöğüt baraj gövdesinin üzerine oturduğu granodiyoritlerin “genel olarak az geçirimli-geçirimli” olduğunun belirtildiği, buna karşın baraj etrafındaki granitik kayaçların çok kırıklı olmaları nedeniyle az geçirimli oldukları ve bu kırık sistemlerinin baraj gölünde su sızmalarına yol açmasının beklenildiği, keşifte çok kirli olduğu gözlenen Ankara Çayının karıştığı Sakarya Nehrinin sularının baraj yapımı öncesi bu kayaçlardan geçerken yeraltısularını kirletmiş olmasının beklenildiği, fakat barajın kurulması ile memba tarafında oluşan baraj gölünün kirlenen sularının yeraltısularını daha fazla kirlettiği ve kirleteceğinin muhtemel olduğu, burada yapılabilecek ve doğayı daha etkin bir şekilde koruyabilecek tedbirin, Sakarya Nehrini kirleten Ankara Çayının ve varsa diğer akarsuların arıtılmasının ve doğanın kirletilmesinin önlenmesi olduğu, ... tarımsal potansiyeli olan bu arazilerin baraj gölü altında kalan kısımlarının kamulaştırılacağı belirtildiği, diğer yandan proje alanından etkilenecek tarımsal arazilerinde sulamaların genellikle akarsudan saptırılarak (yüzey ya da yağmurlama) veya yer altından kuyular vasıtası ile alınarak yapılacağının bildirildiği, proje ile birlikte çiftçilere suyu kullanmaları için kanal yapılacağı ve ayrıca zarar gören toprak altı sistemlerinin de taşınarak uygun yerde tekrar montajının yapılacağının ifade edildiği, böylelikle çiftçilerin masraflarının da azalacağının belirtildiği, Gürsöğüt 1 Barajı ve HES projesi kapsamında su kullanım haklarına konu olacak 9000 da (Sağ sahil 5000 da, sol sahil 4000 da) tarım arazisi tespit edilmiş olup, bu arazilerde yetiştirilecek bitkiler (hububat, sebze, ayçiçeği, soğan, bostan) için FAO Blaney-Criddle yöntemine göre saptanan bitki su tüketimi (evapotranspirasyon) net değerlerinin, Mayıs ayında 702.04 L/s, Haziran ayında 1161.61 L/s, Temmuz ayında 930.17 L/s, Ağustos ayında 548.27 L/s, Eylül ayında 98.52 L/s, Ekim ayında 87.27 L/s su hakkı verileceğini gösterdiği, bu değerler için sulama randımanları da göz önüne alınarak kaynaktan saptırılacak toplam sulama suyu hacminin 9.340.210,67 m3 olarak belirlendiği, yapılan hesaplamaların bilimsel kriterlere uygun olduğu, ilgili kurumdan (DSİ) onay alındığı, diğer yandan Gürsöğüt 2 Barajı ve HES alanında tarım arazisinin bulunmadığının belirtildiği, ... Proje süresince yapılan/yapılacak inşaat vb. işlerden etkilenecek tarım ve mera alanları, sulama ve doğal yaşam su ihtiyacı ile ilgili alınması gereken tedbirlerin belirtildiği ve açıklandığı, .... Gürsöğüt HES ve Baraj göleti nedeni ile akarsu kalitesinin olumsuz yönde etkilendiği, bununla ilgili alınmış bir önlemin olmadığı, Gürsöğüt HES projesi, Ankara Çayından gelen suyu bekleme göletinde biriktirip enerji elde etmek için planlamış hidroelektrik santrali olduğu, HES planlaması yapılırken ve ÇED süreçlerinde akarsu kalitesinin düşük olduğunun tespit edildiği, ÇED raporunda su kalitesinin iyileştirilmesi için bir planlamanın yapılmadığı, ... yapılan hesaplamalar ve değerlendirmeler sonucunda Gürsöğüt-1 Barajı ve HES tesisi için çevresel akım 10 m3/s seçildiğinin anlaşıldığı, nihai ÇED raporunda optimum çevresel akım hesaplanırken debi süreklilik eğrisi yöntemiyle hesaplanmış olan Q95=21,7 m3/s değerinin neden dikkate alınmadığının açıklanması gerektiği, Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi kapsamında minimum çevresel akımın en az Q95 alınması gerektiğinin belirtildiği, ... Can suyunun, HES’de yıl içinde hidroelektrik enerji üretiminin olmadığı ve yatay eksenli Francis türbininin çalışmadığı zamanlarda çevresel akımın Gürsöğüt-1 Barajı ve HES tesisinin hangi bölümünden akarsuya bırakıldığının açıklanması ve çizimle gösterilmesi gerektiği, Gürsöğüt-1 Barajı ve HES tesisi için 2021 yılına ait günlük ortalama can suyu (çevresel akım) değerlerinin Gürsöğüt-1 Barajı ve HES tesisinin işlettiği AGİ ölçümleri (günlük ortalama debiler) kullanılarak tablo olarak verilmesi gerektiği, barajın mansabında bırakılan çevresel akımda ve akan sularda buharlaşmanın önemli bir etkisinin olmadığı, buharlaşmanın durgun su kütlelerinde ölçülen ve izlenen bir hidrolojik süreç olduğu, çevresel akımda akarsuyun menderesli yapısının bir etkisinden ziyade, akarsudaki taban eğimi değişiminin, akım hızı ve derinliği üzerine önemli bir etkisinin bulunduğu, ... 