T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/3897
Karar No : 2022/5938
DAVACI : …
DAVALI : … / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Savunma hakkının etkin olarak kullandırılmadığı, adil yargılanma hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi veya mensubu olmadığı gibi iltisakı ve irtibatının da bulunmadığı ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve anılan kararların 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası hükmüne dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, anılan hüküm kapsamında dava konusu kararlar tesis edilmeden önce ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için yedi gün süre verildiği, dava konusu kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan davacının, … tarih ve … sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. madde uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 138. maddesinde: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."; 139. maddesinde: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."; 140. maddesinin 3. fıkrasında: "Hâkim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir." kurallarına; Hâkimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında: "Kurul ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise: "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." kurallarına yer verilmiştir.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde: "Hâkim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." kuralları yer almıştır.
6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanununun “Kurulun Görevleri” başlıklı 4. maddesinin hâkim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği kuralı getirilmiştir.
15/07/2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasanın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/07/2016 tarihli, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulunca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 tarihli, 29777 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Son olarak 19/04/2018 tarihinde 90 gün süre ile uzatılmasından sonra sona ermiştir.
Olağanüstü halin sona ermesinden sonra 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 31/07/2018 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 26. maddesi ile eklenen Geçici 35. maddenin (A) fıkrasında: "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, askeri hâkimler hakkında Milli Savunma Bakanının başkanlığında, Milli Savunma Bakanı tarafından birinci sınıf askeri hâkimler arasından seçilecek iki askeri hâkimden oluşan komisyonca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
7145 sayılı Kanun Teklifinin anılan maddeye ilişkin gerekçesinde; "Ülkemizde yaklaşık iki yıldır uygulanan olağanüstü halin uzatılmayacak olması nedeniyle terörle mücadele bakımından ihtiyaç duyulan bazı düzenlemelerin yapılması amacıyla 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye geçici madde eklenmektedir. Söz konusu maddeyle, halen yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile disiplin soruşturmaları bakımından gerekli olan hükümler düzenlenmekte ve terör örgütleriyle mücadele kapsamında kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılması, ihracı, rütbelerin geri alınması, mesleğe ilişkin unvanların kullanılmaması gibi ihtiyaç duyulan birtakım tedbirlere ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır." ifadesine yer verilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararında; 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 35’inci maddenin (A) fıkrası uyarınca yapacağı değerlendirmenin, adli suç ya da disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturması niteliğinde olmayıp, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara “Üyelik”, “Mensubiyet”, “İltisak” veya “İrtibat” şeklinde herhangi bir bağlantılarının bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu, bu kapsamda ilgililerin özlük dosyasındaki bilgi ve belgeler, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden ihbar ve şikâyetler ile yürütülen inceleme ve soruşturma dosyaları, bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, sosyal çevre bilgileri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yargıdaki yapılanmasına ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılıklarınca başlatılan ve hâlen devam eden soruşturmalar ile açılan kamu davalarında hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade, sorgu ve duruşma tutanakları, soruşturma ve kovuşturma sürecinde itirafta bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifadeleri, alınan tanık beyanları ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince ilgili hakkında verilen soruşturma izni kapsamında yürütülen soruşturmada elde edilen bilgiler, Emniyet Genel Müdürlüğü analiz raporları, ByLock içerikleri ve ilgililerin yazılı savunmalarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının da aralarında olduğu kişilerin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, davacının yeniden inceleme talebinin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararı ile reddedildiği anlaşılmaktadır.
Davacı dava dilekçesinde özetle; üniversite birinci sınıfta FETÖ'ye ait öğrenci evinde kaldığı ancak henüz 19 yaşında iken bu örgütün yapısını ve amaçlarını bilmesinin mümkün olmadığı, daha sonrasında örgüt ile herhangi bir irtibat ve iltisakının olmadığı, ağabeyinin bylock kullanmış olduğunun tespit edilmesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesi gereği kendisi ile ilişkilendirilemeyeceği, 2011 yılında Bankasya da açmış olduğu hesabı kullanmadığı, sabit hat yada ankesörlü telefonlardan ardışık arandığı yolundaki iddiaların tutarsız olduğu, örgüte ait hakim-savcı çalışma evlerinde kaldığı yolundaki iddianın ispat edilemediği, sahip olduğu telefon hattı ile şüpheli kişilere ait telefon hattının aynı baz istasyonundan sinyal verdiğine yönelik tespitin hiç bir somut suç isnadına dayanmadığı, savunma dilekçesinde toplanmasını istediği delillerin toplanmadığı ve savunma hakkının kasıtlandığı iddialarına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, savunma dilekçesinde toplanmasını istediği delillerin toplanmadığı ve savunma hakkının kasıtlandığı ileri sürülmekte ise de; davaya konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının, yeniden inceleme başvurusu yoluyla idari ve sonrasında yargı denetimine açık olması ve adil yargılanma hakkının gereği olarak davacının toplanmasını istediği delillerin toplanmadığına yönelik iddianın yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması karşısında yerinde görülmemiştir.
Davacı hakkında terör örgütü üyeliği suçu nedeniyle açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde verilen ve davacının beraati ile sonuçlanarak istinaf edilmeden kesinleşen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; ".....Her ne kadar sanığın ifadesinde 2012 yılı 2. döneminde örgüte ait evde kaldığını ikrar ettiği iddia olunmuşsa Yargıtayın da kararlarında vurguladığı üzere 17/25 Aralık sürecinin örgütün ilk eylemi olarak kabul edilmesi sanığın bu tarihten önce evlerde kalması bir bütün olarak değerlendirildiğinde iddianamede yer bulan bu iddiaya mahkeme heyeti tarafından sonuç bağlanmamıştır. Sanığın sabit hat/ankesörlü hatlardan ardışık ve tekil olarak arandığı, ardışık olarak birlikte arandığı kişilerin de hukuk fakültesi mezunu kişiler olduğu iddia olunmuşsa da aldırılan bilirkişi raporunda aramaların 1 ardışık 3 tekil arama şeklinde gerçekleştiği ve bu aramaların da örgütsel arama olarak kabul edilmeyeceği kanaati oluşmuştur. Yine sanığın hakim savcı çalışma evlerinin ortak sabit numaralar ile irtibatlı olduğu, sanığın hakim savcılık sınavlarına girdiği günden bir gün önce, sınav günü ve sonrasında da örgüt üyeleri ile sabit hat/ankesör ve operasyonel hattan aranmak suretiyle irtibat kurduğu iddia olunmuşsa da tanık anlatımlarında bu husus delillendirilememiş olup o dönem itibari ile hakim-savcı çalışma evlerinde kalan şahıslar sanığı görmediklerini, tanımadıklarını beyan etmeleri karşısında bu iddianın da delil değeri kalmadığı anlaşılmış olup tanık beyanları, aldırılan bilirkişi raporu ve sanık savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanığın örgütle olan temasının örgüt üyeliği denilebilecek süreklilik ve yoğunlukta olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Sanığın durumunun üyelik için aranan şartları sağlamadığı, sanık savunmasının aksinin ispat edilemediği kanaatine varılmış bu itibarla Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında üyelik için aranan eylemler itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğun bulunmaması, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin ilamı da dikkate alınmak sureti ile açılan kamu davasmda isnat edilen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebi CMK 223/2-e maddesi gereğince sanığın oy birliği ile beraatine karar verilmiştir." gerekçesine yer verilerek davacı ... hakkındaki tespit ve delillerin FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği için yeterli olmadığına ve beraatine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 22/9/2021 tarih ve E:2018/75, K.2021/61 sayılı kararında masumiyet karinesine yönelik yaptığı değerlendirme dikkate alındığında, bir örgüt ya da gruba üye veya mensup olmak evleviyetle söz konusu örgüt veya grupla irtibatlı veya iltisaklı olmayı gerektirdiğinden, terör örgütü ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı ya da gruba üye veya mensup olanların öncelikli olarak o örgüt ve grupla irtibatlı veya iltisaklı olduğunun kabul edilmesini gerekmektedir. Ayrıca üyelik ve mensubiyetin kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren durum olması ve kesin mahkeme kararına dayanması gerektiğinden; uyuşmazlığa konu işlemde yasal neden olarak “üyelik ve mensubiyet” ibaresi yer almış ise de, işlemin neden unsuru olarak “irtibatlı ve iltisaklı olma” olarak ele alınmış inceleme de bu yönden yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 14/11/2019 tarihli, E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında; iltisaklı kavramını; kavuşan, bitişen, birleşen, irtibatlı kavramını ise; bağlantılı olarak tanımlamış, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir.
Yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenmesi kapsamında Danıştay Beşinci Dairesinin kararlarında; irtibat ve iltisak kavramları ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşmasının yeterli olacağı, bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden, örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacağı şeklinde ifade edilen “irtibat ve iltisak” kavramına ilişkin içtihat ortaya konulduktan sonra uyuşmazlıklarda “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” yolunda yargısal inceleme yapılması yoluna gidilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarihi, E:2015/3, K:2017/3 karar sayılı kararında; FETÖ/PDY Örgütünü, devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan, casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olarak nitelendirilmiş, nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirdiği gerekçelerine yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin 4/8/2016 tarih ve E:2016/6, K:2016/12 sayılı kararlarında ifade edildiği üzere; 667 sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddelerine göre kamu görevinden veya meslekten çıkarma tedbirlerinin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi/kişiler arasında bağ kurulması şartının aranmadığı; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağ kurulması yeterli görüldüğü; ayrıca bu tedbirlerin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp iltisak ya da bunlarla irtibat şeklinde olmasının da yeterli olduğu, öte yandan anılan maddelerde, terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın sübut derecesinde ortaya konulmasının aranmadığı gerekçesine yer verilmiştir.
Davacının 04/08/2020 tarihli Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'na verdiği savunma dilekçesi aynen; "Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra girdiğim adli yargı hakimlik ve savcılık sınavını kazanarak 20.dönem Adli Yargı Hakim Adayı olarak ailemin ikamet adresinin bağlı bulunduğu İnegöl Adalet Komisyonunda hakim adaylığı stajına başladım. Stajın bitiminde girmiş olduğum 2.mülakatı başarıyla geçmem üzerine mesleğe kabul aşamasına geldim. Mesleğe kabul aşamasında 2017 yılının Nisan ayında Adalet Akademisinden soyadını hatırlamadığım Hakim ... bey beni araması üzerine hakim beye üniversitenin birinci sınıfının ikinci döneminde fetönün öğrenci evinde kaldığımı bizzat söyledim. Bu beyanım nedeniyle, birlikte adaylığa başladığım 20.dönem adaylarının mesleğe kabulü yapıldığı halde benim mesleğe kabulüm yapılmadı ve bu beyan nedeniyle hakkımdaki incelemenin devam ettiği söylenildi. Yaklaşık 2 ay sonra Kuruldan arayan ve soyadını hatırlamadığım Hakim ... Bey hakkımdaki incelemenin tamamlandığını, herhangi bir olumsuz durum bulunmadığını belirterek mesleğe kabulümün yapıldığını ve kura töreni için Kurula gelmem gerektiğini söyledi. Kurulda yapılan kura çekilişi sonrasında Gaziantep Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladım. 3 yıl Gaziantep Adliyesinde görev yaptıktan sonra 2020 yılı yaz kararnamesiyle Kocaali (Sakarya) Savcılığına atandım. Burada yaklaşık 4 ay görev yaptıktan sonra 11 Kasım 2020 tarihinde ekli evraktaki hususlara ilişkin yazılı savunmamı yapmam istenildi ve 12 Kasım 2020 günü görevden uzaklaştırıldığım tarafıma tebliğ edildi. Yazılı savunmamın istenilmesine ilişkin evraktaki hususları incelediğimde;
Ağabeyim olan 40 yaşındaki ... kaç yıl olduğunu bilmemekle birlikte fetö dershanesinde çalıştı, fetönün yurdunda da çalıştı ve ağabeyimin fetöyle ilişkisinin olduğunu biliyorum ancak bylock isimli örgütsel programı kullandığına çok şaşırdığımı belirtmek isterim. Ayrıca evrakta geçen ... numasının kendisine ait olduğunu hatırlıyorum. Evrakta geçen ... ile ... isimlerini ilk kez duydum. Adı geçen şahıs beni aramışsa bile telefonu açıp açmadığımı bilmiyorum ve bu isimde biriyle konuşmadım, bu isimde birini de tanımıyorum. Yine ağabeyim ve onun eşiyle, evlendiğim süreçte ağabeyimin eşinden kaynaklı sebeplerle eşimle ve eşimin ailesiyle aramızda çıkardığı fesatlıktan beri görüşmüyorum.
Müflis Bank Asya nezdinde hesap açtığım doğrudur. Hesap açmamın nedeni bu bankanın kart aidatı almamasıdır, ancak daha sonra hesaptan kart işletim ücreti alacaklarını söyleyince bu hesabı hiç kullanmadım, bu hesaba 1 kuruşluk para girişi bile olmamıştır. Hesabı kapatmak için gittiğimde bana "hesaba para yatırılmadığı için pasif hesap olarak kaldığını" söylediler ancak ben bu hesabı yine de kapattım.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının araştırma tutanağına göre muhtelif irtibatlar tespit edilmiştir. İrtibatlı olduğum şahıslar halen görüşmeye devam ettiğim hukuk fakültesinden sınıf arkadaşlarım ... ile ..."dir. Sadece kendileriyle değil birçok sınıf arkadaşlarımla görüşmelerim mevcuttur. Yine evrakın devamında kendi adıma kayıtlı numaraların birbirleri ile irtibatlarına yer verilmiştir. Bu irtibatlardan en çok dikkat çekeni ise ... ile ... numaraları arasındaki 1882 ve 1861 irtibat sayısıdır. Bu iki telefon hattı bana aittir ve benim tarafımdan kullanıma açılmış olup ... numaralı hat şuan eşim olan ..."e benim taralımdan kargo yoluyla gönderilmiş olup o dönemde kız arkadaşım olması ve ev lenmeyi düşünmemiz nedeniyle görüşebilmemiz için kullanılmıştır. Ve eşimin ailesinin beni tanımaması nedeniyle eşim bu telefon üzerinden yalnızca benimle görüşmüştür. HTS baz bilgisine bakılırsa eğer, eşimin ikameti olan Bolu ilinin Göynük ilçesinden sinyal verdiği tespit edilecektir. Yine eşim taralından kullanılan ... numarası ile daha sonradan kullanmaya başladığım ve halen kullanmaya devam ettiğim ... numaralı hat ile de belirtildiği şekilde eşimle 53 görüşme yaptım. Yine aynı kısımda bulunan adıma kayıtlı ... ile ... numaraları arasında nasıl bir görüşme yapılmış olabileceğini bilmiyorum. Ancak aşağıda beyan edeceğim şekilde iptal ettiğim telefon hatlarının aktif olup olmadıklarını kontrol etmek maksadıyla aramış olabilirim ancak kesin olarak emin olmadığımı belirtmek isterim.
Emniyet Genel Müdürlüğünün analiz raporuna göre adıma kayıtlı ... numaralı hat ile birçok ardışık arama yapıldığı tespit edilmiştir. Bu numara her ne kadar benim adıma kayıtlı ise de benim tarafımdan kullanılmamış ve benim taralımdan açılmamıştır, fam tarihini hatırlamamakla birlikte televizyon haberlerinde bir anda yoğun bir şekilde yer aldığı üzere "adınıza sizden habersiz açılmış hat olup olmadığını kontrol edin" denilmesi üzerine yaptığım kontrolde adıma açılmış aynı seriden olacak şekilde sonu 01-02-03-04 olan dört adet hat açıldığını tespit ettim. Bu numaralar …-0...-….-… tür. Bu tespiti yapmam üzerine bu numaraları kendi numaramla aradım ancak bu numaraların bir kısmının aktif bir kısmının pasif olduğunu tespit ettim, aktif olanları da iptal ettim. İlginç olan şudur ki bu hatlar ben 13 yaşımdayken aktif edilmiştir. Bu hususa ilişkin İnegöl Cumhuriyet Başsavcılığına 2017 yılında 2017/1474 soruşturma numarasıyla müracaat ettim ancak bu hatların adıma kayıtlı olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar v erildi. Bununla birlikte bana ait ... numaralı hat ile de ardışık arama yapıldığı belirtilmiştir. Beni kimin aradığını bilmemekle birlikte ve yukarıda söylediğim şekilde bir süre fetönün öğrenci ev inde kalmam nedeniyle bana ulaşıp benimle görüşmek istediler. İki kez benimle özel olarak görüşmek istediklerini söylediler ancak ben kendileriyle kesinlikle görüşmedim. Ev raktan da görüleceği üzere bu aramaların birçoğunu cevapsız bıraktım. Gaziantep Adliyesinde 1 yıl süreyle terör suçlarına bakmam nedeniyle de bildiğim üzere fetöyle görüşmek istemeyen kişilere fetö her türlü yolu mubah görerek bir şekilde bu kişilere ulaşmaya çalışmaktadır. Üniversite öğrencisine ulaşmanın bu kadar kolay olabileceği bir durumda ve kripto bir yapılanmadan söz edildiği göz önüne alındığında bir şekilde bana ulaşmaya çalışmaları haklılığımı bir kez daha ortaya koymaktadır. Bununla birlikte üniversite okuduğum dönemde eski kız arkadaşım olan ancak bugün hem benim hem kendisinin evli olması nedeniyle görüşmediğim Saime isimli kız arkadaşımla ayrılmamız üzerine beni sabit numaralardan aradığını da hatırlıyorum, defalarca kez aradığını iyi biliyorum, birkaç kez telefon numaramı değiştirmenin altında yatan sebep de budur. Ayrıca bu ardışık aramalarda numaralandırılan v e hakim savcı çalışma evleri olduğunu tahmin ettiğim yerler ile irtibatlı olduğu belirtilen ve evrakta adı geçen isimlerden hiçbirini tanımadığımı net olarak belirtirim. IİTS kayıtlarım temin edilirse eğer kendileriyle görüşme yapmadığım anlaşılacaktır. Üniversite son sınıfta bütünleme sınavlarından sonra mezun olmam nedeniyle hakim savcılık sınavına çalıştığım Kasım ve
Aralık aylarında sınava ailemin ikameti olan Bursa ili İnegöl ilçesinde hazırlandım. Ne fetönün çalışma evlerinde kaldım ne de fetöcülerle irtibat kurdum. Hakimlik sınavına çalıştığım Kasım ve Aralık aylarına ilişkin HTS kayıtları temin edildiğinde Bursa ili İnegöl ilçesinde olduğum ortaya konulacaktır.
