T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/3597
Karar No : 2023/379
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ….
VEKİLİ : Av…
KARŞI TARAF (DAVALI) : …. Kurulu
VEKİLİ : Av…
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 17/06/2021 tarih ve E:2016/57264, K:2021/2086 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 17/06/2021 tarih ve E:2016/57264, K:2021/2086 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları ile davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın istinaf edilmeden 21/11/2018 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Bununla birlikte, davacının terör örgütüne üye olma suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacının kendi beyanı yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarını desteklediğine yönelik beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının sonradan değiştirdiği beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Digitürk üyeliğinin iptali yönünden, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek, örgüte müzahir STV grubu kanalların Digitürk platformundan çıkarıldığı tarihten on iki gün sonra Digitürk aboneliğini sonlandırmasına ilişkin durumun, davacı hakkındaki yukarıda aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğunun değerlendirildiği,
Unvanlı görev yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde Danıştay Savcısı olarak atanmasının, yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemlerle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, tüm yargılama sürecinde tarafına haksız ve dayanaksız iddialar yöneltildiği; Digitürk iptal talebine ilişkin dilekçenin eşi tarafından hazırlandığı, aboneliğin kendi adına olması sebebiyle telefon görüşmesini kendisinin yaptığı, iptal sebebinin çocuğunun izlediği çocuk kanalının platformdan çıkarılması ve sadece bu kanal için ödeme yapmaları olduğu, kanal yayını yapılmayınca boşuna abone ücreti ödemek istemediği, iptale ilişkin ses kaydının dinlenmesi gerektiği, aboneliği istediği zaman sonlandırma hürriyetinin bulunduğu ve bu durumun suç teşkil etmediği, boykot amacının bulunmadığı, örgütle iltisakın Digitürk aboneliğini sonlandırma yönünden değil, ancak STV kanalının uydudan çıkarılması üzerine bu gerekçeyle protesto amaçlı olarak yapılan sonlandırmalar açısından söz konusu olabileceği; Eğitim Merkezinde dönem birincisi olduğu, Danıştayda 14 yıl boyunca başarıyla çalıştığı ve sonrasında Danıştay Savcılığına seçildiği, başarılı bir meslek hayatı bulunduğu, aynı kararnameyle unvanlı görevlere atananlardan halen görevlerine devam edenler mevcut olduğu; 2014 seçimlerinde örgüt bağlantılı adaylara oy istediğine yönelik bir ifadesinin bulunmadığı gibi ifadesini de değiştirmediği, bu iddianın bir dayanağının bulunmadığı; ifadesinde oy istediğine yönelik açıklama yer almadığı; oy istediği belirtilen kişinin dönem arkadaşı olduğu, bir meslektaş ziyaretinde karşılaştıkları ve nezaketen sohbet ettikleri; aynı dönemde Yargıda Birlik Platformu adaylarıyla da sohbet ettiği; aynı durumdaki başka yargı mensuplarının görevlerine devam ettiği; örgüt üyeliği, iltisakı, irtibatı veya sempatisi bulunmadığı; ceza yargılamasında beraat kararı verildiği; ankesörlü hatlardan aranma iddiasının dayanağının bulunmadığı, bu konuda eksik inceleme yapıldığı, adına kayıtlı olduğu ya da kullandığı belirtilen dört telefon numarasının incelendiği ve incelemenin özenli yapılmadığı; ankesörle aranan kişinin kendisi olmadığı; kendisinin eşi adına kayıtlı aboneliği kullandığı, kendi adına kayıtlı abonelikleri de kendisinin ve oğlunun kullandığı, bu durumu gözaltına alındığı esnada belirttiği; eşinin fiillerinden kendisinin mesul tutulamayacağı, aksi halin suç ve cezaların şahsiliği ilkesine uygun olmadığı; işlemden sonra ortaya koyulan delillere göre karar verildiği; çocuğunun eğitim gördüğü okullarla ilgili açıklamaları iddianameye karşı savunmasında izah ettiği; Mersin'e tayininin akabinde çocuklarının eğitimiyle eşinin ilgilendiği; Mersin şehrinin özellikleri, oğlunun durumu, burs ve teşvik verilmesi, şehirdeki bürokratların çocuklarını bu okullara göndermesi gibi sebeplerle çocuğunu Özel Yıldırımhan Okuluna kaydettirdikleri; HTS analiz raporunun bağımsız bir bilirkişiden alınması gerektiği; iletişim kurduğu kişilerin meslektaşları ya da aile üyeleri veya eski arkadaşları olduğu; bu şekilde görüşmeleri olup kamu görevi icra etmeye devam eden yargı mensuplarının bulunduğu; savcılık sorgusundaki ifadelerinin doğru kaydedilmediği; iddianamede de eksik yer verildiği; vatansever bir kişiliği bulunduğu; dosyada adli yardım talebi kabul edildiğinden avukatlık ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra tahsil edileceğine yönelik hüküm kurulması gerektiği; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu; işlem tarihinden sonra elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağı; olağanüstü hal döneminde sadece bu süreçle sınırlı ve geçici tedbirler alınabileceği, kalıcı ve sürekli etki yapan tedbirler alınamayacağı; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin olaya uygulanamayacağı; savunma hakkının ihlal edildiği; işlemin ve tedbirin ölçülü olmadığı; sadakat yükümlülüğünü ihlal etmediği; milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere uyulmadığı; masumiyet karinesinin çiğnendiği ve çekirdek haklar ile özel hayata saygı, mülkiyet, eğitim, gerekçeli karar hakkı gibi temel haklarına müdahale edildiği; Danıştayın tarafsız ve bağımsız olmadığı belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 17/06/2021 tarih ve E:2016/57264, K:2021/2086 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderlerinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak, 01/03/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.