03/01/2022 tarihli dilekçenin EK-2’nde verilen Gürsöğüt 1 Barajı’ndan 2021 yılında verilen tarımsal sulamaya verilen su miktarları (debiler) incelediğinde, barajı işleten firmanın tarımsal su temini konusunda taahhüdünü yerine getirdiğinin değerlendirildiği, ... ayrıca Gürsöğüt-1 Barajı tamamlandıktan sonra, Gürsöğüt-1 rezervuarından 649 m maksimum işletme kotundaki baraj gölü sınırından 600 m kotundaki tarım arazilerine inşa edilen kanallar vasıtasıyla cazibeli bir akımla su temin edilmeye başlandığı, böylece bölgedeki çiftçiler için önemli bir işletme maliyeti olan Sakarya Nehrinden temin edilen tarımsal suyun pompalanması için harcanan elektrik giderlerinin ortadan kalktığı,
keşif sırasında yapılan gözlemlere göre Gürsöğüt HES projesinin en belirgin etkisinin su kalitesinin değişimi üzerinde olduğunun ortaya konulduğu, nitekim akarsuyun renginin değiştiği, HES öncesinde koku tespit edilmediği, HES sonrasında kokunun olduğu ve geniş bir bölgede hissedildiği, bu tespitlerin, bölgede doğal yaşamın değişmiş olabileceğini ve yaşam kalitesinin düşmüş olabileceğini ortaya koyduğu, bu durumun yöre halkı için de kabul edilebilir olduğunu düşünmenin doğru olmadığı, keşif sırasında gölet kıyılarında çöp biriktiği, bunun da göletteki su kalitesine olumsuz yansıyacağının düşünüldüğü, periyodik gölet bakımının ÇED kapsamına alınması gerektiği, bu bakımın kıyıdan veya gölette motor ile yapılması mümkün olduğu, Gürsöğüt HES projesinin, bölgedeki akarsuyun kalitesinin bozulmasına sebep olduğu, mevcut hali ile işletmenin devam etmesi durumunda bu durumun daha da kötüleşeceği, sıcak dönemlerde sudaki bozunma artacağı için daha yoğun koku ile karşılaşılacağı, mevcut durumun (ötrofik suyun durgun olarak bekletilmesi) bir program geliştirilmez ise telafi edilemez sonuçlar doğuracağı, gölet içinde dip çamuru birikiminin de izlenmesi gerektiği, Gürsöğüt HES'in Ankara Çayı ve Sakarya Nehri bağlantı noktasında kurulduğu, Ankara Çayına Ankara şehir merkezinin ve diğer sanayi bölge ve bağımsız çalışan kuruluşların arıtılmış sularının deşarj edildiği, akarsu boyunca tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü, kirlilik yükü yoğun bir akarsu olduğu, Ankara Çayına kaçak deşarjların olduğunun da bilindiği, ötrofik akarsuyun, içinde yüksek karbon kaynaklarının yanı sıra yüksek konsantrasyonlarda azot ve fosfor bulunduran suları ifade ettiği, bu tür sularda karbon ve diğer besin maddelerinin yüksek konsantrasyonlarda bulunduğu için mikroorganizmaların kontrolsüz üremesi, su kaynağının hızlı yaşlanmasına neden olduğu, Ankara Çayına yapılan yüksek organik madde ve besin maddesi (azot, fosfor vb.) deşarjlarının, nehri ötrofik akarsu sınıfına soktuğu, bu nedenle Gürsöğüt HES projesine gelen suyun ötrofik olduğu, bu durumun ÇED raporunda belirtildiği, ancak Ankara Çayı, HES projesi alanına kadar gelirken akışı boyunca havalandığı ve sudaki bozunma ile sınırlı kaldığı, akış nedeni ile ötrofik olmasına rağmen “kötü” kokmayan Ankara Çayı/Sakarya Nehrinin söz konusu olduğu, Ankara Çayı, Sakarya Nehri ile birleştikten sonra HES göleti içinde durgun su haline geldiği ve beklemeye başladığı, bekleme süresi ile beraber gölette mikrobiyal faaliyetin hızlandığı ve akarsuyun tamamen havasız hale dönüştüğü, bütün göletin havasız bir su kütlesini oluşturduğu, bu sırada bozunma/çürümenin tipik yan ürünleri atmosfere salındığı, ve “kötü” koku oluştuğu, kötü kokunun, o bölgede yaşayanlar için sadece estetik bir parametre