T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/1341
Karar No : 2023/6002
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Genel Müdürlüğü adına ... Vakıflar Bölge Müdürlüğü/…
VEKİLİ : Av…
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Belediye Başkanlığı/...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin .. tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, … ada, … sayılı parsel ile mükerrerlik içeren ... ada, ...sayılı parselleri kapsayan alanda Belediye Encümeni'nin … tarihli ve … sayılı kararı ile kabul edilen parselasyonun iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... ... İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, … ada, … sayılı parseli kapsayan alanda parselasyon yapılmasına dair Belediye Encümeni'nin … tarihli, … sayılı kararının iptali istemiyle görülmekte olan dava açılmışsa da; söz konusu belediye encümeni kararına yapılan itirazların … tarihli, … sayılı belediye encümeni kararı ile değerlendirildiği ve 24/05/1991-27/06/1991 tarihleri arasında bir ay süre ile ilan edildiği, ilan süresi içerinde davacı tarafından yapılmış bir itirazın bulunmadığı, parselasyon işleminin birel işlem olduğu, 3194 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca herhalde 5 yıl içinde dava açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra 29/03/2021 tarihinde dava açıldığından süresinde açılmayan davanın esasının hukuken incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek; 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesine 7221 sayılı Kanunun 6. maddesiyle, kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabileceği yönünde hüküm eklendiği, bu maddenin yürürlüğünden sonraki imar planlarına veya parselasyon planlarına uygulanacağına yönelik herhangi bir geçiş hükmüne ise yer verilmediği, anılan madde ile yapılan düzenlemenin imar planları ve parselasyon planlarına karşı dava açma sürelerini ortadan kaldırmadığı, aksine kanun metninde geçen "her halde beş yıl içinde" ifadesinin, her türlü imar planının kesinleşme tarihinden itibaren, 5 yıllık sürenin dolması üzerine her halde dava açılmasını engelleyen, planlara dava açma yolunu kısıtlayan, hak düşürücü bir süreyi düzenlediği, diğer bir ifade ile maddenin yürürlüğünden önce onaylanmış olan ve yürürlüğünden sonra onaylanmış olan imar planlarının ve parselasyon planlarının kesinleşme tarihinden itibaren beş yılın geçmesinden sonra artık geriye dönük olarak planlara dava açılamayacağı, açıklaması eklenmek suretiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Temyiz istemine konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararındaki karşı oy gerekçesinde belirtilen nedenlerle kararın bozulmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Dava konusu 203.713 m2 yüzölçümlü, ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, … ada,…. sayılı parselin, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümleri uyarınca davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen mazbut Hamidiye Vakfı adına tapuya kayıt ve tescil edildiği,
... Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından dava konusu … ada, … sayılı parselin aplikasyonu yapılarak aplikasyon krokisinin verilmesi için lisanslı harita kadastro mühendislik bürosuna müracaat edilmesi üzerine, büronun … tarih ve … sayılı yazısı ile; … ada, … sayılı parselin tapu yüzölçümünün 203.713 m2 olduğu, teknik belgelere göre koordinatları elde edilerek yapılan yüzölçümü hesabında 203.390,84 m2 geldiği, aradaki farkın 322,16 m2 olduğunun tespit edildiğinin bildirildiği,
... Vakıflar Bölge Müdürlüğünce ... tarihli, ... sayılı yazı ile ... Kadastro Müdürlüğüne başvurularak; anılan isanslı harita kadastro mühendislik bürosu raporunda belirtilen nedenlerle …. ada, … sayılı parselde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41.maddesi uyarınca alan düzeltmesinin yapılmasının istenildiği,
... Kadastro Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı yazısı ile; … ada, … sayılı parsel ile parselasyon sonucunda oluşan … ada, …,…,… sayılı parsellerin ve yeşil alanın kısmen mükerrerlik içerdiğinin tespit edilmesi nedeniyle alan düzeltilmesi işleminin yapılamadığı hususlarının belirtildiği ve 26/01/2021 tarihli rapor ve eklerine göre işlem yapılması hususunun gereği için ... Tapu Müdürlüğüne bildirildiği,
Anılan 26/01/2021 tarihli raporun ise; … ada, … sayılı parselin tapu yüzölçümünün 203.713 m2 olduğu, teknik belgelere göre koordinatları elde edilerek yapılan yüzölçümü hesabında 203.384,69 m2 geldiği, aradaki farkın 328,31 m2 olduğunun ve bu farkın Belediye Encümeni'nin … tarihli ve … sayılı kararı ile kabul edilen parselasyondan kaynaklandığının tespit edildiği, tecviz miktarının 246,66 m2 olması nedeniyle parselin tapu kütüğü beyanlar hanesine "tecviz dışı alan hatası vardır" ve 447 ada, 4 sayılı kadastro parseli ile ... ada, ... sayılı imar parsellerinin beyanlar hanesine "mükerrerlik" belirtmesinin konulması ve taşınmaz malikleri ile ayni ve şahsi hak sahiplerine tebligat yapılarak iki ay içinde mükerrerliğin giderilmesi konusunda dava açmalarının istenmesi, bu süre içinde dava açılmaması durumunda tapu müdürünün kendi görüşünü de izah ederek dava açması ve dava sonucuna göre işlem yapılması gerektiği hususlarını içerdiği,
... Tapu Müdürlüğünce davacıya gönderilen ... tarihli, ... yevmiye numaralı yazı ile; Kadastro Müdürlüğünün yazısı uyarınca … ada, … sayılı kadastro parseli ile … ada, … ,…,… sayılı imar parsellerinin beyanlar hanesine söz konusu mükerrerlik belirtmesi tesisinin yapıldığı belirtilerek,1515 sayılı Kanunun 2.maddesi uyarınca mükerrerliğin giderilmesi konusunda iki ay içinde dava açma hakkının bulunduğunun bildirildiği,
Dava konusu … ada, … sayılı kadastro parseli ile mükerrerlik içeren … ada, …,…,… sayılı imar parsellerinin, ... Belediye Encümeni'nin ... tarihli ve ... sayılı kararı ile kabul edilen parselasyon sonucunda oluştuğu,
Anlaşılmaktadır.
