T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/4059
Karar No : 2023/3178
DAVACI : ... Sendikası
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
DAVANIN KONUSU :
Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Arasında Sosyal, Kültürel, Sportif Faaliyetler ile Bilim ve Sanat Faaliyetlerinin Yapılmasına İlişkin 25/02/2021 günlü İşbirliği Protokolünün iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :
Değerler eğitiminin ayrı bir ders ya da sosyal etkinlik olarak verilmesinin eğitim öğretim programına aykırı olduğu, Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetim sorumluluğunun ortadan kaldırıldığı, Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinde Medeniyet ve Değerler Kulübü isimli bir kulüp bulunmadığı ve bu Yönetmelikten farklı bir işleyiş ve mekanizma öngörüldüğü, ikili bir uygulamaya yol açtığı, dava konusu Protokol’le, Türkiye Gençlik Vakfı'na Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi ve özel bütün eğitim ve ortaöğretim okulları/kurumları, ortaokullar ve imam hatip ortaokulları öğrencilerine seminer, söyleşi, konferans, kulüp çalışmaları, sosyal, sanatsal, kültürel, sportif, bilimsel, teknolojik etkinlikler, proje çalışmaları, yarışmalar ile çeşitli kurslar düzenleme imkanı verildiği, böylelikle siyasi iktidara yakın ve dini ağırlıklı Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA), Milli Eğitim sistemimizin içine sokulmasının sakıncalı olduğu; anılan Protokol ile Milli eğitim Bakanlığı’nın görev ve yetkilerinin Türkiye Gençlik Vakfı’na devredilmesi sonucunun ortaya çıktığı; eğitim öğretimde amaçlanan temel ilke ve değerleri belirleyen Anayasa ve üst hukuk normlarına aykırı olan Protokol'ün iptali gerektiği iddia edilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI :
Usul bakımından davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği; esas bakımından, davaya konu Protokolün Talim Terbiye Kurulu kararlarına uygun olduğu, Protokol kapsamındaki faaliyetlerin, Türkiye Gençlik Vakfı işbirliğinde, memurlar ve kamu görevlileri eliyle gerçekleştirildiği; Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği uyarınca farklı öğrenci kulüplerinin kurulmasının mümkün olduğu; işleyişin anılan Yönetmeliğe aykırılık taşımadığı; hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu; istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın ''Genel ilkeler'' başlığını taşıyan 128. maddesinde; Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği kurala bağlanmıştır.
Bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden, eğitim ve öğretim programlarının hazırlanması, uygulanması ve güncellenmesinden asıl olarak Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur. Diğer bir anlatımla; Milli Eğitim Bakanlığı'nın örgün eğitimdeki öğrencilerin eğitim ve öğretimine yönelik politikaları belirleyerek, gereği gibi uygulaması kanuni idare ilkesinin sonucudur.
Anayasamız ve kanunlarımız gereği, ulusumuzu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak teknik, ekonomik, kültürel ve sosyal gelişme alanlarında iyi bireyler yetiştirilmesi ve bunun için ülke çapında etkin önlemler alınması Devletin devredemeyeceği görevleri arasındadır. Bununla birlikte; 1739 sayılı Kanun ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca örgün eğitimdeki öğrencilerin eğitim ve öğretimine yönelik politikalar belirlemek ve uygulamak noktasında asıl yetkili ve görevli olan Milli Eğitim Bakanlığı'nın, eğitim öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını sağlaması mümkündür.
Davaya konu Protokol çerçevesinde; tarafların yükümlülükleri bir bütün olarak incelendiğinde, idarenin yükümlülüğünün daha çok derneğin faaliyetlerine imkan tanınması, taşra teşkilatı ile gerekli olan koordinasyonun sağlanması ve katılımın sağlanmasına yönelik olduğu, Vakfın ise faaliyet ve etkinliklerin yürütülmesinden sorumlu olduğu görülmüştür.
Bu bağlamda; davaya konu protokolle; Devletin asli görevleri arasında olan eğitim öğretim hizmetinin; yaygın ve örgün bütün eğitim kurumlarında, bizzat dernek yetkilileri eliyle yürütülmesinin, eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını aşar nitelikte olduğu, dava konusu Protokol'ün, bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin, Devletin hizmet alanı içerisinde ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceğini kurala bağlayan Anayasanın amir hükmüne aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) arasında Sosyal, Kültürel, Sportif Faaliyetler ile Bilim ve Sanat Faaliyetlerinin Yapılmasına İlişkin 25/02/2021 günlü İşbirliği Protokolünün iptali istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlık Konusu, Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) arasında düzenlenen, ''T.C. Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Arasında Sosyal, Kültürel, Sportif Faaliyetler ile Bilim ve Sanat Faaliyetlerinin Yapılmasına İlişkin İş Birliği Protokolü''nün incelenmesinden, söz konusu Protokolün, 25/02/2021 tarihinde, Milli Eğitim Bakanlığı Bakan Yardımcısı ile Türkiye Gençlik Vakfı Genel Başkanınca imzalandığı görülmektedir.
