T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/3524
Karar No : 2023/2428
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendisine asaleten … adına velayeten …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA) : 1- …
2- …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …'ın, gebeliğini sonlandırmak için tedavi gördüğü İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 02/04/2016 tarihinde vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık eş … için 25.000,00 TL (miktar artırım ile 318.349,32 TL) maddi ve 100.000,00 TL manevi; çocuk … için 25.000,00 TL (miktar artırımı ile 100.249,32 TL) maddi ve 150.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 300.000,00 TL tazminatın (miktar artırımı ile 668.598,64 TL) vefat tarihi olan 02/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonu raporunda hastanın yakından takip edilmediği açıkça ifade edildiğinden, önlenebilir nitelikteki ölüm olayında idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, bilirkişi tarafından düzenlenen 06/12/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda, davacı eş ... için 318.349,32 TL destekten yoksun kalma, davacı ... için 100.249,32 TL destekten yoksun kalma tazminatının hesaplandığı, davacı tarafından verilen 18/12/2018 tarihli dilekçe ile maddi tazminat miktarının 418.598,64 TL olarak artırıldığı, ... için 318.349,32 TL destekten yoksun kalma, ... için 100.249,32 TL destekten yoksun kalma tazminatı olmak üzere, 50.000,00 TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 16/03/2017 tarihinden itibaren, kalan 368.598,64 TL'lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarih olan 11/01/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesi gerektiği, olayın vuku buluş şekli ve davacıların bundan sonraki yaşamı üzerindeki neticeleri, bu nedenle duyduğu elem ve ızdırabın karşılığı olarak sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak düzeyde takdiren davacı ... için 50.000,00 TL manevi, davacı ... için 100.000,00 TL manevi olmak üzere, toplam 150.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece davacılara ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, maddi tazminat isteminin kabulüne, ... için 318.349,32 TL destekten yoksun kalma, ... için 100.249,32 TL destekten yoksun kalma tazminatı olmak üzere, 50.000,00 TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 16/03/2017 tarihinden itibaren kalan 368.598,64 TL'lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarih olan 11/01/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne kısmen reddine, davacı ... için 50.000,00 TL ve ... için 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 16/03/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusuna ilişkin olarak, (istinafa konu İdare Mahkemesi kararının, karar harcı, vekalet ücreti ve manevi tazminatın reddedilen kısmı yönünden) istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddiaların İdare Mahkemesi kararının, anılan kısımlar yönünden kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, kararın bu kısmına yönelik davacıların istinaf başvurusunun yerinde görülmediği, davalı idarenin istinaf başvurusuna ilişkin olarak, (istinafa konu İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat istemlerinin kabulü ile manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne yönelik kısmı açısından), İdare Mahkemesince olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarih ve … karar numaralı bilirkişi raporunda kişinin muayanesinde takip ve tedavisinde görev alan hekimlerin ve yardımcı sağlık personelinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği görülmüş ise de, dosya içerisinde yer alan 14/04/2016 tarihli Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonunun ölümün önlenebilir olduğuna dair kararının irdelenmemesi, müteveffaya ilişkin iki ayrı ölüm raporu bulunması, ölüm belgesinin birinde ölüm nedeni "Hipovolemik Şok" olarak belirtilmişken diğer raporda ölüm nedeninin "Emboli" olarak belirtildiği görülmesine rağmen söz konusu çelişkilere ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmaması, … tarih ve … sayılı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü kararında, 14/04/2016 tarihli Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonu kararında yer alan tespitlere değinilerek hastanın yakın takibinin yapılıp zamanında müdahale edilebileceği, ancak bunun sağlanmadığı belirtilmiş olduğu halde söz konusu tespitlere ilişkin olarak yeterli açıklama yapılmaması nedenleriyle söz konusu rapor