Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/6278 E. , 2024/55 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/6278
Karar No : 2024/55
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av....
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan enjeksiyon neticesinde hizmet kusuru nedeniyle sakat kaldığından bahisle oluşan zarara karşılık 5.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava dosyası içerisinde yer alan Adli Tıp Kurumu 7.İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... sayılı rapor ile diğer rapor ve belgelerin birlikte değerelendirilmesinden, davacıya yapılan tedavi ve uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde organizasyon hatasının söz konusu olmadığı ve Tıbbi Uygulama Hatasının bulunmadığı anlaşılmakla, davacının maddi tazminat talebinin reddine karar vermek gerektiği, Mahkemece 17/07/2019 tarihinde verilen ara karar ile davalı idareden davacıya yapılacak teşhis ve tedaviler hakkında bilgilendirilmesi amacıyla "Aydınlatılmış tıbbi onam formu" düzenlenip düzenlemediği, şayet düzenlenmiş ise davacının veya yakınlarının imzasının da yer aldığı "Aydınlatılmış tıbbi onam formunun" gönderilmesinin istenildiği, davalı idare tarafından verilen 01/08/2019 havale tarihli üst yazı ekinde yer alan ...tarih ve ...işlem numaralı aydınlatılmış tıbbi onam formunun incelenmesinde, formun davacı veya davacı yakınlarından herhangi biri tarafından imzalanmadığı, dolayısıyla davacıya konulan tanı, yapılacak teşhis ve tedavilerin sonuçları ve komplikasyonlarının anlatılarak davacıdan veya davacı yakınlarından yazılı ve imzalı onam alınmadığının anlaşıldığı, davacının aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alındığı ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, davacının duyduğu acı ve üzüntünün kısmen de olsa hafifletilmesi amacıyla manevi tazminat talebinin manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de gözetilerek manevi tazminat isteminin kısmen kabulü gerektiği kanaatiyle 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareden alınarak davacıya verilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, davacıya 50.000,00 TL manevi tazminatın başvuru tarihi olan 04.05.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, hükmedilen tutarı aşan 150.000,00 TL manevi tazminat talebi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince;
İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmının hukuka uygun olduğu, davacı tarafından ileri sürülen hususlar, kararın maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği, kararın maddi tazminatın reddine ilişkin kısmına yönelik davacı tarafın istinaf başvurusunun reddi gerektiği,
Kararın manevi tazminata ilişkin kısmı incelendiğinde;
Mahkemece hükmedilen manevi tazminatın yüksek belirlendiği; buna göre, manevi tazminatın amaç ve niteliği ile yukarıda belirtilen ölçütler dikkate alındığında, davacının yaralanması nedeniyle 25.000,00 TL manevi tazminatın takdir edilerek, belirlenen bu tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının; maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı hukuka uygun bulunduğundan, davacının kararın bu kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, davacıya 25.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 04/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, Mahkemenin fazlaya ilişkin hükmettiği kısmın kaldırılmasına, tarafların istinaf başvurularının kısmen reddi ile davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin gerekçe ile reddine, davalı idarenin de manevi tazminatın reddine ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, eksik inceleme neticesinde karar verildiği, stajyer öğrencinin hatalı olarak enjeksiyon uyguladığı, bacağını kullanamayacak hale geldiği, rızasının alınmadığı, davalı idare tarafından, hizmet kusurunun bulunmadığı, manevi tazminat yönünden kusursuz sorumluluk ilkesine göre sorumlu tutulduğu, enjekte edilen sıvının nevine bakılmaksızın yapılacak her türlü enjeksiyon işleminde komplikasyonların gelişebileceği, her türlü harçtan muaf olduğu ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacı tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Davalı idarenin temyiz isteminin reddi, davacının temyiz isteminin kısmen reddi, kısmen kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyasının incelenmesinden, davacının 11/06/2016 tarihinde Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Malatya Devlet Hastanesi) acil servisine başvurduğu, yüksek ateş tanısıyla dekort ve adepiron iğnelerinin yapıldığı, davacının daha sonra 13/06/2016 -15/06/2016 ve 18/06/2016 tarihlerinde de acil servise başvurduğu, davacıya ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçların yapıldığı, 15/06/2016 tarihinde dahiliye polikliniğine başvurduğu, burada davacının muayene edildiği, tahliller istendiği, istenen tahlil sonuçları neticesinde davacının 17/06/2016 tarihinde hematoloji polikliniğine yönlendirildiği, 20.06.2016 tarihinde hematoloji uzmanının tekrar tahliller istediği, istenen tahliller sırasında Brusella tahlilinin de mevcut olduğu, yapılan bu tahlilin 24 veya 48 saat sonra neticelenen bir tahlil olduğu, davacının 22/06/2016 tarihinde intaniye polikliniğine halsizlik, yüksek ateş, terleme, kilo kaybı, şiddetli bacak ağrısı ve bacağını oynatamama şikayeti ile başvurduğu, intaniye uzmanının davacıyı Brusella teşhisi ile tıbbi endikasyon dahilinde yatırdığı, burada hastaya ağrı kesici ve ateş düşürücü iğne yapıldığı Lomber Kontrastlı MR filmi çekildiği, anılan serviste hastanın tedavisine devam edildiği, davacının tedavi sürecinde bacak ağrısının (sol bacak) artması ve ayak bileğinde şişme olması nedeniyle davacı hakkında nöroloji, beyin cerrahi ve kalp damar cerrahisi doktorlarının görüşünün istendiği, yapılan konsültasyonlar neticesinde davacıdan EMG ve USG doppler istendiği, 27/06/2016 tarihinde davacıya sol bacak ultrasonu yapıldığı, yapılan ultrason neticesinde davacının sol bacağında lenf ödem (bacakta şişlik) tespit edildiği, davacıya 28/06/2016 tarihinde MR çekildiği, tedavilerinin tamamlanarak davacının 29/06/2016 tarihinde taburcu edildiği, davacının sol bacağındaki ağrıların geçmemesi üzerine 27/07/2016 tarihinde İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi enfeksiyon polikliniğine müracaat ettiği, burada yapılan muayene tetkiklerden sonra davacının fizik tedavi polikliniğinde fizik tedavisine başlandığı, yapılan tedavilerin sonuç vermediği ve davacının sol bacağındaki sakatlığın geçmemesi üzerine, davacının İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine engelli sağlık kurulu raporu için başvurduğu, yapılan tetkik ve incelemeler neticesinde ... tarih ve ... sayılı engelli sağlık kurulu raporuyla davacının %40 ve sürekli engelli olduğunun tespit edildiği, alınan bu rapor doğrultusunda davacının 04/05/2017 tarihinde davalı idareye başvuruda bulunarak 300.000,00 TL maddi, 250.000,00 TL manevi tazminat isteminde bulunduğu, yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine hizmet kusuru nedeniyle sakat kaldığından bahisle uğranıldığı iddia edilen 200.000,00 TL manevi ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 04/05/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde, “Hastaya;
a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
ç) Muhtemel komplikasyonları,
d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği,
hususlarında bilgi verilir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyiz İstemine Konu Kararın, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Kararın, Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
Manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının duyulan elem ve ızdırabı giderecek bir oranda olması gerekmektedir.
Dava konusu olayda, olayın gerçekleşme şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında, Bölge İdare Mahkemesince takdir edilen manevi tazminat miktarının, uğranılan zarara göre düşük kaldığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 06/02/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.