Adıma kayıtlı hatlar ile fetö kapsamında hakkında işlem yapılan şahıslarla irtibatlarıma yer verilmiştir. Yıllardır telefon hattı kullandığım göz önüne alındığında ve fetönün gerçek yüzünün ortaya çıktığı tarihler hesaba katıldığında görüştüğüm kişilerin fetöcü olup olmadığım bilmem mümkün değildir. Savunmamın istenilmesine ilişkin evrakın başında ağabeyim ..."in de fetö şüphelisi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kendi öz ağabeyimle birçok görüşme yapmam mümkündür. Kaldı ki yemek siparişi verirken dahi aradığımız birçok farklı numara olmaktadır ve bu kişilerin fetöcü olup olmadıklarını bilmem mümkün değildir. Örneğin mesleğe başladığım Gaziantep ilinde yeterli lojman bulunmaması nedeniyle çok fazla ev sahibiyle görüştüm ve bunlar hakkında da fetöden işlem yapılması mümkündür. Fetöcü olduğunu bildiğim halde herhangi bir kimseyle görüşme yapmam söz konusu değildir.
Tarafımdan istenilen savunma evrakının son sayfasında incelenemeyen hts bilgileri başlıklı bir alan bulunmaktadır. Bu alanda yazılı numara yukarıda ayrıntılı izah ettiğim ve başkası tarafından 13 yaşımda iken adıma açılmış ve kullanılmış ... numaralı telefon hattıdır. Devamında ise muhtelif sinyal adresleri vardır. Bu adresler incelendiğinde hepsinin birbirine yakın yerler olduğu görülecektir ve burası eski kız arkadaşımın kaldığı Kredi Yurtlar Kurumunun Libya Caddesi olarak hatırladığım adresteki yurdun bulunduğu yerdir. Yine ortak baz alanında bulunduğum söylenen ve kendileriyle halen görüştüğüm Bahadır Yılmaz ve ... hukuk fakültesinden sınıf arkadaşlarımdır.
Tüm bu açıklamalarım bir arada değerlendirildiğinde; kripto olarak adlandırılan ve kendisini saklamaya çalışan fetö/pdy terör örgütüyle irtibatı olan birinin, hakkında herhangi bir beyan yokken fetönün öğrenci evinde kaldığını söylemesi, müflis Bank Asya"da hesap açması mümkün değildir. Bugüne dek birlikte çalıştığım meslek büyüklerime veya meslektaşlarıma da sorulursa daha net anlaşılacağımı düşünüyorum. FFTÖ/PDY adlı terör örgütünün; daha ben 13 yaşımdayken adıma 4 adet hat açtırarak ve bu hatları kendi üyelerine kullandırtarak, ağabeyim olan ..."i kendi bünyelerinde bulundurarak ve ailesi olan bizden kopararak ve bugün benim görevden uzaklaştırılmama sebep olarak, yine eşimin ağabeyi olan ve Kuleli Askeri Lisesi ile Kara Harp Okuluna dereceyle giren ...'ı şok mangalarıyla yıldırarak zihinsel engelli hale getirerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden baskıyla istifa ettirerek bizlere çok ama çok büyük zararlar vermiştir. Maalesef fetönün ülkemizde neredeyse her aileye bir zararı dokunmuştur. " şeklindedir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile davalı idarenin savunması ve dosya içeriğindeki bilgi, belge ve dosya içeriğindeki CD'nin incelenmesinden; örgütüne ait evlerde kalan ve hakim adaylığı da yapan M.Ç.'den tanık olarak 02/12/2020 tarihinde alınan ifade; "... ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi birinci sınıfının ikinci döneminde aynı sınıfta olmamız nedeniyle tanışmıştık. O dönemde Fatihin yapıya ait evde kaldığını kendisi bana söylemiş olduğu için biliyorum. Gerek bu dönemde gerek sonrasında kendisini örgütsel bir faaliyetine şahit olmadım. Kendisi ile arkadaşlığımız üniversite döneminden başlayıp, benim Hakim Adaylığı görevimden ihraç edildiğim sürece kadar devam etti. İkimiz de 2015 yılında okuldan mezun olduk , mezuniyetten sonra Avukatlık Stajımı Ankara'da yaptım. Hakim Adaylığı sınavına da ben kendi evimde Ankara'da hazırlandım. ...'in de Bursa da kendi ailesinin yanında hazırlandığını biliyorum. 2015 yılı Temmuz ayında ankesörlü telefondan yapılan aramayı hatırlamıyorum. Dolayısıyla kimin aradığını da bilmiyorum. Mezun olduktan sonra ... Ankara'ya geldiğinde benim Kolej semtinde bulunan evimde misafir olarak kalırdı. Kendisi ile olan arkadaşlığımız benim 2017 yılı Mart ayında Hakim Adaylığı sonunda yapılan mülakat sınavımda başarısız sayılmam üzerine kendisi tarafından kesildi. Ondan sonra bir kaç defa telefonda görüştük. Aralık 2017 tarihinde ihraç edilmem sonrasında herhangi bir görüşmemiz olmadı. Benim olay hakkında başkaca bir bilgim ve görgüm bulunmamaktadır...." şeklindedir.
Davacı dava dilekçesinde aynen; ".......üniversitede okuduğum 1. sınıfının 2. döneminde fetönün öğrenci evinde kaldığımı bizzat kendim söyledim......." şeklinde beyanı ile öğrenci iken örgüt evinde kaldığını ikrar etmekte ve bu şekilde örgüt ile irtibat ve iltisakının kurulduğunu anlaşılmaktadır.
FETÖ/PDY Terör Örgütünün üyelerinin örgütsel faaliyetler kapsamında ankesörlü sabit hatlardan yada büfe vb. yerlerde kurulu bulunan kontörlü telefon hatlarından iletişime geçip geçmediğine ilişkin yapılan çalışmada davacının ardışık arandığı yolunda tespit yapıldığı iddiası nedeniyle … Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanma sürecinde anılan mahkemece; sanığın (...) ardışık arandığı iddiasına yönelik olarak, sanığın kullanımında olan numaralara yönelik sabit hatlardan yapılan aramaların sistematik, periyodik ve örgütsel olup olmadığı noktasında bilirkişi görüşüne başvurulduğu, bilirkişi raporunun sonuç kısmında sanığın kullanımında olan telefon numaralarına yapılan aramaların netice olarak 1 ardışık ve 3 başarılı tek arama şeklinde gerçekleştiği, arama periyotunun sanığın örgütsel olarak arandığı sonucunun çıkarılamayacağı kanaatine varıldığı görülmektedir. Anılan mahkemece yapılan bu değerlendirme, davacının terör örgütü ile irtibat ve iltisakının olup olmadığından ziyade, davacının terör örgütü üyesi olarak nitelendirilip, nitelendirilemeyeceği açıdan yapılan bir değerlendirmedir.
Öte yandan davacının 2011 yılında örgütün finans kaynağı olarak bilinen Bankasya'da hesap açtığı tespit edilmiştir.
Davacının öz kardeşi A.Ö.'nün FETÖ mensupları ve müzahir şahıslarca kullanılan ByLock isimli uygulamayı kullandığının ve örgüte ait eğitim kuramlarında öğretmenlik yapmış olduğu tespit edilmiş olması, suç ve cezaların şahsiliği ve masumiyet karinesi ilkeleri gereği davacının sorumluluğunu gerektirmemekle birlikte, yukarıda belirtilen iltisaklı (kavuşan, bitişen, birleşen) ve irtibatlı(bağlantılı) olma kavramları ve davacının öğrencilik yıllarında örgüte ait evde kaldığı hususuyla birlikte değerlendirildiğinde davacının örgütsel yapı ile irtibat ve iltisakının bulunduğuna yönelik tespitleri destekler nitelikte görülmüştür.
Yukarıda anılan açıklanan hususlar ile dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda açıklanan hukuki durum açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna ilişkin sunulan deliller, bu örgütle herhangi bir şekilde kavuşma, bitişme, birleşme ya da bağlantılı olduğunu gösterecek nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, davacının FETÖ/PYD terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu nedeniyle dayanılarak tesis edilen dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiş ve bu maddenin (A) fıkrasında; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi ile benzer şekilde, yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) fıkrası uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği düzenlenmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (A) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın (istinaf edilmeden) 04/03/2022 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
3) Kanun
31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen ve 18/07/2021 tarihli, 7333 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle değiştirilen geçici 35. maddenin (A) fıkrası: "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.
Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı hükümleri uygulanır. Ayrıca askeri hâkimlerin askeri rütbeleri, mahkûmiyet kararı aranmaksızın alınır."