İşbirliği Protokolünde özet olarak:
Milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin kazandırılması kapsamında kulüp çalışmaları; sosyal, kültürel, sanatsal, bilimsel, sportif, teknolojik etkinlikler; proje çalışmaları, yarışmalar ile kurslar düzenlenmesi amaç edinilmekte; bu amaçlar doğrultusunda, Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim, Ortaöğretim, Hayat Boyu Öğrenme, Din Öğretimi, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüklerine bağlı resmi ilk öğretim ve ortaöğretim kurumlarında/okullarında eğitime devam eden öğrenciler kapsama alınmaktadır.
Protokole; 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve milli eğitim kurumlarına yönelik ilgili yönetmelikler ile Türkiye Gençlik Vakfı'nın (TÜGVA) ...tarihli ve ...sayılı Vakıf Senedi dayanak olarak gösterilmektedir.
Protokol metninde kısaltma ve tanımlar sıralanarak, bunlar arasında: İlköğretim ve ortaöğretim kurumlarında örgün eğitim görenleri, Öğrenci; Milli Eğitim Bakanlığına bağlı her derece ve türdeki okul, merkez, pansiyon ile sosyal tesisleri, Kurum; resmi ilkokul, ortaokul ile imam-hatip ortaokulunu, İlköğretim Kurumları; her tür ve seviyedeki resmi örgün ve yaygın okulu/eğitim kurumunu, Okul/eğitim Kurumu; ortaokul veya imam-hatip ortaokulu üzerine öğrenim süresi dört yıl olan yatılı ve/veya gündüzlü olarak eğitim ve öğretim veren fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, anadolu liseleri, proje okulu olarak belirlenen okul/kurumları, güzel sanatlar liseleri ve spor liseleri, anadolu imam hatip liseleri, mesleki ve teknik anadolu liseleri ve çok programlı anadolu liselerini, Ortaöğretim Kurumları olarak tanımlanmış bulunmaktadır.
Protokol ile iş bu Protokolün tarafları olan Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Gençlik Vakfı'nın (TÜGVA) hak ve yükümlülükleri belirlenmiştir. Bu kapsamda:
İdare tarafı olarak, Milli Eğitim Bakanlığının, protokolü ve uygulama esaslarını merkez ve taşra teşkilatına duyurmak, protokol kapsamında yapılacak çalışmalarla ilgili koordinasyonu sağlamak, uygulamada karşılaşılabilecek sorunlara ilişkin görüş bildirmek, kültür, medeniyet ve değerler eğitimi konularında seminerler düzenlenmesi için Vakıfla koordineli çalışmak, e-yaygın sistemindeki öğretim programlarının kullanılmasına izin vermek, denetim, gözetim ve rehberlik faaliyetlerini gerçekleştirmek;
İl ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin, protokol kapsamında yapılacak faaliyet, çalışma, seminer, kurs ve etkinliklerin sürecini takip etmek, denetimini yapmak, gönüllülük esasına göre öğrenci ve öğretmenleri belirlemek, okul ve kurumlara dağıtılacak her türlü kitap, dergi, afiş, video gibi yazılı, görsel ve dijital materyalin kontrolünü yapmak, izin vermek;
Okul ve kurumların ise; protokol kapsamında kurulan kulüplerin faaliyetleri ile okul içi ve dışında yapılacak etkinlikleri yürütmek, seminer, konferans ve kurslar için derslik, atölye, konferans salonu ve laboratuvarları hazır halde bulundurmak, bunlarda görev alacak gönüllü öğretmen ve öğrencileri belirlemek, yapılacak etkinlik ve çalışmaları duyurmak, katılımı teşvik etmek, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almak,
Protokolün özel hukuk tüzel kişisi olarak, Türkiye Gençlik Vakfı'nın (TÜGVA); öğrencilerin sanatsal, sportif, sosyal, kültürel, bilimsel ve teknolojik gelişmelerini desteklemek amacıyla seminer, proje, gezi, kitap okuma, yarışma, yaz okulu vb. aktivite ve eğitimlerin planlaması, organizasyonu ve uygulamasını yapmak, bu faaliyetlere ilişkin insan kaynağı, materyal, ulaşım, konaklama, iaşe, güvenlik, mekan, teçhizat vb. desteği sağlamak, okul dışı faaliyet yerlerini milli eğitim müdürlükleri ile birlikte belirlemek ve öğrencilere burs temin etmek, olarak sayılmıştır.
Protokolün geçerlilik süresi beş yıl olarak belirlenmiş, protokolün bitirilmesine yönelik yazılı bildirim yapılmaması halinde aynı şartlar ile beş yıl daha uzaması öngörülmüştür. Protokolde tarafların yazılı mutabakatı ile değişiklik ve ilave yapılması kabul edilmiş, Protokolün uygulanmasında ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların iyi niyet, anlayış ve uzlaşma kuralları çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği belirtilerek, ortaya çıkacak ihtilaf ve uyuşmazlıkların çözümünde ise Ankara mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olacağı hükümlerine yer verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü, görevli ve yetkili yargı yerinin belirlenmesi bakımından öncelikli olarak dava konusu Protokolün hukuki niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir.