olmadığı, suyun kalitesinin olumsuz yönde değiştiğini de gösterdiği, havasız kalan HES göletinin dip bölümünde çamur birikmesinin de oluştuğu, nehrin memba kısımlarında bazı balık türleri yaşayabilirken, gölette su kalitesindeki ani düşüş nedeni ile böyle bir suda balık yaşamasının beklenmemesi gerektiği, barajla ilgili bir başka sorunun, gölet suyunun dipten alınması ile oluştuğu, elektrik santrali çalıştığında dipte biriken kalitesi bozulmuş su açığa çıktığı ve havalandırıldığı, bu durumun kokunun geniş alanlara yayılmasına da sebep olduğu, akarsu türbinden çıkar çıkmaz tekrar akışa geçtiği ve havalanmaya başladığı, ancak suyun salınması ile başlayan bu havalandırmanın sudaki oksijen seviyesini gölete girişteki seviyeye geri getirmesinin ne kadar mesafe içinde ve hangi havalandırma hızı ile tamamlanacağının gözlemeden bilmenin zor olduğu, akarsuyun miktar olarak nehir yatağına yeterince can suyu olarak bırakılıyor olsa da HES sonrası su kalitesinin eski haline dönüp dönmeyeceğinin veya hangi mesafede döneceğinin bilinmediği, su kalitesi yüksek olmayan bir su kütlesi için bu bölgeye özel su kalitesi izleme programının oluşturulmasının şart olduğu, sadece mevsimlik su örneklemelerinin izleme ve kontrol açısından bir sonuç vermeyeceği, bu durumun da ÇED raporunda ele alınmadığı, sonuç olarak; ilk dava konusu olan kokunun, ikinci ÇED’de “diğer” HES’lerin yapılmaması ile ele alındığı, mevcut durumu çözüme kavuşturmadığı, kokunun estetik çevre parametresi olmadığı, suyun gölet içinde havasız ortamda çürümeyi, dip çamuru oluşumunu, su kalitesinde değişimi gösterdiği, bu durum Gürsöğüt HES projesi ile ortaya çıktığı, Ankara Çayı ve Sakarya Nehri için bu projeye özel su kalitesi izlemesinin baştan beri ÇED kapsamında yer almadığı ve işletilmediği, su kalitesi izlemesinin işletmecinin sorumluluğunda olması ve paydaşlar ile paylaşıma açık olması gerektiği, balık geçitlerinin her iki ÇED raporunda da yer almadığı, mevcut durumda “balıkların yaşamayacağı bölge” boyutlarının bilinmediği, bilirkişi raporunda “balık taşıma” yönteminin kullanılamayacağının ve muallak bir çözüm olarak sunulduğunun belirtildiği, öte yandan, bu yöntemin kullanılabileceği kabul edilse bile balıklar hangi memba veya mansap noktasında alınıp diğer tarafa taşınacağının, mesafenin, balık tür ve sayısının belli olmadığı, ÇED raporu kapsamında balık geçitlerinin belli bir baraj yüksekliği sonrasında yapılamamasının mevcut durum için geçerli olmayabileceği, ancak planlama isteyen ve maliyetli bir çözüm olduğu, Sakarya Nehrinin ekolojik durumunun iyileştirilmesi için bu su kaynağı üzerinde bulunan bütün antropojenik (insan yapısı) kaynakların etkisinin azaltılması gerektiği, bunun yaptırılmasının başta tarım, çevre ve enerji konuları ile ilgili bakanlıkların sorumluluğunda olduğu, can suyu ve sulama konularında su miktarı konusunda bir sorun olacağının düşünülmediği, ancak su kalitesinde değişimin belirlenmesi ve tarımsal ürünlere (bitki ve hayvan) etkisinin ÇED raporunda belirlenmesi ve izleme olarak yer alması gerektiği, jeolojik yapının ve depremselliğin, proje bölgesi için ÇED raporunda detaylandırılması gerektiği, hidrolojik incelemede belirtilen eksikliklerin ÇED raporunda verilmesi gerektiği, yönünde tespit ve değerlendirmede bulunulmuştur.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporu, Dairemizce teknik bakımından hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlikte görülmüş olup, davacılar ile davalı idare ve davalı yanında müdahil şirket tarafından rapora itiraz edilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun yukarıda yer verilen hükmü uyarınca hakimin bilirkişi raporu doğrultusunda karar verme zorunluluğu bulunmadığından, sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi, verilen rapor teknik açıdan yeterli görülmesi halinde, bilirkişi raporunda ulaşılan sonucun aksine karar verilmesi de mümkündür.
