T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2450
Karar No : 2023/873
TEMYİZ EDEN (DAVACI): … Odası
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI): … Başkanlığı
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 01/06/2022 tarih ve E:2019/2531, K:2022/6561 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: 18/03/2018 tarih ve 30364 (mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliğinin 1, 2, 4 ve 6. maddeleri, Yönetmeliğin ekinde yer alan Deprem Etkisi Altında Binaların Tasarımı İçin Esasların 1. bölümünün 3. maddesi, 15. bölümünün 2. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendi, 16. bölümünün 2. maddesi ile EK16A, EK16B ve EK16D bölümlerinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 01/06/2022 tarih ve E:2019/2531, K:2022/6561 sayılı kararıyla;
Uyuşmazlık konusu olayda, davalı tarafından ileri sürülen süre aşımı, derdestlik ve ehliyete ilişkin itirazlara itibar edilmeyerek davanın esasına ilişkin inceleme yapılması gerektiği sonucuna varıldığı,
7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 1 ve 3. maddeleri, 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun dava konusu Yönetmeliğin çıkarıldığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle 12, 17, 24. maddelerine yer verilerek,
Dava konusu Türkiye Bina Deprem Yönetmeliğinin iptali istenilen 1, 2, 4 ve 6. maddeleri yönünden yapılan incelemede:
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri, davacının iddiaları ve davalının savunması dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; AFAD Yönetimi Başkanlığının Başbakanlığa bağlı olduğu 2011 yılı itibarıyla "depremlerin neden olabilecekleri fiziksel, ekonomik, sosyal, çevresel ve politik kayıp ve zararları önlemek veya etkilerini azaltmak ve depreme dirençli, güvenlikli, hazırlıklı ve sürdürülebilir yeni yaşam çevreleri oluşturmak" amacıyla hazırlanan ve Afet ve Acil Durum Yüksek Kurulunca 09/08/2011 tarihinde kabul edilerek 18/08/2011 tarihinde (1999 depreminin yıl dönümünde) 28029 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı (UDSEP-2023) Strateji B.1.5 maddesinde, mevcut Deprem Yönetmeliğinin EUROCODE'da gözetilerek güncelleneceği ve geliştirileceği, bunun için AFAD Yönetim Başkanlığının sorumluluğunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, üniversiteler, ilgili tüm kuruluşlar ve meslek odalarının katılımı da sağlanarak faaliyet yürütüleceğinin öngörüldüğü, tevdi edilen bu görev uyarınca AFAD tarafından yapılan çalışmalar sonucunda 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 3. maddesi ve 5902 sayılı AFAD Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 12. ve 17. maddelerine dayanılarak dava konusu Yönetmeliğin hazırlandığı, Yönetmeliğin 4. maddesiyle yürürlükten kaldırılan Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmeliğin (DBYBHY-2007) de 7269 sayılı Kanunun 3. maddesine dayanılarak AFAD Yönetim Başkanlığının (2009 yılında) öncülü olan Afet İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından çıkarıldığı, 5902 sayılı Kanunun 24. maddesi uyarınca Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğüne yapılmış atıfların görev alanına giren konularda AFAD Yönetimi Başkanlığına yapılmış sayılacağı, bu itibarla AFAD Yönetimi Başkanlığının ise dava konusu Yönetmelik ve ekinde bulunan esasları çıkardığı tarihte yürürlükte olan 5902 sayılı Kanunun 12. maddesinde Deprem Daire Başkanlığı birimine verilen ve yukarıda belirtilen görevleri gereği, anılan Kanunun 17. maddesi uyarınca düzenleme yapmaya yetkili olduğu sonucuna varıldığı,
Öte yandan, dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde bulunan "deprem etkisi altında tasarımı" "ibaresinin ise dayanak Kanunun amaçları arasında belirtilen "Deprem (Yer sarsıntısı) gibi afetlerde yapıları ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel olan yerlerde alınacak tedbirler ..." kapsamında bulunduğu anlaşıldığından dava konusu ibareyi içeren maddede hukuka aykırılık bulunmadığı sunucuna varıldığı,