Bilindiği üzere, idare, tek yanlı iradesi ile işlem tesis edebileceği gibi hak ehliyetine sahip bir tüzel kişilik olarak, sözleşme türünden iki taraflı işlemler de yapabilmektedir. Sözleşme metinleri; biri Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku ve Ticaret Hukuku kurallarına dayanan özel hukuk sözleşmeleri; diğeri ise idare hukuku ilke ve kurallarına göre yapılan idari sözleşmelerdir. Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesinin pek çok kararında vurgulandığı üzere, idarenin özel hukuk kurallarına göre yaptığı sözleşmeler bireylerin kendi aralarında yaptıkları sözleşmelerden farksız olup idare karşı tarafa göre üstün ve ayrıcalıklı bir konumda değildir ve bu uyuşmazlıkların görümü ve çözümü adli yargı yerlerine ait bulunmaktadır. Buna karşılık, taraflardan biri idare olan, konusu kamu hizmetine ilişkin olup idare hukuku ilke kuralları çerçevesinde yapılan ve idareye diğer tarafa nazaran üstün hak ve yetkileri tanıyan sözleşmeler ise idari sözleşme olup bu sözleşmelerden doğan davaların görümü ise idari yargı yerlerine ait bulunmaktadır.
Protokol bu ilke ve ölçütler dikkate alınarak değerlendirildiğinde, her ne kadar düzenleniş biçimi ve süreci ile uyuşmazlıkların çözümü maddesinde Ankara mahkemeleri ve icra daireleri yetkilidir şeklindeki ibare, özel hukuk sözleşmesi olduğu kanısını uyandırmakta ise de, anlaşma metninin kamu hizmetine ilişkin olması, taraflar arasındaki ilişkinin idare hukukunun düzenleme alanına girmesi, idareye nispeten daha üstün yetkiler tanıması nedeniyle bir idari sözleşme olduğu sonucuna varılmıştır.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere, kamu hizmetleri sürekli ve düzenli hizmetlerdir. Bu hizmetler özel kişilerin yararlarını değil kamusal yararları karşılar. Kamu hizmetleri kanunla ya da kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulur ve kaldırılır. Kanun koyucu, bir kamu hizmetinde görevin gerektirdiği nitelikleri ve koşulları saptamayı anayasal ilkeler çerçevesi içerisinde kalmak kaydıyla görevin ve ülkenin gereklerine ve zorunluluklarına göre serbestçe takdir edebilir. Bu kapsamdaki hizmetlerin, asli yetki ve sorumluluk ile idari yaptırım uygulama yetkisi idarede kalmak üzere özel kişilerce yerine getirilmesi de mümkündür.
Bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden, eğitim ve öğretim programlarının hazırlanması, uygulanması ve güncellenmesinden asıl olarak Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur. Diğer bir anlatımla; Milli Eğitim Bakanlığı'nın örgün eğitimdeki öğrencilerin eğitim ve öğretimine yönelik politikaları belirleyerek, gereği gibi uygulaması kanuni idare ilkesinin sonucudur.
İdare Hukukunda asıl olan, idarenin, işlem veya eylemde bulunurken anayasal ve yasal düzenlemelere bağlı olması, bunlarda öngörülen esas ve usullere uygun davranmasıdır. İdarenin anayasa ve kanunlarda öngörülmeyen bir konuda, ya da bunu aşar nitelikte herhangi bir işlem ve eylemde bulunamaması idarenin yasallığı ilkesinin bir sonucudur.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, bir hukuk Devleti olduğu; düzenlenmiş; "Devletleştirme ve Özelleştirme" başlıklı 47. maddesinde de, "... Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzel kişilere yaptırabileceği veya devredebileceği kanunla belirlenir.
" hükmüne yer verilmiş; ''Genel ilkeler'' başlığını taşıyan 128. maddesinde ise; Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği kurala bağlanmıştır.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun ''Genel amaçlar'' başlığını taşıyan 2. maddesinde, Türk Milli Eğitiminin genel amacının, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek olduğu; ''Özel amaçlar'' başlığını taşıyan 3. maddesinde, Türk eğitim ve öğretim sisteminin, bu genel amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenleneceği ve çeşitli derece ve türdeki eğitim kurumlarının özel amaçlarının, genel amaçlara ve temel ilkelere uygun olarak tespit edileceği; ''Örgün ve yaygın eğitim'' başlığını taşıyan 18. maddesinde, Türk Milli Eğitim Sistemi'nin, örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere, iki ana bölümden kurulduğu, örgün eğitimin, okul öncesi eğitimi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını kapsadığı, yaygın eğitimin, örgün eğitim yanında veya dışında düzenlenen eğitim faaliyetlerinin tümünü kapsadığı; ''Koordinasyon'' başlığını taşıyan 42. maddesinde, genel, mesleki ve teknik yaygın eğitim alanında görev alan resmi, özel ve gönüllü kuruluşların çalışmaları arasındaki koordinasyonun Milli Eğitim Bakanlığı'nca sağlanacağı, genel yaygın eğitim programlarının düzenleniş şeklinin yönetmelikle tespit edileceği, mesleki ve teknik yaygın eğitim faaliyetlerini yürüten Bakanlıklar ile özerk eğitim kurumları ve resmi ve özel işletmeler arasında Milli Eğitim Bakanlığınca sağlanacak koordinasyon ve işbirliğinin esaslarının kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
Geniş anlamda, Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimi altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını ya da çıkarını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri uyarınca, doğrudan idare kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Bununla birlikte, bu hizmet ve faaliyetlerden özel yönetim biçimiyle gerçekleştirilmeye elverişli bulunanların, tüm sorumluluk ilgili idare üzerinde kalmak kaydıyla, onun sürekli gözetimi ve denetimi altında ve kanunla belirlenen usullerle özel girişimcilere yaptırılabilmesi de olanaklıdır.