Dava konusu ÇED Olumlu kararının, 2009/7 sayılı Genelge uyarınca verildiği dikkate alındığında, uyuşmazlığın çözümü; ilk ÇED Olumlu kararının iptaline ilişkin Daire kararında ÇED raporunun eksik veya yetersiz görülen kısımlarının, dava konusu işlemin dayanağı ÇED raporunda ele alınarak yeniden düzenlenip düzenlenmediğinin, bu yönüyle yapılan değerlendirmelerin yeterli olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasına bağlıdır.
Bu çerçevede, Dairemizin 10/09/2020 tarih ve E:2019/12701, K:2020/7537 sayılı kararında iptal gerekçesi olarak yer alan, ÇED raporunda su kalitesini belirleme çalışmaları kapsamında tek bir noktadan (membadan) numune alınarak analiz sonuçlarına yer verildiği, ancak faaliyet sonrası projeye bağlı su kalitesinde bir değişimin olup olmadığının değerlendirilebilmesi, başka bir ifadeyle, projenin, izleme ve kontrol çalışmalarında söz konusu faaliyetin meydana getirebileceği su kalitesi değişimlerinin takip edilebilmesi amacıyla faaliyet öncesi nehrin hem memba hem de mansap kısmından mevsimsel periyotlara göre (yılda 4 kere) numune alınarak analizlerin yapılması gerektiği hususuyla ilgili olarak Sakarya Nehrinde DSi tarafından daha önce Tübitak'a yaptırılan inceleme kapsamında (havza koruma eylem planlarının hazırlanması projesi Sakarya havzası raporu) Sakarya Nehrinin bir çok noktasından alınan su numunesinin analiz sonuçlarına ÇED raporunda yer verildiği gibi, Daire kararı sonrasında projenin su kalitesi üzerindeki etkisini ortaya koyabilmek amacıyla projenin memba ve mansap bölgesinde kalacak şekilde yüzey suyundan alınan su örneklerinin analiz ettirilerek sonuçlarına ÇED raporunda yer verildiği görüldüğünden, bu yönüyle yargı kararının gereğinin yerine getirildiği sonucuna varılmıştır.
