T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2021/7137
Karar No : 2023/3175
DAVACILAR : 1- … Odası … Şubesi
VEKİLİ : Av. …
2- … Odası … Şubesi
VEKİLİ : Av. …
3- … Barosu Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
DAVALILAR : 1- … - …
2- … Bakanlığı …
VEKİLLERİ : …, Hukuk Müşaviri …
DAVANIN KONUSU : Antalya İli, Muratpaşa İlçesi sınırları içerisinde bulunan Yamansaz Bataklığı Doğal Sit Alanının koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda alanın sınırlarının yeniden belirlenerek "Kesin Korunacak Hassas Alan" olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 08/05/2021 tarih ve 31478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 07/05/2021 tarih ve 3968 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali istenilmektedir.
DAVACILARIN İDDİALARI : Davacılar tarafından, söz konusu Yamansaz Bataklığının daha önceleri göl olduğu, kurutulması sonrasında bataklık olarak anıldığı, alanın jeomorfolojik yapısı, jeolojik yapısı, fauna ve florası itibarıyla endemik bitkileri barındırdığı, ender hayvan türlerinin özellikle kuşların yaşadığı bir alan olduğu, bu durumun … sayılı Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla belirlenerek alan sınırlarının mevcut duruma göre çok daha geniş tespit edildiği, buna göre imar planları yapıldığı, dava konusu işlem ile 1. Derece doğal sit alanının sınırlarının yeniden belirlenerek alanın daraltıldığı, buna ilişkin bilimsel çalışmayı davalı idarenin özel bir firmaya yaptırdığı, dava konusu işlemle belirlenen sınırların çevresinin ise Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak ilan edildiği, bu alanda kalan yapıların ise ekonomik ömrünü tamamlayıncaya kadar kullanılabileceğinin düzenlendiği, oysa anılan yapıların dava konusu Kesin Korunacak Hassas alana baskı yaptığı, söz konusu yapıların korunması amacıyla dava konusu alanın sınırlarının daraltıldığı, bu durumun uluslararası sözleşmelere, korunan alanlar mevzuatına, ilke kararlarına aykırı olduğu ve dava konusu işlemin iptalinin gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALILARIN SAVUNMASI :
Davalı iderelerden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, kendi adına ve diğer davalı Cumhurbaşkanlığına vekaleten, öncelikle usule ilişkin olarak, davacıların dava açmakta menfaatinin bulunmadığı ve davanın süresinde açılmadığı öne sürülmüş, esasa yönelik olarak ise; dava konusu alanın, 19.07.2012 tarihli, 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil, ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik kapsamında hazırlanıp Bakanlıkça onaylanan "Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesi kapsamında hazırlanan Teknik Şartnameler" doğrultusunda sahip olduğu, biyo-ekolojik, jeolojik, hidrojeolojik, ve jeomorfolojik değerlerinin belirlenmesi amacıyla dört mevsimi kapsayacak şekilde alanlarında uzman bilim insanlarınca bilimsel olarak ortaya konulan veriler ve doğal eşikler dikkate alınarak hazırlanan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu uyarınca sınırlarının belirlendiği, anılan rapora göre belirlenen Kesin Korunacak Hassas Alan ve Nitelikli Doğal Koruma Alanının, Antalya 1 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun … tarih, … sayılı kararıyla da uygun bulunduğu, dava konusu işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davacılardan Antalya Barosu yönünden menfaat yokluğu nedeniyle ehliyet yönünden davanın reddi ile diğer davacılar yönünden dava konusu işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, Antalya İli, Muratpaşa İlçesi sınırları içerisinde bulunan Yamansaz Bataklığı Doğal Sit Alanının koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda alanın sınırlarının yeniden belirlenerek "Kesin Korunacak Hassas Alan" olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 08/05/2021 tarih ve 31478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 07/05/2021 tarih ve 3968 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarelerin usule ilişkin iddaları yerinde görülmemiştir.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu'nun Ek 4.maddesinde; "Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır.
Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili hususlarda karar almak ve bu Kanunda öngörülen diğer iş ve işlemlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yardımcı olmak üzere; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı merkez teşkilatı bünyesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısının başkanlığında, söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi (1) ve hukukçular ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülecek uzmanlardan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve taşrada (…)(1) aynı meslek alanlarından yeterli sayıda uzmanın katılması suretiyle yeteri kadar Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu teşkil edilir. Bu komisyonların iş, işlem ve kararları konusunda, bu Kanunun Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurulları ile ilgili hükümleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca alınan ilke kararları çerçevesinde kıyasen uygulanır.
Bu Kanunda Koruma Yüksek Kurulunca alınması öngörülen kararlar, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Merkez Komisyonunca, koruma bölge kurullarınca alınması öngörülen kararlar koruma bölge komisyonlarınca alınır ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla yürürlüğe konulur.
Bu Kanunda ve diğer mevzuatta tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Yüksek Kuruluna ve koruma bölge kurullarına yapılan atıflar ilgisine göre Koruma Merkez Komisyonuna ve koruma bölge komisyonlarına yapılmış sayılır ve ilgili maddelerde geçen Koruma Yüksek Kurulundan Koruma Merkez Komisyonu ve koruma bölge kurullarından koruma bölge komisyonları anlaşılır." hükmüne yer verilmiştir.
1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin "Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü" başlıklı 109. maddesinde "Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri düzenlenmiş olup, 2. fıkrasında;" Orman ve orman rejimine tabi olmayan yerlerde Tarım ve Orman Bakanlığınca tespit edilen veya ettirilen tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve benzeri diğer koruma alanları ile Bakanlıkça tespit edilen doğal sit alanları, tabiat varlıkları ve bunların koruma alanlarının tescil ve ilanı Bakanın onayı ile yapılır. Ancak Bakanlıkça yapı yasağı önerilen tabiat varlıkları ve doğal sit alanları dahil orman rejimine tabi olmayan bütün koruma alanları Cumhurbaşkanınca tescil ve ilan edilir. " hükmüne yer verilmiştir.
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesinde; "(1) Korunan alanların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulur.
a) Korunan alanların statüsünün belirlenmesi ve değerlendirilebilmesi için zamana bağlı değişimleri ortaya koyan ekolojik süreçler tanımlanır.
b) Herhangi bir korunan alanın güncel durumu tespit edilmeden, o alanın korunan alan statüsü yeniden değerlendirilemez.
c) Korunan alanların güncel durumu; alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi, hidrojeolojisi başta olmak üzere her açıdan durumu en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılarak belirlenir.
