T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/8968
Karar No : 2022/10483
DAVACI : …
DAVALI : … / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Bozcaada eski Hakimi olup Elbistan Hakimi iken meslekten çekilen davacının, meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla reddedilmesi üzerine, söz konusu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Bozcaada'daki üç yıllık görev süresi boyunca tek hakim olarak görev yaptığı, meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına gerekçe olarak gösterilen kadastro tespitine itiraz davasında; davalı tarafın temyiz hakkının elinden alınması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, anılan davada verilen kararın temyiz edildiği ve Yargıtayca onanarak kesinleştiği, hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildiği, hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmadan meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiği, savunma hakkının kısıtlandığı, dava konusu kararın hiçbir araştırma yapılmadan tesis edildiği iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davacının Bozcaada Kadastro Mahkemesi Hakimi olarak görev yaptığı dönemde, E:… sayılı kadastro tespitine itiraz davasında, davalılardan beşinin ölmüş olmasının dosyasında bulunan veraset ilamları ile de anlaşılıyor olmasına rağmen, dava dilekçesi ve duruşma davetiyelerinin bu kişilerle oturduğu tespit edilemeyen ...'a yaptırılmasını sağladığı, ardından bu kişilerin duruşmaya gelmemesi üzerine davanın kabulü ile yine hayatta olmayan bu beş davalıya kalemde kararın tebliğinin yapılmış gibi gösterilmek suretiyle temyiz edilmeksizin kararın kesinleştirildiği; adli yargılama boyutuyla en son … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, davacıya resmi evrakta sahtecilik suçundan 4 yıl, 8 ay, 7 gün hapis cezası verildiği; ancak Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, kamu davasının zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildiği, her ne kadar davacı hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmasa da disiplin hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda ceza yargılamasının hiçbir bağlayıcılığının olmadığı, söz konusu eylemin mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu, bu eylemine karşılık uygulanan meslekten çıkarma cezası işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Danıştay Beşinci Dairesinin 18/09/2018 tarih ve E:2016/19719, K:2018/15619 sayılı kararının bozulmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 19/04/2021 tarih ve E:2019/2514, K:2021/806 sayılı kararına uyularak, bozma kararı doğrultusunda karar verilmesi 2577 sayılı Yasa hükmü gereği olduğundan, anılan bozma kararı doğrultusunda davanın reddi yolunda hüküm kurulması gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Bozcaada hâkimi olarak görev yapan davacının, meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…, K… sayılı kararıyla reddedilmesi üzerine, söz konusu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptali istemiyle dava açılmıştır.
İncelenen davada daha önce Danıştay Beşinci Dairesinin 18/09/2018 tarih ve E:2016/19719, K:2018/15619 sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ise de ; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun temyiz incelemesi sonucunda verdiği 19.04.2021 tarih ve E:2019/2514,K:2021/806 sayılı kararıyla ; " davacı hakkında disiplin soruşturması ile birlikte resmi evrakta sahtecilik suçundan açılan kamu davası sonunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, davacının resmi evrakta sahtecilik suçundan 4 yıl, 8 ay, 7 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı ancak Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozma kararı verildiği anlaşılmaktadır. Davacının mahkumiyetine ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında, "...Resmi belgede sahtecilik suçunun maddi konusu kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen belgedir. Belgenin resmi nitelik taşıyabilmesi için üç unsur aranmıştır. Belgenin bir kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olması, belgenin görevin gereği düzenlenmiş olması ve belgenin prosedürüne uygun bir şekilde düzenlenmiş olması gerekmektedir. Somut olayda, sanık ...'