Anılan Daire kararında diğer bir iptal gerekçesi olarak yer alan ötrofikasyon riskinin değerlendirilerek buna yönelik detaylı çalışmaların yapılması gerektiği hususuyla ilgili olarak, teknik yönlerden hükme esas alınan bilirkişi raporunda, genel olarak çok kirli suyun proje alanının bir kısmında biriktirilmesi sonucu ötrofikasyona sebep olacağı, ÇED raporunda konuya ilişkin değerlendirmelerin bulunduğu, ancak yatırımcı tarafından taahhüt edilen bir önlemin olmadığı vurgulanmış ise de, ÇED raporunda konuya ilişkin yapılan değerlendirmede, ötrofikasyon probleminin çözümünün akarsuların kirletilmemesine bağlı olduğu belirtilerek, kirliliğin önlenmesi için tarımda kullanılan kimyasal gübre ve ilaçların kontrol altına alınması ile akarsulara ve yeraltı sularına karışmasının önlenmesi, kontrolsüz şehir kanalizasyon deşarjlarının engellenmesi, uygun çalıştırılmayan ve yeterli olmayan arıtma tesislerinin kontrol altına alınması, deşarj limitlerini aşmalarının engellenmesi, ön arıtmasız sanayi tesislerine müsaade edilmemesi gibi tedbirlerin sıralandığı görülmüş olup, suyun kirli olmasının ötrofikasyonun temel nedeni olduğu anlaşıldığından, kirliliğin de yatırımcıdan kaynaklanmadığı dikkate alındığında, Ankara Çayı ve Sakarya Nehrinin su kalitesinin daha iyi bir seviyeye getirilmesinin, başka bir deyişle, kirliliğin önlenmesi noktasında ÇED raporunda sıralanan tedbirlerin alınmasının yatırımcıdan beklenemeyeceği, su kirliliğinin ilgili kurumların entegre havza planı ve su yönetimi ile çözülebileceği sonucuna varılmıştır. Aynı durumun ötrofikasyona bağlı olarak gelişen koku problemi için de geçerli olduğu, nitekim konuya ilişkin olarak davalı yanında müdahilin 01/06/2022 tarihli dilekçesiyle proje alanında suda kimyasal ve fiziksel kirliliğin yoğunlaştığı, buna bağlı olarak köpük ve koku meydana geldiği, dolayısıyla çevre ve insan sağlığı için sanayi tesislerinin Ankara Çayına deşarjlarının kontrol edilerek gerekli tedbirlerin alınması gerektiği yönünde davalı idareye başvurulduğu görülmüş olup, davalı idare tarafından da dilekçenin gereğinin yerine getirilmesi hususu Ankara Valiliğine bildirilmiş olup, Ankara Çayındaki kirliliğin önlenmesi ile ötrofikasyon ve buna bağlı olarak gelişen koku probleminin de ortadan kalkacağı anlaşılmıştır. Ayrıca bilirkişi raporunda, barajlarda suyun göletin alt kısmından türbinlere yönlendirildiği, bu durumda tamamen oksijensiz ve koku oluşturan bileşenleri (HS, H2S CH4 gibi) içeren suyun ortama salındığı, kokunun kaynağının da bu olduğu yönündeki tespitle ilgili olarak ÇED raporunda yer verilen tablodan enerjinin baraj gölünün tabanından değil, daha üst bir kottan elde edildiği görüldüğünden bu tespite itibar edilmemiştir.
Daire kararındaki diğer bir iptal gerekçesi olan dava konusu proje ile enerji elde edilmesi ve sulama suyu temin edilmesi planlandığından, su kalitesinin sulama suyuna uygunluğunun ayrıca ele alınması gerektiği hususuyla ilgili olarak, ÇED raporunda, proje kapsamında %99 oranında enerji üretileceğinin, %1 oranında ise bölgedeki arazilerin sulanacağının, barajlar yapılmadan önce de tarım arazilerinin Sakarya Nehrinden pompalar vasıtası ile çekilen su ile sulandığının, dolayısıyla projeden önce de projeden sonra da arazilerin aynı kalitedeki Sakarya Nehri ile sulanacağının belirtildiği dikkate alındığında, projenin yapılmasının Sakarya Nehrinin sulama suyu olarak kullanılmasında olumsuz bir etkisinin olmayacağı sonucuna varılmıştır.
Daire kararındaki diğer bir iptal gerekçesi olan Ankara Çayının Gürsöğüt Baraj gölünü besleyen en önemli kaynak olduğu dikkate alındığında, türlerin ayrıntılı olarak bilinmesi bakımından Sakarya Nehri ile Ankara Çayında bulunan türlere ayrı tablolar halinde ve literatürden de yararlanmak suretiyle yer verilmesi gerektiği hususuyla ilgili olarak ÇED raporunda revize çalışmaların yapıldığı anlaşılmış olup, her ne kadar bilirkişi raporunda bazı türlerin belirlenmesiyle ilgili hataların bulunduğu ileri sürülmüş ise de, bu hususun ÇED raporunun tamamını kusurlandırmayacağının kabulü gerekmektedir.
