T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/2325
Karar No:2023/2572
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Petrol ve Petrol Ürünleri Turizm Otomotiv
Taşımacılık Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu
…
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Bayilik lisans sahibi davacı şirketin yeterli şart ve seviyede ulusal marker içermeyen ve ilgili teknik düzenlemelere aykırı akaryakıt ikmal etmek fiilini işlediğinden bahisle 1.225.800,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararda; davacı şirket tarafından Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı'nın … sayılı hazırlık dosyasında konu ile ilgili olarak yürütülen soruşturma sonucunda "delil yetersizliği" sebebi ile şirketleri ve şirket yetkilisi hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmada da ulusal markeri geçersiz akaryakıtın istasyon müdürü tarafından ikmal edildiğinin kabul edildiği, ilgili şahsın işten çıkarıldığı belirtilmiş ise de ulusal markeri geçersiz ve teknik düzenlemelere aykırı akaryakıtın davacı şirkete ait tankerde bulunması ve akaryakıtın sevkinin istasyon müdürü tarafından yapılması nedeni ile davacının da durumdan sorumlu olduğunun kuşkusuz olduğu; uyuşmazlıkta, alınan motorin numunelerinin Ege Üniversitesi Akaryakıt/Petrol Analiz Laboratuvarı'na (EGE PAL) gönderildiği, … tarih ve … sayılı analiz raporuna göre tankerin 3 numaralı gözünden alınan motorin numunesi ile … tarih ve … sayılı analiz raporuna göre tankerin 1 numaralı gözünden alınan motorin numunesinin ulusal marker seviyesinin geçersiz olduğunun tespit edildiği, gerek yerinde yapılan ölçüm sonuçlarından gerekse de EGE PAL'in analiz raporlarından davacı şirkete ait tankerin 3 ve 1 numaralı gözünden alınan motorin numunelerinin teknik düzenlemelere aykırı ve ulusal marker seviyesinin geçersiz olduğu sabit olduğundan, 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin 2 numaralı alt bendi uyarınca idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı şirket tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, olayın sorumlularının eski şirket müdürünün olduğu, şahsi kusuruyla fiili gerçekleştirdiği, bu durumu öğrendiklerinde işten çıkarıldığı, konu ile ilgili olarak yürütülen soruşturma sonucunda şirketleri ve şirket yetkilisi hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, işlemin ve Bölge İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:… , K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 24/05/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." kuralı, "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38. maddesinin dördüncü fıkrasında, "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." kuralı yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılacağı düzenlenmiştir. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).
Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki boyutu bulunmaktadır. Güvencenin ilk boyutu kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu boyutunun kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlâli söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39). Güvencenin ikinci boyutu ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) göre de, masumiyet karinesinin ikinci boyutu, suç isnadı ile karşı karşıya kalmış, beraat etmiş ya da haklarındaki ceza davası düşürülmüş kişilerin, mahkemeler tarafından “aslında suçlu” görülmelerinden korunmasıdır. Bu ikinci boyut, 6. madde ile güvence altına alınan adil yargılanma güvencelerinin “teorik ve hayali” kalması riskini engeller ve kişilerin itibarlarının korunmasına hizmet eder (Allen/Birleşik Krallık, B. No: 25424/09, 12/07/2013, § 94). AİHM, mahkemeler tarafından suçluluğa dair yapılan beyanlar ile mahkemelerin yalnızca şüphe bildiren ifadeleri arasında bir ayrım yapmıştır. Ancak durum, beraatın söz konusu olduğu hallerde farklıdır. Sanığın nihai olarak beraat etmesinin ardından mahkeme tarafından şüphenin devam ettiğinin (ya da suçluluğun) ifade edilmesi 6/2 maddesinin ihlâlini teşkil eder (Sekanina/Avusturya, B. No. 13126/18, 25/08/1993). Ayrıca hukuk yargılaması doğrudan Sözleşmenin 6/2. maddesinin kapsamına girmiyorsa da, bu madde, bir hukuk mahkemesinin bir ceza davası ile aynı maddi vakıalara dayanan davada, ceza davası sonucu daha önce beraat etmiş olan davacı ya da davalının bu statüsüne uygun davranmasını gerektirir (X/Avusturya, B. No: 9295/81, 06/10/1982 ve Diamantides/Yunanistan, B. No: 71563/01, 19/05/2005).
Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez; suçlu muamelesine tâbi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
İdari yaptırıma ve ceza yargılamasına konu eylemlerin aynı olduğu hâllerde idari mahkemelerin fiilin sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate saygı göstermesi, bunu sorgulayacak ifadeler kullanmaması beklenir. Aksi takdirde kişinin ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasının bir anlamı kalmaz. Bu bakımdan idari mahkemeler dâhil devletin diğer otoritelerinin beraat kararından şüphe duyulmasına yol açacak biçimde hareket etmekten kaçınmaları gerekir.
Bu itibarla yaptırım hukukundaki bir haksızlık ile ceza hukuku alanındaki haksızlığın kurucu unsurlarının aynı olduğu hâllerde idarenin kurucu unsurları ceza hukukundaki ile aynı olmayan başka bir haksızlık temelinde idari yaptırım uygulamasına herhangi bir engel bulunmamaktadır.
Ancak idari yaptırım gerektiren fiil ile adli anlamda suç olan fiillerin aynı olması durumunda idari yargı mercilerinin ceza yargısınca verilen kararlarda ulaşılan sonucu tartışmaya açması masumiyet karinesine gölge düşürür. Öte yandan, yaptırım gerektiren fiiller aynı olmasına rağmen iki yargı kolu arasında çelişkili kararlar ortaya çıkmasına da sebep olur.
Nitekim AİHM, başvurucular hakkında ceza mahkemeleri tarafından beraat kararı verilmesine rağmen haklarında verilen idari para cezalarının iptali istemiyle idari yargıda açtıkları davada aynı suçu işlediklerine hükmedildiği benzer bir uyuşmazlıkta, söz konusu iki davanın benzer nitelikli olması, ihtilaf konusu eylemler ve ilgili suçları meydana getiren unsurlar dikkate alındığında; idare mahkemelerinin vardığı sonucun ceza mahkemelerinin verdiği beraat kararlarında daha önce tespit edilmiş olan başvurucuların masumiyet karinesi haklarının ihlâl edildiğine hükmetmiştir (Kapetanios ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 3453/12, 42941/12, 9028/13, 30/04/2015).
Dosyanın incelenmesinden, Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/3605 sayılı hazırlık dosyasında, konu ile ilgili olarak yürütülen soruşturma sonucunda davacı şirketin yetkilisi hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı "Sorgulama Tutanağı"nda da istasyon müdürünün ulusal markeri geçersiz akaryakıtın kendisi tarafından ikmal edildiğinin kabul edildiği görülmüştür.
Bu itibarla, davacı şirket yetkilisinin, davaya konu idarî para cezasına konu fiil nedeniyle 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet ettiğinden bahisle yürütülen soruşturma sonucunda davacı şirketin yetkilisi hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği dikkate alındığında, masumiyet hakkının korunması açısından aynı fiil nedeniyle verilen idari para cezasının ortadan kaldırılması ve iptali gerekmektedir.
Belirtilen gerekçelerle davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.