Bakılan dava, ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, … ada, … sayılı parsel ile mükerrerlik içeren … ada, …,…,… sayılı parselleri kapsayan alanda ... Belediye Encümeni'nin … tarihli ve … sayılı kararı ile kabul edilen parselasyonun; uygulamaya girmeyen … ada, … sayılı parsel ile uygulamaya giren … ada, …,…,… sayılı parseller arasında mükerrerlik oluşturulmasının dayanağını oluşturan işlem olduğu ileri sürülerek, iptali istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesinde; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." denilmektedir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir.
Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesinde ise "Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” hükmü yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmında “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. maddesinde de; "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. " kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının “Dava Açma Süresi” başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve İdare Mahkemelerinde altmış (60) gün olduğu; ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği kurala bağlanmıştır.
Özel kanun olan 3194 sayılı İmar Yasasının 19. maddesinde; "İmar planlarına göre parselasyon planları yapılıp, belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise il idare kurulunun onayından sonra yürürlüğe girer. Bu planlar bir (1) ay müddetle ilgili idarede asılır. Ayrıca mutat vasıtalarla duyurulur. Bu sürenin sonunda kesinleşir. Tashih edilecek planlar hakkında da bu hüküm uygulanır. Kesinleşen parselasyon planları tescil edilmek üzere tapu dairesine gönderilir. Bu daireler ilgililerin muvafakatı aranmaksızın, sicilleri planlara göre re'sen tanzim ve tesis ederler." hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
3194 sayılı İmar Yasasının 8. maddesine 14/02/2020 tarihli, 7221 sayılı Yasanın 6. maddesi ile; "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmü eklenmiştir. 20/02/2020 tarih ve 31045 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7221 sayılı Yasanın 38.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde de, "Bu Kanunun; a) 6 ncı maddesiyle 3194 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin sonuna eklenen paragrafın birinci cümlesi hükümleri 1/7/2020 tarihinde" yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda, 3194 sayılı İmar Yasasının 8. maddesine eklenen "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir" hükmün yürürlüğe girdiği 01/07/2020 tarihinden önce kesinleşen imar ve parselasyon planları için uygulanıp uygulanamayacağı uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır.
Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devleti ilkesinin yerine getirilmesi zorunlu koşullardandır. Yapılan düzenlemelerde istikrar, belirlilik ve öngörülebilirlik göz önünde bulundurularak hukuki güvenlik sağlanır. Bireyin insan olarak varlığının korunmasını amaçlayan hukuk devletinde vatandaşların hukuk güvenliğinin sağlanması zorunludur. Devlet açık ve belirgin hukuk kurallarını yürürlüğe koyarak bunları uyguladığı zaman hukuk güvenliği sağlanır.
Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin (AYM) çeşitli kararlarında, kanunların geriye yürümezlik ilkesi tartışılmıştır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşulları arasında hukuki güvenlik ilkesi bulunmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuki güvenlik, kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturur. “Kanunların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir. (AYM, 13/2/2019 tarih ve E:2018/103, K:2019/4 sayılı karar).
Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerinden biri olup hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir (AYM, 28/12/2017 tarih ve E:2016/150, K:2017/179 sayılı karar).
Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi de hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak kanunlar, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanır (AYM, 24/12/2020 tarih ve E:2017/21, K: 2020/77 sayılı karar).
Ancak kanun koyucunun kişilerin lehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak kanun yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğuna kuşku yoktur (AYM, 28/12/2017, E.2016/150, K.2017/179 sayılı karar).
Düzenlemede beklenen kamu yararının, "imar planlarının ve imar uygulamalarının sürüncemede kalmaması, mülkiyet haklarının kısıtlanmaması ve idari işlemlerin istikrarının sağlanması amacıyla (7221 sayılı Kanunun 6.maddesinin gerekçesi)" tesis edildiği kabul edilmekle birlikte bu konuda bireylerin haklarının ve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukuk devletinin bir gereğidir.