Dava konusu Yönetmeliğin ekinde yer alan esasların 1. bölümünün 3. maddesi yönünden yapılan incelemede:
Uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesi sonucunda, depreme dayanıklı binalar yapmak amacıyla binaların deprem etkisi altında nasıl tepki vereceğinin muhtelif ihtimallere göre tasarlanarak mimari ve statik projelerinin oluşturulması aşamasında projenin başından sonuna kadarki süreçte binaların tasarımını gözetecek ve kontrol edecek yeni bir hizmet alanı oluşturulduğu, bu hizmeti sunacak kişilerin ise gerek teorik bilgisinin gerekse deneyiminin olmasının gerektiği, dava konusu esasların diğer maddelerinde bu hizmeti sunacak kişilerde aranacak şartların da kurallara bağlandığı, anılan esasların 1. bölümünün 3. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen bu hizmet alanının kapsamına bakıldığında ise binanın deprem hesabını yapmada, zemin ile etkileşimini ölçme ve değerlendirmede, deprem tehlikesinin ve deprem yer hareketlerinin binaya vereceği etkileri analiz etmede inşaat mühendisliği disiplininin bu hizmeti sunmaya en elverişli mühendislik alanı olduğu, bu analiz ve hesaplar yapılırken başka mühendislik disiplinlerinden de yardım alınmasına, hatta birkaç mühendislik disiplininin bir arada çalışmasına engel bir hususun bulunmadığı, jeoloji mühendisliğinin kuralda zorunlu unsur olarak belirtilmiyor olmasının dava konusu kuralda eksik bir düzenlemeye sebep olmayacağı anlaşıldığından, anılan kuralların hukuka ve kamu yararına uygun olduğu sonucuna varıldığı,
Dava konusu Yönetmeliğin ekinde yer alan esasların 15. bölümünün 2. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendi yönünden yapılan incelemede:
Davaya konu düzenlemede, deprem performansı değerlendirilecek veya gerekirse güçlendirilebilecek mevcut binalarda yapılacak işlemler için binadan bilgi toplanması, malzeme örneği alınması ve deney yapılması hususunda sorumluluğun verilebileceği mühendislik disiplininin düzenlendiği, bu işlemlerin yapının statiğine ve mimarisine zarar vermeden yapılması gerektiği hususu ve bu konularda aldığı eğitim, mesleki bilgi ve deneyimi dikkate alındığında, bu disiplinin inşaat mühendisliği olmasında hukuka, hizmet gereklerine ve kamu yararına aykırı bir durumun bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dava konusu Yönetmeliğin ekinde yer alan esasların 16. bölümünün 2. maddesi ile EK16A, EK16B ve EK16D bölümleri yönünden yapılan incelemede:
Dava konusu düzenlemelerde, deprem etkisi altında tasarımı yapılacak yeni binaların inşaat alanı zemin koşulları tanımlanırken yapılması zorunlu tutulan zemin araştırmalarının nasıl yapılacağı ve alınması zorunlu tutulan zemin ve temel etüd raporunda olması gereken (veri raporu ile geoteknik rapor) asgari şartların belirlendiği, EK16A'da zemin araştırmalarından olan arazi deneyleri ve laboratuvar deneyleri için genel kuralların belirlendiği, EK16B'de basitleştirilmiş zemin sıvılaşma değerlendirmesi başlığı altında bir takım deprem hesaplamalarına yer verildiği, EK16D'de ise arazi zemin özelliklerinin yerinde iyileştirilmesi veya güçlendirilmesine ilişkin genel ilkelerin ortaya konulduğu, bu şartlara uyulmasının zorunlu tutularak bu konuda proje mühendisi / geoteknik alanında sorumlu mühendise yer verildiği, bu mühendisin aldığı eğitim sonucu teorik bilgisi, mesleki bilgi ve deneyimi itibarıyla inşaat mühendisliği disiplininden olabileceği, ancak dava konusu edilen düzenlemelerde belirlenen iş ve işlemler için başka bir mühendislik disipliniyle birlikte çalışılmasına da bir engel bulunmadığı, zemine ilişkin çalışmalar konusunda başka yönetmeliklerle jeoloji mühendislerine verilmiş yetkinin