T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2021/8663
Karar No : 2023/5800
TEMYİZ EDENLER (DAVACILAR) : 1- ... 2- ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
2- ... Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU :... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi ve 2981/3290 sayılı Kanunun Ek 1. maddesi uyarınca ... tarihli, ... sayılı ve ... tarihli, ... sayılı Tuzla Belediye encümeni kararlarıyla kabul edilen parselasyon işlemi ile dayanağı 01/06/2011 onay tarihli 1/1000 ölçekli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi Uygulama İmar Planı, 18/04/2014 onay tarihli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi Uygulama İmar Planı Değişikliği ve 29/05/2010 onay tarihli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi 1/5000 ölçekli nazım imar planının davacıların murisine ait İstanbul ili, Tuzla ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı yönünden; dava konusu 29/05/2010 onay tarihli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı'nın 09/07/2010-09/08/2010 tarihleri arasında, 01/06/2011 onay tarihli 1/1000 ölçekli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi Uygulama İmar Planı'nın 05/07/2011-05/08/2011 tarihleri arasında, 18/04/2014 tasdik tarihli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi Uygulama İmar Planı Değişikliği'nin ise; 20/05/2014-18/06/2014 tarihleri arasında askıya çıkarılarak ilan edildiği, anılan imar planlarına yönelik olarak askı süreleri içerisinde davacıların murisi tarafından yapılan herhangi bir itirazın bulunmadığı, imar planlarına yönelik askı ilan tarihinden veya yapılan itirazın reddedildiği tarihten itibaren 60 günlük yasal dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekliliği bulunduğu halde, bu süre geçirilerek, 12/06/2020 tarihinde kayda giren dilekçe ile açılan davanın süreaşımı nedeniyle esasının incelenmesi olanağı bulunmadığı, parselasyon işlemi yönünden; dava konusu işlemin tesis edildiği 19.04.2005 tarihinde uyuşmazlığa konu taşınmazın davacıların murisi ...'ın mülkiyetinde bulunmadığı, taşınmazın davacıların murisinin mülkiyetine satış neticesinde 11/04/2006 tarihinde geçmesiyle birlikte taşınmaz üzerinde dava açma hakkı dahil tüm haklara sahip olduğunun kabul edilmesi gerektiği, ancak önceki malik tarafından dava konusu işleme karşı dava açılmamasının sonucu olarak kesinleşen parselasyon ile ilgili yeni malik sıfatı ile davacıların murisi ve dolayısıyla davacılar açısından yeni bir dava açma süresinin ihya olmayacağı gibi söz konusu taşınmazın satın alınması sonrasında davacıların murisince açılmış herhangi bir davanın da bulunmaması hususu dikkate alındığında davanın bu kısmı yönünden de süre aşımı nedeniyle esasının incelenemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti:Uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu 29/05/2010 onay tarihli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı'nın 09/07/2010-09/08/2010 tarihleri arasında, 01/06/2011 onay tarihli 1/1000 ölçekli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi Uygulama İmar Planı'nın 05/07/2011-05/08/2011 tarihleri arasında, 18/04/2014 tasdik tarihli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi Uygulama İmar Planı Değişikliği'nin ise; 20/05/2014-18/06/2014 tarihleri arasında askı süreci sonucunda kesinleştiği, dava konusu edilen parselasyon işleminin ise ... tarihli ... sayılı ve ... tarihli, ... sayılı belediye encümeni kararları ile gerçekleştirildiği ve askı süreci sonucunda parselasyon işleminin de kesinleştiği, 2577 Sayılı Kanunun 11. maddesine 14/2/2020 tarih ve 7221 sayılı Kanunun 6. maddesi ile eklenen 8. fıkrasında ise, kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabileceği hüküm altına alındığından, 29/05/2010 onay tarihli nazım imar planı, 01/06/2011 onay tarihli uygulama imar planı, 18/04/2014 tarihli uygulama imar planı değişikliği ile 31/05/2005 tarihli parselasyon işlemine karşı 12/06/2020 tarihinde kayda giren dilekçe ile açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmadığı, öte yandan, anılan Kanun hükmünde parselasyon planları ile imar planlarına karşı her halde beş yıl içinde dava açılabileceği hükme bağlandığından davacının imar durumu başvurusunun geçirilmiş olan süreyi canlandırmayacağı açık olacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :Usul ve yasaya aykırı olan idari dava dairesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Usul ve yasaya uygun olan idari dava dairesi kararının onaylanması gerektiği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ... 'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY : Davacıların murisi ... 'a ait İstanbul ili, Tuzla ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazı kapsayan alanın, 15/06/2009 tasdik tarihli 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı'nda "havza içi rehabilite edilecek alan" olarak belirlendiği, 29/05/2010 onay tarihli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı'nda kısmen "yol alanı" kısmen "dini tesis alanı" fonksiyonlarında, 01/06/2011 ve 18/04/2014 onay tarihli 1/1000 ölçekli Ömerli Havzası Tuzla İlçesi Tepeören Bölgesi Uygulama İmar Planı'nda kısmen "yol alanı" kısmen "dini tesis alanı" kısmen de "otopark alanı" fonksiyonlarında kaldığı, ...'