Anılan maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı: "Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır... Bu paragrafta sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu paragraf hükümleri uygulanır."
Aynı maddenin son fıkrası: "Bu maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilir. Verilen süre içinde savunmasını yapmayanlar, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
İlgili Kanun hükmü gereğince Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Bunun yanında, yargılama aşamasında da, haklarındaki tespitlere ek olarak dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere bildirilerek bu tespitlere karşı beyanlarını sunma imkanı sağlanmıştır.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 05/07/2021 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Yukarıda aktarıldığı üzere gerek bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.'ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.'ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla gerek 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi gerekse OHAL kalktıktan sonra uygulanacak olan 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere, 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişilerden 667 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle de “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler” hakkında da dört yıl süreyle uygulanmak üzere meslekten çıkarma yaptırımı getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu yaptırımın uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan deliller davalı idare tarafından dava konusu kararların tesisinden önce tespit edilerek ve savunması alınmak suretiyle davacıya bildirilmiştir. Bunun yanında, dava konusu kararlar ile ilgili olarak kararlar tarihinden sonra tespit edilerek davalı idare tarafından dosyaya sunulan birtakım delillerin, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olması halinde dava konusu kararların hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Kaldı ki, kararımızın "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç" başlıklı kısmında da belirtildiği gibi, dava konusu kararların gerekçesi olarak daha önce davacıya bildirilmemiş olmakla birlikte yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere tebliğ edilerek bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan, 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesi uyarınca bir yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu yaptırımın tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca ''Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak'' suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesi uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik yaptırımın uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan açılan ceza davasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan yaptırımının hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, somut olayda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği görülmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Dairemiz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
a) Davacının Kendi Beyanları ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacının kendi beyanı şu şekildedir:
Davacının Sakarya Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 01/02/2021 tarihli ifade tutanağı; "... Örgüt üyesi değilim. Önceki tarihlerde bilmeden ve istemeden aşağıda ifadem akışında beyan etmeyi düşündüğüm nedenlerden ötürü bu yapı ile bir dönem bir temasım olmuştur. Bu temasım da yine ifadem akışında beyan edeceğim kısa bir dönemdir ve sonrasında son bulmuştur. Bu hususlarla ilgili de tüm bildiklerimi samimi bir şekilde bu yapının deşifre edilmesine yönelik olarak ifademe aktaracağım. Alman bu beyanlarım adli mercilerce suç sayılması halinde TCK’nın ilgili etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isterim. ... Aynı anne ve babadan olma toplam 4 kardeşiz. Diğer kardeşlerim; -A.Ö.; Kendisi benim abim olur, evlidir ve 2 çocuk sahibidir. Kendisi 15 Temmuz 2016 tarihi öncesinde bu yapıya ait olan okullarda Edebiyat Öğretmeni idi. Ancak 15 Temmuz 2016 tarihi sonrasında evlenme tarihim olan 2017 yılı sonrasında kendisini bir daha görmedim ve halen nerede olduğunu bilmiyorum. ... Yukarıda ifadem akışında da beyan ettiğim üzere ben ortaokul 8. Son sınıfta İnegöl ilçesinde eğitim gördüğüm dönemde, o dönem İnegöl ilçesinde faaliyet gösteren ve bu yapıya ait olan Yeşilırmak isimli dershaneye Liseye hazırlık amaçlı gittim. Bu dönem sonrasında Bolu ili Fen lisesini kazandım. Hatta o dönem benim Bolu ilinde Fen lisesini kazanmam ile birlikte tanımadığım bilileri beni telefonla aradı ve bana Bolu ilinde nerede kalacağımı sordular. Bende devletin yatılı yurdunda kalacağımdan bahsederek bu telefonları sonlandırdım. Beni o dönem arayan bu şahısların bu yapı içerisinde faaliyet gösteren şahıslardan olup olmadığını bilmiyorum. Sonrasında da ben Ankara Hukuk Fakültesini kazanıncaya kadar, yani 2011 yılına kadar bu yapı mensubu hiçbir şahıs tarafından örgütsel bir faaliyet ya da bu yapıya dahil olmam ile ilgili rahatsız edilmedim. Ancak zaman zaman önceki tarihte eğitim gördüğüm Yeşilırmak isimli dershanede görev yapan öğretmenlerden beni hal hatır sormak amaçlı arayanlar olmuştur. O dönem yani 2011 yılında kendi adıma olan … nolu gsm hattını kullanıyordum. 2011 yılında Ankara Hukuk Fakültesini kazanmam üzerine yine kullanmış olduğumve kendi adıma kayıtlı olan … nolu gsm hattım üzerinden yine isimlerini bilmediğim ve kendilerini tanımadığım birtakım şahıslar beni aramaya başladılar Ve bana Ankara ilinde nerede kalacağımı soruyorlardı. Bende bu şahıslara kendime ait ev kiraladığımı ve bu evde yalmz kalacağımdan bahsederek telefonları kapatıyordum. Ancak Üniversiteye başlamam sonrası 1. Sınıf 1. Döneminde Bursa İnegöl den geliş gidişi yaparak sınava tarihlerinde Ankara iline gitmek sureti ile Okula devam ettim. 2. Dönem ise beni yine bu yapıya mensup kendilerini öncesinde hiç tanımadığım şahıslar aradılar ve bana kendilerine ait olan Öğrenci evlerinin bulunduğunu ve eğer istersem benim de bu evlerde aylık kira vermek sureti ile kalabileceğimi söylediler. Bende bana verilen aylık kira bedeli o dönem 200 TL olduğundan dolayı bu meblağı uygun buldum ve bu şahısların teklifini kabul ettim. Bunun üzerine Ankara Üniversitesi 1. yıl 2. dönem başından sonra bu yapıya ait olan ve açık adresini hatırlayamadığım, Ankara Yenimahalle İlçesinde bulunan bir öğrence evinde kaldım. Bu evde evden sorumlu olan ve örgüt tabiri ile Ev Abisi olarak nitelendirilen, o dönem Gazi Üniversitesinde eğitim gören …AD/KOD {Bu şahsın Ordu lu olduğunu hatırlıyorum. Kilolu, uzun boylu, hafif esmer tenli saçları siyah şahıstı. Başkaca nitelikleri hakkında detaylı bir bilim yoktur) adlı şahıs bulunuyordu. Ayrıca o dönem yani benim bu yapıya ait olan bu evde kaldığım 1 dönemlik eğitim ve öğretim dönemi içerisinde dışarıdan sivil, yaşı bizlerden büyük, yani 30-35 yaş aralığında sürekli Takım elbise giyinen adının … AD/KOD (Bu şahıs zayıf suratlı, esmer, kısa saçlı, uzun boylu, hafif kızarık bir surete sahip olan diksiyonu çok düzgün bir şahıstı. Başkaca nitelikleri hakkında detaylı bir bilim yoktur) olduğunu, kaldığımız bu evin abisi … AD/KOD adlı şahıstan duyduğum bir şahıs daha bu eve geliş gidiş yapıyordu. Ben … AD/KOD olarak belirtilen bu şahsın kaldığımız bu eve 3-4 kez