ın da suça iştirakiyle sanık ...'in (davacı) bilgisi dahilinde sanık ... tarafından düzenlenen tebligat belgelerinin prosedüre uygun ancak içeriği gereğe aykırı bir şekilde tanzim edildiği anlaşılmıştır. Bu belgenin aldatma yeteneğinin olduğu ve bu doğrultuda kararın kesinleştirilmesinde kullanılan belge olduğu da açıktır. Ayrıca söz konusu resmi belgenin aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli resmi belgelerden olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle sanık ...'ın suça azmettiren olarak eyleme iştirak ettiği, kamu görevlisi olan sanık ...'in bilgisi dahilinde sanık ... tarafından belgenin düzenlenip kararın kesinleştirilmesi işleminde kullanıldığı, böylelikle sanıkların eyleminin iştirak halinde ve teselsül eden memurun resmi evrakta sahteciliği suçuna uyduğu anlaşılarak..." ifadelerine yer verildiği, dolayısıyla maddi vakanın ve davacı da dahil olmak üzere diğer sanıkların kast ve kusur durumlarının ortaya konulduğu, Yargıtayca usule yönelik olarak verilen bozma kararının bu karardaki tespitleri ortadan kaldırır nitelikte olmadığı, öte yandan 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesinin son fıkrasında "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmese ve hükümlülüğü gerektirmese bile..." ifadesine yer verilmek suretiyle eylem nedeniyle disiplin cezası verilebilmesi için ceza yargılaması anlamında suç teşkil etmesinin aranmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için davacının ceza yargılaması ile de ortaya konulan eylemlerinin hâkimlik mesleğinin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Somut olayda davacının bu eylemler karşılığında maddi bir menfaat temin ettiğine ilişkin olarak yapılmış bir tespit bulunmamakta ise de, davacının ve diğer görevlilerin teselsül eden kasti eylemleri neticesinde taşınmazın usule ve kanuna aykırı şekilde haklı olduğu tespit edilmeyen bir kişi üzerine tescilinin sağlandığının açık olduğu, yargılamanın amacından bu şekilde bir sapmanın, adalete ve yargılama makamlarına olan toplum nezdindeki güvenin zedelenmesine neden olacağı, bu nedenle davacının eyleminin mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediğinden dava konusu işlemin iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmadığı" gerekçesiyle ,anılan kararın bozulmasına kesin olarak karar verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 50. maddesi uyarınca, Danıştay'ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesi sonucunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nca verilen bozma kararlarına Danıştay Dava Dairelerince uyulması zorunlu olduğundan, bozma kararında yer alan gerekçeler uyarınca davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, Dairemizin dava konusu işlemin iptali yolundaki 18/09/2018 tarih ve E:2016/19719, K:2018/15619 sayılı kararının Danıştay İdarî Dava Daireleri Kurulunun 19/04/2021 tarih ve E:2019/2514, K:2021/806 sayılı kararıyla bozulması üzerine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bozma kararına uyularak gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Davacı, Bozcaada Kadastro Mahkemesi Hâkimi olarak görev yapmaktadır.
... isimli şahsa vekaleten Avukat ... tarafından, kadastro malikleri ..., ..., ..., ..., ... ve ... isimli şahıslar aleyhine, tespitin iptali ile taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesi istemiyle E:… sayısında kadastro tespit davası açılmıştır.