ç) Herhangi bir korunan alanın statüsünün değerlendirilmesi için belirlenecek araştırma alanı sınırları; korunan alanın konumu, büyüklüğü ve doğal eşiklerle ilişkisi göz önüne alınarak tespit edilir...
m) Korunması gerekli taşınmaz tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve özel çevre koruma bölgelerinin tespiti ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenir." hükmüne; "Doğal sitlerin tespit ilke ve kriterleri" başlıklı 6. maddesinde; "(2) Doğal sit alanları; kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılır." hükmüne, "Kesin korunacak hassas alanların ayırt edici özellikleri" başlıklı 7. maddesinde; "(1)Kaynak değerlerinin korunması için; alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırıldığı, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği, bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunacak kara, su, deniz alanları olup, Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilerek yapı yasağı getirilen mutlak korunması gereken alanlardır.
(2) Bu alanların aşağıdaki kriterlerden bir veya bir kaçını içermesi aranır.
a) Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemleri, türleri bulundururlar.
b) Jeolojik, jeomorfolojik özellikleri korunmuştur.
c) Genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiştir.
ç) İnsan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksektir.
d) Alan kendine özgü koruma amaçlarına ters düşecek nitelikteki insan faaliyetlerini bünyesinde bulundurmaz.
e) Ekolojik açıdan önemli yoğunlukta olması beklenen yerel türlerin büyük kısmını bünyesinde bulundurur. Doğal süreçler veya zamanla sınırlı müdahalelerle bu yoğunluklara dönüşebilme kabiliyetine sahiptir.
f) Koruma amaçlarına ulaşmak için önemli ve sürekli müdahale istemeyen özellikleri vardır.
g) Gerektiğinde ve mümkün olan durumlarda, alanın belirlenmiş koruma amaçlarına ulaşmasına yardımcı olacak arazi kullanımları ile çevrelenmiştir.
ğ) Basit müdahalelerle yönetilebilirlik özelliklerine sahiptir.
h) Korunacak hedef tür veya türlerin üreme alanlarını ihtiva eder." hükmüne,
"Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8.maddesinde; "(1) Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır. (2) Bu alanlar, örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır. (3) Bu alanlar aşağıdaki kriterlerden bir veya birkaçını içerir.
a) Doğal karakterini korumuş, büyük memeliler dahil besin zinciri içerisinde av-avcı ilişkisini muhafaza eden, yerli bitki ve hayvan topluluklarını bulunduran, özgün ekosistem yapısına sahiptir.
b) Modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşır.
c) Doğal alanların ekolojik bütünlüğünü sağlar.
ç) Aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzaktır.
d) Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme gibi hayati ihtiyaçlarını temin edebileceği uygun yaşama şartlarını sağlar.
e) Biyolojik çeşitliliği, ekolojik süreçleri, ekosistem hizmetlerini, ekolojik barınakları muhafaza eder ve iklim değişikliklerine tampon sağlar.
f) Korunacak hedef tür veya türlerin yıl içerisinde dönemlerine bağlı yaptıkları göç ve yayılma alanlarını ve göç yollarını ihtiva eder.
g) Peyzaj değeri yüksektir." hükmüne, geçici 3. maddesinde ise; "(1) 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 6 ncı maddesi gereğince Kültür ve Turizm Bakanlığından Bakanlığa devredilen mevcut doğal sit alanlarının güncel durumu ön değerlendirme raporuna göre belirlenir. Doğal sit özelliği taşımayan alanların statüsünün iptali; doğal sit özelliği taşıdığı belirlenen alanların ise ardışık en az dört mevsimi kapsayacak ekolojik temelli bilimsel araştırma sonucuna göre koruma statüsünün devamı, yeni statü tesisi veya iptali önerilir." hükümlerine yer verilmiştir.
728 sayılı İlke Kararında; "1. Derece Doğal (Tabii) Sit: Bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır. Bu alanlarda, bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağına, ancak;
a) Kesin yapı yasağı olmakla birlikte, resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda, teknik altyapı hizmetleri (kanalizasyon, açık otopark, telesiyej, teleferik, içme suyu, enerji nakil hattı, telefon hattı, doğalgaz hattı, GSM baz istasyonu ve benzeri) uygulamalarının koruma bölge kurulunun uygun göreceği şekliyle yapılabileceğine; (Değişik; 12/3/2008 Tarih 740 Sayılı Đlke Kararı)Bu alanlarda, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamaların, ekolojik dengeye etkisine ilişkin Çevre ve Orman Bakanlığı ve Devlet Su Đşleri Genel Müdürlüğünün görüşleri ile Üniversitelerin ilgili bölümlerince hazırlanan rapor doğrultusunda; jeotermal kaynak suyunun kullanımına yönelik uygulamalarda bunlara ek olarak Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı (Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü) ve Bakanlığımız Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğünün görüşleri ile, koruma bölge kurulunun uygun göreceği şekliyle yapılabileceğine,
b)1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı veya 1/5000 ölçekli Nazım Đmar Planı doğrultusunda hazırlanacak projesine göre ilgili koruma kurulundan izin almak koşulu ile halka açık rekreasyon amaçlı günübirlik tesisler (lokanta, büfe, kafeterya, soyunma kabinleri, wc, gezi yolu, açık otopark ve benzeri) ile alanın ve çevrenin özelliklerinden kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi amacına yönelik yapıların (iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi ve benzeri) yapılabileceğine,
c) Alanın doğal bitki dokusunu değiştirmeden Orman Genel Müdürlüğünün ilgili biriminden alınacak uygun görüş doğrultusunda koruma kurulunca ağaçlandırmaya izin verilebileceğine,
ç) Kar ve rüzgar devrikleri, doğal afetlerden etkilenmiş, hastalanmış veya kıymet ağacı olmayan ağaçlar ile ormanların bakımı ve doğal dengenin korunmasını sağlamak amacıyla Orman Genel Müdürlüğünün ilgili biriminden alınacak teknik rapor doğrultusunda ağaç kesimine koruma kurulunca izin verilebileceğine,
d) Orman alanlarında yangın için gerekli koruma önlemlerinin ilgili kuruluşlarca alınmasına,
e) Taş, toprak, kum alınmamasına, kireç, taş, tuğla, mermer, kum, maden vb. ocakların açılmamasına, toprak, curuf, çöp, sanayi atığı ve benzeri malzemenin dökülmemesine, ancak sit kararı ilanından önce ruhsat almış olan işletmelerde sahanın rehabilite edilerek yasal süresi içinde işlerinin tasfiyesine,
f) Doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin koruma kurulu izni doğrultusunda sürdürülebileceğine,
g) Bu alanların korunmasını sağlamak amacına yönelik, her türlü bilgi verici uyarı levhalarının konulmasına, bu alanlardaki koruma önlemlerinin ilgili kuruluş ve yerel yönetimlerce alınmasına,
ğ) Mevcut tescilli ve tescilsiz yapıların bakım ve onarımlarının yürürlükteki ilke kararları doğrultusunda yapılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.