yeterince kanaat verici nitelikte görülmediğinden, anılan hususlar irdelenerek, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Üst Kurulundan rapor alınmasına karar verildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulu tarafından hazırlanan … tarihli ve … karar numaralı raporda, dava konusu olayda görev alan sağlık personelinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, söz konusu sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yürüten idarenin hizmet kusuru bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği, anılan raporun taraflara tebliği üzerine, davacılar tarafından yapılan itirazların raporu kusurlandıracak nitelikte görülmediği, öte yandan, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının … soruşturma numaralı dosyasında, Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun … tarih ve … sayılı raporu ile mevcut tıbbi belgelere göre kişinin muayene takip ve tedavisini yapan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığı belirtilmiş ise de Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile Adli Tıp Kurumu Raporunda “...zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, mikroskopik, toksilojik serolojik inceleme de yapılmamış olduğundan, kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinmediği...” şeklindeki açıklama ile 11/04/2016 tarihli 9 uzman doktor tarafından imzalanan Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyon Raporundaki açıklamalar dikkate alındığında, ...’ın ölümünde tedaviyi yapan ve takip eden hekim ve sağlık personellerinin tıbbi açıdan kusurlarının bulunup bulunmadığı, kusurları varsa hangi eylemlerinden dolayı kusurlu oldukları ve gerekli tıbbi müdahale yapılsa dahi ölüm neticesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususlarında gerektiğinde fethi kabir de yapılmak suretiyle, Yüksek Sağlık Şurasından ya da üniversitelerin ilgili bölümünden yeniden rapor alınarak, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine, soruşturma dosyasının aslı rapor düzenlenmesi için İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine gönderildiği, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen 23/07/2018 tarihli raporda tedavi ve takibinde, tedaviyi yapan ve takip eden hekim ve sağlık personellerinin dikkat ve özen eksiklikleri ile hatalı tıbbi uygulamalarının söz konusu olmadığı yönünde görüş bildirilmesi üzerine şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verildiği, anılan karara yapılan itiraz üzerine ... Sulh Ceza Hakimliği'nin … D.iş sayılı kararı ile Yüksek Sağlık Şurasından yeniden rapor alınması gerekçesiyle kararın kaldırılması üzerine, (Yüksek Sağlık Şurasının kapanmış olması sebebiyle) Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan ...’ın vefatında tedaviyi yapan ve takip eden hekim ve sağlık personellerinin tıbbi açıdan kusurlarının bulunup bulunmadığı, kusurları varsa hangi eylemlerinden dolayı kusurlu oldukları ve gerekli tıbbi müdahale yapılsa dahi ölüm neticesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususlarında (ölüm tarihinin 02/04/2016 olduğu da değerlendirilerek gerektiğinde fethi kabir de talep edilerek) rapor tanzim edilmesinin istenildiği, Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulu'nun … tarihli … sayılı raporunda kişinin muayenesinde, takip ve tedavisinde görev alan hekimlerin ve yardımcı sağlık personelinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, bu aşamada yapılacak fethi kabir işleminden ölüm sebebine yönelik herhangi bir katkı beklenmediği yönünde görüş bildirildiğinin görüldüğü, uyuşmazlıkta, müteveffa ...'a otopsi yapılmaması sebebiyle, mütevaffanın ölüm sebebi tam olarak tespit edilememekte ise de, dosya içerisinde yer alan epikiriz raporunda, hasta yakınlarına bilgi verilirken otopsinin önerildiğinin açıkça görüldüğü, diğer taraftan dosya içerisinde yer alan hasta takip formunda, müteveffanın 30/03/2016-02/04/2016 tarihleri arasında takiplerinin düzenli olarak yapıldığının görüldüğü, bu kapsamda, dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgeler birlikte incelendiğinde, müteveffa ...'a yapılan amniosentez tetkikinde elde edilen trizomi 21 karyotip (Down sendromu) sonucuna göre, ailenin onamı alınarak verilen tıbbi terminasyon kararının, terminasyonun uygulandığı gebelik haftasının ve kullanılacak yöntemin tıbben uygun olduğu, işlem için kadın hastalıkları ve doğum servisine yatırılan müteveffanın gerekli takiplerinin yapılmış olduğu, indüksiyon amaçlı uygulanan ‘Misoprostol’ etken maddesini içeren ilacın verilme