T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/6451
Karar No : 2023/2818
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN MÜDAHİL
(DAVALI YANINDA) : ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, davalı idare ve davalı idare yanında müdahil tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 02/10/2014 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası sonrası tedavi için başvurduğu Düziçi Devlet Hastanesinde sunulan sağlık hizmetinin kötü işlemesi nedeniyle sağ ayağının diz kapağından itibaren kesilmesinde ve %48 oranında maluliyetine sebebiyet verilmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla geçici ve sürekli iş göremezlik zararı ile protez bedeli karşılığı olmak üzere toplam 30.000,00 TL maddi (22/03/2019 tarihli miktar artırım dilekçesi ile maddi tazminat istemi 517.139,74 TL'ye artırılmış), 250.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:.. sayılı kararıyla; dava konusu olayla ilgili yürütülen disiplin soruşturması, bu soruşturma sonucu verilen uyarma cezası ve olay kapsamında düzenlenen Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu raporunun birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının sağ ayağını diz kapağından itibaren kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle 30.000,00 TL maddi tazminatın ve 50.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 20/09/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; manevi tazminata yönelik davalı idare ile idare yanında müdahilin ve davacının istinaf başvurularının reddine, davalı idare ve müdahilin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile 2918 sayılı Kanun'un 98. maddesi uyarınca davacının protez giderine ilişkin davasının reddine, bu yönden İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının miktar artırım dilekçesi ile sigorta şirketince davacıya yapılan ödeme dikkate alınarak 325.139,74 TL iş göremezlik zararının, 2.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 20/09/2017 tarihinden itibaren, 323.139,74 TL'lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 26/04/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istem yönünden davanın reddine, bu yönden İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare ve davalı idare yanından müdahil tarafından, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun eksik ve hatalı olduğu, zararla idari eylem arasında uygun illiyet bağı bulunmadığından tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, gerçek kusur tespiti için yeni bir bilirkişi raporu alınması gerektiği, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı, 02/10/2014 tarihinde trafik kazası geçirmesi üzerine ambulansla Düziçi Devlet Hastanesine sevk edilmiş, Düziçi Devlet Hastanesi kayıtlarına göre acil serviste 02/10/2014 tarihinde muayene edilmiş ve çekilen röntgen görüntüleri whatsapp uygulaması üzerinden davalı idare yanında müdahil olan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. ...'a gönderilmiş, icap nöbetinde olan Dr. ... tarafından hastaneye intikal edilip elle ya da başka yöntemlerle muayene edilmeksizin davacının ortopedi servisine yatırılmasına karar verilmiştir.
03/10/2014 tarihinde davacı ek tetkik ve muayene yapılmaksızın müdahil tarafından ameliyat edilmiş, ancak 8 saat sonra şişlik olması ve ayak bileğini hareket ettirememesi nedeniyle Osmaniye Devlet Hastanesine sevk edilmiş, Osmaniye Devlet Hastanesinde yapılan ameliyat sonrasında da dolaşımın sağlanamaması üzerine Adana Ortadoğu Hastanesine sevk edilmiş, yapılan tedaviler sonrasında 30/03/2017 tarihinde davacının sağ ayağı diz kapağından itibaren ampüte edilmiştir.
Bunun üzerine davacı tarafından, oluşan zararın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla bakılan dava açılmıştır.
Olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve .. karar sayılı bilirkişi raporunda; "...ilk muayenesinde doktor tarafından hastanın muayenesinin yapılmayarak whatsapp üzerinden değerlendirme yapıldığının anlaşıldığı, vasküler yapıların elle ya da doppler ile muayene yapıldığına dair tıbbi belgenin bulunmadığı, kişinin ilk ameliyatını yapan doktorun kırık fiksasyonunu usulüne uygun yapmış olsa da femoral arter ve ven lezyonu olabileceğine dair herhangi bir tetkik yapmamış olmasının eksiklik olarak değerlendirildiği..." tespitine yer verilmiştir.