dava konusu Yönetmelikle sınırlandırılmasının söz konusu olmadığı, bu şekilde yapılan zemine ilişkin çalışmaların (zemin ve temel etüdü raporu gibi) yeni yapılacak binanın statik projesine esas olacağı, projenin binanın ruhsatlandırılması için gerekli şartlardan biri olduğu, statik projenin dava konusu Yönetmelikte belirtilen kurallara da aykırı hazırlanmasının mümkün olmadığı, böylece farklı mühendislik disiplinlerince daha sağlıklı sonuçların ortaya çıkmasının sağlandığı, ayrıca 3194 sayılı İmar Kanununun 22. maddesi uyarınca yapı ruhsatını verecek makam tarafından ruhsat ve eklerinin incelenerek eksik ve yanlış bulunduğu takdirde bunlar giderilmeden yapı ruhsatı verilemeyeceği göz önününe alındığında, birbiriyle çelişen değil birbiriyle örtüşen zemin çalışmalarının yapılacağının anlaşıldığı,
Bu itibarla, dava konusu edilen düzenlemelerin hukuka, kamu yararına, mühendislik ilkelerine ve hizmet gereklerine uygun olduğu sonucuna varıldığı, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, eksik incelemeyle davanın reddine karar verildiği, temyize konu Daire kararındaki karşı oy gerekçelerinde de belirtildiği gibi dava konusu Yönetmeliğin düzenlenmesinde davalı idarenin yetkisinin bulunmadığı ve Yönetmeliğin eki esaslarda yapılaşma projelerinin tasarımından tamamlanmasına kadar tüm aşamalarında yapılacak tasarım, gözetim ve kontrol işlemlerinde proje sorumlusu olarak sadece inşaat mühendislerine verilmek ve jeoloji / jeofizik mühendislerine yer verilmemek suretiyle eksik düzenleme yapıldığı, düzenlemelerin bu haliyle hizmet gereklerine ve kamu yararına aykırı olduğu, konuya ilişkin önceki Yönetmeliklerde "Amaç ve kapsam” maddesi ortak bir içerikte ve dayanağı olan 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ile uyumlu olarak düzenlendiği halde dava konusu Yönetmelikte “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddenin yeni bir içerikte hazırlandığı, bu madde ile dayanak olarak gösterilen Kanun ve önceki Yönetmelik hükümlerinden farklı olarak “zemin ve temel etüt çalışmaları” ile “özel konularda tasarım gözetimi ve kontrolü” gibi konuların Yönetmeliğin kapsamına dahil edildiği, bu suretle 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun ile bu kanunlara dayalı çıkarılan yönetmelikler görmezden gelinerek yasal dayanağı olmayan konularda ve Yönetmeliğin amacı dışına taşan alanlarda davalı idareye düzenleme yapma yetkisi verildiği, Yönetmeliğin “Dayanak” başlıklı 2. maddesinde dayanak olarak 7269 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi ile 29/5/2009 tarihli ve 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 12 nci ve 17 nci maddelerinin gösterildiği, ancak bu her iki Kanunda da davalı idareye dava konusu Yönetmeliği çıkarma yetkisi verilmediği, bu konuda yetkili idarenin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olduğu, dolayısıyla açık bir yetki gaspının söz konusu olduğu, bu hukuksal çerçeve içinde Yönetmeliğin şekil ve usulde paralellik kuralına aykırı 4. maddesi ve 6. maddesinin de iptali gerektiği, Yönetmelik ana metninde yapılması gereken düzenlemelerin yönetmelik eki esaslar olarak düzenlendiği, söz konusu esasların iptali istenen maddelerinin önemli hukuki ve teknik sorunları bünyesinde barındırdığı ve depreme karşı güvenli yapılaşma sürecini aksatabilecek içerikte olduğu, yapı üretim ve denetim hizmetlerinin planlanması, tasarım, inşaat ve kontrol hizmetlerinin düzenlendiği 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun, Türk Standartları Enstitüsü(TSE) tarafından çıkarılan mühendislik hizmetleri standartları, uluslararası standartlar ile Danıştay kararlarına açık aykırılıklar içerdiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 01/06/2022 tarih ve E:2019/2531, K:2022/6561 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kullanılmayan … TL yürütmeyi durdurma harcının istemi halinde davacıya iadesine,