Yasaların kural olarak yayımlandıkları tarihte yürürlüğe girecekleri ve bu tarihten sonraki olay ve hukuki uyuşmazlıklara uygulanacakları tabiidir.
Yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarından, hukuki güvenlik ilkesinden hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerektiği anlaşılmakta olup kural olarak hukuki güvenlik ilkesi, kanunların geriye yürütülmemesini gerekli kılmaktadır. Uyuşmazlığa konu düzenlemenin daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi hukukun genel ilkelerinden biri olan kazanılmış haklara saygı ilkesinin de zedelenmesine neden olacaktır.
Düzenlemede, yürürlük tarihinden önce kesinleşmiş imar planı ve parselasyon işlemlerine dava açılması durumunda dava açılmasını engellemeye yönelik hak düşürücü nitelikte olan 5 yıllık sürenin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir hüküm yer almamaktadır. Bu açıdan bakıldığında düzenlemenin, 7221 sayılı Yasanın 6. maddesi ile yürürlük tarihinden önce kesinleşmiş imar planı ve parselasyon işlemlerini de kapsayıp kapsamadığı hususunda tereddüt bulunmaktadır. Bu durumda, yapılan düzenlemenin kanunların geriye yürütülmemesi ilkesinin istisnaları kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun irdelenmesi gerekmektedir.
7221 sayılı Kanunun 6. maddesi ile getirilen sınırlama, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı bir durum kapsamında değerlendirilemez.
Bu sebeple, 7221 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce, 2577 sayılı Yasanın 7/4 maddesi uyarınca düzenleyici işlem niteliğinde olan imar planlarına karşı uygulama işlemi üzerine yasal dava açma süresi içinde dava açabileceklerine dair düzenlemeden faydalanma hakkına sahip kişilere yönelik 7221 sayılı Yasanın dava açma süresini beş yıl olarak sınırlayan hükmünün geriye dönük olarak uygulanması hukuka olan güven duygusunu zedeler ve hukuk güvenliği ilkesi ile de bağdaşmaz.
Yine, Danıştay Altıncı Dairesinin istikrar kazanmış içtihadına göre, 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemi, parsel bazında getirdiği kararlar nedeniyle bireysel işlem mahiyeti taşıdığı, bu özelliği nedeniyle parselasyon planlarının ilan edilmesinin yanı sıra ilgilisine yazılı olarak da tebliğ edilmesi gerektiği, yazılı olarak tebliğ edilmeyen parselasyon planlarının ilgilisince sonradan öğrenilmesi ve/veya kararın tebliğ edilmesi halinde bu tarihten itibaren dava açma sürelerinin hesaplanması gerekmektedir.
7221 sayılı Kanunun 6. maddesi ile getirilen düzenlemenin, yasanın yayımı tarihinden önce kesinleşmiş imar planı ve parselasyon planlarına karşı dava açma süresini beş yıl olarak sınırlandırdığı biçiminde yorumlanması yasa hükmünün geriye yürütülmesi anlamına gelmekte ve Anayasa'da yer alan hukuk devleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle temyiz istemine konu kararın dayandığı gerekçede isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, somut olayda, dava konusu ... ada, ... sayılı parselin, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümleri uyarınca davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen mazbut ... Vakfı adına 203.713 m2 yüzölçümlü olarak tapuya kayıt ve tescil edildiği, alanda yapılan ve ... ada,... sayılı parselin dahil edilmediği parselasyon işlemi sonucunda parsel alanının tecviz sınırını aşan miktarda azaldığı açıktır. Bireysel işlem niteliğindeki parselasyona karşı açılan davalarda idari dava süresinin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı yasa hükmü gereği olup davalı idarece işlemin davacıya tebliğ edildiğine ilişkin belgenin sunulamadığı anlaşılmaktadır. Hayatın olağan akışı içinde de uyuşmazlık konusu parseli kapsamayan dava konusu parselasyonun davacıya tebliğ edilmiş olduğu düşünülemeyeceğinden davacının parselasyonu tebliğ dışında başka bir yoldan öğrendiğinin tapu işlemi ve Mahkeme kararı gibi hukuksal ispat gücü olan vasıta ile ortaya konulması gerekmektedir. Olayda dosya kapsamında bu şekilde bir bilgi ve belgeye rastlanmamış olup davalı idarece de bu yönde bir beyanda bulunulmadığı görülmektedir. Davacı tarafından ... Kadastro Müdürlüğünün ... tarihli, ... sayılı yazısının tebliğ edilmesi ile haberdar olunan işleme karşı tebliği takip eden 60 gün içindeki 29/03/2021 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, davacının yönetiminde olan taşınmaza ilişkin mülkiyet haklarını doğrudan ilgilendiren ancak davacının tarafı olmadığı bir idari işlem niteliğindeki parselasyonun, davacının hukuksal durumunu etkilediğinin ortaya çıktığı aşamada dava konusu edilebilmesi mutlak hak niteliğindeki mülkiyet hakkının korunması için son derece elzem olup davanın esastan incelenmesi gerektiğinden, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, uyuşmazlıkta davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun açıklamalı olarak reddine dair kararda isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle süre aşımı yönünden reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun açıklamalı reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 14/06/2023 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.