T.C.
D A N I Ş T A Y
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1579
Karar No : 2023/571
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... İdaresi Başkanlığı - ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Bireysel Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Sigorta acentesi olarak faaliyet gösteren davacı tarafından 2007 yılının Ocak ila Aralık dönemleri için ödenen banka ve sigorta muameleleri vergisinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme başvurusunun reddi üzerine yapılan şikâyet başvurusunun zımnen reddine dair işlemin iptali ile ödenen tutarın kanuni veya ticari faizin yüksek olanı üzerinden hesaplanacak faiziyle birlikte iadesine hükmedilmesi istemiyle dava açılmıştır.
Mükellefiyette hata bulunmadığı gerekçesine dayanan davanın reddine dair kararın Danıştay Yedinci Dairesinin 10/02/2016 tarih ve E:2014/5206, K:2016/1625 sayılı kararıyla bozulması üzerine bozma kararına uyan ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı:
Dava konusu işlemin iptali istemi yönünden yapılan inceleme:
6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun olay tarihinde yürürlükte olan 28. maddesinin birinci fıkrası ile 30. maddesi uyarınca banka ve sigorta muameleleri vergisinin mükellefi sigorta şirketleridir. Sigorta acentelerinin sigorta şirketleriyle yaptıkları acentelik sözleşmeleriyle sigorta sözleşmesi yapma ve prim tahsil etme konularında yetkili kılınmaları da banka ve sigorta muameleleri vergisi mükellefi sayılmalarını gerektirmez.
Sigorta acenteliği faaliyetinde bulunan davacının, düzeltme ve şikâyet başvurularına konu edilen verginin mükellefi olmadığı açık olduğundan mükellefiyette hatanın varlığı nedeniyle dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Faiz istemi yönünden yapılan inceleme:
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09/03/2006 tarih ve 10162/02 sayılı Eko-Elda Avee/Yunanistan kararında da haksız olarak tahsil edilen verginin beş yıl beş ay sonra iade edilmesinin, belirli bir meblağdan yararlanma hakkı uzunca süre engellenen kişinin, ekonomik durumunda önemli ve kesin zarara neden olduğu, bu durumun, sürdürülmesi gereken genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengeyi bozduğu belirtilmiştir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 26/11/1999 tarih ve 23888 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan kararında (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998) enflasyonun ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, Hazine bonosu ve Devlet tahvili faizi oranlarının yüksekliğinin, borçlunun yararlanması, alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurduğu ve hukuk sistemlerinde paranın sahibinden başkası tarafından kullanılmasının neden olduğu bu zararın ise "faiz" adı altında yapılan ek ödemelerle karşılandığı belirtilmiştir.
Anılan nedenle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca, idarenin hukuka aykırı işleminden doğan zararın karşılanması gerektiğinden ödenecek tutarın tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte iadesi gerekmektedir.
Karar sonucu:
Mahkeme bu gerekçeyle dava konusu işlemin iptaline ve fazladan ödenen tutarın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya iadesine karar vermiştir.
Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Yedinci Dairesinin 08/11/2021 tarih ve E:2018/565, K:2021/4498 sayılı kararı:
Kararın, dava konu işlemin iptaline ve vergilerin idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte iadesine ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi yönünden inceleme:
Mahkeme kararının dava konusu işlemin iptaline ve fazladan ödenen vergilerin idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte iadesine ilişkin hüküm fıkrası aynı gerekçe ve nedenlerle uygun görülmüş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, sözü geçen hüküm fıkrasının bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.
Kararın, tahsil tarihi ile idareye başvuru tarihi arasında geçen süreye ilişkin olarak faize hükmedilmesine yönelik hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi yönünden inceleme:
İdareyi, eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü tutan Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası yargı kararı uyarınca iadesi gereken bir miktar paranın idarenin tasarrufunda kalan sürede ilgilisi tarafından tasarruf edilememesinden doğan zararın giderilmesini de kapsamaktadır. İadesi gereken tutar yönünden vergi idaresi ile davacı arasındaki ilişki, iadenin yargı kararıyla hüküm altına alınması nedeniyle yönetilen-idare ilişkisi olmaktan çıkarak, bir borç ilişkisine dönüşmüştür. Dolayısıyla, bu ilişkinin borçlusu tarafından alacaklısına 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümlerine göre faiz ödenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, ödenecek tutarın davacıya faiziyle iadesinde faizin başlangıç tarihinin, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'da yer alan düzenlemeler uyarınca, idareye başvuru tarihi olarak kabulü ve anılan tutarın yasal faiziyle iadesi gerekirken, tahsil tarihi olarak kabulü suretiyle yasal faiziyle iadesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Karar sonucu:
Daire bu gerekçeyle kararın davaya konu işlemin iptali ile fazladan ödenen tutarların idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte iadesine ilişkin hüküm fıkrasını onamış; tahsil tarihi ile idareye başvuru tarihi arasında geçen süreye ilişkin olarak faize hükmedilmesine yönelik hüküm fıkrasını bozmuş, davalının karar düzeltme istemini reddetmiştir.
... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı ısrar kararı:
Şikayet başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile fazladan ödenen tutarın idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiziyle iadesine ilişkin hüküm fıkrası onanarak kesinleştiğinden uyuşmazlık, ödenen vergilerin tahsil tarihi ile idareye başvuru tarihi arasında geçen süre arasındaki faiz istemine hasren incelenecektir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca, idarenin hukuka aykırı işleminden doğan zararın karşılanması gerekmektedir.
İadesi gereken tutar yönünden vergi idaresi ile davacı arasındaki ilişki, iadenin yargı kararıyla hüküm altına alınması nedeniyle yönetilen-idare ilişkisi olmaktan çıkarak, bir borç ilişkisine dönüşmüştür.
Bu durumda, haksız ve yersiz tahsil edilen tutarın ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte iadesi gerekmekte olup Danıştay Vergi Dava Dairesi Kurulunun 13/04/2022 tarih ve E:2021/679, K:2022/378 sayılı kararı da bu yöndedir.
Mahkeme bu ek gerekçeyle bozulan kısım yönünden ısrar etmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Temyize konu kararın usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ YILDIRIM ... 'NIN DÜŞÜNCESİ: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, ısrar kararının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan ısrar kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1- Davalının temyiz isteminin REDDİNE,
2- ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı ısrar kararının ONANMASINA,
2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/05/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
X - KARŞI OY:
Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının Danıştay Yedinci Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.