Mer'iyetlerini birlikte devam ettiren, 728 sayılı İlke Kararı ile anılan Yönetmelik düzenlemelerinin birlikte incelenmesinden, 728 sayılı İlke Kararı'ndaki kategoriler ile anılan Yönetmelik'teki kategorilerin birbirlerine denk alanları ifade etmediği, başka bir deyişle, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'te tanımlanan Kesin Korunacak Hassas Alanların, I. Derece Doğal Sit Alanı; Nitelikli Doğal Koruma Alanlarının, II. Derece Doğal Sit Alanı; Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ise III. Derece Doğal Sit Alanı ile aynı özellikteki alanları ifade etmediği, Kesin Korunacak Hassas Alanların, 728 sayılı İlke Kararı'nda tanımlanan I. Derece Doğal Sit Alanına göre daha katı bir koruma statüsü olduğu anlaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, Antalya İli, Muratpaşa İlçesi, … Mahallesi, Yamansaz Bataklığı, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile I. Derece Doğal Sit alanı olarak tescil edildiği,19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik kapsamında hazırlanıp … tarih ve … sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Makam Oluru ile onaylanan "Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesi kapsamında hazırlanan Teknik Şartnameler" doğrultusunda, Yamansaz Bataklığı Doğal Sit Alanının yeniden değerlendirilmesi için yüklenici firma ile (… Peyzaj Tasarım Planlama Uygulama Proje İnşaat Organizasyon ve Danışmanlık Hiz. Ltd. Şti.) anlaşıldığı,yüklenici firma tarafından oluşturulan proje ekibi tarafından 2014 yılı Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve 2015 yılı Şubat, Nisan, Mayıs, Haziran aylarında arazi çalışmaları yürütülerek, dört mevsimi kapsayacak şekilde yapılan incelemeler sonucunda; ekolog, ornitolog, herpetolog, botanik uzmanı, memeli uzmanı, jeolog, peyzaj mimarı, harita mühendisi, hidrobiyolog ve CBS uzmanından oluşan ekip tarafından "Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu" düzenlendiği,Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunda önerilen Kesin Korunacak Hassas Alan ve Nitelikli Doğal Koruma Alanına ilişkin sınırların Antalya 1 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 15/01/2021 tarihli toplantısında görüşülerek uygun bulunduğu,Nitelikli Doğal Koruma Alanına dair tescil işlemleri … tarih ve … sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Makam Oluru ile onaylandığı, Kesin Korunacak Hassas Alana ilişkin tescil ve ilan işlemleri ise, 07/05/2021 tarih ve 3968 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 08/05/2021 tarih ve 31478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla yürürlüğe girdiği,bunun üzerine Kesin Koruncak Hassas Alana ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemiyle iş bu davanın açıldığı anlaşlmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle Danıştay Altıncı Dairesince uyuşmazlık konusu taşınmazın yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; Dava konusu işlemin dayanağı; Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma raporunun, sulak alan sınırlarını belirleyerek, sulak kısımda kalan canlı/tabiat varlıklarını ortaya koyduğunu, bataklığın ekolojik olarak önemini vurguladığını, sonuç kısmında mevcut yapılaşmanın dikkate alınarak doğal sit alanını 2 gruba ayırdığını, 119 hektarlık kısmın nitelikli doğal koruma alanı olarak, 116 hektarlık kısmın ise kesin korunacak hassas alan olarak belirlediğini belirterek raporun, bilimsel usul ve esas açısından uygun olduğu, taşıması gereken asgari niteliklere haiz olduğu, ancak raporda; bitki ve hayvan türlerinin, özellikle nesli tehlike altında ya da endemik olanların alanda bulunduğu yerlerin saptanmasına yönelik çalışma yapılmadığı, özellikle antropojenik etkiler sonucu bozulma görülen ve raporda Nitelikli Koruma Alanı olarak önerilen kısımlarda bu türlerin bulunup bulunmadığının belirtilmediği, bitki türlerinin de fauna, özellikle kuşlar için beslenme, üreme vb. gereklilik açısından değerlendirilmediği, alanın sulak alan olması nedeniyle özellikle üzerinde durulması gereken hidrolojik yapı konusunun yeterince incelenmediği, alan kullanımı konusunun sözlü ifadelerle belirtilip, mekânsal bazda irdelenmediği, rapordaki yaklaşımla bataklığın sit statüsünün yarı oranda küçülmesine neden olunduğu yönünde tespitlere yer verildiği, bilirkişi heyetince alanda yürütülen çalışmalar ve yerinde gözlemlerle alanın mevcut durumunun belirlenmesine yönelik olarak da; öncelikle Yamansaz Bataklığını besleyen su kaynaklarının çok yakınına kadar sokulan yapılar, seralar, zemine serilen molozlar, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü alanların bulunduğu, bu kullanımların bazıları için özellikle alandaki fauna açısından önemi çok yüksek olan sazlıkların da yer yer kesildiği özellikle yapıların çevresinde, sulak alanın doğası gereği taban suyunun yüksek olması nedeniyle zemine moloz ve inşaat artıklarının serildiği ve alanda tahribat yaratıldığı alandaki özensiz / derme çatma yapısal elemanların, moloz ve inşaat artıklarının, atıkların alanda yarattığı tahribat, ekosistem ve peyzaj bütünlüğü açısından parçalayıcı etkisi yanında görsel anlamda da olumsuzluk yarattığı, fiziksel ve görsel kirlilik oluşturduğu somut tespitlerine yer verildiği, Korunan alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik Yönünden Genel İlkeler başlıklı maddeleri uyarınca bu alanların yaşatılması, bozulmasının önüne geçilmesi ve korunması için gereken tedbirlerin alınması ve bu yolda kaçak yapıların önlenmesi, inşaat hafriyatlarının alana dökülmemesi gerekirken alanın (1.Derece Doğal Sit alanı iken) küçültülerek Nitelikli Koruma Alanına dönüştürülmesi ile, koruma dengesinin bozulduğu, ekolojik ekosistem ve habitatın geri dönülemez şekilde yok edildiği, alanın halen Kırkgözden başlayıp doğu yakasında ortaya çıkan yeraltı suları ile beslendiği, gerekli önlemler alındığında çok çabuk eski göl haline