T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/980
Karar No : 2022/3592
TEMYİZ EDEN (DAVACI) :…
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 14/12/2020 tarih ve E:2017/9359, K:2020/5774 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 14/12/2020 tarih ve E:2017/9359, K:2020/5774 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, beraat kararı verildiği görülmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgüt toplantılarına katıldığına, bu toplantılarda sohbet hocalığı yaptığına ve diğer hususlara yönelik ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Asya Katılım Bankası Hesabı yönünden, dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerden, davacının Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabının olduğu, anılan hesabın 10/05/1999 tarihinde açıldığı ve 01/01/2014 tarihinden itibaren cari hesaba 103.996,35 TL, katılım hesabına 82.527,86 TL olmak üzere toplamda 186.524,21 TL paranın yatırıldığı, Bankanın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihi itibarıyla ise katılım hesabındaki bakiyenin 11.763,05 TL olduğunun görüldüğü; örgüt liderinin talimatı sonrasında örgütün amacına hizmet eden bir finans kuruluşu olan Bankanın mali durumuna destek olmak amacıyla davacı tarafından gerçekleştirilen para yatırma işleminin davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varıldığı,
Davacının kendi beyanları yönünden, davacının üniversiteye hazırlık döneminde FETÖ/PDY bağlantılı Midyat/Sur Dersanesine gittiğine, üniversite döneminde kısa bir süre FETÖ/PDY bağlantılı evlerde kaldığına, FETÖ/PDY ile zaman zaman irtibatının olduğuna, örgütün yayın organlarından olan Zaman Gazetesi aboneliğinin bulunduğuna, Bank Asya'da bireysel emeklilik hesabının ve bu hesaba bağlı banka hesabının bulunduğuna ve diğer hususlara yönelik beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Diğer hususlar yönünden, dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerden, davacının örgüte müzahir STV grubuna ait kanalların Digitürk Platformundan çıkarıldığı 08/10/2015 tarihinden dört gün sonra 12/10/2015 tarihinde Digitürk aboneliğini iptal ettirdiğinin tespit edildiğinin görüldüğü; bu kapsamda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek, örgüte müzahir söz konusu kanalların Digitürk Platformundan çıkarıldığı tarihten dört gün sonra Digitürk aboneliğini sonlandırmasına ilişkin durumun, davacı hakkındaki diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğunun değerlendirildiği belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Öte yandan, davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen ve 09/12/2019 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren dilekçesi ile dava konusu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme imkânının bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, temyizi istenen ret kararında gerekçe olarak belirtilen hususların yargılandığı ve beraatine karar verildiği ağır ceza mahkemesinde tartışıldığı ve çürütüldüğü; BİMER'e hakkında gönderilen ihbar mesajlarının sahte olduğunun ispatlandığı; kendisini lise döneminden itibaren tanıyan ve üniversite okuduğu esnada dört yıl boyunca ev arkadaşlığı yaptığı ev arkadaşları V.K. ve V.Y.'nin mahkeme huzurundaki ifadelerinde “hiçbir zaman örgüt evinde kalmadığı, lise ve üniversite hayatı boyunca herhangi bir örgütle irtibat ve iltisakının olmadığı, herhangi bir örgüt sohbetine katılmadığı ve övücü hiçbir söz ve fiilinin olmadığı" yönünde ifade verdikleri, yanında staj yaptığı avukat K.A.'nın mahkeme huzurundaki ifadesinde "herhangi bir örgütle irtibat ve iltisakının olmadığı, örgüt sohbetine katılmadığı ve övücü hiçbir söz ve filinin olmadığı" yönünde ifade verdiği, ancak Dairenin ret kararında mahkeme huzurunda verilen bu ifadeleri görmediği ve iftira olan ifadeleri esas almayı tercih ettiği; itirafçı A.A.'nın mahkeme huzurundaki ifadesiyle T.Ç.'nin ifadesinin çürütüldüğü, buna rağmen Daire kararında ifadeleri iftira olduğu ispatlanan T.Ç.'nin ifadesinin esas alındığı; itirafçı A.A.'nın örgüt ile irtibatlı olduğunu iddia ettiği yaklaşık 40-50 kişinin ismini verdiği, ayrıca İstanbul Adliyesinde irtibatlı olduğunu iddia ettiği kişilerin de ismini verdiği, ifadeleri net olan bu kişinin, örgüt ile hiçbir irtibatının olmadığını kesin olarak ifade ettiği; V.Ö. isimli şahsı hiçbir şekilde tanımadığı, telefon geçmişi dâhil her türlü araştırmayı istediği ve bu şahıs ile yüzleştirme ve teşhis yaptırılmasını mahkeme aşamasında talep ettiği, ancak mahkemenin bu şahsa ait beyanlara, 17-25 Aralık öncesine ait olduğundan bahisle itibar etmediği; T.Ç.'nin bir takım Whatsapp görüşmelerinden bahsettiği, bu iftirayı çürütmek için T.Ç.'nin telefonunun incelenmesini ağır ceza mahkemesinden istediği, ancak bu şahis iddialarının asılsız olduğunu bildiği için telefonunu mahkemeye sunmayı kabul etmediği, bu nedenle ceza mahkemesinin gerekçeli kararında bu beyanların esas alınmadığı, ağır ceza yargılamasında Bank Asya hesabıyla ilgili bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, raporda örgüt amacı doğrultusunda ve talimat verilen dönemlere ilişkin müvekkilin herhangi bir hesap hareketliliği olmadığı, olağan bankacılık işlemleri dışında bir hareketliği olmadığının belirtildiği; iddianamede yer aldığı hâlde, yargılama aşamasında çürütülen hususların, bu konudaki kesinleşmiş mahkeme kararından sonra tekrardan gerçekmiş gibi ortaya konulmasının, hukukun genel ilkelerine aykırı olduğu, bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/2. maddesi ile Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında, hakkında beraate ilişkin mahkeme kararına rağmen, masumiyet karinesinin ihlali olduğu; Daire kararda AİHS ve ilgili mevzuat çerçevesinde hak ihlalleri her ne kadar tartışılmış gibi gözükse de somutlaştırma yapılmadığı, çalışma hakkının ihlal edildiği, normal sürecin uygulanmadığı ve savunma hakkının verilmediği, bu şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin esası incelendi, gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği görülmüştür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 14/12/2020 tarih ve E:2017/9359, K:2020/5774 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderlerinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak, 12/12/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.