Milli eğitim, Devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu asli kamu hizmetleri arasında yer almaktadır. Dolayısıyla, davaya konu Protokolle, Devletin asli görevleri arasında olan eğitim öğretim hizmetinin; yaygın ve örgün bütün eğitim kurumlarında, vakıf yetkililerinin doğrudan katılımıyla yürütülmesinin, eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını aşar nitelikte olduğu, dava konusu Protokol'ün, bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin, Devletin hizmet alanı içerisinde ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceğini kurala bağlayan Anayasanın amir hükmüne aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Ayrıca, dava konusu Protokolün dayanaklarından birisi olarak gösterilen 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 326. maddesi ile, Milli Eğitim Bakanlığı bağlı birimlerinin sorumluluk alanlarıyla ilgili olarak yerine getirmekle yükümlü oldukları ortak görevler konusunda düzenleme yapılmaktadır.
Kararnamenin, "Milli Eğitim Bakanlığı" teşkilatını düzenleyen On birinci Bölümü'nün "Ortak Görevler" başlıklı 326. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde "Eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını sağlamak," hükmünün, 14/09/2011 tarih ve 28054 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ortak görevler başlıklı 27. maddesinin (f) bendinde de aynı şekilde yer aldığı görülmektedir. On yıldan fazla bir süredir yürürlükte bulunan söz konusu bent hükmünün Anayasa ve Milli Eğitim Temel Kanunu ve milli eğitime ilişkin mevzuatta yer alan ilke kavramlarla birlikte düşünülerek düzenlemenin amacının ortaya konulması gerekmektedir.
Eğitim öğretim hizmetinin temel bir kamu hizmeti olduğu, genel idare esaslarına göre kamu görevlileri tarafından yürütülmesini öngören Anayasa'nın amir hükmü Milli Eğitim temel kanununda yer alan ilke prensipler ile birlikte değerlendirildiğinde, "Eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını sağlamak," yolundaki düzenlemenin asıl olarak eğitim öğretim faaliyetini yürüten yüksek öğretim kurumları, diğer kamu kurum ve kuruluşlar ile işbirliğini amaç edindiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Protokolde yer aldığı şekli ile tarafların yükümlülükleri bir bütün olarak incelendiğinde, idarenin yükümlülüğünün daha çok Vakfın faaliyetlerine imkan tanınması, taşra teşkilatı ile gerekli koordinasyonun sağlanmasına yönelik olduğu, Vakfın ise faaliyet ve etkinliklerin yürütülmesinden sorumlu olduğu görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim, Ortaöğretim, Hayat Boyu Öğrenme, Din Öğretimi, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüklerine bağlı resmi ilk öğretim ve ortaöğretim kurumları/okullarında eğitime devam eden tüm öğrencileri kapsar, beş yıl boyunca ülke çapında yürütülecek etkinlik ve faaliyetler için bizzat vakıf yetkilileri eliyle yürütülmesini amaçlamadığı bu haliyle dava konusu Protokolün, bent hükmünde yer alan, eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını aşar nitelikte olduğu açıkça görülmektedir. Bu yönüyle de dava konusu Protokolde hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.
Protokol, eğitim ve öğretim hakkına ilişkin Anayasa hükümleri bağlamında ele alındığında; Anayasanın 24. maddesinde, din ve ahlak eğitimi ve öğretiminin Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı, din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alacağı, bunun dışındaki din eğitimi ve öğretiminin ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olduğu; 42. maddesinde ise; kimsenin, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı, öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edilip ve düzenleneceği; eğitim ve öğretimin, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetimi ve denetimi altında yapılacağı, bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamayacağı, eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetlerin yürütüleceği kurala bağlanmıştır.