dönüşebileceği, Güzeloba ve Kemerağzı arasında kent merkezine 14 km ve denize yaklaşık 2 km mesafede bulunan bu alanın, güneyinde Akdeniz kumulları ve Lara çam ormanlığı ile kuzeyinde 50-50 m’ye yükselen falez yapısı ile eşsiz bir doğa parçası ve mutlak korunması gereken bir alan olduğu, göl yatağı üzerinde yapılan kaçak yapılaşmaların tehlike oluşturduğu, dava konusu karar ile bunların yasallaşacağı ve habitatın yok olmasına neden olacağı, bu nedenle kararda kamu yararının bulunmadığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar (2013)’a göre bu alanlarda örtü altı tarım uygulamalarının yapılmaması gerekmekte iken, Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak belirlenen bölümde seracılık usulü tarım ve hayvancılık yapıldığı, alan kullanımının değiştirilmemesi durumunda mevcut kullanımlarla çevrelediği Kesin Korunacak Hassas Alanı da tehdit edeceği ve ekosistem bütünlüğünü bozacağı, ülkemiz tarafından onaylanan Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesinde; kültürel ve doğal mirasın herhangi bir parçasının bozulmasının veya yok olmasının, bütün dünya milletlerinin mirası için zararlı bir yoksullaşma teşkil ettiğinin belirtildiği göz önüne alındığında, Sözleşmenin bütünü ve öncelikle 2,4,5,6 ve 7.maddelerinin davaya konu işlem ile ihlal edildiği, ayrıca Yamansız Sulak Alanının, bu haliyle yıllar içerisinde gerek tarımsal faaliyetler, gerek hayvancılık ve kaçak yapılaşma ile yok olmaya doğru gideceği düşünüldüğünde, ülkemizin taraf olduğu özellikle Sulak alanların Korunmasına Yönelik (Ramsar) Sözleşme ve diğer sözleşmelere de aykırı davranıldığı, doğal sit alanının daraltılmaması, dava konusu işlemle sınırları yeniden belirlenen kesin korunacak hassas alanın, eski haline oranla sınırlarının daraltılmasının bilimsel olarak doğru bulunmadığı, Doğal Sit Alanının tamamının 2015 yılında belirlenen sınırları ile yeniden Kesin Korunacak Hassas Alan olarak değerlendirilmesi gerektiği, habitat bütünlüğü ve kritik türleri barındırması ve bölgeye su sağlayan kaynaklardan biri olması nedeniyle alanın kuzeyinde belirlenen kayalık ortamın da Kesin Korunacak Hassas Alan sınırları içine dahil edilmesinin uygun olduğu, alanın batı yönünde kentsel, doğu yönünde tarımsal kullanımların arasında kalması nedeniyle üzerindeki baskıların artarak süreceği, bu nedenle acil olarak etkin bir yönetim planının yapılması ve izleme / kontrol çalışmalarının gerçekleştirilmesi, kaçak kullanımların tespit edilerek, ortadan kaldırılması ve ileriye dönük olarak engelleme adımlarının atılması gerektiği ifade ve tespitlerine yer verilmiştir.
Halihazırda yürürlükte bulunan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun "Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları" ile ilgili 728 sayılı İlke Kararı'nda, alanın taşıdığı özelliğe göre I., II. ve III. Derece Doğal Sit olarak belirlenmesine yönelik bir kategorilendirme yapılmakta iken, 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik ile doğal sit alanlarının tespit ve tesciline ilişkin yeni kriterler belirlenmiş, bu alanlar, Kesin Korunacak Hassas Alanlar, Nitelikli Doğal Koruma Alanları ve Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları olarak üç kategoriye ayrılmış ve bu alanlara ilişkin tanımlamalar ile bu alanların ayırt edici özellikleri ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
Bu durumda, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının, dava konusu alana ilişkin doğal sit sınırlarını değiştiren bir işlem niteliğinde olmadığı, 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik düzenlemeleri çerçevesinde, dava konusu doğal sit alanının, koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi neticesinde, koruma kategorilerinden olan Kesin Korunacak Hassas Alan sınırlarının belirlenmesine yönelik bir işlem olduğu açıktır.
Dava konusu işlemle , alanın koruma statüsünün yüksek olduğu kısımlarının önceki durumuna oranla daraltılarak bataklığın sit statüsünün yarı oranda küçülmesine neden olunduğuna yönelik bilirkişilerin tespitinde hukuki isabet bulunmamakla birlikte, eksik tespitler içerdiği anlaşılan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporuna dayalı olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Antalya İli, Muratpaşa İlçesi sınırları içerisinde bulunan Yamansaz Bataklığı Doğal Sit Alanının koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda alanın sınırlarının yeniden belirlenerek "Kesin Korunacak Hassas Alan" olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 08/05/2021 tarih ve 31478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 07/05/2021 tarih ve 3968 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Antalya ili, Muratpaşa ilçesi, Güzeloba Mahallesi, Yamansaz Bataklığı, Antalya Koruma Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile I. Derece Doğal Sit alanı olarak tescil edilmiştir.
19.07.2012 tarihli, 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil, ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik kapsamında hazırlanıp … tarihli, … sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Makam Oluru ile onaylanan "Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesi kapsamında hazırlanan Teknik Şartnameler" doğrultusunda, Yamansaz Bataklığı Doğal Sit Alanının yeniden değerlendirilmesi için yüklenici firma ile (… Peyzaj Tasarım Planlama Uygulama Proje İnşaat Organizasyon ve Danışmanlık Hiz. Ltd. Şti.) anlaşılmıştır.
Yüklenici firma tarafından oluşturulan proje ekibi tarafından 2014 yılı Ağustos, Eylül Ekim, Kasım ve 2015 yılı Şubat, Nisan, Mayıs, Haziran aylarında arazi çalışmaları yürütülerek, 4 mevsimi kapsayacak şekilde yapılan incelemeler sonucunda; Ekolog,Ornitolog, Herpetolog, Botanik uzmanı, Memeli uzmanı, Jeolog, Peyzaj mimarı, Harita mühendisi, Hidrobiyolog ve CBS uzmanından oluşan ekip tarafından "Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu" düzenlenmiştir.
Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunda önerilen Kesin Korunacak Hassas Alan ve Nitelikli Doğal Koruma Alanına ilişkin sınırlar Antalya 1 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 15.01.2021 tarihli toplantısında görüşülerek uygun bulunmuştur.
Nitelikli Doğal Koruma Alanına dair tescil işlemleri … tarihli, … sayılı Bakanlık Makamı Olur'u ile onaylanmış, Kesin Korunacak Hassas Alana ilişkin tescil ve ilan işlemleri ise; 07/05/2021 tarih ve 3968 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 08/05/2021 tarih ve 31478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla yürürlük kazanmıştır.
Bunun üzerine "Kesin koruncak Hassas Alana ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının" iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanununun Ek 4.maddesinde; "Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır.
Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili hususlarda karar almak ve bu Kanunda öngörülen diğer iş ve işlemlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yardımcı olmak üzere; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı merkez teşkilatı bünyesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısının başkanlığında, söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi (1) ve hukukçular ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülecek uzmanlardan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve taşrada (…)(1) aynı meslek alanlarından yeterli sayıda uzmanın katılması suretiyle yeteri kadar Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu teşkil edilir. Bu komisyonların iş, işlem ve kararları konusunda, bu Kanunun Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurulları ile ilgili hükümleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca alınan ilke kararları çerçevesinde kıyasen uygulanır.
Bu Kanunda Koruma Yüksek Kurulunca alınması öngörülen kararlar, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Merkez Komisyonunca, koruma bölge kurullarınca alınması öngörülen kararlar koruma bölge komisyonlarınca alınır ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla yürürlüğe konulur.
Bu Kanunda ve diğer mevzuatta tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Yüksek Kuruluna ve koruma bölge kurullarına yapılan atıflar ilgisine göre Koruma Merkez Komisyonuna ve koruma bölge komisyonlarına yapılmış sayılır ve ilgili maddelerde geçen Koruma Yüksek Kurulundan Koruma Merkez Komisyonu ve koruma bölge kurullarından koruma bölge komisyonları anlaşılır." hükmüne yer verilmiştir.
1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin "Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü" başlıklı 109. maddesinde "Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri düzenlenmiş olup, 2. fıkrasında;" Orman ve orman rejimine tabi olmayan yerlerde Tarım ve Orman Bakanlığınca tespit edilen veya ettirilen tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve benzeri diğer koruma alanları ile Bakanlıkça tespit edilen doğal sit alanları, tabiat varlıkları ve bunların koruma alanlarının tescil ve ilanı Bakanın onayı ile yapılır. Ancak Bakanlıkça yapı yasağı önerilen tabiat varlıkları ve doğal sit alanları dahil orman rejimine tabi olmayan bütün koruma alanları Cumhurbaşkanınca tescil ve ilan edilir. " hükmüne yer verilmiştir.
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesinde; "(1) Korunan alanların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulur.
a) Korunan alanların statüsünün belirlenmesi ve değerlendirilebilmesi için zamana bağlı değişimleri ortaya koyan ekolojik süreçler tanımlanır.
b) Herhangi bir korunan alanın güncel durumu tespit edilmeden, o alanın korunan alan statüsü yeniden değerlendirilemez.
c) Korunan alanların güncel durumu; alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi, hidrojeolojisi başta olmak üzere her açıdan durumu en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılarak belirlenir.
ç) Herhangi bir korunan alanın statüsünün değerlendirilmesi için belirlenecek araştırma alanı sınırları; korunan alanın konumu, büyüklüğü ve doğal eşiklerle ilişkisi göz önüne alınarak tespit edilir...
m) Korunması gerekli taşınmaz tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve özel çevre koruma bölgelerinin tespiti ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenir." hükmüne; "Doğal sitlerin tespit ilke ve kriterleri" başlıklı 6. maddesinde; "(2) Doğal sit alanları; kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılır." hükmüne, "Kesin korunacak hassas alanların ayırt edici özellikleri" başlıklı 7. maddesinde; "(1)Kaynak değerlerinin korunması için; alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırıldığı, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği, bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunacak kara, su, deniz alanları olup, Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilerek yapı yasağı getirilen mutlak korunması gereken alanlardır.
(2) Bu alanların aşağıdaki kriterlerden bir veya bir kaçını içermesi aranır.
a) Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemleri, türleri bulundururlar.
b) Jeolojik, jeomorfolojik özellikleri korunmuştur.
c) Genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiştir.
ç) İnsan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksektir.
d) Alan kendine özgü koruma amaçlarına ters düşecek nitelikteki insan faaliyetlerini bünyesinde bulundurmaz.
e) Ekolojik açıdan önemli yoğunlukta olması beklenen yerel türlerin büyük kısmını bünyesinde bulundurur. Doğal süreçler veya zamanla sınırlı müdahalelerle bu yoğunluklara dönüşebilme kabiliyetine sahiptir.
f) Koruma amaçlarına ulaşmak için önemli ve sürekli müdahale istemeyen özellikleri vardır.
g) Gerektiğinde ve mümkün olan durumlarda, alanın belirlenmiş koruma amaçlarına ulaşmasına yardımcı olacak arazi kullanımları ile çevrelenmiştir.
ğ) Basit müdahalelerle yönetilebilirlik özelliklerine sahiptir.
h) Korunacak hedef tür veya türlerin üreme alanlarını ihtiva eder." hükmüne, "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8.maddesinde; "(1) Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır.
(2) Bu alanlar, örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.
(3) Bu alanlar aşağıdaki kriterlerden bir veya birkaçını içerir.
a) Doğal karakterini korumuş, büyük memeliler dahil besin zinciri içerisinde av-avcı ilişkisini muhafaza eden, yerli bitki ve hayvan topluluklarını bulunduran, özgün ekosistem yapısına sahiptir.
b) Modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşır.
c) Doğal alanların ekolojik bütünlüğünü sağlar.