Daire kararındaki diğer bir iptal gerekçesi olan ÇED raporunda yer alan balık göçüyle ilgili "yakalama, taşıma ve serbest bırakma" yönteminin efektif olmayacağı, ortamda yaşayan balıkların cinslerine ve davranış özelliklerine göre balık geçitlerinin belirlenmesi gerektiği hususuyla ilgili olarak söz konusu projede barajların talvegten yüksekliğinin 57 m ve 26 m olacak şekilde inşa edilecek olması nedeniyle yaptırılacak bilimsel çalışma ile balık geçidinin işlevsiz olacağının anlaşılması halinde, yukarıda yer verilen Su Ürünleri Kanununun 22. maddesi uyarınca balık geçidi dışında alternatif çözüm önerilerinin de kabul edilmesi mümkün olup, her ne kadar dosya kapsamında yüksekliği yirmi metreden fazla olan dava konusu barajlarla ilgili masrafı yatırımcı tarafından karşılanmak üzere Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılacak veya yaptırılacak bilimsel bir araştırma ve inceleme, dosya kapsamında tespit edilememiş olsa da, bilirkişi raporunda mevcut su kalitesinin, literatüre göre proje alanında varlığı tespit edilen türlerin yaşamasına imkan vermeyecek düzeyde kirli olduğu, çözünmüş oksijen miktarın çok düşük olması nedeniyle balıkların yaşayamayacağı vurgulandığından, söz konusu suda yaşaması çok düşük bir ihtimal olan balıklar için inşası tamamlanmış baraj gövdesine balık geçidinin yapılmasının baraj için yapısal ve su sızdırma konularında risk taşıdığı dikkate alındığında, gelinen aşama itibarıyla yakalama, taşıma ve serbest bırakma yönteminin kabul edilebilir olduğu sonucuna varılmıştır.
Daire kararındaki diğer bir iptal gerekçesi olan alanda yaşayan sucul ve karasal flora ve fauna için can suyu miktarının yetersiz olduğu, dolayısıyla can suyu miktarlarının yeniden düzenlenmesi gerektiği hususuyla ilgili olarak ÇED raporunda; yeniden değerlendirme ve hesaplama yapılması amacıyla önceki ÇED raporunda sunulan ve DSİ Genel Müdürlüğünce onaylı uzun yıllar (1974-2016) aylık ortalama akım verileri dışında yeni yıllara ait verileri de (2017, 2018, 2019, 2020 yıllarına ait akım verilerini) temin etmek üzere DSİ Genel Müdürlüğüne başvurulduğu, ancak Kurum ile yapılan görüşmelerde yeni akım verilerinin DSİ'de de olmadığının öğrenildiği, bu nedenle Gürsöğüt 1 ve Gürsöğüt 2 barajlarının mansabında yer alan Kargı HES’e ait 2017, 2018, 2019, 2020 yılları akım verilerine ulaşıldığı, Kargı HES’e ait akım verilerinin (2017-2020) DSİ’den alınan mevcut 2016 yılı ve öncesine ait akım verileri ortalamasından daha düşük değerde olduğunun anlaşılması nedeniyle Gürsöğüt 1 ve Gürsöğüt 2 için Kargı HES verileri ile bir hesap yapılacak olsa bırakılacak can suyu miktarının daha azalacağının görüldüğü, bu nedenle yeni bir hesaplamanın yapılmadığının belirtildiği ve bilirkişi raporunda da sonuç olarak can suyu miktarında sorun olmayacağının vurgulandığı dikkate alındığında, gelinen aşama itibarıyla mevcut can suyu miktarının yeterli olduğunun kabulü gerekmektedir.
