T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2022/1586
Karar No : 2023/2296
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Başkanlığı
(... Vergi Dairesi Müdürlüğü)
...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, ... Yazılım Elektronik Medikal Sistemleri İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin vergi borcu için şirket ortağı sıfatıyla adına düzenlenen haczin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... Vergi Mahkemesince verilen ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararda; dava konusu haczin dayanağı davacı adına düzenlenen ... tarih ve ... ve ... sayılı ödeme emirleri ile ... sayılı ödeme emrinin 5. sırasında bulunan alacak yönünden yapılan incelemede; davacının asıl borçlu ... Yazılım Elektronik Medikal Sistemleri İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin 21/06/2000-07/12/2009 tarihleri arasında ortağı olduğu, ... ve ... sayılı ödeme emirleri ile ... sayılı ödeme emrinin 5. sırasında bulunan alacağın ise 2010 yılı muhtelif dönemlerine ilişkin olduğu anlaşıldığından, davacının ortaklık dönemine ilişkin olmayan alacağın davacıdan tahsil edilmeye çalışılmasında ve davacıya gönderilen ödeme emirlerine dava açılmayarak kesinleştiğinden bahisle davacının PTT ve banka hesaplarına haciz uygulanmasında hukuka uygunluk bulunmadığı, davacı adına düzenlenen ... tarih ve ... sayılı ödeme emri ile ... sayılı ödeme emrinin 1-4. sıralarında bulunan alacaklar yönünden yapılan incelemede; dava konusu hacizlerin dayanağı ... sayılı ödeme emri ile ... sayılı ödeme emrinin 1-4. sıralarında yer alan amme alacaklarının asıl borçlu şirketten tahsili için düzenlenen ...,... ,... , ... ,... , ... , ... , ... sayılı ödeme emirleri asıl borçlu şirkete tebliğ edilemediğinden bahisle şirkete ilanen tebliğ edilmişse de, ödeme emirlerinin şirkete tebliğ edilemediğine ilişkin tebliğ alındılarında sadece posta dağıtıcısının imzasının bulunduğu, tebligatların yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 213 sayılı Kanunun 102. maddesine uygun olmadığı, borçların vade tarihinin de 2009 yılı olduğu dikkate alındığında söz konusu borçlar bakımından 31/12/2014 tarihinde tahsil zamanaşımı süresinin dolduğu, dosyada tahsil zamanaşımını kesen bir nedenin de bulunmadığı görülmüş olup, tahsil zamanaşımına uğrayan kamu alacakları için davacının PTT ve banka hesaplarına uygulanan haciz işlemlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı, davacı adına düzenlenen ... tarih ve ... ve ... sayılı ödeme emirleri yönünden yapılan incelemede; asıl borçlu şirketten tahsili için düzenlenen ... ve ... sayılı ödeme emirleri asıl borçlu şirkete tebliğ edilemediğinden bahisle şirkete ilanen tebliğ edilmişse de, şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin, 18/01/2013 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde yapılan ilan ile şirket müdürlüğü sıfatının sona erdiği ilan olunan ...'ın adresine tebliğe çıkarıldığı ancak şirket kanuni temsilcisinin ise ... olduğu anlaşıldığından, adresinden ayrıldığı ve şirkete tebligat yapılamadığından bahisle şirkete yapılan ilanen tebligatın ilanen tebligat şartları oluşmadığından usulüne uygun olmadığı, borçların vade tarihlerinin de 2012 ve 2013 yılları olduğu dikkate alındığında söz konusu borçlar bakımından 31/12/2017 ve 31/12/2018 tarihlerinde tahsil zamanaşımı süresinin dolduğu, dosyada tahsil zamanaşımını kesen bir nedenin de bulunmadığı görülmüş olup, tahsil zamanaşımına uğrayan kamu alacakları için davacının PTT ve banka hesaplarına uygulanan haciz işlemlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı, davacı adına düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emri yönünden yapılan incelemede; asıl borçlu şirketten tahsili için düzenlenen … sayılı ödeme emrinin asıl borçlu şirketin kanuni temsilcisi ...'a tebliğ edilemediğinden bahisle şirkete ilanen tebliğ edilmişse de, ödeme emirlerinin şirkete tebliğ edilemediğine ilişkin tebliğ alındısında ...'un muhtarlık kaydının bulunmadığına ilişkin olarak sadece … Mahallesi Muhtarının imzası ve mührünün bulunduğu, posta dağıtıcısının ad-soyad ile imzasının bulunmadığı, şirkete tebligat yapılamadığından bahisle şirkete yapılan ilanen tebligatın ilanen tebligat şartları oluşmadığından usulüne uygun olmadığı anlaşıldığından, dava konusu hacizlerin dayanağı ödeme emri içeriği alacağın asıl borçlu şirketten tahsil edilemediğinden bahisle davacı adına … sayılı ödeme emri düzenlenerek davacıya tebliği ve dava açılmadan kesinleştiğinden bahisle de kamu alacakları için davacının PTT ve banka hesaplarına uygulanan haciz işlemlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; davalı idare tarafından, dava konusu haciz işlemlerinin dayanağı … tarih ve … , … sayılı ödeme emirleri ile … sayılı ödeme emrinin 5. satırında yer alan amme alacakları yönünden öne sürülen sebepler, Mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği, dava konusu haciz işleminin dayanağı … tarih ve … , … , … sayılı ödeme emirleri ile … sayılı ödeme emrinin 3. satırı ve 15 sayılı ödeme emrinin 5. satırı dışında kalan kısımları yönünden; 22/01/2010 tarih ve 7485 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanına göre 07/12/2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacının hisselerini devrettiği görüldüğü, hisse devir tarihi olan 07/12/2009 tarihine kadar şirket ortağı olması nedeniyle, bu tarihe kadar tahakkuk etmiş ve ödenmemiş vergi borçlarından sorumlu tutulması kanun gereği olmakla birlikte, tahakkuk ve vade tarihleri, bu tarihten sonraya rastlayan vergiler nedeniyle herhangi bir sorumluluğu olmayacağı, dava dosyasının incelenmesinden, dava konusu haciz işlemlerinin dayanağı ödeme emirleri içeriği alacakların vade tarihlerinin 07/12/2009 tarihinden sonraki tarihlere ait olduğu, bahse konu amme alacaklarının tahakkuk ve vade tarihleri, dolayısıyla amme alacağının doğduğu zamanın, davacının şirket ortaklığı sıfatının sona erdiği 07/12/2009 tarihinden sonrasına rastladığı anlaşıldığından ve davacının belirtilen borçlardan sorumlu tutulması mümkün olmayacağından tesis edilen haciz işlemlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı, dava konusu haciz işleminin dayanağı … tarih ve … sayılı ödeme emrinin 3. satırı yönünden asıl borçlu şirket adına düzenlenen … tarih ve … , … tarih ve … , … , … tarih ve … takip nolu ödeme emirlerinin şirkete tebliğ edilemediğine ilişkin tebliğ alındılarında sadece posta dağıtıcısının imzasının bulunduğu, tebligatın 213 sayılı Kanun'un 102. maddesine uygun olmadığı, borçların vade tarihinin de 2009 yılı olduğu dikkate alındığında, söz konusu borçlar bakımından 31/12/2014 tarihinde tahsil zamanaşımı süresinin dolduğu, dosyada tahsil zamanaşımını kesen bir nedenin de bulunmadığı görülmüş olup, tahsil zamanaşımına uğrayan amme alacakları için davacının PTT ve banka hesaplarına uygulanan haciz işlemlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. … tarih, … ve … sayıılı ödeme emirleri ile 15 sayılı ödeme emrinin 5. satırında yer alan amme alacaklarına ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun bulunduğundan, bunlara ilişkin istinaf isteminin reddine, kalan kısımlar yönünden ise, istinaf başvurusunun belirtilen gerekçelerle reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare vekili tarafından yapılan işlemin hukuka uygun olduğu, aksi yönde verilen kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususlar temyize konu kararın … , … sayılı ödeme emirleri ile … sayılı ödeme emrinin 5. satırında yer alan kısımları ile … sayılı ödeme emrinin 3. satırında yer alan kısımlarına ilişkin kısmının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu kararın dava konusu … , … , … sayılı ödeme emirleri ile … sayılı ödeme emrinin 3. satırı ve … sayılı ödeme emrinin 5. satırı dışında kalan kısımları yönelik temyiz istemine gelince;
6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'un 29/07/1998 tarihli ve 23417 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4369 sayılı Kanunun 21. maddesi ile değişik- 35. maddesinde yer alan "Limited şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar" hükmü, 06/06/2008 tarihli ve 26898 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3. maddesi ile değiştirilerek mezkûr maddeye, "limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları" ibareleri ve "Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. 'Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur." fıkraları eklenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının asıl borçlu … Bilgisayar Yazılım Elektronik Medikal Sistemleri İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin kuruluş tarihi olan 21/06/2000 taraihinden 07/12/2009 tarihine kadar ortağı olduğu buna göre dava konusu haczin dayanağı ödeme emirlerinin içeriği vergi borçlarının davacının ortak sıfatına haiz olduğu döneme ilişkin olması nedeniyle davacının şirket ortaklığından ayrıldığı tarihe kadar sorumluluğunun bulunduğu, bu durumda, davacıdan haciz ile tahsili cihetine gidilen amme alacağının usulüne uygun olarak kesinleşip kesinleşmediği ve asıl amme alacağının borçlu şirketten tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği, ayrıca dava konusu haczin davacının hissesi oranında düzenlenip düzenlenmediği hususunda bir inceleme ve değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle Vergi Mahkemesi kararının kaldırılması isteminin reddine dair Vergi Dava Dairesi kararının buna ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kısmen kabul, kısmen reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının, … , … sayılı ödeme emirleri ile … sayılı ödeme emrinin 5. satırında yer alan kısımları ile … sayılı ödeme emrinin 3. satırında yer alan kısmının ONANMASINA,
3. Anılan Vergi Dava Dairesi kararının … , … , … sayılı ödeme emirleri ile … sayılı ödeme emrinin 3. satırı ve … sayılı ödeme emrinin 5. satırı dışında kalan kısımlarının BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 25/04/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Bakılmakta olan davada, Vergi Dava Dairesince, ilk derece mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiş ve istinaf istemi, kararın dava konusu haczin dayanağı … , … , … sayılı ödeme emirleri ile … sayılı ödeme emrinin 3. satırı ve 15 sayılı ödeme emrinin 5. satırı dışında kalan kısımlarının gerekçesi değiştirilerek reddedilmiştir.