ç) Aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzaktır.
d) Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme gibi hayati ihtiyaçlarını temin edebileceği uygun yaşama şartlarını sağlar.
e) Biyolojik çeşitliliği, ekolojik süreçleri, ekosistem hizmetlerini, ekolojik barınakları muhafaza eder ve iklim değişikliklerine tampon sağlar.
f) Korunacak hedef tür veya türlerin yıl içerisinde dönemlerine bağlı yaptıkları göç ve yayılma alanlarını ve göç yollarını ihtiva eder.
g) Peyzaj değeri yüksektir." hükmüne, geçici 3. maddede ise; "(1) 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 6 ncı maddesi gereğince Kültür ve Turizm Bakanlığından Bakanlığa devredilen mevcut doğal sit alanlarının güncel durumu ön değerlendirme raporuna göre belirlenir. Doğal sit özelliği taşımayan alanların statüsünün iptali; doğal sit özelliği taşıdığı belirlenen alanların ise ardışık en az dört mevsimi kapsayacak ekolojik temelli bilimsel araştırma sonucuna göre koruma statüsünün devamı, yeni statü tesisi veya iptali önerilir." hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Usul Yönünden:
I-Dava açma ehliyetine ilişkin olarak yapılan incelemede;
2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının sübjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır.
Menfaatin, kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerekir. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim konuyla ilgili anayasal ve yasal düzenlemelerde de bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 4667 sayılı Kanun ile değişik 76. maddesinde; Barolar avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış, yine aynı Kanun'un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinin birinci fıkrasının 21. bendinde de, Yönetim Kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirlenmiştir.
Uyuşmazlıkta, 1136 sayılı Kanun'un 76. maddesinde sayılan Baroların görevleri gözönünde bulundurulduğunda, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının, doğrudan, davacı Baro'nun hak ve menfaatlerini etkilemediği; anılan Kanun maddesinin de davacıya hukuken böyle bir hak tanımayacağı açık olduğundan dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile Antalya Barosu arasında menfaat ilişkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan davalılar tarafından davacılardan … Odası … Şubesi ile … Odasının da dava açma ehliyetinin bulunmadığı ileri sürülmüş ise de; dava konusu düzenlemelerin davacı odaların ana Yönetmeliğinde belirtilen kişisel, meşru ve güncel menfaatini ilgilendirdiği anlaşılmıştır.
II- Dava açma süresine ilişkin olarak yapılan incelemede;
Davalılar tarafından, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüş ise de; dava konusu düzenleyici işlemin 08.05.2021 günlü Resmi Gazetede yayımlandığı bakılan davanın ise, 06.07.2021 günü yani altmış günlük dava açma süresinde Danıştay Başkanlığına gönderilmek üzere Antalya İdare Mahkemelerine verilen dilekçe ile açıldığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlık konusu olayda, davalı tarafından ileri sürülen usule ilişkin itirazlara yukarıda belirtilen sebeplerle itibar edilmeyerek davacılardan … Odası … Şubesi ile … Odası yönünden davanın esasına ilişkin inceleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Esas Yönünden:
Uyuşmazlık konusu işlemin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanununun Ek 4.maddesi uyarınca düzenlenen Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik esasları gereği doğal sit alanlarının yeniden değerlendirilmesi, tescil, onay ve ilanına ilişkin olması ve söz konusu uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle 13/10/2021 tarihli ara kararıyla keşif-bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi üzerine, Naip Üye … tarafından re'sen seçilen bilirkişiler; Tarla Bitkileri Uzmanı Prof. Dr. …, Hidrobiyolog Prof. Dr. …, Bitki Sistematikçisi, Ekolog Prof. Dr. …, Çevre Mühendisi Prof. Dr. … ve Peyzaj Mimarı Doç. Dr. …'den oluşan bilirkişi kurulu ile birlikte mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir.
Bilirkişiler tarafından hazırlanan raporda özetle; dava konusu işlemin dayanağı; Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma raporunun, sulak alan sınırlarını belirleyerek, sulak kısımda kalan canlı/tabiat varlıklarını ortaya koyduğunu, bataklığın ekolojik olarak önemini vurguladığını, sonuç kısmında mevcut yapılaşmanın dikkate alınarak doğal sit alanını 2 gruba ayırdığını, 119 hektarlık kısmın nitelikli doğal koruma alanı olarak, 116 hektarlık kısmın ise kesin korunacak hassas alan olarak belirlediğini belirterek raporun, bilimsel usul ve esas açısından uygun olduğu, taşıması gereken asgari niteliklere haiz olduğu, ancak raporda; bitki ve hayvan türlerinin, özellikle nesli tehlike altında ya da endemik olanların alanda bulunduğu yerlerin saptanmasına yönelik çalışma yapılmadığı, özellikle antropojenik etkiler sonucu bozulma görülen ve raporda Nitelikli Koruma Alanı olarak önerilen kısımlarda bu türlerin bulunup bulunmadığının belirtilmediği, bitki türlerinin de fauna, özellikle kuşlar için beslenme, üreme vb. gereklilik açısından değerlendirilmediği, alanın sulak alan olması nedeniyle özellikle üzerinde durulması gereken hidrolojik yapı konusunun yeterince incelenmediği, alan kullanımı konusunun sözlü ifadelerle belirtilip, mekânsal bazda irdelenmediği, rapordaki yaklaşımla bataklığın sit statüsünün yarı oranda küçülmesine neden olunduğu yönünde tespitlere yer verilmiştir,
Daha sonra bilirkişi heyetince alanda yürütülen çalışmalar ve yerinde yapılan gözlemlerle alanın mevcut durumunun belirlenmesine yönelik olarak da; öncelikle Yamansaz Bataklığını besleyen su kaynaklarının çok yakınına kadar sokulan yapılar, seralar, zemine serilen molozlar, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü alanların bulunduğu, bu kullanımların bazıları için özellikle alandaki fauna açısından önemi çok yüksek olan sazlıkların da yer yer kesildiği özellikle yapıların çevresinde, sulak alanın doğası gereği taban suyunun yüksek olması nedeniyle zemine moloz ve inşaat artıklarının serildiği ve alanda tahribat yaratıldığı alandaki özensiz / derme çatma yapısal elemanların, moloz ve inşaat artıklarının, atıkların alanda yarattığı tahribat, ekosistem ve peyzaj bütünlüğü açısından parçalayıcı etkisi yanında görsel anlamda da olumsuzluk yarattığı, fiziksel ve görsel kirlilik oluşturduğu somut tespitlerine yer verilmiştir.