Ayrıca davacılar tarafından ileri sürülen Ankara Çayının mevcut kirlilik yükü nedeniyle bu alanda yapılan HES'in Dümrek Mahallesi yakınında kirli suyun birikmesine neden olacağı hususuyla ilgili olarak Dümrek HES'in yapımından vazgeçilmesi nedeniyle bu iddiaya itibar edilmemiştir. Diğer taraftan, davacıların projenin arkeolojik sit alanına zarar vereceği iddiası ise önceki yargılama sırasında da ileri sürülmüş olup, ilk ÇED Olumlu kararı bu yönüyle hukuka aykırı bulunmadığından, dava konusu işlemde bu yönüyle de hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Bu durumda, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; 2009/7 sayılı Genelge uyarınca revize edilen ÇED raporu ile daha önceki yargı kararının gereklerinin yerine getirildiği sonucuna varıldığından, dava konusu ÇED Olumlu kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL müdahil yargılama giderinin davacılardan alınarak davalı yanında müdahile verilmesine,
5. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 325. madddesi uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğünce yatırılan ... TL keşif avansından keşif gideri olarak harcanan ... TL'nin davacılardan tahsili için ilgili Kuruma yazı yazılmasına ve kararın bir örneğinin ilgili Kuruma tebliğine, keşif avansından artan ...-TL'nin ise anılan kuruma iadesine,
6. Kararın kesinleşmesinden sonra artan posta avansı ile fazladan yatırılan ... TL karar harcının isteği halinde davalı yanında müdahile iadesine,
7. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(g) maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/03/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Dava; Ankara İli, Beypazarı ve Polatlı İlçeleri ile Eskişehir İli, Mihalıççık İlçesi sınırları içerisinde Sakarya Nehri üzerinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,17 MWm/55,80 MWe), [Gürsöğüt-1 Barajı ve HES (2 x (17,63 MWm/16,96 MWe) + (4,37 MWm/4,16 MWe)), Gürsöğüt-2 Barajı ve HES (2 x (9,27 MWm/8,86 MWe))] projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen ... tarih ve ... sayılı "ÇED Olumlu" kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; dava konusu "ÇED Olumlu" kararının verilmesinden önce davalı yanında müdahil tarafından Ankara İli, Beypazarı ve Polatlı İlçeleri ile Eskişehir İli, Mihalıççık İlçesi sınırları içerisinde Sakarya Nehri üzerinde yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,39 MWm/56,00 MWe) [Gürsöğüt-1 Barajı ve HES (37,53 MWm/36,00 MWe), Dümrek HES (6,26 MWm/6,00 MWe), Gürsöğüt-2 Barajı ve HES (14,60 MWm/14,00 MWe)] Kırma-Eleme Tesisi ve Hazır Beton Tesisi" projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı "ÇED Olumlu" kararının verildiği, bu kararın iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesinin E:2019/12701 sayılı dosyasında açılan davada, Dairemizin 10/09/2020 tarih ve E:2019/12701, K:2020/7537 sayılı kararıyla; "...ÇED raporunda her ne kadar su kalitesini belirleme çalışmaları kapsamında tek bir noktadan (membadan) numune alınarak analiz sonuçlarına yer verilmiş ise de, faaliyet sonrası projeye bağlı su kalitesinde bir değişimin olup olmadığının değerlendirilebilmesi, başka bir ifadeyle, projenin, izleme ve kontrol çalışmalarında söz konusu faaliyetin meydana getirebileceği su kalitesi değişimlerinin takip edilebilmesi amacıyla faaliyet öncesi nehrin hem memba hem de mansap kısmından mevsimsel periyotlara göre (yılda 4 kere) numune alınarak analizlerin yapılması gerektiği; Sakarya Nehrinin kirlilik yükü göz önünde bulundurulduğunda, ötrofikasyon riskinin değerlendirilerek buna yönelik detaylı çalışmaların yapılması gerektiği; dava konusu proje ile enerji elde edilmesi ve sulama suyu temin edilmesi planlandığından, su kalitesinin sulama suyuna uygunluğunun ayrıca ele alınması gerektiği; Ankara Çayının Gürsöğüt Baraj gölünü besleyen en önemli kaynak olduğu dikkate alındığında, türlerin ayrıntılı olarak bilinmesi bakımından Sakarya Nehri ile Ankara Çayında bulunan türlere ayrı tablolar halinde ve literatürden de yararlanmak suretiyle yer verilmesi gerektiği; Gürsöğüt 1 Barajı ile Gürsöğüt 2 Barajı rezervuar alanına kadar olan mesafede bırakılacak can suyu miktarının yetersizliği ve yılda iki kez yapılmasının gerekmesi nedeniyle ÇED raporunda yer alan balık göçüyle ilgili "yakalama, taşıma ve serbest bırakma" yönteminin efektif