4.Kesin olarak, 27/04/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY X- 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 1. maddesinde, "Deprem (Yer sarsıntısı), yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde; yapıları ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel olan yerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlar hakkında bu kanun hükümleri uygulanır." hükmüne, 2. maddesinin 1. fıkrasında, "Su baskınına uğramış veya uğrayabilir bölgeler, İmar ve İskan Bakanlığının teklifi üzerine Devlet Su İşlerinin bağlı bulunduğu Bakanlıkça; yer sarsıntısı, yer kayması, kaya düşmesi ve çığ gibi afetlere uğramış veya uğrayabilir bölgeler ise, İmar ve İskan Bakanlığınca tespit ve bunlardan şehir ve kasabalarda meydana gelen ve gelebileceklerin sınırları imar planına, imar planı bulunmayan kasaba ve köylerde de belli edildikçe harita veya krokilere işlenmek suretiyle, afete maruz bölge olarak Cumhurbaşkanınca kararlaştırılır ve bu suretle tespit olunan sınırlar, ilgili valiliklerce mahallinde ilan olunur." hükmüne, 3. maddesinde ise, "İkinci maddeye göre ilan edilen afet bölgelerinde yeniden yapılacak, değiştirilecek, büyütülecek veya esaslı tamir görecek resmi ve özel bütün yapıların tabi olacağı teknik şartlar, Bayındırlık Bakanlığının mütalaası da alınarak İmar ve İskan Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle tespit olunur." hükmüne yer verilmiştir.
5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun dava konusu Yönetmeliğin çıkarıldığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle 12. maddesinde, "Deprem Dairesi Başkanlığının görevleri; a) Depreme hazırlık, müdahale, deprem riski yönetimi, b) Depremde zarara uğraması muhtemel yerler ile zarara uğramış yerlerin imar, plan ve proje işlemlerinin yürütülmesi, c) Depreme hazırlık, müdahale ve iyileştirme aşamalarında kullanılabilecek kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları ile yabancı kişi ve kuruluşlara ait her türlü kaynakların tespiti ve etkin kullanımı, ç) Depremler hakkında halkın bilgilendirilmesi, konularında uygulanacak politikaları belirlemek, takip etmek, değerlendirmek ve depremle ilgili hizmetlerin yürütülmesinde Başkanlığın diğer birimlerine danışmanlık yapmak. d) Başkan tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak," olarak sayılmış, 17. maddesinde ise, "Başkanlık görev alanına giren konularda düzenleme yapmaya yetkilidir." denilmiştir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; deprem veya ilgili maddede sayılan doğal afetlerden biri nedeniyle belirlenen afet bölgelerinde yeniden yapılacak, değiştirilecek, büyütülecek veya esaslı tamir görecek resmi ve özel bütün yapıların tabi olacağı teknik şartların tespit edileceği yönetmeliğin İmar ve İskan Bakanlığınca (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı) hazırlanması gerektiği, dava konusu Yönetmelikte de yeniden yapılacak, değiştirilecek, büyütülecek resmi ve özel tüm binaların ve bina türü yapıların tamamının veya bölümlerinin deprem etkisi altında tasarımı ve yapımı ile mevcut binaların deprem etkisi altındaki performanslarının değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi için gerekli kurallar ve minimum koşulların belirlendiği, Yönetmelik kapsamında düzenlenen konuların Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının yasa ile tanımlanan görev alanı kapsamında bulunmadığı, 5902 sayılı Kanunda da bu konularla ilgili olarak AFAD Yönetimi Başkanlığına açıkça düzenleme yapma yetkisi verilmediği, bu itibarla davalı idarenin dava konusu Yönetmeliği çıkarma yetkisinin bulunmadığı ve dava konusu Yönetmeliğin yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolunda verilen Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.