T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/4381
Karar No : 2023/2237
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- ...
4- ...
VEKİLLERİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan ...'nun, apendektomi ameliyatının hatalı yapılması ve sonrasında zamanında müdahale edilmemesi nedeniyle engelli hale geldiği ileri sürülerek ... için 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, eşi ... için 50.000,00 TL manevi, kızları ... ve ... için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; maddi tazminat istemi yönünden, uğranılan zararın kesin ve net olarak ortaya konulmadığı, tazminat isteminin hangi somut nedenlere dayanılarak istenildiği hususunun ispatının gerçekleşmediği, dolayısıyla ortada gerçekleşmiş bir zarar olduğunun tespit edilemediği anlaşıldığından davacının maddi tazminat isteğinin yerinde olmadığı; manevi tazminat istemleri yönünden ise, olayla ilgili olarak Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerince hazırlanan bilirkişi raporunda yapılan ameliyat neticesinde gelişen durum bir komplikasyon olarak nitelendirilmiş ise de, apendektomi ameliyatının niteliği de göz önünde bulundurulduğunda (apandisitin vücutta yer alan konumunun kalın bağırsak ile ince bağırsağın birleşme yeri olduğu hususu da dikkate alındığında) kalın bağırsağın kesilmesinin olağan hayat koşullarında öngörülen veya öngörülmesi icap eden bir durum olduğu, olağan hayat koşullarında öngörülebilir veya öngörülmesi beklenebilir olan bir durumun tıbbi anlamda ise öngörülmesi aşikar bir durum arz ettiği, apendektomi operasyonunu icra edecek bir uzmanın kalın bağırsağın bu operasyonda zarar görebileceğini öngörmesinin uzmanlığının bir gereği olduğu, doktor tarafından öngörülmesi icap eden işbu durumda beceri eksikliği neticesinde kalın bağırsağın kesilmesinin tıbbi hata (malpraktis) olarak nitelendirileceği, hasta tarafından ameliyat sonrasında taburcu olunan hastaneye tekrar ağrı şikayetleriyle başvurulması üzerine ameliyatlı hasta olduğu dikkate alınmamak suretiyle meydana gelen netice ağırlaştırıldığından hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; olayla ilgili olarak düzenlenen bilirkişi raporunda, hastanın apendektomi ameliyatı sonrasında gelişen kliniğinin gösterilen ilgi, özen ve dikkate rağmen gelişebilecek nadir bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, hastaya yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu yönünde görüş verildiği hususu dikkate alındığında, dava konusu olayda hizmet kusuru bulunmadığı, bu bağlamda tazminat koşulları oluşmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurularının reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmının kaldırılmasına, kaldırılan kısım yönünden de davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'nun apendektomi ameliyatından önce uzun süre hastanede bekletildiği, taburcu edildikten sonra aynı günün akşamında hastanenin acil servisine başvurmasına rağmen ağrı kesici yapılarak eve gönderildiği, ertesi gün sabah saatlerinde yeniden hastaneye geldikten sonra komplikasyon geliştiği düşünülerek müşahade altına alınmasına rağmen yaklaşık 28 saat hiçbir cerrahi müdahale yapılmadan bekletildiği, bu süreçte bilgilendirme yapılmadığı, hükme esas alınan raporun sadece hastanın sevk edildiği hastanedeki müdahaleleri doğruladığı, kronolojik olarak objektif bir değerlendirme yapılmadığı, ağır tablonun o duruma gelmesine herhangi bir gecikmenin sebebiyet verip vermediğinin ve tablonun ağırlaşmasında gecikmenin rolü olup olmadığının değerlendirilmediği, Orhangazi Devlet Hastanesine ameliyattan sonraki ilk başvurunun taburcu edildikten 2 gün sonra yapıldığı ve olumsuz tablonun ancak bu zaman tespit edildiği kabul edilerek hatalı sonuca varıldığı, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, olayda hizmet kusuru bulunmadığı belirtilerek davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmakta olup, müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden;
a) Davacılardan ... 'nun 31/10/2005 tarihinde saat 04.51'de Bursa Orhangazi Devlet Hastanesi acil servisine, 8 saat önce başlayan karın ağrısı, bulantı, kusma şikayetleriyle başvurduğu, müşahade altına alınarak laboratuvar tetkiki yapıldığı, kontrol tetkikleri de yapıldıktan sonra saat 8.30 civarında genel cerrahi uzmanına konsülte edildiği, akut apandisit ön tanısı konularak genel cerrahi servisine yatırıldığı ve yaklaşık 1 buçuk saat sonra operasyona alındığı,