ın vefatı sonrasında mirasçıları olan davacılar tarafından, taşınmazın bulunduğu alanda parselasyon işlemi gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ve imar durumunun bildirilmesi istemiyle yapılan 19/02/2020 tarihli başvuruya cevaben taşınmazın 28/07/2005 tescil tarihli parselasyon işlemi ile düzenleme ortaklık payı (DOP) ve kamu ortaklık payı (KOP) kesintilerinin yapıldığı ve taşınmazın imar planlarında kısmen "yol alanı" kısmen "dini tesis alanı" fonksiyonlarında kaldığının belirtilmesi üzerine anılan parselasyon işlemi ile dayanğı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve 1/5000 ölçekli nazım imar planının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7.maddesinin 4. fıkrasında ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri hüküm altına alınmakla, ilanı gereken düzenleyici işlemler yönünden ilgililere uygulama üzerine dava açma olanağı tanındığı tartışmasızdır. Aynı Kanunun 11. maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki halindeki ilk üç bendinde ise, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılmasının, geri alınmasının, değiştirilmesinin veya yeni bir işlem tesis edilmesinin üst makamdan, üst makam yoksa işlemi tesis etmiş olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, başvuruya altmış gün içinde cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması durumunda ise dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçen sürenin de hesaba katılacağı hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, 14.02.2020 tarih ve 7221 sayılı Kanunun 6. maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesine, "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir" hükmü eklenmiştir. 20.02.2020 tarih ve 31045 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7221 sayılı Yasanın 38.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde de, "Bu Kanunun; a) 6 ncı maddesiyle 3194 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin sonuna eklenen paragrafın birinci cümlesi hükümleri 1/7/2020 tarihinde" yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
7221 sayılı Kanunla 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesine eklenerek 20.02.2020 tarih ve 31045 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve 38.maddesi gereğince 01.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir" hükmünün yürürlüğe girdiği 01.07.2020 tarihinden önce kesinleşen imar ve parselasyon planları için uygulanıp uygulanamayacağı uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır.
Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devleti ilkesinin yerine getirilmesi zorunlu koşullardandır. Yapılan düzenlemelerde istikrar, belirlilik ve öngörülebilirlik göz önünde bulundurularak hukuki güvenlik sağlanır. Bireyin insan olarak varlığının korunmasını amaçlayan hukuk devletinde vatandaşların hukuk güvenliğinin sağlanması zorunludur. Devlet açık ve belirgin hukuk kurallarını yürürlüğe koyarak bunları uyguladığı zaman hukuk güvenliği sağlanır.
Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin (AYM) çeşitli kararlarında, kanunların geriye yürümezlik ilkesi tartışılmıştır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşulları arasında hukuki güvenlik ilkesi bulunmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuki güvenlik, kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturur. “Kanunların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir. (AYM, 13/2/2019 tarih ve E:2018/103, K:2019/4 sayılı karar).
Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerinden biri olup hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir (AYM, 28/12/2017 tarih ve E:2016/150, K:2017/179 sayılı karar).
Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi de hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak kanunlar, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanır (AYM, 24/12/2020 tarih ve E:2017/21, K: 2020/77 sayılı karar).
Ancak kanun koyucunun kişilerin lehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak kanun yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğuna kuşku yoktur (AYM, 28/12/2017, E.2016/150, K.2017/179 sayılı karar).
Düzenlemede beklenen kamu yararının, "imar planlarının ve imar uygulamalarının sürüncemede kalmaması, mülkiyet haklarının kısıtlanmaması ve idari işlemlerin istikrarının sağlanması amacıyla (7221 sayılı Kanunun 6.maddesinin gerekçesi)" tesis edildiği kabul edilmekle birlikte bu konuda bireylerin haklarının ve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukuk devletinin bir gereğidir.
Yasaların kural olarak yayımlandıkları tarihte yürürlüğe girecekleri ve bu tarihten sonraki olay ve hukuki uyuşmazlıklara uygulanacakları tabiidir.
Yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarından, hukuki güvenlik ilkesinden hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerektiği anlaşılmakta olup kural olarak hukuki güvenlik ilkesi, kanunların geriye yürütülmemesini gerekli kılmaktadır. Uyuşmazlığa konu düzenlemenin daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi hukukun genel ilkelerinden biri olan kazanılmış haklara saygı ilkesinin de zedelenmesine neden olacaktır.