kadar geldiğini ve evin abisi … AD/KOD adlı şahsın bu şahsı alarak başka bir odaya geçtiklerini ve bizim yanımızda durmadıklarını hatırlıyorum. Yine bu eve zaman zaman dışarıdan başka takım elbiseli şahıslarında geliş gidiş yaptıklarını görüyordum. Ancak bu şahısların kim olduklarını ve isimlerinin ne olduğunu ve ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Bu evde o dönem bu şekilde yarım eğitim ve öğretim dönemi kadar herhangi bir örgütsel olarak nitelendirilebilecek ya da adlandırılabilecek bir faaliyet olmaksızın bu evde 200 TL aylık kira bedeli vererek kaldım. Tekraren söylüyorum. Bu evde kalan şahısların tamamı kendilerine ait odalarda yalnız başına takılırlardı, evde yemek haricinde toplu herhangi bir faaliyet ile ilgili bir araya gelmezdik. Örgüt tabiri ile bu evin Ev Abisi … AD/KOD adlı şahıs birkaç kez bana başka evlere sohbet etmeye gideceklerini, eğer istersem benimde kendileri ile birlikte gidebileceğimi söyledi. Ben bu şahsın bu telifini red ettim ve bu tür herhangi bir faaliyete katılmadım. Bu nedenle bu şahısların sohbet şeklinde belirttikleri bu tür faaliyetlerde ne yapıldığı hususunda bilgim yoktur. 2011 yılı eğitim ve öğretim dönemi sonuna kadar ben bu bahsettiğim yapıya ait olan Ankara ili Yenimahalle İlçesinde ki öğrenci evinde kaldım ve sonrasında da ayrıldım. Bu tarih sonrasında da bir daha bu yapıya ait hiçbir evde ya da ikamet olarak kullanılabilecek bir konaklama yerinde kalmadım. Bu evden ayrılmam sonrasında da zaman zaman yine kendilerini tanımadığım yapı mensubu şahıslar tarafından telefonla aranılarak tekrar yapıya ait evlerde kalıp kalmayacağım bana soruluyordu. Bende bu şahıslan red ediyordum. Üniversite eğitimimin 2. Sınıfı ve ; sonrasında Üniversiteden aynı sınıftan olan ve bu yapı ile ilgisi bulunmadığını bildiğim M.Y. isimli arkadaşım ile bu yapı ile hiçbir ilgisi bulunmayan aynı bekar evinde birlikte kalarak Üniversite eğitimime devam ettim. 4. Sınıfımın son zamanlarında da bu şahsın yanından ayrılarak yine bu yapı ile ilgisi bulunmadığını bildiğim M.Ç. isimli aynı sınıflan arkadaşım olan şahsın bekar evinde kaldım. M.Ç.’nin kaldığı bu evde kendisi ve benim haricimde yine bu yapı ile ilgisi bulunmadığını bildiğim A.Ş. isimli şahıs kalıyordu. Ancak 2011 yılı içerisinde eğitim/ öğretim sonuna kadar kaldığım FETÖ/PDY’ye ait olan öğrenci evinden ayrılmam sonrasında yukarıda isimlerini verdiğim sınıf arkadaşlarım ile kaldığımız bekar evlerinde ikamet ettiğim 2012-2015 tarih' aralıklarında ben kafama göre zaman zaman Bursa iline ailemin yanına giderek 2-3 hafta kalarak Ankara iline geri dönüyordum. Çünkü o dönem derslerimin sınav dönemlerinde Ankara iline gittiğimden, bu gidişlerim esnasında arkadaşlarım ile kalıyordum. Bu nedenle bu evler ile de çok bir ilişkim yoktu. Benim bu yapı ile olan irtibatım yukarıda beyanlarımdan ibarettir. Kesinlikle bu yapının herhangi bir toplantısına katılmadım, bu yapıya herhangi bir şekilde hayatımın hiçbir döneminde maddi olarak bir katkıda bulunmadım. 2011 yılı içerisinde Bank Asya da kendi adıma hesap açtırdım. Bunun nedeni ise bu banka üzerinden yapılan işlemlerden o dönem ekstra banka hizmet bedeli alınmıyordu. Babam bu hesabıma o dönem okul harçlığımı yatıracağını söylediğinden dolayı bu banka üzerinden hesap açtırdım, ancak babam kararını değiştirerek bana banka maaş kartını verdi ve böylelikle de bu banka üzerinden herhangi bir para transferimiz olmadı. … numaralı GSM hattı yukarıda ifadem akışında da beyan ettiğim üzere bana ait ve kendi adıma aldığım gsm hattıdır. Bu gsm hattı kendi adıma açtırdığım tarih sonrasında benim tarafımdan aktif olarak kullanılan gsm hattıdır. Ancak soru içeriğinde isimleri belirtilen ve fotoğrafları gösterilen S.K. ve A.S. isimli şahısları tanımıyorum. Bu şahısların fotoğraflarını da ilk kez burada gördüm. S.K. olarak tespiti yapılan bu şahısla kendi adıma kayıtlı olan … numaralı GSM hattım üzerinden neden ve ne amaçla belirtilen şekilde irtibatlandığımı da bilmiyorum. Ben kesinlikle Hakim ve Savcı çalışma evleri olarak tabir edilen bu yapıya ait evlerde hiçbir zaman kalmadım. Ben Hakimlik sınavına ailemin ikameti olan Bursa ili İnegöl ilçesinde hazırlandım. ... … nolu gsm hattım ile ilgili belirtilen GRAFÎK-1 tablosunun ilgili kısmı müdafim huzurunda bana gösterildi, anladım. Tabloda isimleri belirtilen irtibatlandığım şahıslardan: -M.M.Y.; Bu şahıs yukarıda ifadem akışında kendisi hakkında beyanlarda bulunduğum, bu yapı ile ilgisi bulunmadığını bildiğim Ankara ilinde kaldığım bu yapıya ait olan evden ayrılmam sonrasında kaldığım bu yapı ile ilgisi bulunmayana bekar evinde birlikte ikamet ettiğimiz sınıf arkadaşım şahıstır. İrtibatım da bu nedenle dir. Örgütsel bir amaç yoktur. -B.Y.; Bu şahıs Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden sınıf arkadaşım şahıstır. Kendisinin bu yapı ile ilgisi yoktur. Kendisi ile olan irtibatım da arkadaş olmamızdan dır. Örgütsel bir amaç yoktur. -M.Ç.; Bu şahıs yukarıda ifadem akışında kendisi hakkında beyanlarda bulunduğum, bu yapı ile ilgisi bulunmadığını bildiğim, Ankara ilinde kaldığım bu yapıya ait olan evden ayrılmam sonrasında kaldığım ve bu yapı ile ilgisi bulunmayana bekar evinde birlikte ikamet ettiğimiz sınıf arkadaşım şahıstır. Kendisi ile olan telefon irtibatım da bu nedenle dir. Örgütsel bir amaç yoktur. -A.Ş.; Bu şahıs yukarıda ifadem akışında kendisi hakkında beyanlarda bulunduğum, bu yapı ile ilgisi bulunmadığını bildiğim, Ankara ilinde kaldığım bu yapıya ait olan evden ayrılmam sonrasında kaldığım ve bu yapı ile ilgisi bulunmayana bekar evinde birlikte ikamet ettiğimiz sınıf arkadaşım şahıstır. Kendisi ile olan telefon irtibatım da bu nedenle dir. Örgütsel bir amaç yoktur. -A.Ö.; Bu şahıs kendisi hakkında beyanlarda bulunduğum, bu yapıya ait okullarda öğretmen olan ve 2017 yılı sonrasında kendisini bir daha görmediğim ve şu an nerede, ne iş yaptığını bilmediğim öz abim şahıstır. -Ü.Y.B.; Bu şahıs Resmi nikahlı halen evli olduğum eşim dir. Örgütsel bir faaliyetine hiçbir şahit olmadım. -E.Y.; Bu şahıs Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden sınıf arkadaşım şahıstır. Kendisinin bu yapı ile ilgisi yoktur. Kendisi ile olan irtibatım da arkadaş olmamızdan dır. Örgütsel bir amaç yoktur. 34.....49 ve 534.....52 nolu numaralar; Bu gsm hatlarının kim ait olduğunu ve bu gsm hatları ile kiminle irtibatlandığımı bilmiyorum. 312.....23 nolu STH hattı (Tahkikat evrakının tetkikinde bu STH hattının, şüpheli ...’e ait … nolu gsm hattına 6/10/2015 tarihinde yapılan Ardışık aramalarda tespiti yapılan STH hattı olduğu görüldü.)’, Bu sabit hattın kime ait olduğunu ve bu numara ile kiminle irtibatlandığımı bilmiyorum… nolu kendi adıma olan bu gsm hattını Üniversite döneminde aktif olarak kullamyordum. Dolayısı ile bu yapı mensubu şahıslar tarafından belirtilen numara üzerinden kendi adıma olan bu gsm numaramın arandığını düşünüyorum. Ancak beni kimin, ne amaçla aradığını bilmiyorum. ... Ben yukarıda ifadem akışında da beyan ettiğim üzere 2011 yılı içerisinde Bank Asya da kendi adıma hesap açtırdım. Bunun nedeni ise bu banka üzerinden yapılan işlemlerden o dönem ekstra banka hizmet bedeli alınmıyordu. Babam bu hesabıma o dönem okul harçlığımı yatıracağını söylediğinden dolayı bu banka üzerinden hesap açtırdım, ancak babam kararım değiştirerek bana banka maaş kartını verdi ve böylelikle de bu banka üzerinden herhangi bir para transferimiz olmadı. ..."