Anılan dosyada, davalı ...'un Atina'da ikamet ettiği, diğer davalıların davadan önce vefat ettikleri belirlenmesine, davalı ...'in veraset ilamının dosyaya sunulmasına, dolayısıyla davalılardan beşinin vefat etmiş durumda olduğu bilinmesine rağmen, dava dilekçesi ve duruşma günü tebligatının, ...'in mirasçıları …, …, …, …, … ve …'a verilmek üzere, bu kişilerle aynı çatı altında oturduğu tespit edilemeyen ...'a yapıldığı, vefat ettiği belirlenen davalıların mirasçıları ile sağ olduğu bildirilen ...'a tebligat yapılmadığı, buna rağmen davacı tarafından gerekçeli kararda "Davalıların yapılan tebligata rağmen duruşmaya katılmadıkları" belirtilmek suretiyle 23/08/1994 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği, daha sonra, zabıt katibi vasıtasıyla, beşi vefat etmiş, biri Atina'da oturan davalılara bizzat kalemde karar tebliği yapılmış gibi evrak düzenlenip gerekçeli kararın altına "Kararın taraflara tebliğ edildiği, taraflarca temyiz edilmeksizin 21/09/1994 tarihinde kesinleştiği" şeklinde gerçeğe aykırı şerh düşülerek kararın kesinleştirildiği ve bu suretle dava konusu taşınmazın davacı ... adına tescil edilmesinin sağlandığı yolunda taşınmazın gerçek maliki olduğunu iddia eden kişi tarafından yapılan şikayet üzerine açılan soruşturma sonucunda şikayete konu eylemin sübuta erdiği gerekçesiyle 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesinin son fıkrası uyarınca davacı meslekten çıkarılmıştır.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69. maddesinin son fıkrasında; "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacı hakkında disiplin soruşturması ile birlikte resmi evrakta sahtecilik suçundan açılan kamu davası sonucunda, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, davacının resmi evrakta sahtecilik suçundan 4 yıl, 8 ay, 7 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı ancak Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozma kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Davacının mahkumiyetine ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:2009/115 sayılı kararında, "...Resmi belgede sahtecilik suçunun maddi konusu kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen belgedir. Belgenin resmi nitelik taşıyabilmesi için üç unsur aranmıştır. Belgenin bir kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olması, belgenin görevin gereği düzenlenmiş olması ve belgenin prosedürüne uygun bir şekilde düzenlenmiş olması gerekmektedir. Somut olayda, sanık ...'ın da suça iştirakiyle sanık ...'in (davacı) bilgisi dahilinde sanık ... tarafından düzenlenen tebligat belgelerinin prosedüre uygun ancak içeriği gereğe aykırı bir şekilde tanzim edildiği anlaşılmıştır. Bu belgenin aldatma yeteneğinin olduğu ve bu doğrultuda kararın kesinleştirilmesinde kullanılan belge olduğu da açıktır. Ayrıca söz konusu resmi belgenin aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli resmi belgelerden olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle sanık ...'ın suça azmettiren olarak eyleme iştirak ettiği, kamu görevlisi olan sanık ...'in bilgisi dahilinde sanık ... tarafından belgenin düzenlenip kararın kesinleştirilmesi işleminde kullanıldığı, böylelikle sanıkların eyleminin iştirak halinde ve teselsül eden memurun resmi evrakta sahteciliği suçuna uyduğu anlaşılarak..." ifadelerine yer verildiği, dolayısıyla maddi vakanın ve davacı da dahil olmak üzere diğer sanıkların kast ve kusur durumlarının ortaya konulduğu, Yargıtayca usule yönelik olarak verilen bozma kararının bu karardaki tespitleri ortadan kaldırır nitelikte olmadığı, öte yandan 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesinin son fıkrasında "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmese ve hükümlülüğü gerektirmese bile..." ifadesine yer verilmek suretiyle eylem nedeniyle disiplin cezası verilebilmesi için ceza yargılaması anlamında suç teşkil etmesinin aranmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için davacının ceza yargılaması ile de ortaya konan eylemlerinin hâkimlik mesleğinin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olup olmadığının tespiti gerekmektedir.
Somut olayda, davacının sözü edilen eylemlerinin karşılığında maddi bir menfaat temin ettiğine ilişkin olarak yapılmış bir tespit bulunmamakta ise de, davacının ve diğer görevlilerin teselsül eden kasti eylemleri neticesinde taşınmazın usule ve kanuna aykırı şekilde haklı olduğu tespit edilmeyen bir kişi üzerine tescilinin sağlandığının açık olduğu, yargılamanın amacından bu şekilde bir sapmanın, adalete ve yargılama makamlarına olan toplum nezdindeki güvenin zedelenmesine neden olacağı, bu nedenle davacının eyleminin, mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddi yolundaki Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacı tarafından yapılan toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idare tarafından yapılan toplam …-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
3. Re'sen genel bütçeden karşılanan …-TL posta giderinin davacıdan tahsili için ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21/12/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.