Öte yandan; davacı tarafından, geçici ve kalıcı iş göremezlik zararına yönelik olarak trafik kazasından kaynaklanan olay kapsamında ... Sigorta A.Ş. aleyhine ... Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış, yargılama devam etmekte iken davalı sigorta şirketince iş göremezlik zararı karşılığı 192.000,00 TL ödeme yapılması konusunda davacı ile sigorta şirketi arasında uzlaşmanın sağlanması ve sigorta şirketi tarafından davacıya 192.000,00 TL ödeme yapılması üzerine davacının davadan feragat etmesi nedeniyle ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, davanın feragat sebebiyle reddine karar verilmiştir.
Davalı yanında müdahil olan ... 'ın sanık sıfatıyla yargılandığı ceza davasında, ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:.., K:... sayılı kararıyla bilinçli taksirle bir kişinin yaralanmasına sebebiyet verme suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle müdahil hakkında mahkumiyet kararı verilmiş, ancak anılan karar istinaf aşamasında ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarihli ve E:..., K:... sayılı kararıyla eksik inceleme ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle bozulmuştur.
İdare Mahkemesince, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, ancak davacının, karar tarihinden sonra dosyaya sunduğu miktar artırım dilekçesi dikkate alınamamış; istinaf aşamasında ise Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar, hizmet kusurunun tespiti yönünden hukuka uygun bulunmakla birlikte davacının miktar artırım dilekçesi ile sigorta şirketi tarafından iş göremezlik zararı karşılığı ödenen tutar da dikkate alınarak Mahkeme kararına karşı yapılan davacının istinaf başvurusunun reddine, davalı idare ve davalı idare yanında müdahilin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. Fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesi, 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken; 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış ise de, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda; ...ilk muayenesinde doktor tarafından hastanın muayenesinin yapılmayarak whatsapp üzerinden değerlendirme yapıldığının anlaşıldığı, vasküler yapıların elle ya da doppler ile muayene yapıldığına dair tıbbi belgenin bulunmadığı, kişinin ilk ameliyatını yapan doktorun kırık fiksasyonunu usulüne uygun yapmış olsa da femoral arter ve ven lezyonu olabileceğine dair herhangi bir tetkik yapmamış olmasının eksiklik olarak değerlendirildiği..., belirtilmişse de öncelikle trafik kazası sonrası acil servise başvuran davacıya konulan teşhisin yerinde olup olmadığı, kırığa yönelik olarak alınan ilk ameliyat kararının tıbben yerinde olup olmadığı, ameliyat öncesinde, sırasında ve sonrasındaki tıbbi süreçte gerçekleşen muayene, tedavi, sevk ve müdahalelerde bir gecikme ya da ihmal yaşanıp yaşanmadığı, gerçekleştirilen ameliyatta tıbben bir kusur bulunup bulunmadığı, bilirkişi raporunda tespit edilen eksikliğin davacıda meydana gelen zarara bir etkisinin olup olmadığı; daha açık bir anlatımla, davacıda oluşan kalıcı sakatlığın geçirdiği trafik kazasından mı, yoksa davalı idarece sağlık hizmetinin kusurlu yürütülmesinden mi meydana geldiği hususlarında bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Halbuki olayda hizmet kusuruna ilişkin değerlendirmenin tam ve eksiksiz olarak yapılabilmesi, idarenin eylemi ile oluşan zarar arasında uygun bir illiyet bağının olup olmadığının belirlenebilmesi açısından belirtilen hususların büyük önem arz ettiği açıktır.
Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, olayın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğunun tespiti halinde, davacıda oluşan geçici iş göremezlik süresi ile kalıcı sakatlık oranının da Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uyarınca yeniden belirlenmesi gerektiği ve bu orana göre hükmedilecek tazminat tutarının davacı tarafından temyiz yoluna başvurulmadığından aleyhe hüküm yasağı gereği 325.139,74 TL'yi geçemeyeceği tabiidir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporlarına dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının kısmen reddine, kısmen kabulüne ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin ve müdahilin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının kısmen reddi, kısmen kabulü yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:.., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/05/2023 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.