Anayasa’nın 142’nci maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yollarından biri olan istinaf kanun yolunda yargılama usulü 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45’inci maddesinde kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı Kanunun 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunun 19’uncu maddesiyle değişik 45’inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında, istinafın, temyizin şekil ve usullerine tabi olduğu, istinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularında dilekçelerdeki hitap ve istekle bağlı kalınmaksızın dosyaların bölge idare mahkemesine gönderileceği; (3) numaralı fıkrasında, bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı vereceği; (4) numaralı fıkrasında ise bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vereceği, bu hâlde bölge idare mahkemesinin işin esası hakkında yeniden bir karar vereceği, inceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabileceği, istinabe olunan mahkemenin gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getireceği kurallarına yer verilmiştir. Ayrıca bölge idare mahkemesinin hukuka uygun bulmadığı kararları kaldırarak dosyayı ilk derece mahkemesine göndereceği, başka bir deyişle işin esası hakkında yeniden karar vermesinin istisnaları anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verir ve dosyayı ilgili mahkemeye gönderir.
2577 sayılı Kanunun yine 6545 sayılı Kanunun 22’nci maddesiyle değişik 49’uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde ise, temyiz incelemesi sonunda Danıştay'ın; kararı hukuka uygun bulursa onayacağı, kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onayacağı hüküm altına alınmıştır.
Sözü edilen yasa kurallarında, idari yargıda istinaf başvurusunu inceleyen istinaf mercii olarak bölge idare mahkemelerinin yapacakları istinaf incelemesi sonucunda verebilecekleri karar türleri sayılarak belirtilmiştir. Bu kararlar; "istinaf başvurusunun reddine", "ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esastan karar verilmesi" şeklindedir. Buna göre, istinafa tabi ilk derece mahkemesi kararı hukuka uygun bulunursa, istinaf başvurusu reddedilecek, Kanun, ayrıca 45’inci maddesinin 3’üncü fıkrasında, istinaf merciine, maddi yanlışlıkla sınırlı olarak istinafa tabi kararın düzeltme yetkisini verdiğinden, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı karar verilir; karar hukuka uygun bulunmazsa, yasada öngörülen istisnai durumlar dışında, istinaf başvurusu kabul edilerek, istinaf başvurusuna konu edilen ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak işin esası hakkında yeniden karar verilecektir. İşin esası hakkında yeniden karar verecek olan istinaf mercii, yargılamanın bu aşamasında, ilk derece mahkemesince yapılmayan her türlü inceleme ve araştırmayı kendisi yapar; inceleme sırasında ihtiyaç duyulması halinde, kendi yargı çevresi dışındaki inceleme ve araştırmaları istinabe yoluyla, başka idare ve vergi mahkemelerine yaptırabilir; gerekirse keşif ve bilirkişi gibi yöntemlere başvurabilir. Yine yasada sayılan sınırlı sebeplere dayanılarak istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın mahkemeye gönderilmesine karar verilir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunun 22’nci maddesi ile değişik 49’uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, temyiz merciine, temyize tabi kararın sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaması veya eksik bulması durumunda, gerekçeyi değiştirerek kararı onama yetkisi tanınmıştır. Oysa aynı yetki, 45’inci maddede, istinaf merciine verilmemiştir. Başka bir deyişle, 6545 sayılı Kanun ile 49’uncu maddede değişiklik yapılmak suretiyle temyiz merciinin “gerekçesini değiştirerek karar verme” yetkisi açıkça düzenlenmişken; aynı 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunun 19’uncu maddesiyle yeniden düzenlenen ve kararlara karşı başvuru yollarından istinaf başvuru yolunu düzenleyen 45’inci maddesinde böyle bir düzenleme getirilmemiştir.