Düzenlemede, yürürlük tarihinden önce kesinleşmiş imar planı ve parselasyon işlemlerine dava açılması durumunda dava açılmasını engellemeye yönelik hak düşürücü nitelikte olan 5 yıllık sürenin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir hüküm yer almamaktadır. Bu açıdan bakıldığında düzenlemenin, 7221 sayılı Yasanın 6. maddesi ile yürürlük tarihinden önce kesinleşmiş imar planı ve parselasyon işlemlerini de kapsayıp kapsamadığı hususunda tereddüt bulunmaktadır. Bu durumda, yapılan düzenlemenin kanunların geriye yürütülmemesi ilkesinin istisnaları kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun irdelenmesi gerekmektedir.
7221 sayılı Kanunun 6. maddesi ile getirilen sınırlama, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı bir durum kapsamında değerlendirilemez.
Bu sebeple, 7221 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce, 2577 sayılı Yasanın 7/4 maddesi uyarınca düzenleyici işlem niteliğinde olan imar planlarına karşı uygulama işlemi üzerine yasal dava açma süresi içinde dava açabileceklerine dair düzenlemeden faydalanma hakkına sahip kişilere yönelik 7221 sayılı Yasanın dava açma süresini beş yıl olarak sınırlayan hükmünün geriye dönük olarak uygulanması hukuka olan güven duygusunu zedeler ve hukuk güvenliği ilkesi ile de bağdaşmaz.
Yine, Danıştay Altıncı Dairesinin istikrar kazanmış içtihadına göre, 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemi, parsel bazında getirdiği kararlar nedeniyle bireysel işlem mahiyeti taşıdığı, bu özelliği nedeniyle parselasyon planlarının ilan edilmesinin yanı sıra ilgilisine yazılı olarak da tebliğ edilmesi gerektiği, yazılı olarak tebliğ edilmeyen parselasyon planlarının ilgilisince sonradan öğrenilmesi ve/veya kararın tebliğ edilmesi halinde bu tarihten itibaren dava açma sürelerinin hesaplanması gerekmektedir.
7221 sayılı Kanunun 6. maddesi ile getirilen düzenlemenin, yasanın yayım tarihinden önce kesinleşmiş imar planı ve parselasyon planlarına karşı dava açma süresini beş yıl olarak sınırlandırdığı biçiminde yorumlanması yasa hükmünün geriye yürütülmesi anlamına gelmekte ve Anayasa'da yer alan hukuk devleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Uyuşmazlık konusu imar planları yönünden incelendiğinde;
İmar planları düzenleyici işlemler olduğundan uygulama işlemi üzerine işlem ile birlikte imar planına veya doğrudan işlemin dayanağı olan imar planına karşı yeniden dava açma hakkının bulunduğunda ve bu aşamada dava açma süresinin uygulama işleminin süresine tabi olduğunda tartışma bulunmamaktadır.
Yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren, uygulama imar planı ile plan notları ve Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği uyarınca düzenlenen, projelerin hazırlanmasına esas oluşturan, taşınmaz için öngörülen arazi kullanım kararı ile yapılaşma koşullarını detaylı bir şekilde gösteren imar durum belgesi, mevcut uygulama imar planının uygulaması niteliğinde bir işlem olduğundan, askı-ilan sürelerine bağlı kalınmaksızın, düzenleyici işlem mahiyetindeki mevcut uygulama imar planının iptali istenebilecektir.
Davacılar tarafından, taşınmazın bulunduğu alanda parselasyon işlemi gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ve imar durumunun bildirilmesi istemiyle yapılan 19/02/2020 tarihli başvuruya davalı idare tarafından verilen 4.03.2020 tarihli cevap üzerine Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılmasını ve yargı alanında doğabilecek hak kayıplarını önlemek amacıyla 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un geçici 1. maddesi ile 2577 sayılı Kanun'da belirlenen sürelerin 13/03/2020 tarihinde durdurulduğu ve 15/06/2020 (bu tarih dahil) tarihinden itibaren yeniden işlemeye başladığı dikkate alınarak 12.06.2020 tarihinde açılan davanın imar planları yönünden süresinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Parselasyon işlemi bakımında ise; parselasyon işleminin 2005 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planının ise 2011 tarihli olması birlikte dikkate alındığında parselasyon işleminin yürürlükte olup olmadığı yürürlükte değilse dava tarihi itibariyle yürürlükte olan parselasyon işlemine göre davanın süresinde açılıp açılmadığı araştırılmadan parselasyon planları ile imar planlarına karşı her halde beş yıl içinde dava açılabileceği hükme bağlandığı gerekçesiyle verilen davanın süreaşımı nedeniyle reddine ilişkin karar, dava açma süresini beş yıl olarak sınırlayan hükmün geriye dönük olarak uygulanması olup, hukuka olan güven duygusunu zedeleyecek olup, hukuk güvenliği ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, temyize konu davanın süre aşımı nedeniyle reddine dair İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun gerekçeli reddi yolundaki İdari Dava Dairesi kararında isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun gerekçeli reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 12/06/2023 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.