olmayacağı dikkate alındığında, ortamda yaşayan balıkların cinslerine ve davranış özelliklerine göre balık geçitlerinin belirlenmesi gerektiği; nehir yatağının menderes (büklüm) şeklindeki yapısı nedeniyle suyun akış mesafesinin uzaması ve yayılışının artması ile kurak yaz dönemleri nedeniyle aşırı buharlaşma göz önünde bulundurulduğunda, alanda yaşayan sucul ve karasal flora ve fauna için can suyu miktarının yetersiz olduğu, dolayısıyla can suyu miktarlarının yeniden düzenlenmesi gerektiği..." gerekçesiyle söz konusu ... tarih ve... sayılı "ÇED Olumlu" kararının iptaline karar verildiği, davalı yanında müdahil tarafından, Daire kararınındaki iptal gerekçeleri dikkate alındığı belirtilerek, 2009/7 sayılı Genelge uyarınca hazırlanan ÇED başvuru dosyası davalı idareye sunulması üzerine, Ankara İli, Beypazarı ve Polatlı İlçeleri ile Eskişehir İli, Mihalıççık İlçesi sınırları içerisinde Sakarya Nehri üzerinde yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,17 MWm/55,80 MWe), [Gürsöğüt-1 Barajı ve HES (2 x (17,63 MWm/16,96 MWe) + (4,37 MWm/4,16 MWe)), Gürsöğüt-2 Barajı ve HES (2 x (9,27 MWm/8,86 MWe))] projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı "ÇED Olumlu" kararı verildiği, bu kararın iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlığın çözümü teknik bilgiyi gerektirdiğinden, 30/06/2021 tarihli ara kararı üzerine, çevre mühendisi, inşaat mühendisi, jeoloji mühendisi, ziraat mühendisi ve biyologtan oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; "... İlk dava konusu olan koku hususunun, bakılmakta olan dava konusu işlemin dayanağı ÇED raporunda diğer HES'lerin yapılmaması şeklinde ele alındığı, mevcut durumun çözüme kavuşturulmadığı, kokunun estetik çevre parametresi olmadığı, suyun, gölet içindeki havasız ortamda çürümeyi, dip çamuru oluşumunu, su kalitesindeki değişimi gösterdiği, bu durumun "Gürsöğüt HES" projesiyle ortaya çıktığı, Ankara Çayı ve Sakarya Nehri için bu projeye özgü su kalitesi izlemesinin baştan beri ÇED kapsamına alınmadığı ve işletilmediği, su kalitesi izlemesinin işletmecinin sorumluluğunda olması ve paydaşlar ile paylaşıma açık olması gerektiği, balık geçitlerinin her iki ÇED raporunda da yer almadığı, mevcut durumda balıkların yaşamayacağı bölge boyutlarının bilinmediği, bilirkişi raporunda balık taşıma yönteminin kullanılamayacağı ve muallak bir çözüm olarak sunulduğunun belirtildiği, öte yandan, bu yöntemin kullanılabileceği kabul edilse bile balıkların hangi memba veya mansap noktasında alınıp diğer tarafa taşınacağı hususunun (mesafe, balık tür ve sayısının) belirsiz olduğu, balık geçitlerinin belli bir baraj yüksekliği sonrasında yapılamaması durumunun dava konusu ÇED raporu kapsamında geçerli olmayabileceği, Sakarya Nehrinin ekolojik durumunun iyileştirilmesi için bu su kaynağı üzerinde bulunan bütün antropojenik (insan yapısı) kaynaklarının etkisinin azaltılması gerektiği, bu saptamanın uygulanması her projeyi başlatırken, izlerken veya tamamlarken uygulanmaz ise gelir-geçer bir tanım olmaktan öteye geçemeyeceği, bunun yaptırılmasının başta tarım, çevre ve enerji konuları ile ilgili bakanların sorumluluğunda olduğu, can suyu ve sulama konularında su miktarı konusunda bir sorun olacağının düşünülmediği, ancak su kalitesinde değişimin ve tarımsal ürünlere etkisinin, ÇED raporunda belirlenerek izleme olarak yer alması, jeolojik yapının ve depremselliğin ÇED raporunda proje bölgesi için detaylandırılması ve hidrolojik incelemede belirtilen eksikliklerin ÇED raporunda verilmesi gerektiği" yönünde tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Bu durumda, dosyada bulunan bilgi-belgeler ile bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; su kalitesindeki değişimlerin izlenmesi, ötrofikasyon riskinin değerlendirilerek önlemeye yönelik çalışmaların yapılması ve ortamda bulunan balık cinsleri ile davranış özelliklerine göre balık geçitlerinin belirlenmesi gerektiği yönündeki önceki Daire kararında vurgulanan hususların, 2009/7 sayılı Genelge kapsamında verilen dava konusu ÇED Olumlu kararının dayanağı ÇED raporunda ele alınmadığı, başka bir deyişle söz konusu eksikliklerin giderilmediği sonucuna varıldığından, belirtilen yönlerden eksik olan ÇED raporu esas alınarak verilen ÇED Olumlu kararının iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.