şeklinin ve dozlarının tıp kurallarına uygun olduğu, müteveffanın 30/03/2016-02/04/2016 tarihleri arasında takiplerinin düzenli olarak yapıldığı ve vital bulgularının stabil olduğu, hastanın takibi sırasında nabzının alınamaması üzerine gerekli tüm müdahalelerin yapılmış olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, hizmet kusuru bulunmayan dava konusu olayda tazminat şartları oluşmadığından, İdare Mahkemesi kararının, maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, İdare Mahkemesi kararının, karar harcı, vekalet ücreti ve manevi tazminat talebinin kısmen reddine ilişkin kısmına yönelik davacılar istinaf başvurusunun reddine, davanın maddi tazminat isteminin kabulü ile manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin kısmına yönelik davalı idare istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme kararının bu kısmının kaldırılmasına, kaldırılan kısım yönünden de davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Adli Tıp Üst Kurulu raporunun Bölge İdare Mahkemesince istenilen hususlara açıklık getirmediği, Anne Ölümleri İl İnceleme Kurulu Kararı, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü kararı ve iki adet ölüm belgesi düzenlenmesi konularında açıklama yapılmadığı, hüküm kurmaya elverişli olmayan önceki rapordan farklı açıklama getirmeyen raporun hükme esas alınmasının hatalı olduğu, Adli Tıp Kurumundan alınan raporların hepsinin aynı olduğu, farklı bir içeriğe yer verilmediği, aynı üyelerin katılımıyla farklı rapor çıkmasının da beklenemeyeceği, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün ve İstanbul Halk Sağlığı Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonunun raporlarının irdelenmediği, anılan komisyonun Sağlık Bakanlığının bizatihi birimi olduğu ve kendisinin kusurun varlığını kabul ettiği, bu raporlarda ölüm olayında kusur bulunduğunun ve ölümün önlenebilir ölüm olduğunun ortaya konulduğu, bu raporlar çürütülmeden karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olacağı, hükme esas alınan raporlarda ölüm sebebi net olarak ortaya konulamamışken sağlık personelinin kusurlu olmadığı sonucuna varılmasının mantığa uymadığı, yakınlarının vefatı nedeniyle acı içerisinde oldukları, otopsi hakkında bu sebeple sağlıklı karar veremedikleri, kaldı ki otopsi yapılmamış olmasının sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı, 53 gün sonra şikayet dilekçesinde otopsi yapılmasının da talep edildiği, Adli Tıp Kurumunun buna gerek duymadığı, yakın takip yapılmadığı için ölümün gerçekleştiğinin ortada olduğu, tanık ifadeleri ile doktor tarafından muayene edilmediğinin sabit olduğu, istinaf aşamasında müdahalenin mümkün olmadığı iddialarıyla Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMALARI : Davalı idare ve müdahiller tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılar yakını ... 2. gebeliği sırasında yapılan amniosentez tetkikinde karyotip sonucu trizomi 21 gelmesi (down sendromu) üzerine, ailenin istemi ile Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Perinatoloji Kliniği'nce terminasyon (gebeliğin sonlandırılması) kararı alınmış, gebeliğin sonlandırılma yöntemi medikal yöntem olan "Misoprostol" ilacı verilerek olacağı belirtilmiş, 30/03/2016 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesine yatırılarak indüksiyona başlanılmıştır.
31/03/2016 tarihinde genel durumu iyi ve vitalleri stabil olması üzerine 6*50 mcg ile indüksiyona devam edilmiş, 01/04/2016 günü, genel durum iyi olması, sancı ve vajinal kanama olmaması üzerine 6*100 mcg cytotec (misoprostol) ile indüksiyona devam edilmiş, saat 08.30'da, doktor tarafından visit yapılmasının ardından takip ve tedavisine cytotecle devam edilmiş, saat 10.00'da, 14.00'de, 20.00'de, 24.00'de ve 02/04/2016 günü saat 04.30'da 100 mcg cytotec verilmiş, 04.30'da minimal ağrı tarifleyen müteveffanın 02/04/2016 tarihinde sabah saat 06:03'de nöbetçi hemşire vitallerini almak için odaya girdiğinde nabzının alınmaması üzerine arrest şüphesi ile mavi kod verilmiş, resüsitasyona başlanılmış, acil olarak kan değerlerine bakılması sonucu 2 ünite eritrosit verilmiş, hasta başında usg çekilerek kardiak aktivitesi olmayan fetusun batın içinde olduğu gözlenmiş, batın içinde minimal mayi izlenmiş, içapcı doktor çağrılmış, 60 dakika uygulanan resüsitasyona cevap vermeyen müteveffa eks kabul edilmiş, vefatın ardından 2 adet ölüm belgesi düzenlenmiş, ölüm belgesinin birinde ölüm nedeni "Hipovolemik Şok" olarak belirtilmişken diğer raporda ölüm nedeni "Emboli" olarak belirtilmiştir.
