T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2447
Karar No : 2023/1186
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Odası
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 25/05/2022 tarih ve E:2019/13963, K:2022/6147 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 09/03/2019 tarih ve 30709 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına Dair Tebliğin eki Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 3. bölümünün 3. paragrafındaki "zemin ve temel etüdü ekibi" tanımı, 7. bölümünün 1. maddesinin 3. paragrafının 7. alt paragrafı, 7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 2. bendinin 3. paragrafının 3. alt paragrafı, 7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 3. bendinin 2. ve son paragrafı ve 8. bölümünün 9. paragrafının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 25/05/2022 tarih ve E:2019/13963, K:2022/6147 sayılı kararıyla;
Dava konusu Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına Dair Tebliğin 09/03/2019 tarihinde Resmi Gazetede yayımlandığı, davanın ise yasal dava açma süresi içinde 07/05/2019 tarihinde açıldığı, bu nedenle davalı idarenin süre aşımı itirazının yerinde görülmediği,
Her ne kadar, 17/02/2021 tarih ve 31398 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 1. maddesinin 3. paragrafının 7. alt paragrafı,7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 3. bendinin son paragrafı ve 8. bölümünün 9. paragrafına yönelik değişiklikler yapılmış ise de, idari işlemlerin yargısal denetiminin işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yapılması gerektiğinden dava konusu düzenlemelerin davanın açıldığı tarihteki haliyle incelendiği,
Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ççççç) bendi ve 57. maddesinin 6. fıkrasının (a) bendindeki zemin ve temel etüt raporu tanımına yer verilerek,
Dava konusu düzenlemelerin aşağıda tek tek incelendiği,
1- Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına Dair Tebliğin eki Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 3. bölümünün 3. paragrafındaki zemin ve temel etüdü ekibi tanımı yönünden yapılan inceleme:
Dava konusu düzenlemeden, imar parseli üzerinde yapı yapılmasına karar verilmesinden sonra yapı sahibi ya da yüklenici tarafından ilgili mühendis veya tüzel kişi mühendislik şirketi ile yapılacak sözleşme ile etütten sorumlu mühendisin belirleneceği, dolayısıyla sorumlu mühendisin belirlenmesinin yapı sahibinin takdirine bırakıldığının anlaşıldığı,
Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57. maddesinin 6. fıkrasında, etüt raporlarının ne şekilde ve hangi mühendislik dalınca hazırlanacağı belirlenmiş olup jeofizik mühendislerince hazırlanması gereken etüt raporunun diğer mühendislik dalına verilmesinin söz konusu olmadığı,
Bu durumda, dava konusu düzenlemedeki etütten sorumlu mühendisin zemin ve temel etüdü ekibinin oluşturulması ve koordinasyonundan sorumlu olduğu, dava konusu düzenlemede imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
2- Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına Dair Tebliğin eki Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 1. maddesinin 3. paragrafının 7. alt paragrafı yönünden yapılan inceleme:
Bu düzenlemede, araştırma çukurlarında kaya birimlerinin gözlenememesi halinde, zemin sınıfının belirlenmesi konusunda uygulanması gereken diğer yöntemlere ilişkin bir belirleme yapılarak zemin sınıfının, bir jeofizik yöntemi olan sismik yöntemler ya da bir jeolojik yöntem olan sondaj veya sondalama yöntemleri kullanılarak belirlenebileceğinin belirtildiği, jeofizik yöntemlerin kullanılması halinde ise, profillerin birbirini çapraz kestiği en az 2 adet sismik ölçü (MASW, sismik kırılma, REMİ vb.) ile Vs30 hızının (kayma dalgası hızlarının 30 metre derinliğe kadar ortalama değeri) 360 m/sn'den büyük olduğunun gösterilmesi gerektiği belirtilerek jeofizik yöntemler ile zemin sınıfı araştırmaları yapılırken 30 metre derinlikten bilgi alınması gerektiğinin vurgulandığı,
Türkiye Bina Deprem Yönetmeliğinde zemin sınıfının belirlenmesinde öncelikle jeofizik yöntemlerin uygulanması gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi anılan Yönetmelik gereğince Vs, SPT-N, Cu değerlerinden biri ve zemin birimlerin stratigrafik durumu baz alınarak zemin sınıflandırılmasının belirlenebileceğinin açık olduğu,