b) Apendektomi operasyonundan bir gün sonra (01/11/2015 tarihinde) taburcu edilen davacının aynı gün saat 22.00 civarında acil servise tekrar karın ağrısı şikayetiyle başvurduğu ve serum, enjeksiyon ve pansuman uygulaması yapıldığı, ameliyatı yapan müdahil hekime danışılarak uygulanan tedavi sonrası acil servisten taburcu edildiği,
c) Ertesi gün (02/11/2015 tarihinde) saat 06.44'te tekrar karın ağrısı şikayetiyle acil servise geldiği, bu başvuruda ek olarak acil tüm batın ultrason incelemesi istenildiği, bu ultrason incelemesinde karın içi serbest sıvı saptandığı, bunun üzerine genel cerrahi servisinde müşahade altına alındığı, bu sırada diğer röntgen incelemelerinin de yapıldığı,
ç) Uygulanan tedaviye rağmen şikayetleri gerilemediği için ertesi gün (03/11/2015 tarihinde) saat 9.24'te genel cerrahi servisine yatırıldığı, laboratuvar tetkikleri ve ultrason incelemesinin tekrarlandığı, önceki ultrasona göre daha fazla batın içi serbest sıvı artışı ve röntgen incelemesinde hava sıvı seviyeleri başlangıcının tespit edildiği, bu nedenle apendektomi ameliyatını yapan, dosyada da müdahil olan genel cerrahi uzmanı tarafından açık cerrahi operasyon (eksploratif laparotomi) planlandığı, ancak anestezi uzmanının değerlendirmesi sonucu davacının hastalık geçmişi ve tahlil değerlerindeki yükseklik nedeniyle ileri merkeze sevk kararı alındığı, davacının isteğiyle Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkin gerçekleştiği,
d) Sevk gerçekleştikten bir gün sonra (04/11/2015 tarihinde) perforasyon (delinme) nedeniyle kalın bağırsağın bir kısmının çıkarıldığı (sağ hemikolektomi) ve ince bağırsağın dışarı açıldığı (ileostomi), yoğun bakımda ve genel cerrahi servisinde takip edilen davacıda kasık ve testis bölgesinde kangren oluştuğu,
e) Daha sonraki süreçte yara temizlikleri ve doku aktarımı yapıldığı, oluşan iltihabın temizlenmesi amacıyla yeniden operasyon gerçekleştirildiği, yaklaşık iki aylık tedavinin ardından davacının taburcu edildiği, 6 ay sonra aynı hastanede açık olan ince bağırsağın kapatılması amacıyla operasyon yapıldığı anlaşılmakta olup, 07/02/2018 tarihinde Yalova Devlet Hastanesince düzenlenen ve hipertansiyon, tip 2 diyabet, insizyonel herni (ameliyatın kesi yerinde oluşan fıtık) ile KOAH teşhislerini içeren sağlık kurulu raporunda davacının engel oranı %65 olarak belirlenmiştir.
Olayla ilgili olarak yürütülen ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda, "Hastaya akut apandisit nedeniyle yapılan ameliyatın endikasyonu bulunduğu, hastaya konu hakkında bilgi verildikten sonra ameliyatın cerrahi normlara uygun olarak gerçekleştirildiği, taburcu edildikten iki gün sonra aynı hastaneye başvuran hastada akut batın bulguları saptanarak ileri bir merkeze yönlendirildiği, gittiği hastanede tedavi sürecinde gerekli cerrahi ve tıbbi tedavisi yapılarak taburcu edildiğinin anlaşıldığı, apandisit ameliyatından sonra hastada gelişen ağır enfeksiyonla karakterize klinik tablonun gösterilecek özen ve dikkate rağmen görülebilen ve bir kusur izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, hastaya yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, Dr. ...'ye atfı kabil ihmal ya da kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiş olup müdahil hekim hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
Davacılar tarafından, tedavi sürecinin kusurlu yürütüldüğü iddiasına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerince hazırlanan ve ... tarih ve ... sayılı yazıyla gönderilen raporda, "hastaya akut apandisit nedeniyle yapılan ameliyatın endikasyonunun bulunduğu, hastaya ameliyatla ilgili yazılı ve sözel bilgilendirme yapılarak ameliyatın yapıldığı, taburcu olduktan 2 gün sonra hastaneye başvuran hastanın akut batın bulguları saptanarak ileri bir merkeze yönlendirildiği, gittiği hastanede tedavi sürecinde gerekli tıbbi ve cerrahi müdahalelerin yapılarak taburcu edildiği, hastanın apendektomi ameliyatı sonrasında gelişen kliniğinin gösterilen ilgi, özen ve dikkate rağmen gelişebilecek nadir bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, hastaya yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu'' yönünde görüş bildirilmiştir.