...'ın, İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 02/04/2016 tarihinde vefatı nedeniyle Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonu tarafından inceleme başlatılmış, 14/04/2016 tarihli raporda ölümün "önlenebilir ölüm" olduğu belirtildikten sonra; "1. Rüptür, bu tedavide beklenen olabilecek komplikasyonlardan biridir. Ancak hastanın hekim tarafından yakın takibi gerekirdi. Rüptür komplikasyonu ile ortaya çıkabilecek semptom ve şikayetlerin yakından takibi gerekirdi. 2. Otopsi yapılmaksızın, eldeki bilgilerle, sadece kanamaya bağlı ölüm olduğu kesin olarak söylenememektedir. Hastada var olabilecek kanama dışı ölüm nedenleri dışlanamamaktadır." değerlendirmelerine yer verilmiştir.
İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü'nün … tarih ve … sayılı soruşturma izni verilmesine yönelik kararında 28/06/2016 tarihli ön inceleme raporundaki inceleme ve değerlendirmeler esas alınarak; "...olay günü nöbetçi hemşire ...'ın septik servisteki nöbetinde merhumenin ilacını verdiği, saat 02.00'de tansiyonunu ölçtüğü, merhume ve refakati ile daha çok muhatap olduğu, merhumenin ağrılarının arttığı, omuz ağrısı olduğu için hastanın kötü olduğu ve nöbetçi doktorlara haber verilmesinin istenildiği, hemşirenin nöbetçi doktorlara haber vermeyip ilgisiz davrandığı, önlenebilir bir ölümün doktorlara haber vermeyerek önlenmesini engellediği, doktorun çağrılması istenildiğinde en azından bunu doktora söylemesi gerektiği, ancak doktor gelmez ise bu durumun doktorun sorunu olduğu, nöbetçi hemşirenin doktora haber vermediği anlaşıldığından hemşire ... hakkında soruşturma izni verilmesine; olay günü nöbetçi Uzman Doktor ...'un kadın hastalıkları ve doğum kliniği hastalarından sorumlu olduğu, asistan doktorların kendisinin emriyle hareket ettiği, septik servisinde yatan merhume ...'ı hiç gidip muayene etmediğinin, HBYS, hasta dosya kayıtları ve tanık ifadelerinden anlaşıldığı, Anne Ölümleri İnceleme Komisyonu'nun merhume ...'ın ölümünün önlenebilir olduğunu ifade ettiği, anılan raporda hastanın 30/03/2016 tarihinde hastaneye yatışında giriş Hb seviyesi 10.5 g/dl olduğu kan sayımının vefat ettiği 02/04/2016 tarihinde Hb seviyesi 7.5 g/dl olduğu, merhumenin saat 06.00'da vefatından sonra yapılan ultrasonografide fetüs batın içinde denildiği, bu durumunda rahimin yırtılıp rahim içindeki çocuğun batına geçtiğinin göstergesi olduğu, misoprostolun rahim yırtılması yapma etkisinin olduğu, rahim yırtılması ve kan kaybı yakın takip yapılıp (tansiyon ver nabzın 15 dk da bir ölçülmesi ya da hasta başı monitör ile devamlı nabız ve tansiyon takibi) tanısı konulabileceği, merhumenin ameliyat edilip kan verilerek kurtarılabileceği, yaşama tutulma şansının bulunduğu, uzman doktor ...'un nöbetinde bu hastanın yakın takibini yaptırıp zamanında müdahale edebileceği, ancak bunu sağlayamadığı anlaşıldığından soruşturma izni verilmesine..." değerlendirmelerinde bulunularak dosyada davalı yanında bulunan müdahiller hakkında soruşturma izni verilmiştir.
İdare Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda özetle, "...elde edilen trizomi 21 karyotipleme sonucuna göre alınan terminasyon kararının, gebelik haftasının ve terminasyon amaçlı kullanılacak yöntemin tıbben uygun olduğu,... kişinin muayanesinde takip ve tedavisinde görev alan hekimlerin ve yardımcı sağlık personelinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.