Dava konusu Protokolde, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) işbirliği ile resmi ilk öğretim ve ortaöğretim kurumları/okullarında eğitime devam eden öğrencilere yönelik milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin kazandırılması kapsamında kulüp çalışmaları; sosyal, kültürel, etkinlikler; proje çalışmaları, yarışmalar ile kurslar düzenlenmesinin amaç edinildiği belirtilmektedir. Her ne kadar Protokolde gönüllülük esası benimsense de, okul içinde de faaliyetlerin yürütülecek olması, yapılacak seminer, konferans, kurs ve diğer etkinlikler için, derslik, atölye, konferans salonu ve laboratuvarların kullanılacak olması, öğretmenlerin görev alması ve yapılacak etkinlik ve çalışmaların duyurularak katılımın teşvik edilmesinin öngörülmesi dikkate alındığında, işbirliğinin muhatap kesimi olan küçüklerin/öğrencilerin kanuni temsilcilerinin milli eğitim bakanlığınca işbirliği yapılacak özel hukuk kişi veya kurumlarının tespitinde duraksama yaşamalarına sebebiyet verilebilecek olmasının yukarıda yer verilen anayasal hakkın etkin kullanımını olumsuz yönde etkileyeceğinin kabulü gerekir. Esasen herhangi bir vakfın hangi gerekçelere dayalı olarak işbirliği için seçim ve tercih edildiği hususu yanında bir özel hukuk tüzel kişisi olan vakfın temel bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin yürütümünde işbirliği ortağı olarak seçilmesinin hizmet gereklerine uygunluğu da üzerinde durulması gereken diğer bir husustur.
Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 101. maddesine göre vakıf; gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleri ile oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Bir vakfın kuruluşu, 4721 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre gerçekleşmekte ve Kanunda belirtilen şartları taşıyan gerçek ya da tüzel kişiler vakıf kurabilmektedirler.
Bu bağlamda davaya konu Protokol kapsamında, beş yıl, bilahare ikinci bir beş yıl daha devamı gelebilecek ve ülke çapında yürütülecek sosyal ve kültürel etkinlik, yarışma, kurs, kulüp ve proje çalışmaları ve diğer faaliyetler için bir vakfın işbirliğine muhatap alınmasının yürütülecek hizmetin niteliği ile de bağdaşmadığı dayanak hukuksal düzenlemelerin amaç ve kapsamını aştığı sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Arasında Sosyal, Kültürel, Sportif Faaliyetler ile Bilim ve Sanat Faaliyetlerinin Yapılmasına İlişkin 25/02/2021 günlü İşbirliği Protokolünün iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ SÜREÇ :
Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Gençlik Vakfı arasında 25/02/2021 tarihinde, "Eğitimde İşbirliği Protokolü" imzalanmıştır.
Protokolün ''Amaç'' başlıklı 1. maddesinde ''Bakanlığa bağlı resmi ilköğretim ve ortaöğretim kurumları/okullarında eğitime devam eden öğrencilere; mili, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin kazandırılması kapsamında kulüp çalışmaları; sosyal, kültürel, sanatsal, bilimsel, sportif, teknolojik etkinlikler; proje çalışmaları, yarışmalar ile kurs verilmesinin amaçlandığı'' belirtilmiştir.
Davacı tarafından, anılan Protokolün iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İlgili Mevzuat:
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun "Türk Milli Eğitiminin Amaçları" başlıklı Birinci Bölümünün "I-Genel Amaçlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, Türk Milli Eğitiminin genel amacının, "...Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa'da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek..." olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun'un 18. maddesiyle, Türk milli eğitim sistemi, örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere, iki ana bölüme ayrılmıştır. Buna göre örgün eğitim, okul öncesi eğitimi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını; yaygın eğitim ise örgün eğitim yanında veya dışında düzenlenen eğitim faaliyetlerinin tümünü kapsamakta olup; ''Koordinasyon'' başlığını taşıyan 42. maddesinde, genel, mesleki ve teknik yaygın eğitim alanında görev alan resmi, özel ve gönüllü kuruluşların çalışmaları arasındaki koordinasyonun Milli Eğitim Bakanlığı'nca sağlanacağı, genel yaygın eğitim programlarının düzenleniş şeklinin yönetmelikle tespit edileceği, mesleki ve teknik yaygın eğitim faaliyetlerini yürüten Bakanlıklar ile özerk eğitim kurumları ve resmi ve özel işletmeler arasında Milli Eğitim Bakanlığınca sağlanacak koordinasyon ve işbirliğinin esaslarının kanunla düzenleneceği; ''Görev'' başlığını taşıyan 53. maddesinde, Milli Eğitim Bakanlığının, kendisine bağlı eğitim kurumlarının eğitim araç ve gereçlerini, gelişen eğitim teknolojisine ve program ve metotlara uygun olarak sağlamak, geliştirmek, yenileştirmek, standartlaştırmak, kullanılma süresini ve telif haklarını ve ders kitabı fiyatlarını tespit etmek, paralı veya parasız olarak ilgililerin yararlanmasına sunmakla görevli olduğu; "Yürütme, gözetim ve denetim" başlıklı 56. maddesinde, eğitim ve öğretim hizmetinin, bu Kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı'nın sorumlu olduğu yer almaktadır.