Ayrıca, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'nin 16A.1.4 maddesinde, sondaj ya da sondalama yöntemlerinde derinliğin ne şekilde belirleneceğine ilişkin özel bir düzenlemeye yer verildiğinden, her türlü zemin araştırmalarında 30 metre derinlikten bilgi alınmasının mutlak bir zorunluluk olarak öngörülmediğinin anlaşıldığı,
Bu durumda, "Jeofizik yöntemlerin kullanılması halinde profillerin birbirini çapraz kestiği en az 2 adet sismik ölçü (MASW, sismik kırılma, REMİ vb.) ile Vs30 hızının 360 m/sn'den büyük olduğu gösterilmelidir." şeklindeki düzenleme ile 30 metre derinlikten bilgi alınmasını, yalnızca jeofizik yöntemlerin kullanıldığı araştırmalar açısından gerekli kılan, Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 1. maddesinin 3. paragrafının 7. alt paragrafında dayanağı üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Öte yandan, söz konusu düzenlemenin Kategori 1 kapsamındaki çalışmaların jeoloji mühendisleri ile etüt planlamasına göre ilaveten jeofizik mühendisleri tarafından yapılabileceğini belirten Formatın 8. bölümünün 9. paragrafıyla da uyumlu olduğu,
3- Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına Dair Tebliğin eki Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 2. bendinin 3. paragrafının 3. alt paragrafı yönünden yapılan inceleme:
Dava konusu düzenlemenin Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57. maddesinin 6. fıkrasının (a) bendinin 2. alt bendine göre yapıldığı, bu düzenlemeye göre sondaj çalışmalarının jeoloji mühendisleri tarafından yapılacağı, uygulamada sondaj loglarının jeoloji mühendislerince hazırlandığı, sondaj çalışmalarında karşılaşılan birimlerin tanımlanmasının jeoloji mühendislerince yapılmasında imar mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
4- Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına Dair Tebliğin eki Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 3. bendinin 2. paragrafı yönünden yapılan inceleme:
Dava konusu düzenlemede geçen "yeterli tür ve sayıda" ibaresinin içinde geçtiği paragrafın, tasarım araştırmaları kapsamında uygulanacak yöntemler arasında bulunan jeofizik araştırmalara yönelik genel açıklamalar kısmında yer aldığı gözetilerek Formatta yer alan düzenlemeler bir bütün halinde incelendiğinde, anılan Formatın diğer düzenlemelerinde jeofizik araştırmaların en az hangi sayıda yapılması gerektiğine ilişkin ayrıntılara da yer verildiği ya da ilgili standartlara atıfta bulunulduğu görüldüğünden, söz konusu düzenlemede geçen "yeterli tür ve sayıda" ibaresinin herhangi bir belirsizlik oluşturmadığı ve bu haliyle hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşıldığı,
Öte yandan, zemin ve temel etütlerinde kullanılacak yöntemlerin; bölgenin jeolojisi, bölgesel deprem özellikleri, yapı özellikleri, zemin özellikleri, civar yapılar, yeraltı suyu durumu ve çevre koşullarına göre oldukça fazla değişkenlik gösterebileceği gerçeği karşısında, dava konusu Formatta her türlü zeminde uygulanması zorunlu bir tür ya da sayıya yer verilmemesinin de yerinde bir yaklaşım olarak değerlendirildiği,
5- Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına Dair Tebliğin eki Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 3. bendinin son paragrafı yönünden yapılan inceleme:
Katagori-1 etüdlerinde tanımlanan zeminlerin ağırlıklı olarak ZA, ZB ve ZC (anakaya varsa) eğer yoksa ağırlıklı olarak ZD grubuna dahil olacağının söylenebileceği, ZE ve ZF türü zeminlerin ise Katagori-1 tanımlaması gereği bu katagoride yer almayacakları, bu bağlamda Kategori-1 tipi zemine sahip alanlarda (yönetmelikte ağırlıklı olarak ZA, ZB ve ZC tipine tekabül etmekte) sıvılaşma riskinin olmaması, anakayanın olmaması durumunda (ağırlıklı ZD sınıfında) sondalama ya da jeofizik yapılarak bu olasılığın kontrol edilebileceği, öte yandan dikkate değer zemin büyütmesine olanak sağlayan gevşek alüvyonal zeminlerin veya yumuşak killer türü zeminler(ağırlıklı olarak ZE, ZF) zaten bir üst kategoriye alınacağından bir sorun teşkil etmeyeceği, rezonans açısından konu irdelendiğinde; kötü zemin kaynaklı rezonans olayının yine kötü zemin koşullarında zeminin bir üst kategoriye alınarak değerlendirileceği, sağlam zeminlerin (kaya ya da sert kil vb.) yapı ile rezonansa girmesi olayında bu durumun üst yapının uygun şekilde tasarlanması ile çözüleceği, Kategori-1'de yer alan zeminler açısından zemin kaynaklı bir hasarın gözden kaçırılma olasılığının düşük olduğu anlaşıldığından dava konusu düzenlemenin imar mevzuatına aykırı olmadığı sonucuna varıldığı,
6- Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatına Dair Tebliğin eki Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 8. bölümünün 9. paragrafı yönünden yapılan incelemede:
Dava konusu düzenlemelerde, her üç kategori için yapılacak çalışmalarda jeofizik mühendislerinin de yer alabileceğinin görüldüğü, tüm yöntem ve deneylerin her tür zeminde uygulanmasının hem bilimsel bir yaklaşım hem de ekonomik olmayacağı, zemin ve temel etütlerinde zemin türüne göre farklı yöntem ve deneyin uygulandığı, Eurocode 7 ve Türkiye Bina Deprem Yönetmeliğine göre zeminden herhangi bir numune alınmadan, mahallinde tespit yapılmadan zemin ve temel etüdü hazırlanmasının mümkün olmadığından dava konusu düzenlemede imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, dava konusu Tebliğ ve özellikle iptali talep edilen maddelerinin mühendislik ilkeleri, hukuka ve kamu yararına aykırı oldukları, Tebliğin amacının bina ve bina türü yapıların tasarım, projelendirme, inşa ve denetimi için yapılması zorunlu olan zemin ve temel etütlerinin planlanması, arazi araştırmaları ve laboratuvar çalışmalarının yapılması, sahada karşılaşılan zemin birimlerinin mühendislik özellikleri ile yeraltı suyuna ilişkin verilerin toplanması, yerel deprem etkilerinin belirlenmesi ve elde edilen verilerin değerlendirilmesi sonucunda zemin ve temel etüt raporlarının hazırlanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi şeklinde ifade edildiği, ancak iptali istenen düzenlemelerin gerek getiriliş amaçlarına gerekse dayanağı üst hukuk normlarına açıkça aykırı oldukları, zemin özellikleri, yer altı suyu, deprem konularının jeofizik mühendisliğinin temel uzmanlığı ve çalışma alanları oldukları, dolayısıyla Tebliğin amacının gerektirdiği iş ve işlemlerin hem mesleki mevzuat hem kamu yararı gereği jeofizik yöntemleri içermesi gerektiği, zemin etüdü ekibine sorumlu mühendis adı altında işi ve görev tanımı belirlenmeyen birinin eklendiği, bu durumun mevzuatta sorumlu mühendis tanımına yer verilmemiş olması nedeniyle uygulamada belirsizlik ve kargaşaya neden olacağı, bu şekli ile zemin ve temel etüdü ekibi tanımının değiştirildiği, ancak bu değişikliğin Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğine aykırı olduğu, diğer yandan zemin etüdü kapsamında yapılacak işlere dair düzenlemelerin eksik ve üst normlara aykırı olduğu, sondaja ilişkin düzenlemelerin de hukuka aykırı olduğu, çünkü düzenlemede sondajın sadece jeoloji mühendisliğinin bir uğraşı olarak tarif edildiği, sondajın farklı amaçlarla kullanılabilen bir yöntem olduğu, gerek mesleki mevzuat gerekse alınan lisans eğitimi gereği jeofizik mühendislerinin bu konuda yetkin olduğu, bilimsel bir dayanağı olmadan kategoriler oluşturup bir kısmı için bilimsel yöntemlerin esas alınmaması ve standartlara uyulmamasının hukuka aykırı olduğu, belirli bir çalışma alanında zemin özelliklerinin belirlenmesi için en az iki jeofizik yöntemin uygulanmasının gerektiği, bu bilimsel gereğe karşılık Tebliğin "yeterli tür ve sayıda yöntem" ibaresinin belirsiz bir ifade olduğu, jeofizik yöntemler daha ekonomik ve doğruya en yakın kesinlikte bilgiyi veren yöntemler olduğu, bilirkişi raporunun da bunu açığa çıkardığı, Daire heyeti hukukçulardan oluşmasına rağmen jeofizik yöntemlerin ekonomik olmadığı ve hepsinin gerekmediği şeklinde hüküm kurulduğu, Tebliğin gerekli bilimsel yaklaşımı taşımaması açısından eksik olduğu, daha ekonomik ve bu araştırmalar için özel olarak geliştirilmiş yöntemlerin kullanılmasını öngörmemesi yönünden eksik, hukuka ve kamu yararına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 25/05/2022 tarih ve E:2019/13963, K:2022/6147 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kullanılmayan ... TL yürütmeyi durdurma harcının istemi halinde davacıya iadesine,
4.Kesin olarak, 31/05/2023 tarihinde Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 3. bendinin son paragrafı yönünden oyçokluğu, diğer kısımları yönünden oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava konusu Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 3. bendinin son paragrafı yönünden;
Dava konusu Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 3. bendinin son paragrafında, "Bodrum kat hariç toplam bina yüksekliği 10.50 m.’yi aşan yapılarda, sondaj makinesinin çalışmasını engelleyecek şekilde dar-uzun, eğimli vb. sahalarda, zemin enjeksiyonu, derin temel ve iksa sisteminin öngörüldüğü durumlarda, temel taban oturum alanı 200 m2’yi geçen sahalarda jeofizik yöntemler kullanılmalıdır." düzenlemesine yer verilmiştir.