Dosya içerisinde yer alan 14/04/2016 tarihli Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonu kararında ölümün önlenebilir ölüm olarak değerlendirilmesi, müteveffaya ilişkin iki ayrı ölüm raporu bulunması, ölüm belgesinin birinde ölüm nedeni "Hipovolemik Şok" olarak belirtilmişken diğer raporda ölüm nedeninin "Emboli" olarak belirtildiği görülmesine rağmen söz konusu çelişkilere ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmaması, … tarih ve … sayılı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü kararında, 14/04/2016 tarihli Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonu kararında yer alan tespitlere değinilerek hastanın yakın takibinin yapılıp, zamanında müdahale edilebileceği ancak bunun sağlanmadığı belirtilmiş olduğu halde söz konusu tespitlere ilişkin olarak yeterli açıklama yapılmamış olması sebepleriyle söz konusu rapor yeterince kanaat verici nitelikte görülmediğinden Bölge İdare Mahkemesince Adli Tıp Üst Kurulundan rapor alınmasına karar verilmiş, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulu tarafından hazırlanan … tarih ve … karar numaralı raporda ise özetle, "..dava dosyasında kayıtlı bilgi ve belgeler dikkate alındığında, zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, mikroskopik ve toksikolojik incelemeler yapılmayan kişinin kesin ölüm sebebi ve mekanizmasının mevcut verilerle bilinemediği, ikinci gebeliği olan kişiye yapılan amniosentez tetkikinde elde edilen trizomi 21 karyotip (Down sendromu) sonucuna göre, ailenin onamı alınarak verilen tıbbi terminasyon kararının, terminasyonun uygulandığı gebelik haftasının ve kullanılacak yöntemin tıbben uygun olduğu, sezaryen seçeneğinin bu tür vakalarda önerilmediği, işlem için Kadın Hastalıkları ve Doğum servisine yatırılan hastanın gerekli takiplerinin yapılmış olduğu, indüksiyon amaçlı uygulanan ‘Misoprostol’ etken maddesini içeren ilacın verilme şeklinin ve dozlarının tıp kurallarına uygun olduğu, hastanın takibi sırasında nabzının alınamaması üzerine gerekli tüm müdahalelerin yapılmış olduğu da dikkate alındığında, dava konusu olayda görev alan sağlık personelinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, söz konusu sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yürüten idarenin hizmet kusuru bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.
Öte yandan, davacı ... tarafından, davalı idare görevlileri hakkında yapılan şikayet üzerine ilgililer hakkında "Taksirle Ölüme Neden Olma, Görevi Kötüye Kullanmak İddiası" ile soruşturma başlatıldığı görülmüş, bu kapsamda Bölge İdare Mahkemesince Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın … soruşturma numaralı dosyasının bir örneğinin gönderilmesi istenilmiş, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın … soruşturma numaralı dosyasında, Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun … tarih ve … sayılı raporu ile "...mevcut tıbbi belgelere göre kişinin muayene takip ve tedavisini yapan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığı..." belirtilmiş ise de Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… kararı ile Adli Tıp Kurumu raporunda “...zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, mikroskopik, toksilojik serolojik inceleme de yapılmamış olduğundan kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinmediği...” şeklindeki açıklama ile 11/04/2016 tarihli 9 uzman doktor tarafından imzalanan Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyon Raporu Formunda özetle; “...merhume ...’ın ölümünden sonra yapılan ultrasonografide fetüsün batın içinde olduğunun görüldüğü, hastaneye giriş tarihinde hastanın Hb 10.5 gram iken, öldüğünde Hb değerinin 7.5 gram olmasının da rahimin yırtılarak rahim içindeki fetüsün batına geçtiği ve hastada kan kaybı olduğunun göstergesi olduğu, Uterin rüptür sonrası kanamasının bu tedavide olabilecek komplikasyonlardan biri olduğu, ancak hastanın hekim tarafından yakın takip edilmesi, semptom ve şikayetlerin yakından takibi halinde bu durumun önlenebilir olduğu...” şeklindeki açıklamaları dikkate alındığında, ...’ın ölümünde tedaviyi yapan ve takip eden hekim ve sağlık personellerinin tıbbi açıdan kusurlarının bulunup bulunmadığı, kusurları varsa hangi eylemlerinden dolayı kusurlu oldukları ve gerekli tıbbi müdahale yapılsa dahi ölüm neticesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususlarında gerektiğinde fethi kabir de yapılmak suretiyle, Yüksek Sağlık Şurasından ya da üniversitelerin ilgili bölümünden yeniden rapor alınarak, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine, soruşturma dosyasının aslı rapor düzenlenmesi için İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine gönderilmiş, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen 23/07/2018 tarihli raporda, ".....'a ait tıbbi belgeler, Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonu Raporu ve Adli Tıp İhtisas Kurulu Raporu incelendiğinde, ...'