Bilirkişi raporunda sürecin doğru bir şekilde değerlendirilmediği iddiasıyla davacılar tarafından yapılan itiraz üzerine düzenlenen ek raporda ise, "...apandisit ameliyatı sonrası bağırsak sıvısının bağırsak dokusu dışına çıkarak organları etkilemesi bir komplikasyondur. Komplikasyonlar önceden öngörülebilir tıbbi hatalar değildir. 'Hastanın hastalığı sırasında veya hastalığın tedavisi sırasında ve sonrasında beklentilerin dışında ortaya çıkan gelişme' olarak değerlendirilir. Apandisit ameliyatını gerçekleştiren genel cerrahi uzmanından ameliyat sonrası gelişebilecek komplikasyonları uygun şekilde tanı ve tedavi etmesi, eğer uygun imkânları yok ise bunun için gerekli sevk işlemlerini uygulaması beklenmektedir. Dosya incelendiğinde gelişen komplikasyon sonrası hastanın üst merkeze sevki planlanmıştır." şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.
Mahkemece, uğranılan zararın kesin ve net olarak ortaya konulmadığı, tazminat isteminin hangi somut nedenlere dayanılarak istenildiği hususunun ispatının gerçekleşmediği, dolayısıyla ortada gerçekleşmiş bir zarar olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat istemlerinin ise, davacının geçirdiği operasyonun niteliğinden yola çıkılarak yapılan değerlendirme sonucunda olayda hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup, taraflarca yapılan istinaf başvuruları üzerine Bölge İdare Mahkemesince; yukarıda bahsedilen bilirkişi raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda olayda hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmının kaldırılmasına ve bu kısım yönünden de davanın reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Sağlık hizmeti sunumundan kaynaklanan tam yargı davalarında idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için tedavi süreci bir bütün halinde ele alınmalıdır. Dava konusu olaydaki gibi cerrahi müdahale içeren operasyonlar bakımından, öncelikle doğru tanının konulması, bu tanıya yönelik tıbben uygun müdahalenin gerçekleştirilmesi ve operasyon sonrası sürecin tıbbi standartlara uygun bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir. Tıbbi standart kavramı ile tıp biliminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Komplikasyon ise, tıbbi girişim sırasında meydana gelen, öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur. Buna göre, bünyesinde risk barındıran sağlık hizmetinin ifası sırasında tıbben kabul edilen normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranılarak gerekli dikkat ve özenin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan tazminat sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Bu noktada, tıbbi standartlardan sapılmaması, mesleki tecrübe kurallarına riayet edilmiş olması gereklidir. Komplikasyon sonrası yönetim süreci de hizmet kusurunun varlığını tespit etme adına önem arz etmektedir.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacılardan ...'nun apendektomi ameliyatı sonrasındaki süreçte ilk olarak taburcu olduktan 2 gün sonra hastaneye başvurduğu kabul edilerek yapılan değerlendirme sonucunda, ortaya çıkan klinik tablonun komplikasyon olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de, davacının söz konusu ameliyat sonrası aynı gün acil servise tekrar karın ağrısı şikayetiyle başvurduğu ve yapılan müdahaleden sonra ameliyatı yapan müdahil hekime danışılarak uygulanan tedavi sonrası acil servisten taburcu edildiği görülmektedir.
Bu nedenle, temyiz dilekçesindeki iddialar ile davaya konu süreç bir bütün halinde incelendiğinde, apendektomi ameliyatından sonra aynı gün hastaneye başvuran davacıya yapılan müdahalelerin yeterli olup olmadığı, bu müdahalelerin ardından taburcu edilmesinin tıbben uygun olup olmadığı, davacının hastaneye 02/11/2015 tarihinde ameliyat sonrası ikinci kez müracaat etmesinin ardından bir önceki başvuruda yapılan müdahalelerden farklı olarak acil tüm batın ultrason incelemesi istenildiği, bu ultrason incelemesinde karın içi serbest sıvı saptandığı da göz önünde bulundurulduğunda bu aşamaya ilişkin olarak herhangi bir gecikmeye sebebiyet verilip verilmediği ve bu durumun yaşanan sürece ne şekilde etki ettiği hususlarının açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu amaçla, Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, özellikle apendektomi ameliyatı sonrası yaşanan sürecin her aşamasının ayrıntılı bir şekilde incelendiği, yukarıda dile getirilen hususların tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklandığı, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Kullanılmayan ... TL yürütmeyi durdurma harcının istemleri hâlinde davacılara iadesine,
4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 26/04/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.