Dava konusu Protokol'ün imzalandığı tarih itibarıyla 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin yürürlükte olan haliyle 27. maddesinde, Milli Eğitim Bakanlığının hizmet birimleri olan Genel Müdürlüklerin, sorumluluk alanlarıyla ilgili konularda, eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını sağlama görevi bulunmaktadır.
09/07/2018 tarih ve 30473 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 703 sayılı Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 22/(g) maddesi ile, 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 24 ila 30. maddeleri yürürlükten kaldırılmış; 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Ortak görevler" başlıklı 326. maddesinin 1. fıkrasında, "Bakanlık birimleri, sorumluluk alanlarıyla ilgili konularda aşağıdaki görevleri de yerine getirirler: Eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını sağlamak," hükmü ile 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 27. maddesindeki irade devam ettirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 4. fıkrasında, "Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez." kuralı ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 2. fıkrasında, "İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler." kuralı yer almıştır.
İdari işlemler üzerindeki yargısal denetim, bu işlemlerin hukuka uygunluğunun saptanmasıyla sınırlıdır. İdarenin takdir yetkisinin denetimine yargı organları yönünden getirilen ve idari işlemlerin yalnızca hukuka uygunluk açısından denetlenebilecekleri biçiminde ifade edilen kural aynı zamanda idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında uyması gereken sınırları da koymuş olmaktadır. Başka bir anlatımla, idarelerin belirli bir kamu hizmetinin etkili ve verimli bir biçimde yürütülmesi, kamu yararının daha somut bir biçimde ortaya konulması için birden çok seçenekten birisini tercihte takdir yetkisiyle donatıldıkları durumda idari yargı organlarının bu yetkisini hukuka uygun olarak kullandığının saptanması koşuluyla idareyi bu seçeneklerden birisini tercihe zorlayacak ya da belli bir yönde işlem veya eylem tesisine zorunlu kılacak biçimde yargı kararı vermeleri Anayasa ve Kanun'un yukarıda belirtilen ilkeleriyle bağdaştırılamaz.
Öğretide türevsel bir yetki olarak kabul edilen idarelerin düzenleme yetkisinin, yasalarla getirilen hükümleri aşacak bir şekilde kullanılamayacağı İdare Hukukunun en temel ilkelerindendir. Ayrıca, mevzuat belirleme tekniği açısından da, idarenin Kanunla kendisine verilmiş olan görevleri idari metinlerle düzenlerken, bu görevlerin gerektirdiği hususlarda, takdir yetkisine sahip olduğu, ancak bu takdir yetkisinin kamu yararı ve düzenine uygun olarak kullanılması gerektiği tartışmasızdır.
Kamu yararı kavramı, tüm devlet organlarının işlem ve eylemlerinin genel nitelikteki amacını ve aynı zamanda nedenini oluşturmakta, çeşitli hak ve özgürlükler açısından bir sınırlama nedeni niteliği de taşımakta olup bu kavram genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.
Türk Milli Eğitim mevzuatının bir bütün olarak incelenmesi neticesinde, Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetim ve gözetimi altında olmak kaydıyla, her tür ve seviyedeki resmi ve özel örgün ve hayat boyu öğrenme kurumlarında; öğretim programlarının yanında öğrenci ve kursiyerlerde özgüven ve sorumluluk duygusu geliştirmeye, yeni ilgi alanları oluşturmaya, milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerleri kazandırmaya yönelik bilimsel, sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif alanlardaki sosyal etkinliklerin, kamu kurum ve kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından yapılmasına imkan sağlayan işbirliği protokollerinin imzalanması hususunda yetkili olduğu görülmektedir.
Dolayısıyla, davalı idarenin tanzim salahiyetini haiz olduğu dava konusu işbirliği protokolünün hukuka uygunluk denetiminin, idarenin sahip olduğu takdir hakkının hukuka uygun kullanılıp kullanmadığının incelenmesi suretiyle yapılması gerekmekte olup; bu bağlamda, dava konusu Protokol'de taraflara yüklenen görev ve sorumluluklar ile Protokolün amaç ve kapsamı dikkate alındığında; Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Gençlik Vakfı arasında imzalanan protokolün, 1739 Milli Eğitim Temel Kanunu'nda düzenlenen Tük Milli Eğitim Sisteminin genel ve özel amaçlarına aykırılık teşkil etmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla; yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve Türk Milli Eğitim mevzuatının ortaya koyduğu temel amaçlar uyarınca davalı idareye tanınan takdir yetkisi çerçevesinde protokol imzalanmasında ve hazırlanan protokol hükümlerinde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
16/06/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