ın ölüm sebebinin ve mekanizmasının kesin olarak bilinmediği, otopsi yapılmadığından hemoglobindeki 10gr/dl'den 7 gr/dl'ye düşüş ile yalnızca kanamaya bağlı bir ölüm olduğunun söylenemeyeceği, pulmoner emboli, myokoard enforktüsü, aort diseksiyonu ve diğer mortaliteye neden olabilecek obstetrik ve obstetrik olmayan nedenlerin dışlanamayacağı, resüssitasyon esnasında yapılan ultrasonografide fetüsün batında izlenmesi ve uterus rüptürü şüphesi olmakla beraber ölümün direkt olarak uterus rüptürüne bağlanamayacağı, hastanın seksiyo öyküsü de bulunduğu gözönüne alındığında, gebelik haftasına göre uygun doz ve sıklıkta misoprostol tedavisi uygulandığı, uygun doz ve sıklıkta uygulanan tedavilerde dahi uterus rüptürü gelişebileceği, hastanın süreç boyunca vital bulgularının takip edildiği ve en son 02.00'de alınan vital bulgularının normal olduğu, 04.00'te hemşire notlarından hastanın görüldüğü izlenmektedir. 04.00-06.00 saatleri arasında dosyadan anlaşıldığı üzere olağan dışı bir durum yaşanmadığı kanaatine varılmıştır. Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyon Raporu Formunda, hasta yakınlarının 05.00 sırasında uyanık olduklarını ve hasta ile konuştuklarını ifade ettikleri belirtilmiştir. Kişinin ölüm nedeni kesin olarak belirlenememektedir. Fethi kabir yapılsa dahi ölüm üzerinden geçen süre dikkate alındığında, ölüm nedeninin belirlenmesi mümkün olamayabilecektir. Sonuç olarak ölüm sebebi ve zamanı tam olarak bilinemediğinden ...'ın ölümünün engellenip engellenemeyeceği bilinememektedir. Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde ...'ın tedavi ve takibinde, tedaviyi yapan ve takip eden hekim ve sağlık personellerinin dikkat ve özen eksiklikleri ile hatalı tıbbi uygulamalarının söz konusu olmadığı" yönünde görüş bildirilmesi üzerine, şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verildiği, anılan karara yapılan itiraz üzerine ... Sulh Ceza Hakimliği'nin … D.iş sayılı kararı ile Yüksek Sağlık Şurasından yeniden rapor alınması gerekçesiyle kararın kaldırılması üzerine, (Yüksek Sağlık Şurasının kapanmış olması sebebiyle) Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan ...’ın vefatında tedaviyi yapan ve takip eden hekim ve sağlık personellerinin tıbbi açıdan kusurlarının bulunup bulunmadığı, kusurları varsa hangi eylemlerinden dolayı kusurlu oldukları ve gerekli tıbbi müdahale yapılsa dahi ölüm neticesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususlarında (ölüm tarihinin 02/04/2016 olduğu da değerlendirilerek gerektiğinde fethi kabir de talep edilerek) rapor tanzim edilmesinin istenildiği Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunun … tarih ve … karar sayılı raporunda " Zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, mikroskopik ve toksikolojik inceleme yapılmamış olduğu dikkate alındığında; kişinin ölüm sebebi ve mekanizması bilinemediği,... sezeryan seçeneğinin bu tür vakalarda önerilmediği, elde edilen trizomi 21 karyotipleme sonucuna göre alınan terminasyon kararının, gebelik haftasının ve terminasyon amaçlı kullanılacak yöntemin tıbben uygun olduğu, karar sonrası ailenin de onamının alındığı,... Misoprostolün bu amaçla vajinal, oral ve sublingual gibi çeşitli yollarla kullanılabilen, ülkemizde prostoglandinler arasında en sık kullanılan ilaç olduğu,..kişinin muayenesinde, takip ve tedavisinde görev alan hekimlerin ve yardımcı sağlık personelinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, bu aşamada yapılacak fethi kabir işleminden ölüm sebebine yönelik herhangi bir katkı beklenmediği" yönünde görüş bildirildiği görülmüştür.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesi, 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Her ne kadar hükme esas alınan raporlarda özet olarak kişinin muayanesinde takip ve tedavisinde görev alan hekimlerin ve yardımcı sağlık personelinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı yönünde görüşlere yer verilmiş ise de; raporlarda aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir;
- Davacılar yakınının vefatı sonrası 2 adet ölüm belgesi düzenlenmesinin, ölüm belgesinin birinde ölüm nedeni "Hipovolemik Şok" olarak belirtilmişken diğer raporda ölüm nedeninin "Emboli" olarak belirtilmesinin mutat bir uygulama olup olmadığı ortaya konulmamıştır.
