T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2675
Karar No : 2023/1620
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... Derneği
2- ... Derneği
3- ... Vakfı
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Huk. Müş. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/21851, K:2022/3147 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 23/10/2019 tarih ve 30927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 10. maddesinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/21851, K:2022/3147 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin ehliyete ve süre aşımına ilişkin itirazları yerinde görülmemiş,
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nin 1. maddesi ile 4. maddesindeki "koruma bölgeleri" ile "tampon bölge" tanımlarına yer verilerek, Ek-1 Listesinde "Sulak Alan Koruma Bölgelerinde Yapılması Yasak Olan Faaliyetler" ve Ek-2 Listesinde ise "Sulak Alan Koruma Bölgelerinde Yapılması Bakanlık İznine Tabii Olan Faaliyetler"in sayıldığı belirtilerek ve Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri Yönetmeliği'nin 1. maddesi, 3. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendindeki "Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi" tanımı ve 5. maddesine yer verilerek,
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden; organize sanayi bölgelerinin Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nin sulak alanlarda yapılması yasak olan faaliyetlere ilişkin Ek-1 Listesi kapsamında bulunduğunun anlaşıldığı,
Öte yandan, Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri Yönetmeliği'nde, tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerinin tanımlandığı ve proje konuları ile proje uygulama alanlarıyla ilgili dikkat edilmesi gereken hususların ayrıntılı olarak belirlendiği,
Söz konusu mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; tampon bölgelerde, Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri Yönetmeliği'ne uyulması kaydıyla tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgeleri kurulabileceği, bunların faaliyetlerine ilişkin esasların da aynı Yönetmelik'te ayrıntılı olarak düzenlendiği, söz konusu hükümlere uyulması halinde, anılan bölgelerde tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgeleri kurulmasının sulak alanların korunması ilkesine aykırı olmayacağı, öte yandan dava konusu düzenleme ile sulak alan tampon bölge sınırları içerisinde besicilik faaliyeti veya seracılık faaliyeti için başvuruda bulunanlar açısından eş güdümün ve uygulamada birliğin sağlandığı sonucuna ulaşıldığı, bu itibarla dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, temyize konu Daire kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, kararda sulak alanda yapılacak olan besicilik ya da seracılık faaliyetlerini kapsayacak olan tarıma
dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerinin (TDİOSB) sulak alana zarar vermeyeceğinin kabul edildiği, bu yaklaşımın son derece hatalı olduğu, her şeyden önce “sulak alanı destelemek” eyleminden ne anlaşılacağının muğlak olduğu, gerek karşı oyda gerekse tetkik hakiminin görüşünde dile getirilen hukuka aykırılıkların isabetli olduğu ve Dairenin hukuka aykırı kararı neticesinde TDİOSB projelerinin somut faaliyet bazında sulak alanlara nasıl zarar verdiğinin aşağıda yer alan somut dava örneği ile de sabit bulunduğu, şöyle ki Balıkesir ili, Edremit ilçesi, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanının Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sulak alan envanterine kaydedilmiş bir sulak alan olduğu, bu sulak alanda tam da Danıştay savcısının sorun görmediği seracılık üzerine TDİOSB kurulmasının planlandığı, dilekçede yer alan fotoğraflardan anlaşılacağı üzere seracılık faaliyetleri amacıyla kurulacak olan bu TDİOSB'nin Akçay Sazlığı ve Sulak Alanının önemli bir bölümü doldurulmak
suretiyle gerçekleştirildiği, bu durumda seracılık faaliyeti dahi olsa artık ortada sulak alanı destelemek amaçlı bir tarımsal faaliyetten bahsetmenin mümkün olmadığı, sonuç olarak bir sulak alan doldurulmadan üzerinde besicilik ya da seracılık amaçlı dahi olsa TDİOSB yapmanın imkansız olduğu, dava konusu düzenlemenin “eş güdümün ve uygulamada birliğin sağlanması amacıyla
getirildiği” iddiasının da gerçekçi olmadığı, bu amaçla yapılmak istenmiş olsa dahi ortaya çıkan sonucun sulak
alanların yok olmasına sebep olacağı, bu itibarla dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ....'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin kabulü ile Daire kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Üye ... 'in dava konusu Yönetmelik maddesinin davacı Derneklerin ve Vakfın menfaatini etkilemediği, bu nedenle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki usule ilişkin oyuna karşılık, davacıların dava açma ehliyetinin bulunduğuna oyçokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildi.