(X)- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu; "Eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi" başlığını taşıyan 42. maddesinde; öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edileceği ve düzenleneceği; eğitim ve öğretimin, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı; bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerlerinin açılamayacağı; ilköğretimin kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu olduğu ve Devlet okullarında parasız olduğu; özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esasların, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenleneceği, eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetlerin yürütüleceği, ''Genel ilkeler'' başlığını taşıyan 128. maddesinde; Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği kurala bağlanmıştır.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun ''Genel amaçlar'' başlığını taşıyan 2. maddesinde, Türk Milli Eğitiminin genel amacının, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek olduğu; ''Özel amaçlar'' başlığını taşıyan 3. maddesinde, Türk eğitim ve öğretim sisteminin, bu genel amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenleneceği ve çeşitli derece ve türdeki eğitim kurumlarının özel amaçlarının, genel amaçlara ve temel ilkelere uygun olarak tespit edileceği; ''Genellik ve eşitlik'' başlığını taşıyan 4. maddesinde, eğitim kurumlarının dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açık olduğu, eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı; ''Her yerde eğitim'' başlığını taşıyan 17. maddesinde, resmi, özel ve gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetlerinin, Milli Eğitim amaçlarına uygunluğu bakımından Milli Eğitim Bakanlığının denetimine tabi olduğu; ''Örgün ve yaygın eğitim'' başlığını taşıyan 18. maddesinde, Türk Milli Eğitim Sistemi'nin, örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere, iki anabölümden kurulduğu, örgün eğitimin, okul öncesi eğitimi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını kapsadığı, yaygın eğitimin, örgün eğitim yanında veya dışında düzenlenen eğitim faaliyetlerinin tümünü kapsadığı; ''Koordinasyon'' başlığını taşıyan 42. maddesinde, genel, mesleki ve teknik yaygın eğitim alanında görev alan resmi, özel ve gönüllü kuruluşların çalışmaları arasındaki koordinasyonun Milli Eğitim Bakanlığı'nca sağlanacağı, genel yaygın eğitim programlarının düzenleniş şeklinin yönetmelikle tespit edileceği, mesleki ve teknik yaygın eğitim faaliyetlerini yürüten Bakanlıklar ile özerk eğitim kurumları ve resmi ve özel işletmeler arasında Milli Eğitim Bakanlığınca sağlanacak koordinasyon ve işbirliğinin esaslarının kanunla düzenleneceği; ''Görev'' başlığını taşıyan 53. maddesinde, Milli Eğitim Bakanlığının, kendisine bağlı eğitim kurumlarının eğitim araç ve gereçlerini, gelişen eğitim teknolojisine ve program ve metotlara uygun olarak sağlamak, geliştirmek, yenileştirmek, standartlaştırmak, kullanılma süresini ve telif haklarını ve ders kitabı fiyatlarını tespit etmek, paralı veya parasız olarak ilgililerin yararlanmasına sunmakla görevli olduğu; ''Yürütme, gözetim ve denetim'' başlığını taşıyan 56. maddesinde, eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumlu olduğu kuralları yer almıştır.
652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinde; okul öncesi, ilk ve orta öğretim çağındaki öğrencileri bedenî, zihnî, ahlakî, manevî, sosyal ve kültürel nitelikler yönünden geliştiren ve insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek; öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini bu çerçevede yürütmek ve denetlemek, eğitim ve öğretimin her kademesi için ulusal politika ve stratejileri belirlemek, uygulamak, uygulanmasını izlemek ve denetlemek, ortaya çıkan yeni hizmet modellerine göre güncelleyerek geliştirmek; eğitim sistemini yeniliklere açık, dinamik, ekonomik ve toplumsal gelişimin gerekleriyle uyumlu biçimde güncel teknik ve modeller ışığında tasarlamak ve geliştirmek, eğitime erişimi kolaylaştıran, her vatandaşın eğitim fırsat ve imkânlarından eşit derecede yararlanabilmesini teminat altına alan politika ve stratejiler geliştirmek, uygulamak, uygulanmasını izlemek ve koordine etmek Milli Eğitim Bakanlığı'nın görevleri arasında sayılmış; ''Ortak Görevler'' başlığını taşıyan 27. maddesinde, Milli Eğitim Bakanlığı'nın hizmet birimleri olan Genel Müdürlüklerin, sorumluluk alanlarıyla ilgili konularda, eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını sağlama görevinin bulunduğu kurallarına yer verilmiştir.
Öğretide türevsel bir yetki olarak kabul edilen idarelerin kanun hükümlerini uygulama ve bu kapsamda idari düzenleme yapma yetkisinin, kanunlarla getirilen hükümleri aşacak, bu kuralları değiştirecek şekilde kullanılamayacağı İdare Hukukunun en temel prensiplerindendir. Bu husus hukuk devleti ilkesinin görünümlerinden olan kanuna saygılı idare (kanuni idare) olgusunun gerçekleşmesinin de bir gereğidir.
Yukarıda alıntısı yapılan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; ülkemizde milli eğitimin bir bütün olarak, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda belirtilen amaçlar doğrultusunda salt akademik anlamda eğitim verilmesini aşan bir biçimde kişinin, birey olarak gelişimini de dikkate alan ve bu anlamda kişiye temel bilgi, beceri, davranış ve alışkanlık kazandırmayı da amaç edinen bir yapıya haiz olduğu açıktır.