İdari yargılama usulünde temyiz dilekçelerinin taşıması gereken şekil ve usul koşulları ile bu dilekçeler hakkında verilecek karar ya da yapılacak işlemler 2577 sayılı Kanunun 48’inci maddesinde gösterilmiştir. 2577 sayılı Kanunun 45’inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci tümcesinde istinafın temyizin şekil ve usullerine tabi olduğu belirtilmekle, tümcenin devamındaki düzenleme de gözetildiğinde, 48’inci maddede temyiz yolu için öngörülen şekil ve usul kurallarının istinaf yolu bakımından da geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle kanun koyucu istinaf talebi içeren dilekçeler ve ilgili yargı mercileri tarafından bu dilekçelerle ilgili yapılacak iş ve işlemler bakımından da aynı usul ve esasların uygulanmasını öngörmüş olup Kanunun 45’inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci tümcesinde bu nedenle istinafın temyizin şekil ve usullerine tabi olduğu hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla, temyizin şekil ve usullerine gönderme yapan bu kuralın, temyiz incelemesi üzerine verilecek kararların düzenlendiği 49’uncu maddenin istinaf merciinin gerekçe değiştirerek karar verebilmesini sağladığı söylenemez.
Danıştay’ın temyiz mercii olarak görevi, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması şeklinde ortaya çıkan hukuka aykırılıkların denetimini yapmakla sınırlıdır (2575 sayılı Danıştay Kanunu 23. madde). Davaya baştan başlama; uyuşmazlığı hem maddi hem hukuki yönüyle çözme özelliği nedeniyle istinaf incelemesi temyiz incelemesinden ayrılmaktadır. Bu sebeple kanun koyucu, istinaf ve temyiz incelemesinin birbirinden farklı oluşunu gözeterek bu incelemeler sonucu verilecek karar türlerini de farklı olarak belirlemiştir. Bu bakımdan da 45’inci maddedeki karar türlerinin açık düzenlenmesi karşısında ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilmesinde, 45’inci maddenin (2) numaralı fıkrasının, “İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir” kuralına dayanılarak 49’uncu maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, temyiz merciine tanınan kararın gerekçesini değiştirerek onar kuralının dayanak alınması mümkün olmamaktadır.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, adli yargı istinaf mercii olarak bölge adliye mahkemelerince davanın esasıyla ilgili olarak, incelenen mahkeme kararının gerekçesinde hata edilmiş ise, gerekçenin düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verileceği hükmüne yer verilmiştir. İdari yargı istinaf kanun yolunda verilecek karar türleri 2577 sayılı Kanunun 45'inci maddesinde tek tek sayıldığı, maddi hataların düzeltilerek istinaf isteminin reddine karar verilmesi ve hangi hallerde ilk derece mahkemesine gönderme kararı verileceği açıkça düzenlendiği halde, gerekçenin değiştirilerek istinaf isteminin reddine karar verilmesi gerektiği yönünde bir yasal düzenlemenin bulunmaması, bölge adliye mahkemelerine belirtilen yasa kuralı ile bu yetkinin tanınmış olması göz önünde bulundurulduğunda, bu konuda yasal boşluk bulunduğu görüşüyle de açıklanamayacaktır. Bölge idare mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını sonuç itibarıyla hukuka uygun bulduğu, ancak gerekçesi yönünden hukuka uygun bulmadığı takdirde, temyiz aşamasında olduğu gibi, kararın gerekçesini değiştirerek istinaf isteminin reddine karar verebilmesine olanak sağlayan açık bir düzenleme olmadığından, bu tür durumlarda istinaf isteminin kabulü, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasıyla işin esası hakkında uygun görülen gerekçe ile yeniden bir karar verilmesi yasa gereğidir.
Açıklanan nedenle, istinaf incelemesi sonucunda Vergi Dava Dairesince vergi mahkemesi kararının dava konusu haczin dayanağı … , … , … sayılı ödeme emirleri ile … sayılı ödeme emrinin 3. satırı ve … sayılı ödeme emrinin 5. satırı dışında kalan kısımlarının gerekçesi değiştirilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi yargılama usulüne uygun düşmediğinden, temyize konu kararın buna ilişkin kısmının yeniden karar verilmek üzere bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.