Bilirkişi heyetince dava konusu işlemle belirlenen alanın sınırları ve sahip olduğu nitelikleri itibarıyla mevzuata uygunluğunun değerlendirilmesi sonucunda, Korunan alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik Yönünden Genel İlkeler başlıklı maddeleri uyarınca bu alanların yaşatılması, bozulmasının önüne geçilmesi ve korunması için gereken tedbirlerin alınması ve bu yolda kaçak yapıların önlenmesi, inşaat hafriyatlarının alana dökülmemesi gerekirken alanın (1.Derece Doğal Sit alanı iken) küçültülerek Nitelikli Koruma Alanına dönüştürülmesi ile, koruma dengesinin bozulduğu, ekolojik ekosistem ve habitatın geri dönülemez şekilde yok edildiği, alanın halen Kırkgözden başlayıp doğu yakasında ortaya çıkan yeraltı suları ile beslendiği, gerekli önlemler alındığında çok çabuk eski göl haline dönüşebileceği, Güzeloba ve Kemerağzı arasında kent merkezine 14 km ve denize yaklaşık 2 km mesafede bulunan bu alanın, güneyinde Akdeniz kumulları ve Lara çam ormanlığı ile kuzeyinde 50-50 m’ye yükselen falez yapısı ile eşsiz bir doğa parçası ve mutlak korunması gereken bir alan olduğu, göl yatağı üzerinde yapılan kaçak yapılaşmaların tehlike oluşturduğu, dava konusu karar ile bunların yasallaşacağı ve habitatın yok olmasına neden olacağı, bu nedenle kararda kamu yararının bulunmadığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar (2013)’a göre bu alanlarda örtü altı tarım uygulamalarının yapılmaması gerekmekte iken, Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak belirlenen bölümde seracılık usulü tarım ve hayvancılık yapıldığı, alan kullanımının değiştirilmemesi durumunda mevcut kullanımlarla çevrelediği Kesin Korunacak Hassas Alanı da tehdit edeceği ve ekosistem bütünlüğünü bozacağı, ülkemiz tarafından onaylanan Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesinde; kültürel ve doğal mirasın herhangi bir parçasının bozulmasının veya yok olmasının, bütün dünya milletlerinin mirası için zararlı bir yoksullaşma teşkil ettiğinin belirtildiği göz önüne alındığında, Sözleşmenin bütünü ve öncelikle 2,4,5,6 ve 7.maddelerinin davaya konu işlem ile ihlal edildiği, ayrıca Yamansız Sulak Alanının, bu haliyle yıllar içerisinde gerek tarımsal faaliyetler, gerek hayvancılık ve kaçak yapılaşma ile yok olmaya doğru gideceği düşünüldüğünde, ülkemizin taraf olduğu özellikle Sulak alanların Korunmasına Yönelik (Ramsar) Sözleşme ve diğer sözleşmelere de aykırı davranıldığı tespitlerine yer verilmiştir.
Sonuç olarak; doğal sit alanının daraltılmaması, yukarıda belirtilen nedenlere bağlı olarak yine Kesin Korunacak Hassas Alan olarak kalması gerektiği, halen bu kararın uygulanması durumunda bölge için çok önemli bir sulak alan olan Yamansaz Bataklığının kirleneceği, gittikçe küçüleceği ve gerek su kuşları gerekse flora ve faunaya olumsuz etkisinin oldukça büyük olacağı, uygulanması durumunda doğacak zararların telafisinin hiçbir zaman mümkün olmayacağı, davacılar ve davalı idarelerin iddiaları da göz önünde bulundurularak; taşıdığı doğal değerleri itibarıyla, dava konusu işlemle sınırları yeniden belirlenen kesin korunacak hassas alanın, eski haline oranla sınırlarının daraltılmasının bilimsel olarak doğru bulunmadığı, Doğal Sit Alanının tamamının 2015 yılında belirlenen sınırları ile yeniden Kesin Korunacak Hassas Alan olarak değerlendirilmesi gerektiği, habitat bütünlüğü ve kritik türleri barındırması ve bölgeye su sağlayan kaynaklardan biri olması nedeniyle alanın kuzeyinde belirlenen kayalık ortamın da Kesin Korunacak Hassas Alan sınırları içine dahil edilmesinin uygun olduğu, alanın batı yönünde kentsel, doğu yönünde tarımsal kullanımların arasında kalması nedeniyle üzerindeki baskıların artarak süreceği, bu nedenle acil olarak etkin bir yönetim planının yapılması ve izleme / kontrol çalışmalarının gerçekleştirilmesi, kaçak kullanımların tespit edilerek, ortadan kaldırılması ve ileriye dönük olarak engelleme adımlarının atılması gerektiği ifade edilmiştir.
Anılan bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, rapordaki bilimsel verilerin hukuken kabul edilebilir ve hükme esas alınabilir nitelikte olduğu anlaşıldığından, rapora yapılan itirazlar, raporu kusurlandıracak nitelikte görülmemiştir.
Uyuşmazlıkta yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin ve bilirkişi raporunun birlikte incelenip değerlendirilmesiyle; doğal sit özelliğini koruduğu belirlenen alanın, bölgesel, ulusal ve uluslararası ölçekte öneme sahip bitki ve hayvan türlerinin, özellikle nesli tehlike altında ya da endemik olanların alanda bulunduğu yerlerin saptanmasına yönelik çalışma yapılmadan, özellikle antropojenik etkiler sonucu bozulma görülen ve raporda Nitelikli Koruma Alanı olarak önerilen kısımlarda bu türlerin bulunup bulunmadığı belirtilmeden, bitki türleri fauna, özellikle kuşlar için beslenme, üreme vb. gereklilik açısından değerlendirilmeden, alanın sulak alan olması nedeniyle özellikle üzerinde durulması gereken hidrolojik yapı konusu yeterince incelemeden, kesin korunacak hassas alan olarak belirlenen kısmın hemen sınırında tarım ve hayvancılık, yapılaşma ve şehirleşmeye yönelik insan faaliyetleri (antropojenik etki) sonucu bozulma ve tahrip olma riski çok yüksek olmasına rağmen, alanın kendine özgü koruma amaçlarına ters düşecek nitelikteki bu insan faaliyetleri dikkate alınmadan oluşturulan ve eksik tespitler içerdiği anlaşılan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporuna dayanılarak doğal sit alanının yeniden değerlendirildiği görülmüştür.