Anılan düzenleme hangi koşullarda jeofizik yöntemlerin kullanılması gerektiğini belirlemekte olup bu düzenlemenin mefhum-u muhalifinden, bodrum kat hariç toplam bina yüksekliği 10.50 metreyi aşmayan yapılarda ve temel taban oturum alanı 200 m2'yi geçmeyen sahalarda jeofizik yöntemlerin kullanılmasının gerekli olmadığı anlamı çıkmaktadır.
Temyize konu Daire kararında, dosya üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan raporda yer alan, inşaat yüksek mühendisi bilirkişi tarafından, belirtilen düzenleme hakkında verilen görüş esas alınarak, Kategori 1 kapsamında yer alan zeminler açısından zemin kaynaklı bir hasarın gözden kaçırılma olasılığının düşük olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; aynı raporda jeofizik yüksek mühendisi bilirkişi tarafından aynı düzenleme ile ilgili olarak özetle, Türkiye gibi topraklarının %70'inden fazlası yüksek deprem tehlikesi altında bulunan bir ülkede zemin ve temel etüt çalışmasının içeriğini ve kapsamını bina yüksekliğine bağlamanın bilimsel bir yaklaşımdan uzak olduğu, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği düzenlemelerine göre yüksekliği 10.50 metreden düşük binaların, yani bina yüksekliği açısından 7 ve 8 olan sınıflardaki yapıların, etki derinliğinin sadece açılacak gözlem çukurlarıyla tespit edilebileceğinin kabulünün bilimsel olmadığı yönünde değerlendirilmelere yer verildiği görülmektedir.
Öte yandan, dava konusu Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatı'nın "5 Etüt Kategorileri" başlıklı bölümünde, zemin ve temel etütleri, kategorik olarak, çalışmanın içeriği bakımından Kategori 1, Kategori 2 ve Kategori 3 olmak üzere üç sınıfa ayrılarak, planlanan zemin ve temel etüdünün tanımlanan kategorilerden hangisine gireceğinin etüt öncesinde kararlaştırılacağı belirtilmiş, aynı bölümde yer alan alt maddelerde ise bu kategori sınıflarına girecek zemin ve temel etütlerinin hangi özellikler dikkate alınarak belirleneceğine ilişkin ayrıntılar düzenlenmiştir.
Bu kapsamda, etüt yapılacak sahanın; yapı ve bileşenlerinin özellikleri ve büyüklükleri, zemin birimlerinin özellikleri, civar yapılar, yeraltı suyu ve çevre koşulları yönlerinden araştırılması ve varılacak sonuca göre etüt çalışmasının hangi kategori kapsamında yapılacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Dava konusu Formatın 8. bölümünün 9. paragrafında da, "Zemin ve temel etütlerinde; Kategori 1 kapsamındaki çalışmalar jeoloji mühendisleri ile etüt planlamasına göre ilaveten jeofizik mühendisleri tarafından, Kategori 2'dekiler jeoloji ve inşaat mühendisleri ile etüt planlamasına göre ilaveten jeofizik mühendisleri tarafından, Kategori 3'dekiler ise jeoloji, inşaat ve jeofizik mühendisleri tarafından ilgili oldukları rapor bölümlerine göre ortaklaşa yürütülür." düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu çalışmalar kapsamında, bodrum kat hariç toplam bina yüksekliği 10.50 metreyi aşmayan yapıların ya da temel taban oturum alanı 200 m2'yi geçmeyen sahaların, jeofizik mühendisinin de görev alması gereken bir etüt kategorisi içerisinde olduğunun tespit edilebileceği açıktır.
Bu itibarla, jeofizik yüksek mühendisi bilirkişinin, zemin ve temel etüt çalışmasının içeriği ve kapsamını bina yüksekliğine bağlamanın bilimsel bir yaklaşımdan uzak olduğu, bu tür yapılarda gözlemsel araştırma çukurlarıyla tespit yapılmasının yeterli olmayacağı yönündeki tespitleri de dikkate alındığında, kategori ayrımının özüne aykırı bir şekilde, bodrum kat hariç toplam bina yüksekliği 10.50 metreyi aşmayan yapılarla, temel taban oturum alanı 200 m2'yi geçmeyen sahalarda, peşinen jeofizik yöntemlerin kullanılmaması sonucunu doğuracak nitelikteki dava konusu düzenlemede Türkiye'de yaşanan depremlerin yıkıcı etkileri de göz önünde bulundurulduğunda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacı Odanın temyiz isteminin Zemin ve Temel Etüdü Uygulama Esasları ve Rapor Formatının 7. bölümünün 2. maddesinin 2. fıkrasının 3. bendinin son paragrafı yönünden kabulü ile temyize konu Daire kararının buna ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.