Davacının Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/02/2021 tarihli sorgulama tutanağı; "... 0555.....38, 0553.....11, 0553.....00, 0553.....75 ve 0553.....84 numaralı hatları ben kullandım. ... 0555.....01- 02 - 03 -04 numaralı hatlar ile 0555.....38 numaralı hat benzer şekilde Ümraniye'den çıkarılmıştır. G.K. adına ancak benim T.C kimlik numaram sisteme girilmiştir. Ben 0555.....38 numaralı hattın şehir dışında olan okulum Bolu Fen Lisesini kazandığım dönemde abim tarafından bana verilmesi üzerine kullanmaya başladım. Tahminime göre 2005 eylül ayında bu hattı kullanmaya başladım. Bu sebeple emniyette benzerliği görünce bu hatların abim tarafından çıkarılmış olabileceğini düşündüm. ... Üniversiteyi kazandığım yıl olan 2011 yılının ilk döneminde herhangi bir yerde kalmadım. İnegöl'den gerektiğinde sınavlara git gel yaptım. Derslerimizde ara sınav yoktu. 2012 yılı tahminime göre Şubat döneminde yani 2.dönemde örgütün öğrenci evinde kaldım. Bu evde ..., ..., ... veya ... olarak tanıdığım gerçek ismi olup olmadıklarını bilmediğim şahıs ile kaldım. ... isimli şahıs Gazi Üniversitesinde İktisat bölümü okuyordu. ... veya ... isimli şahısta metro isimli firmada muavinlik yapıyordu. Evin abisi konumunda olan kişi ... idi. Bu eve dönem dönem ... isimli takım elbiseli şahıs geliyordu. Bu şahsın önemli bir konumda olduğunu düşünüyorum ancak bu evde yalnızca ... ile görüşüyordu. ...'nın odasına kapanıyorlardı. Bu ev örgütün genel olarak faaliyetlerine uygun olarak devam eden bir ev değildi. Birlikte namaz kılmak kuran okumak vs. etkinlikle yapılmıyordu. Hatta ben evde 200 TL karşılığında kalıyordum. 2. yıl ben bu evde kalmadım. Üniversiteden sınıf arkadaşım olan ve bu örgüt ile ilgisi olmayan M.Y. isimli şahısla kaldım. M.Y. ile yaklaşık 2,5 yıl kadar birlikte kaldık. 4.sınıfın 2.döneminde yani 2015 yılı şubat ayından sonra bir dönem M.Ç.'nin evinde kaldım. Bu ev yine örgüt ile bağlantısı olmayan A.Ş. isimli şahısta kalıyordu. Mezun olunca ailemin yanına döndüm ve sınava burada çalıştım. Abimin örgütle bağlantısı vardı. Hatta şuan kendisi firar konumundadır. 2017 yılı ekim ayından beri görüşmüyorum. Abimin bağlantıları nedeniyle örgüt bana zaman zaman ulaşmaya çalıştı ve üniversite döneminde zaman zaman beni aradı ancak ben hatırlamıyorum. Emniyette ifadem sırasında öğrendim. M.Ç.'nin ifadesi okundu, ifadesinde kendisiyle birlikte kalan öğrencileri saydığı ancak bu kişiler arasında kendisini belirtmediği görüldüğünden çelişki nedeniyle soruldu: Bu kişinin bir süre örgüte ait evde kaldığını hatırlıyorum. Neden benden bahsetmediğini bilmiyorum. Ancak ben yalnızca yarım dönem bu evde kaldım ve kısa süreli kaldım. Sınav dönemleri dışında genelde memleketime dönüyordum. Bu yüzden benim ismimi vermemiş olabilir. ... Ardışık aramaya ilişkin tutanaklar okundu, soruldu: Ben ardışık aramalarda ismi geçen M.Ç., O.K., A.Ş. ve abim olan A.Ö.'i tanıyorum. Diğer şahısları kesinlikle tanımıyorum. İfademde belirttiğim gibi M.Ç., O.K., A.Ş. hukuk fakültesinden arkadaşlarımdır. Örgüt ile bağlantılarını bilmiyorum. A.Ö. ise ağabeyimdir. Ben üniversite döneminde 2 kez arandığımı hatırlıyorum. Bu görüşmelerde benimle görüşmek istediklerini söylediler. Ancak ben kabul etmedim. Arayan kişiyi bilmiyorum. Aynı kişi olup olmadığını da bilmiyorum. ... Hakimlik savcılık sınavına ne zaman girdiğinizi hatırlıyor musunuz ? SORULDU: Ben hakim savcılık sınavına 19/12/2015 tarihinde girdim. Emniyete gördüğüm üzere sınav öncesinde 18/12/2015 tarihinde sınav günü 19/12/2015 tarihinde ve sınavdan sonraki gün 20/12/2015 tarihinde sabit hattan arandığımı hatırlamıyorum. Ancak ben HTS kayıtlarının incelenmesini istiyorum. Bunlar gerçek bir görüşmemi yoksa yalnızca telefonum çaldığı ve cevaplanmadığı süreler mi belirlenmesini istiyorum. Sonuç itibariyle beni 2 kez aradıklarında ve görüşmek istediklerini hatırlıyorum ancak ben kabul etmiyordum. HTS kayıtları alındığında bu durum anlaşılır. ... Hakim Savcı çalışma evleri ile fiilen kullandığı 0553.....75, 0555.....38 ve 0553.....00 numaralı hatların ortak sabit numaralarla irtibatta olduğu görüldü ve soruldu: ben bu irtibat birlikteliğini emniyette öğrendim ancak dosya içerisinde her ne kadar aynı sabit numaradan hem beni hemde Hakim Savcı çalışma evlerinin arandığı belirtilmiş ise de aynı zamanda kimin arandığı belli değildir. HTS kayıtları alınırsa bu durum anlaşılabilir. Yıllar sonra da yine aynı sabit numaradan ben ve uzun süre sonra hakim savcı çalışma evi veya evrakta ismi geçen şahıslar aranmış olabilir ve bu irtibat olarak gösterilmiş olabilir. Emniyette isimleri okunan şahısların hiç birini tanımıyorum. Yine belirtmek isterim ki ben zaman zaman hatlarımı değiştirdim ancak 3 numaramda sabit numaralardan aranmıştır. Örgütün bana ulaşmaya çalıştığını değerlendiriyorum ancak ben örgütün içinde hiç bir zaman yer almadım. Numaralarıma da ağabeyim vesilesi ile ulaşıldığını düşünüyorum. Ben üniversite döneminde sık sık numaramı değiştirdim çünkü eski kız arkadaşım beni sık sık arıyordu. Kendisiyle irtibat kurmak istemediğimden dolayı numaramı sık sık değiştirdim. Hem eşim ile bu bahsettiğim kız arkadaşım ile 2007 yılında tanıştım. S.K. isimli şahsı tanıyor musunuz ? SORULDU: Bu şahsı tanımıyorum. Bu şahısla görüşüp görüşmediğimi hatırlamıyorum. Bu şahsın örgüt mensuplarının yerleştirilmesi için tesis edildiği ve bunların organizasyonlarından sorumlu olduğu belirtilmektedir. Dolasıyla ankesörlü telefondan arayan kişi bu şahısta olabilir ancak ben bu kişiyi tanımıyorum. Şüpheliye son sözü soruldu: Ben HSK'ya henüz adayken yarım dönem örgüte ait evde kaldığımı kendim belirtmiştim. Diğer adaylardan 2 ay geç atandım ve bu durum incelendikten sonra mesleğe kabul edildim. Hakkımda ki iddialar ankesör araması, hakim savcı çalışma evlerinde kalmam ve irtibatlarımdır. Ankesör aramaları ve irtibat benim rızam dışında yapılan aramalardır. Beni aradıkları için engellemem mümkün değildir. Hattımı da sık sık değiştirdim. Yine belirttiğim üzere ankesör aramalarının yalnızca 5 tanesi ardışık olarak çıkmaktadır. Bunlarında HTS kaydı alınarak incelenmesi gerekmektedir. ..."
Davacının Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği'ne verdiği 16/11/2020 tarihli savunma dilekçesi; "... Mesleğe kabul aşamasında 2017 yılının Nisan ayında Adalet Akademisinden soyadını hatırlamadığım Hakim ... bey beni araması üzerine hakim beye üniversitenin birinci sınıfının ikinci döneminde fetönün öğrenci evinde kaldığımı bizzat söyledim. Bu beyanım nedeniyle, birlikte adaylığa başladığım 20.dönem adaylarının mesleğe kabulü yapıldığı halde benim mesleğe kabulüm yapılmadı ve bu beyan nedeniyle hakkımdaki incelemenin devam ettiği söylenildi. Yaklaşık 2 ay sonra Kuruldan arayan ve soyadını hatırlamadığım Hakim ... Bey hakkımdaki incelemenin tamamlandığını, herhangi bir olumsuz durum bulunmadığını belirterek mesleğe kabulümün yapıldığını ve kura töreni için Kurula gelmem gerektiğini söyledi. Kurulda yapılan kura çekilişi sonrasında Gaziantep Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladım. ... Ağabeyim olan 40 yaşındaki A.Ö. kaç yıl olduğunu bilmemekle birlikte fetö dershanesinde çalıştı, fetönün yurdunda da çalıştı ve ağabeyimin fetöyle ilişkisinin olduğunu biliyorum ancak bylock isimli örgütsel programı kullandığına çok şaşırdığımı belirtmek isterim. Ayrıca evrakta geçen 0535.....06 numasının kendisine ait olduğunu hatırlıyorum. Evrakta geçen A.S. ile S.K. isimlerini ilk kez duydum. Adı geçen şahıs beni aramışsa bile telefonu açıp açmadığımı bilmiyorum ve bu isimde biriyle konuşmadım, bu isimde birini de tanımıyorum. ... Müflis Bank Asya nezdinde hesap açtığım doğrudur. Hesap açmamın nedeni bu bankanın kart aidatı almamasıdır, ancak daha sonra hesaptan kart işletim ücreti alacaklarını söyleyince bu hesabı hiç kullanmadım, bu hesaba 1 kuruşluk para girişi bile olmamıştır. Hesabı kapatmak için gittiğimde bana "hesaba para yatırılmadığı için pasif hesap olarak kaldığını" söylediler ancak ben bu hesabı yine de kapattım. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının araştırma tutanağına göre muhtelii' irtibatlar tespit edilmiştir. İrtibatlı olduğum şahıslar halen görüşmeye devam ettiğim hukuk fakültesinden sınıf arkadaşlarım M.Ç. ile A.Ş.'dir. Sadece kendileriyle değil birçok sınıf arkadaşlarımla görüşmelerim mevcuttur. Yine evrakın devamında kendi adıma kayıtlı numaraların birbirleri ile irtibatlarına yer verilmiştir. ... Yine aynı kısımda bulunan adıma kayıtlı 553....11 ile 553.....00 numaraları arasında nasıl bir görüşme yapılmış olabileceğini bilmiyorum. Ancak aşağıda beyan edeceğim şekilde iptal ettiğim telefon hatlarının aktif olup olmadıklarını kontrol etmek maksadıyla aramış olabilirim ancak kesin olarak emin olmadığımı belirtmek isterim. Emniyet Genel Müdürlüğünün analiz raporuna göre adıma kayıtlı 555.....02 numaralı hat ile birçok ardışık arama yapıldığı tespit edilmiştir. Bu numara her ne kadar benim adıma kayıtlı ise de benim tarafımdan kullanılmamış ve benim taralımdan açılmamıştır, fam tarihini hatırlamamakla birlikte televizyon haberlerinde bir anda yoğun bir şekilde yer aldığı üzere "adınıza sizden habersiz açılmış hat olup olmadığını kontrol edin" denilmesi üzerine yaptığım kontrolde adıma açılmış aynı seriden olacak şekilde sonu 01-02-03-04 olan dört adet hat açıldığını tespit ettim. Bu numaralar 0555.....01-0555.....02-0555.....03-0555.....04 tür. Bu tespiti yapmam üzerine bu numaraları kendi numaramla aradım ancak bu numaraların bir kısmının aktif bir kısmının pasif olduğunu tespit ettim, aktif olanları da iptal ettim. İlginç olan şudur ki bu hatlar ben 13 yaşımdayken aktif edilmiştir. Bu hususa ilişkin İnegöl Cumhuriyet Başsavcılığına 2017 yılında … soruşturma numarasıyla müracaat ettim ancak bu hatların adıma kayıtlı olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar v erildi. Bununla birlikte bana ait 553.....75 numaralı hat ile de ardışık arama yapıldığı belirtilmiştir. Beni kimin aradığını bilmemekle birlikte ve yukarıda söylediğim şekilde bir süre fetönün öğrenci ev inde kalmam nedeniyle bana ulaşıp benimle görüşmek istediler. İki kez benimle özel olarak görüşmek istediklerini söylediler ancak ben kendileriyle kesinlikle görüşmedim. Evraktan da görüleceği üzere bu aramaların birçoğunu cevapsız bıraktım. Gaziantep Adliyesinde 1 yıl süreyle terör suçlarına bakmam nedeniyle de bildiğim üzere fetöyle görüşmek istemeyen kişilere fetö her türlü yolu mubah görerek bir şekilde bu kişilere ulaşmaya çalışmaktadır. Üniversite öğrencisine ulaşmanın bu kadar kolay olabileceği bir durumda ve kripto bir yapılanmadan söz edildiği göz önüne alındığında bir şekilde bana ulaşmaya çalışmaları haklılığımı bir kez daha ortaya koymaktadır. Bununla birlikte üniversite okuduğum dönemde eski kız arkadaşım olan ancak bugün hem benim hem kendisinin evli olması nedeniyle görüşmediğim S. isimli kız arkadaşımla ayrılmamız üzerine beni sabit numaralardan aradığını da hatırlıyorum, defalarca kez aradığını iyi biliyorum, birkaç kez telefon numaramı değiştirmenin altında yatan sebep de budur. Ayrıca bu ardışık aramalarda numaralandırılan ve hakim savcı çalışma evleri olduğunu tahmin ettiğim yerler ile irtibatlı olduğu belirtilen ve evrakta adı geçen isimlerden hiçbirini tanımadığımı net olarak belirtirim. ... Üniversite son sınıfta bütünleme sınavlarından sonra mezun olmam nedeniyle hakim savcılık sınavına çalıştığım Kasım ve Aralık aylarında sınava ailemin ikameti olan Bursa ili İnegöl ilçesinde hazırlandım. Ne fetönün çalışma evlerinde kaldım ne de fetöcülerle irtibat kurdum. Hakimlik sınavına çalıştığım Kasım ve Aralık aylarına ilişkin HTS kayıtları temin edildiğinde Bursa ili İnegöl ilçesinde olduğum ortaya konulacaktır. Adıma kayıtlı hatlar ile fetö kapsamında hakkında işlem yapılan şahıslarla irtibatlarıma yer verilmiştir. Yıllardır telefon hattı kullandığım göz önüne alındığında ve fetönün gerçek yüzünün ortaya çıktığı tarihler hesaba katıldığında görüştüğüm kişilerin fetöcü olup olmadığını bilmem mümkün değildir. Savunmamın istenilmesine ilişkin evrakın başında ağabeyim A.Ö.'in de fetö şüphelisi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kendi öz ağabeyimle birçok görüşme yapmam mümkündür. Kaldı ki yemek siparişi verirken dahi aradığımız birçok farklı numara olmaktadır ve bu kişilerin fetöcü olup olmadıklarını bilmem mümkün değildir. Örneğin mesleğe başladığım Gaziantep ilinde yeterli lojman bulunmaması nedeniyle çok fazla ev sahibiyle görüştüm ve bunlar hakkında da fetöden işlem yapılması mümkündür. Fetöcü olduğunu bildiğim halde herhangi bir kimseyle görüşme yapmam söz konusu değildir. Tarafımdan istenilen savunma evrakının son sayfasında incelenemeyen hts bilgileri başlıklı bir alan bulunmaktadır. Bu alanda yazılı numara yukarıda ayrıntılı izah ettiğim ve başkası tarafından 13 yaşımda iken adıma açılmış ve kullanılmış 555.....02 numaralı telefon hattıdır. Devamında ise muhtelif sinyal adresleri vardır. Bu adresler incelendiğinde hepsinin birbirine yakın yerler olduğu görülecektir ve burası eski kız arkadaşımın kaldığı Kredi Yurtlar Kurumunun Libya Caddesi olarak hatırladığım adresteki yurdun bulunduğu yerdir. Yine ortak baz alanında bulunduğum söylenen ve kendileriyle halen görüştüğüm B.Y. ve M.Ç. hukuk fakültesinden sınıf arkadaşlarımdır. ... FFTÖ/PDY adlı terör örgütünün; daha ben 13 yaşımdayken adıma 4 adet hat açtırarak ve bu hatları kendi üyelerine kullandırtarak, ağabeyim olan A.Ö.'i kendi bünyelerinde bulundurarak ve ailesi olan bizden kopararak ve bugün benim görevden uzaklaştırılmama sebep olarak, yine eşimin ağabeyi olan ve Kuleli Askeri Lisesi ile Kara Harp Okuluna dereceyle giren Y.B.'ı şok mangalarıyla yıldırarak zihinsel engelli hale getirerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden baskıyla istifa ettirerek bizlere çok ama çok büyük zararlar vermiştir. Maalesef fetönün ülkemizde neredeyse her aileye bir zararı dokunmuştur. ..."
Davacı hakkındaki tanık beyanı şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ç.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 02/12/2020 tarihli ifade tutanağı; "... ... ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi birinci sınıfının ikinci döneminde aynı sınıfta olmamız nedeniyle tanışmıştık. O dönemde ...in yapıya ait evde kaldığını kendisi bana söylemiş olduğu için biliyorum. Gerek bu dönemde gerek sonrasında kendisini örgütsel bir faaliyetine şahit olmadım. Kendisi ile arkadaşlığımız üniversite döneminden başlayıp, benim Hakim Adaylığı görevimden ihraç edildiğim sürece kadar devam etti. İkimiz de 2015 yılında okuldan mezun olduk, mezuniyetten sonra Avukatlık Stajımı Ankara'da yaptım, Hakim Adaylığı sınavına da ben kendi evimde Ankara'da hazırlandım. ...'in de Bursa da kendi ailesinin yanında hazırlandığını biliyorum. 2015 yılı Temmuz ayında ankesörlü telefondan yapılan aramayı hatırlamıyorum. Dolayısıyla kimin aradığını da bilmiyorum. Mezun olduktan sonra ... Ankara'ya geldiğinde benim Kolej semtinde bulunan evimde misafir olarak kalırdı. Kendisi ile olan arkadaşlığımız benim 2017 yılı Mart ayında Hakim Adaylığı sonunda yapılan mülakat sınavımda başarısız sayılmam üzerine kendisi tarafından kesildi. Ondan sonra bir kaç defa telefonda görüştük. Aralık 2017 tarihinde ihraç edilmem sonrasında herhangi bir görüşmemiz olmadı. ..."