- 02/04/2016 tarihi saat 04.30'da müteveffanın hafif ağrı tarif etmesi üzerine (davacılar tarafından ağrının daha önce ve hafif değil yüksek olarak müteveffa tarafından tarif edildiğine dair ifadeler de bulunmaktadır.) kullanılan ilacın rahimde yırtılma yapabilmesi gibi ciddi yan etkileri de dikkate alındığında vital bulguları takip eden hemşirenin doktora haber vermesinin tıbbi açıdan bir gereklilik olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanmamıştır.
- Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonu tarafından düzenlenen 14/04/2016 tarihli raporda ve İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı soruşturma izni verilmesine yönelik kararında müteveffanın yakından takip edilmediği, yakından takip edilmiş olsa idi vefatın engellenebileceği yönünde değerlendirmeler yapıldığı görüldüğünden, rahim yırtılması gibi ciddi yan etkileri bulunan ilaç verilen müteveffanın 15 dakikada bir (soruşturma izni verilmesine yönelik kararda bu takip aralığının müteveffada meydana gelen rahatsızlığın tespitine olanak vereceği belirtilmiştir.) nabız, tansiyon gibi yaşamsal bulgularının takip edilmesinin tıbben gerekli olup olmadığı, eğer daha yakından takip edilse idi ölümün önlenip önlenemeyeceği, nihayetinde daha yakından ve sık takip gerekiyor ise bunun yapılmamasının hizmet kusuru oluşturup oluşturmadığı hususları hakkında da karar vermeye yetecek bir irdeleme yapılmadığı görülmektedir.
Bu durumda, yukarıda belirtilen hususların tatmin edici biçimde açıklığa kavuşturulması amacıyla, üçü de kadın hastalıkları doğum uzmanı olan, üniversite öğretim üyelerinden teşkil edilecek bilirkişi heyetinden, davacıların iddialarının da göz önünde bulundurulduğu, müteveffa ...'ın tıbbi durumunun bir bütün halinde ele alındığı, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Öte yandan, yeniden yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda Bölge İdare Mahkemesince olayda hizmet kusurunun bulunduğu kanaatine varılması halinde, davacılardan ...'ın UYAP sistemi üzerinden nufus kayıt örneğinin incelenmesi neticesinde 14/04/2018 tarihinde yeniden evlendiği görüldüğünden, yalnızca yeniden evlendiği tarihe kadar vefat eden eşinden destek göreceği varsayımı ile destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi gerektiği de açıktır.
Bunun yanında olay tarihi itibarıyla müteveffanın anne ve/veya babasının hayatta olup olmadığı araştırılarak davacıların zararının hesaplanmasında, bu kişilere destek payları oranında ayrılması gereken tutarın da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için elverişli bulunmayan bilirkişi raporlarına dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan davacıların istinaf başvurusunun reddi, davanın maddi tazminat isteminin kabulü ile manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin kısmına yönelik davalı idare istinaf başvurusunun kabulü, Mahkeme kararının bu kısmının kaldırılması, kaldırılan kısım yönünden de davanın reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Kullanılmayan … TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacılara iadesine,
4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 08/05/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.