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
23/10/2019 tarih ve 30927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 10. maddesi ile Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nin "Tampon bölgede uygulama esasları" başlıklı 24. maddesinin "Bu bölgede; Katı atık düzenli depolama alanına, katı atık bertaraf tesislerine, bu Yönetmelikte izin verilenlerin dışında maden ocaklarının açılmasına ve işletilmesine, Endüstri bölgesi ilan edilmesine, organize sanayi bölgesi ve serbest bölge sanayi alanı kurulmasına ve Ek-1’de belirtilen faaliyetlerin yapılmasına izin verilmez." şeklindeki 1. fıkrasının (a) bendine, "Sulak alanı destekleyen tarımsal üretim temelli organize sanayi bölgeleri Genel Müdürlüğün iznine tabidir." cümlesi eklenmiştir.
Bunun üzerine, söz konusu düzenlemenin iptali istemiyle temyizen bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunmasının esas olduğu, sulak alanların doldurulması ve kurutulması yolu ile arazi kazanılamayacağı, bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alanın faaliyet sahibince eski haline getirileceği, sulak alanların korunması ve yönetimine ilişkin usul ve esasların ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.
4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu'nun 4. maddesinin 4. fıkrasında, sulak alanların kirletilemeyeceği, kurutulamayacağı ve bunların doğal yapılarının değiştirilemeyeceği düzenlenmiştir.
28/12/1993 tarih ve 3958 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 15/03/1994 tarih ve 94/5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanarak 17/05/1994 tarih ve 21937 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkındaki Sözleşme'nin (Ramsar Sözleşmesi) 1. maddesinde, bu Sözleşme'nin amacı bakımından doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, bütün suların, bataklık, sazlık ve türbiyerlerin sulak alanlar olduğu, bu Sözleşme'nin amacı bakımından ekolojik olarak sulak alanlara bağımlı olan kuşların su kuşları olduğu, 2. maddesinde, her akit tarafın, ülkesi toprakları içindeki elverişli sulak alanları, bundan böyle "Liste" adıyla tanımlanacak ve 8. madde uyarınca kurulacak Büro tarafından tutulacak olan "Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesi"ne dahil edilmek üzere tayin edeceği, sulak alan hudutlarının kesinlikle belirtileceği ve aynı zamanda haritaya çizileceği, özellikle su kuşları yaşama ortamı olarak önem taşıyan yerlerde, sulak alanlara mücavir olan akarsu ve deniz kıyı alanlarıyla, ada veya gel-git hareketinin çekilme devresinde derinliği altı metreyi geçen ve sulak alanlar dahilinde yer alan deniz sularıyla birleştirilebileceği, liste için sulak alanların seçiminin bu sulak alanların ekoloji, botanik, zooloji, limnoloji ve hidroloji yönlerinden uluslararası önemlerine göre yapılacağı, hangi mevsimde olursa olsun su kuşları için uluslararası öneme sahip sulak alanların öncelikle dahil edileceği, 3. maddesinde, akit tarafların, listeye dahil ettirdikleri sulak alanların korumasını geliştireceği ve ülkelerindeki diğer sulak alanları mümkün olduğu kadar akıllıca kullanılmasını sağlayacak şekilde formüle edeceği ve uygulayacakları, 4. maddesinde, her akit tarafın, listeye dahil olsun veya olmasın sulak alanlarında tabiatı koruma alanları ayırarak sulak alanlarının ve su kuşlarının korunmasını geliştireceği ve yeterli inzibati tedbirleri alacağı, sulak alanlar ve bu sulak alanların bitki ve hayvan toplulukları hakkında araştırma yapılmasını, bilgi ve yayınların değişimini teşvik edeceği, uygun sulak alanların yönetimi yoluyla su kuşları populasyonlarının artırılması için çaba gösterecekleri, sulak alanların araştırma, yönetim ve muhafazasında yetenekli personelin eğitimini geliştirecekleri düzenlemesine yer verilmiştir.
Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri Yönetmeliği'nin 3. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendinde, tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgesi, kamu tüzel kişi/kişilerince kurulan; tarım ve sanayi sektörünün entegrasyonunu sağlamaya yönelik tarıma dayalı sanayi girdisini oluşturan bitkisel ve hayvansal üretimin ve bunların işlenmesine yönelik sanayi tesislerinin yer aldığı mal ve hizmet üretim bölgesi şeklinde tanımlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında ifade edildiği üzere, hukuk devletinin bir gereği olan "hukuki belirlilik ilkesi"; kanuni ve idari düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, keyfiliğe yani idare tarafından takdir yetkisine dayanılarak keyfi uygulamalar yapılmasına imkan vermeyecek şekilde yapılmasını gerektirmektedir.
Dava konusu Yönetmelik ile yapılan değişiklikten önceki haliyle Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nin 24. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, sulak alana ait tampon bölgede katı atık düzenli depolama alanı ve bertaraf tesisleri kurulmasına, ayrıca izin verilenler dışında maden ocağı açılması ve işletilmesine, endüstri bölgesi ilan edilmesine, organize sanayi bölgesi ve serbest bölge sanayi alanı kurulmasına ve Ek-1 Listede belirtilen faaliyetlerin yapılmasına izin verilmeyeceği öngörülmüş, Yönetmeliğin Ek-1 Listesinde sulak alan koruma bölgelerinde yapılması yasak olan faaliyetlerin arasında ihtisas organize sanayi bölgelerine de yer verilmiştir. Bir ihtisas organize sanayi bölgesi türü olması nedeniyle tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerinin de bu yasak kapsamında yer aldığında kuşku bulunmamaktadır.
Dava konusu Yönetmelik ile asıl Yönetmeliğin 24. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine eklenen cümle ile sulak alana ait tampon bölgede sulak alanı destekleyen tarımsal üretime dayalı ihtisas organize sanayi bölgeleri kurulmasına imkan tanınmış, bu suretle tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgeleri tamamen yasak kapsamından çıkartılmamışsa da sulak alanı destekleyen nitelikte olanlar bu yasak kapsamından çıkartılmıştır.
Bununla beraber, dava konusu düzenleme kapsamında sulak alanı destekleyen tarımsal üretime dayalı ihtisas organize sanayi bölgesi ibaresinin içeriğinin yeterince somutlaştırılmadığı, uygulamada bu ibarenin kapsamının belirlenmesi noktasında yaşanabilecek duraksamaların önüne geçilebilmesi bakımından açık ve net kriterlerin belirlenmediği, bu nedenle anılan ibareden ne anlaşılması gerektiği hususunun belirsiz kaldığı ve bu belirsizliğin de sulak alanların yukarıda yer verilen Kanun hükümleri ve Sözleşme maddelerinde öngörüldüğü şekilde korunmasını tehlikeye düşürebileceği anlaşıldığından dava konusu düzenlemenin hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Davalı idarece, dava konusu Yönetmelik ile yapılan değişiklikten önceki haliyle Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği uyarınca sulak alana ait tampon bölgede seracılık ve besicilik faaliyetine izin verildiği, ancak aynı faaliyetlerin tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgesi çatısı altında yapılmak istenmesi halinde Yönetmelik'teki yasak nedeniyle buna izin verilmediği, dava konusu düzenlemenin uygulamada birlik sağlanması ve yaşanan mağduriyetlerin ortadan kaldırılması amacıyla getirildiği, bu düzenlemenin tampon bölgede makine ya da traktör fabrikalarının kurulmasına izin vermek amacıyla değil kapasitesi yüksek besicilik ve sera faaliyetlerine izin vermek amacıyla getirildiği savunulmuştur.
Ancak, Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri Yönetmeliği'ndeki tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgeleri tanımına göre bu bölgelerde tarımsal üretimin (besicilik ve seracılık da dahil) yanında bu üretim sonucunda ortaya çıkan ürünlerin işlenmesine yönelik sanayi kuruluşlarının da yer alabileceği göz önünde bulundurulduğunda davalı idarenin bu savunmasına da itibar edilmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu düzenlemenin iptaline karar verilmesi gerekirken davanın reddi yolunda verilen Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne;
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 16/03/2022 tarih ve E:2019/21851, K:2022/3147 sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,
4.Kesin olarak, 12/07/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.