Bu bakımdan; bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden, eğitim ve öğretim programlarının hazırlanması, uygulanması ve güncellenmesinden asıl olarak Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur. Belirli bir program çerçevesinde, örgün eğitim kapsamında bilimsel, sosyal ve kültürel etkinliklerin, idarenin hizmet alanında yine idare tarafından yürütülmesi, Anayasa ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun gereğidir. Diğer bir anlatımla; Milli Eğitim Bakanlığının örgün eğitimdeki öğrencilerin eğitim ve öğretimine yönelik politikaları belirleyerek, gereği gibi uygulaması kanuni idare ilkesinin sonucudur.
Davaya konu "Çeşitli Eğitim, Seminer ve Sosyal Etkinlikler Düzenlenmesine Dair İş Birliği Protokolü'' gerek metninden gerekse davalı idarenin savunmasından anlaşıldığı üzere özetle; yaygın eğitim kurumlarındaki kursiyer ve eğiticiler ile örgün eğitimdeki öğrenci ve öğretmenlere yönelik sosyal, sanatsal, kültürel, sportif, teknolojik etkinlikler ile ilgili seminerler, proje çalışmaları, yarışmalar ile mesleki ve teknik kursların düzenlenmesini içeren bir protokoldür. Bu protokolün, hangi Kanun veya Yönetmelikleri dayanak aldığı çerçeve olarak ortaya konulmuş olup, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu, 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Milli Eğitim Bakanlığı Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği, Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği, Milli Eğitim Bakanlığı Okulöncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği ve Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar ile Ensar Vakfı Senedi'ne dayanılarak hazırlandığı belirtilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, 1739 sayılı Kanunda belirtilen amaçlar doğrultusunda salt akademik anlamda eğitim verilmesini aşan bir biçimde kişinin birey olarak gelişiminin sağlanmasına yönelik eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesine ilişkin yetkinin, hukuk devleti ilkesi uyarınca anayasaya, üst hukuk normlarına uygun olarak kullanılması gerekmektedir.
Anayasamız ve kanunlarımız gereği, ulusumuzu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak teknik, ekonomik, kültürel ve sosyal gelişme alanlarında iyi bireyler yetiştirilmesi ve bunun için ülke çapında etkin önlemler alınması Devletin devredemeyeceği görevleri arasındadır. Bununla birlikte; 1739 sayılı Kanun ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca örgün eğitimdeki öğrencilerin eğitim ve öğretimine yönelik politikalar belirlemek ve uygulamak noktasında asıl yetkili ve görevli olan Milli Eğitim Bakanlığı'nın, eğitim öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını sağlaması mümkündür. Davaya konu protokolde ise muğlak ve sınırları belirsiz bir ifade tarzı ile örgün eğitim kapsamındaki bilimsel, sosyal, kültürel, sportif, teknolojik pek çok etkinliğin, Ensar Vakfı yetkilileri eliyle yürütülmesi öngörülmüştür.
Protokol çerçevesinde; Milli Eğitim Bakanlığı ve Tügva Vakfı'nın yükümlülükleri bir bütün olarak incelendiğinde, idarenin yükümlülüğünün daha çok Vakfın faaliyetlerine imkan tanınması, taşra teşkilatı ile gerekli olan koordinasyonun sağlanması ve katılımın sağlanmasına yönelik olduğu, Vakfın ise faaliyet ve etkinliklerin yürütülmesinden sorumlu olduğu görülmüştür.
Bu bağlamda; davaya konu protokol ile örgün eğitim kapsamındaki bilimsel, sosyal, kültürel, sportif, teknolojik gelişimi desteklemeye yönelik eğitim, seminer, proje, gezi, kitap okuma, yarışma, kamp, yaz okulu ve benzeri etkinliklerin, Devletin faaliyet alanı içerisinde, bizzat vakıf yetkilileri eliyle yürütülmesi, eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını aşar niteliktedir. Bu durum, bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin, Devletin hizmet alanı içerisinde ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceğini kurala bağlayan Anayasanın amir hükmüne aykırılık teşkil edecektir.
Bu nedenle, protokol hükümlerinin örgün eğitim bağlamında dayanak hukuksal düzenlemelerin amaç ve kapsamını aştığı, eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesine ilişkin yetkinin üst hukuk normlarına uygun olarak kullanılmadığı görülmüştür.
Bu itibarla; örgün ve yaygın eğitimdeki öğrencilere yönelik bilimsel, sosyal ve kültürel etkinliklerin, Devletin hizmet alanı içerisinde, davaya konu protokolde belirtildiği şekilde, doğrudan diğer kurum, kuruluş ve bireyler tarafından yürütülebileceğinin kabul edilmesinin, eğitim kurumlarını, kanuni idare ilkesine ve genel idare esaslarına aykırı olarak diğer kurum, kuruluş ve bireylerin faaliyet alanına dönüştüreceği görüşüyle; davaya konu Milli Eğitim Bakanlığı ile TÜGVA Vakfı arasında imzalanan 25/02/2021 tarihli ''Sosyal, Kültürel, Sportif Faaliyetler ile Bilim ve Sanat Faaliyetlerinin Yapılmasına İlişkin İşbirliği Protokolü'''nün iptal edilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.