Öte yandan; Halihazırda yürürlükte bulunan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun "Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları" ile ilgili 728 sayılı İlke Kararı'nda, alanın taşıdığı özelliğe göre I., II. ve III. Derece Doğal Sit olarak belirlenmesine yönelik bir kategorilendirme yapılmakta iken, 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik ile doğal sit alanlarının tespit ve tesciline ilişkin yeni kriterler belirlenmiş, bu alanlar, Kesin Korunacak Hassas Alanlar, Nitelikli Doğal Koruma Alanları ve Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları olarak üç kategoriye ayrılmış ve bu alanlara ilişkin tanımlamalar ile bu alanların ayırt edici özellikleri ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
Mer'iyetlerini birlikte devam ettiren, 728 sayılı İlke Kararı ile anılan Yönetmelik düzenlemelerinin birlikte incelenmesinden, 728 sayılı İlke Kararı'ndaki kategoriler ile anılan Yönetmelik'teki kategorilerin birbirlerine denk alanları ifade etmediği, başka bir deyişle, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'te tanımlanan Kesin Korunacak Hassas Alanların, I. Derece Doğal Sit Alanı; Nitelikli Doğal Koruma Alanlarının, II. Derece Doğal Sit Alanı; Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ise III. Derece Doğal Sit Alanı ile aynı özellikteki alanları ifade etmediği, davalı idarelerin itiraz dilekçesinde de ifade edildiği üzere Kesin Korunacak Hassas Alanların, 728 sayılı İlke Kararı'nda tanımlanan I. Derece Doğal Sit Alanına göre daha katı bir koruma statüsünün olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının, dava konusu alana ilişkin doğal sit sınırlarını değiştiren bir işlem niteliğinde olmadığı, 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik düzenlemeleri çerçevesinde, dava konusu doğal sit alanının, koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi neticesinde, koruma kategorilerinden olan Kesin Korunacak Hassas Alan sınırlarının belirlenmesine yönelik bir işlem olduğu açıktır.
Bu itibarla, eksik tespitler içerdiği anlaşılan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporuna dayalı olarak tesis edilen davaya konu işlemin mevcut haliyle uygulanması durumunda antropojenik etki nedeniyle kesin korunacak hassas alan dışında bırakılan alanın koruma statüsü daha düşük olduğundan bölgesel, ulusal veya uluslararası öneme sahip tür, habitat ve ekosistemleri yönünden dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacılardan … Odası … Şubesi ve … Odası … Şubesi yönünden, dava konusu Antalya ili, Muratpaşa İlçesi sınırları içerisinde bulunan Yamansaz Bataklığı Doğal Sit alanınının koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda, ekli kroki ile listede sınırları ve koordinatları gösterilen alanın kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 08/05/2021 tarih ve 31478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 07/05/2021 tarih ve 3968 sayılı Cumhurbaşkanı kararının İPTALİNE usulde oyçokluğu, esasta oybirliğiyle,
2. Davacılardan Antalya Barosu yönünden DAVANIN EHLİYET NEDENİYLE REDDİNE oyçokluğuyla,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen davacılar tarafından yapılan toplam …-TL yargılama giderinin haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen …-TL'sinin davacılar üzerinde bırakılmasına, …-TL'sinin davalı idarelerden alınarak davacılara verilmesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …-TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacılara verilmesine, …-TL vekalet ücretinin ise davacılardan alınarak davalı idarelere verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarların kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 29/03/2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY (X):
Anayasa'nın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan kamu tüzelkişilikleri olduğu ve bu meslek kuruluşlarının, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacağı esasları göz önünde bulundurulduğunda, davacılardan Antalya Barosu'nun dava konusu işlemin iptalini istemekte hukuken korunması gereken bir menfaatinin bulunduğu görüşüyle, Dairemizce davacı Baro yönünden davanın ehliyet nedeniyle reddi yolunda verilen karara katılmıyorum.
KARŞI OY (XX):
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin (a) fıkrasında; idari davaların idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırılı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı hükme bağlanmış, aynı Kanunun "Dilekçeler Üzerine İlk İnceleme" başlıklı 14/3. maddesinde "Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından: a) Görev ve yetki, b) İdari merci tecavüzü, c) Ehliyet, d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, e) Süre aşımı, f) Husumet, g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları, yönlerinden sırasıyla incelenir.'' hükmü yer almış olup "İlk inceleme üzerine verilen karar" başlıklı 15/1. maddesinde ise, Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3. fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14. maddenin; b-) 3/c, 3/d ve 3/c bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullarından birisi olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmak suretiyle idarenin işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. Her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir.
T.C. Anayasasının kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde; "...Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla konulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişilikleridir... Bu meslek kuruluşları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar." hükmü yer almıştır.
Öte yandan; 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği Kanununun 2. maddesinde; "mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak; meslek ve menfaatleriyle ilgili işlerde resmi makamlarla işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve tekliflerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı normları, fenni şartnameleri incelemek ve bunlar hakkındaki görüş ve düşünceleri ilgililere bildirmek" birliğin kuruluş amacları arasında sayılmış, 13. maddesinde; "Lüzum görülen yerlerde Birlik Umumi Heyeti Kararı ile (Türk mühendis ve mimarları odaları) açılabilir." hükmüne, 14. maddesinde; "Her ihtisas şubesi yalnız bir oda açar. İhtisas veya iştigal mevzularının taalluk ettiği odaya kaydolunurlar" hükmüne, 19. maddesinde ise; "Odalar, bu Kanunun 2. maddesinde belirtilen amaç için Birlik Umumi Heyetince kararlaştırılan işlerden yalnız odalarını ilgilendiren kısımlar ile görevlidirler. Odalar ve organları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar." hükmüne yer verilmiştir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının idari işlemlere karşı sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyetleri bulunmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açıkça belirtilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; Antalya İli, Muratpaşa İlçesi sınırları içerisinde bulunan Yamansaz Bataklığı Doğal Sit Alanının koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda alanın sınırlarının yeniden belirlenerek "Kesin Korunacak Hassas Alan" olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 08/05/2021 tarih ve 31478 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 07/05/2021 tarih ve 3968 sayılı Cumhurbaşkanı Kararına karşı, anılan karar ile söz konusu alanın koruma statüsünün değiştirilip, sınırlarının daraltılması suretiyle önceki durumuna oranla doğal yapısının korunmasının daha zorlaştırıldığından bahisle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda; davacı odaların yalnız odalarını ve üyelerini ilgilendiren kısımlar ile görevli bulunduğu dikkate alınarak odaların kuruluş amacı ve faaliyet alanları dava konusu işlem birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu Cumhurbaşkanı kararının davacı odaların veya üyelerinin menfaatlerini etkilemediği, bu nedenlerle davacıların subjektif dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı görüşüyle, davanın ehliyet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken esasının incelenmesine geçilmesi yönündeki çoğunluk kararına katılmıyorum.