Davacı, üniversite birinci sınıfın ikinci döneminde örgüte ait öğrenci evinde kaldığını staj döneminde yetkililere söylediğini, bu hususta sorun görülmeyerek mesleğe kabulünün yapıldığını, örgüt evinde kaldığını beyan ettiği 2011 yılından sonra örgütle hiçbir irtibat ve iltisakının olmadığını, Bank Asya'da 2011 yılında açtırmış olduğu hesabın kullanılmadığı için pasif hale geldiğini beyan etmektedir.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) HTS Analiz Raporu - Araştırma Tutanağı - Ankesörlü/Sabit Hat Telefon Görüşmesi Kaydı
KOM Daire Başkanlığının … tarih ve ……. sayılı yazısında davacının, "… kimlik numaralı S.K. tarafından kullanılan, A.S. adına kayıtlı, 06/01/2014 tarihinde aktive edilen ve 15/07/2016 tarihine kadar sinyal veren … nolu operasyonel hat ile adına kayıtlı olup 18/08/2014-06/10/2016 tarihlerinde aktif olarak kullandığı … numaralı GSM hattı ile irtibatının olduğu, S.K. tarafından kullanılan … barkod numaralı ankesörlü kart vasıtasıyla, adına kayıtlı … numaralı GSM hattının 06/10/2015 tarihinde arandığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kamu kurumlarına örgüt mensuplarının yerleştirilmesi için tesis ettiği çalışma evlerinde kaldığı, 06/10/2015 tarihinde, İncesu/Ankara'da bulunan bir evde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kamu kurumlarına örgüt mensuplarının yerleştirilmesi için tesis ettiği çalışma evlerinin organizasyonundan sorumlu olan S.K. ve diğer örgüt mensubu şahıslarla bir araya geldiği" iddiaları kapsamında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin … tarih ve … dosya ve … karar sayılı kararı ile davacı hakkında inceleme ve soruşturma izni verilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu Başmüfettişliğinin … tarih ve … sayılı yazısı ile ... Sulh Ceza Hâkimliğinin … tarih ve … değişik iş sayılı kararına istinaden Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan alınarak CD ortamında gönderilen HTS verileri kullanılarak; 08/08.2015 - 30/06.2016 tarih aralığına ait baz istasyonu bilgilerinin, ilgilinin açık adres olarak beyan ettiği adres bilgisi ile uyumlu olup olmadığı, 08/08/2015 - 30/06/2016 tarih aralığına ait baz istasyonu bilgilerinde dönemsel olarak kesinti olup olmadığı, davacının dosyada ismi geçen … kimlik numaralı şahıs ve FETÖ/PDY şüphelisi diğer şahıslar ile 06/10/2015 tarihinde ortak baz bilgisi bulunup bulunmadığı hususlarını da içerecek şekilde detaylı HTS analiz çalışması yapılarak hazırlanacak raporun gönderilmesi Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından talep edilmiştir.
Davacının kullanımında olan …, … ve … numaralı GSM hatları üzerinde yapılan inceleme sonucu Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığınca hazırlanan 29/07/2020 tarihli HTS Analiz Raporunun incelenmesinden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kamu kurumlarına örgüt mensuplarının yerleştirilmesi için tesis ettiği çalışma evlerinin organizasyonundan sorumlu olduğu değerlendirilen … kimlik numaralı S.K. tarafından kullanılan, A.S. adına kayıtlı, 06/01/2014 tarihinde aktive edilen ve 15/07/2016 tarihine kadar sinyal veren … nolu operasyonel hat ile davacının kullandığı …75 numaralı GSM hattının 20/12/2015 tarihinde (19/12/2015 tarihli Hakimlik/Savcılık sınavından bir gün sonra) 1 adet irtibatın bulunduğu görülmüştür.
Davacının ceza yargılamasında ifadesine başvurulan T.I.'nın davacı ile irtibatı tespit edilen S.K. hakkında; "... S.K. adlı şahsı tanırım, Alper kod olarak kendisini teşhis ettim. 2013 yılı sonlarına doğru sınavlara hazırlanmak amacıyla Yenimahallede bulunan bir ev vardı. Burada bütün hukuk mezunu arkadaşlarla beraberdik. Bu kaldığımız dönem boyunca bizden sorumlu biri vardı. ... kod olarak tanıdığım kişi bu kişiydi. Teşhis aşamasında bu ... kod adlı kişinin S.K. Olduğunu öğrendim. ... Bu tip Hakim ve Savcılık sınavlarına hazırlanmak amacıyla evlerin var olduğunu bilmekle birlikte nede olduklarını bilmiyordum. A... kod adlı kişi haftada 2-3 kez gelir bakar ve giderdi. ..." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Öte yandan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçlan Soruşturma Bürosunca Soruşturma No:.. sayı ile yürütülen soruşturma kapsamında 189 şüpheli hakkında elde edilen bilgi/belge doğrultusunda Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 01/12/2019 tarihli araştırma tutanağında; "... EV-SÜPHELİ NUMARA İRTİBAT BİRLİKTELİĞİ 'Sadece çalışma evlerindeki sabit numaralarla ve hem çalışma evlerindeki sabit hatlar hem de şüpheli şahıslar ile irtibatı olan kişiler tespit edilmiş, bu kişiler arasında akrabalık bağı varsa aynca tespiti yapılmıştır.' HTS kaydı alınan numaraların hem çalışma evlerindeki sabit numara hem de şüpheli şahıslar ile irtibat birlikteliği bulunup bulunmadığına yapılan sorgulamada; ... (312.....20) hattın; HTS kaydı alınan, hem (7.Nolu Çalışma Evi) ve (2.Nolu Çalışma Evi) hem de dosya kapsamındaki şüphelilerden; H.Ç., G.C., S.K., R.K., S.B.D., Ö.F.A., M.Y., M.C.D., H.T., E.B., E.K., Y.İ., H.Y., K.D., A.N., T.B.Ü., ..., S.A.D. ile irtibat birlikteliği bulunduğu, (… 0553.....75 İRTİBAT SAYISI:6) ... (312.....46) hattın; HTS kaydı alınan, hem (3.Nolu Çalışma Evi) hem de dosya kapsamındaki şüphelilerden; A.A., M.F.Ç., D.K.I., H.D., Y.K., M.F.A., Ş.E. (Y.), H.K.Y. (Z.), A.A., ..., M.D. ile irtibat birlikteliği bulunduğu, (... 0553.....75 İRTİBAT SAYISI:4) ... (312.....04) hattın; HTS kaydı alınan, hem (13.NoIu Çalışma Evi) hem de dosya kapsamındaki şüphelilerden; F.G., E.Y., Ş.Ç.A., A.Ç.A, ... ile irtibat birlikteliği bulunduğu, (... 0553.....75 İRTİBAT SAYISI:3) ... (532.....22) hattın; HTS kaydı alınan, hem (ll.Nolu Çalışma Evi) hem de dosya kapsamındaki şüphelilerden; F.G., S.K., E.S., O.Y., T.U., G.F., B.D., Y.K.S., B.K.K., Ş.Ç.A., A.D., E.B., H.M.Ö., H.G., M.F.Ç., A.A., Y.İ., H.B., P.I., M.K., H.Ç., M.F.A., E.K., ... ile irtibat birlikteliği bulunduğu, (... 0555.....38 İRTİBAT SAYISI:7) ..." tespitlerine yer verilmiştir.
Diğer yandan, FETÖ/PDY Terör Örgütünün üyelerinin örgütsel faaliyetler kapsamında ankesörlü sabit hatlardan yada büfe vb. yerlerde kurulu bulunan kontörlü telefon hatlarından iletişime geçip geçmediğine ilişkin yapılan çalışmada, davacının ardışık arandığı yolunda tespit yapıldığı iddiası nedeniyle ... Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama sürecinde; davacının kullanımında olan numaralara yönelik sabit hatlardan yapılan aramaların sistematik, periyodik ve örgütsel olup olmadığı noktasında alınan ve dava dosyasına sunulan 10/02/2022 tarihli bilirkişi raporunda; davacının kullanımında olan telefon numaralarına yapılan aramaların netice olarak 1 ardışık ve 3 başarılı tek arama şeklinde gerçekleştiği tespitine yer verilmiştir.
Davacı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kamu kurumlarına örgüt mensuplarının yerleştirilmesi için tesis ettiği çalışma evlerinin organizasyonundan sorumlu olduğu belirtilen S.K isimli şahsı tanımadığını, örgüte ait sınav çalışma evlerinde kalmadığını, 1, 3, 5, 7, 11, 12 ve 13 numaralı çalışma evleriyle irtibatlı olduğu belirtilen numaralarla hiçbir şekilde iletişimi olmadığını, ardışık aramalara ilişkin hazırlanan fezlekenin tümünün hatalı olduğunu beyan etmiştir.
Bu durumda, davacı hakkındaki HTS analiz raporu, 01/12/2019 tarihli araştırma tutanağı ve 10/02/2022 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen tespitlerin, davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca tesis edilmiştir. Anılan madde hükmü, 7145 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK'ye eklenmiş ve 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak, dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla, kararlara dayanak olan düzenlemenin mevzuatta öngörülen usuller dâhilinde kanunlaşmış ve yürürlükte olduğu görülmektedir. Bu durumda, özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olduğundan, müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ terör örgütünün darbe teşebbüsü üzerine ilan edilen olağanüstü halin sona ermesinden sonra olağan dönemde de örgütle mücadelenin hukuk devleti ilkesine uygun ve etkin bir şekilde devam ettirilmesi, FETÖ terör örgütünün ve bu örgütle iltisak veya irtibatı bulunanların yargıdaki varlığının ortadan kaldırılması ve bu bağlamda millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle, FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, olağanüstü hal sona erdikten sonra olağan dönemde de devam eden bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu yaptırımın da yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren yaptırımın demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir yaptırım olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi, özlük haklarının iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 20/09/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.