T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2776
Karar No : 2023/1932
TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACILAR): 1- ... Belediye Başkanlığı
2- ... Birliği
VEKİLİ : Av. ...
II- (DAVALI): ... Bakanlığı
VEKİLİ : ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulunun 09/03/2022 tarih ve E:2019/15572, K:2022/2834 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 11. maddesinin 14. ve 15. fıkraları, 12. maddesinin 6, 7, 8, 13 ve 14. fıkraları, 13. maddesinin 1. fıkrasının 3. cümlesi, 2. fıkrasının 2. cümlesi ve geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulunun 09/03/2022 tarih ve E:2019/15572, K:2022/2834 sayılı kararıyla;
Anayasa'nın 56. maddesi, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesi, 2. maddesindeki "sürdürülebilir çevre" ve "sürdürülebilir kalkınma" tanımları, 9. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi, dava konusu Yönetmelik'in yayımı tarihinde yürürlükte olan 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ve 26. maddesi, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un Ek-5. maddesi, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 51. maddesine yer verilerek ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 410. maddesinden bahsedilerek,
Ülkemizde, yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere ilk olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddeleri ile 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 9. maddesine dayanılarak 31/12/2004 tarih ve 25687 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin hazırlandığı ve anılan yasa hükümlerinin uygulanması amacıyla ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanılmasının sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve teknik esasların belirlendiği, bu Yönetmelik'in "Su Kalitesine İlişkin Planlama Esasları ve Yasaklar" başlıklı dördüncü bölümünde, içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel sularla ilgili kirletme yasakları (m.16) ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarına yakınlık mesafesine göre mutlak koruma alanı (m.17), kısa mesafeli koruma alanı (m.18), orta mesafeli koruma alanı (m.19), uzun mesafeli koruma alanı (m.20) belirlenmesine ve içme kullanma suyu rezervuarlarının korunması için bu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin düzenlemelere yer verildiği,
Daha sonra, 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin yukarıda yer verilen 2, 9 ve 26. maddelerine dayanılarak içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalite ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan dava konusu İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği; bu Yönetmelik'in "Yerüstü Suları İçin Koruma Esasları ve Koruma Alanları" başlıklı üçüncü bölümünde, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nde yer alan koruma alanlarının yeniden düzenlendiği; bunların içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynağına olan mesafeleri açısından herhangi bir değişiklik yapılmadığı; ancak söz konusu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin değişikliklere yer verildiği; dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra, 14/02/2018 tarih ve 30332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yukarıda belirtilen içme kullanma suyu rezervuarlarının korunmasına ilişkin hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığı,
Yine dava konusu Yönetmelik'in yayımı tarihinde yürürlükte olan, içme suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel sular ile ilgili esasları, kalite kriterlerini ve bu suların içme ve kullanma suyu olarak kullanılabilmesi için uygulanması gereken arıtma sınıflarını tespit etmek amacıyla 29/06/2012 tarih ve 28338 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Suyu Elde Edilen veya Elde Edilmesi Planlanan Yüzeysel Suların Kalitesine Dair Yönetmelik'in 4. maddesinde "içme ve kullanma suyu" tanımına yer verildiği, aynı Yönetmelik'in 5. maddesinin 2. fıkrasında, idarenin içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların, bu Yönetmelik'in 6 ve 7. maddeleri ile belirlenen değerlere ve esaslara uymasını sağlamak maksadıyla gerekli bütün tedbirleri almakla görevlendirildiği, atıf yapılan 6. maddede içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların üç farklı kategoriye ayrıldığı ve her bir kategori için arıtma sınıflarının belirlendiği, 7. maddede ise içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların iyileştirilmesini sağlamak için özel hüküm belirleme çalışması yapılıp yapılmayacağının Bakanlıkça belirleneceği yönünde düzenlemelere yer verildiği,
17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'te ise insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esasların düzenlendiği, anılan Yönetmelik'in 5. maddesinde "insani tüketim amaçlı su" tanımına yer verildiği,
Yönetmelik'in 11. maddesinin incelenmesi;
14. fıkrasının incelenmesi;
Yönetmelik'in "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin iptali istenilen 14. fıkrasında, "4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu çerçevesinde madencilik faaliyetlerine izin verilir." kuralına yer verildiği,
Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 19. maddesinde, orta mesafeli koruma alanlarında hiçbir şekilde maden ocağı açılmasına ve işletilmesine izin verilmeyeceğinin belirtildiği,
3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesine 10/06/2010 tarih ve 5995 sayılı Kanun ile eklenen 8. fıkrasında, kazanılmış haklar korunmak kaydıyla içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000-2000 metre mesafe genişliğindeki şeritte galeri usulü patlatma yapılmaması, alıcı ortama arıtma yapılmadan doğrudan su deşarj edilmemesi şartıyla çevre ve insan sağlığına zarar vermeyeceği bilimsel ve teknik olarak belirlenen maden arama ve işletme faaliyetleri ile altyapı tesislerine izin verileceğinin düzenlendiği,
Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 19. maddesinde, orta mesafeli koruma alanlarında hiçbir şekilde maden ocağı açılmasına ve işletilmesine izin verilmeyeceği belirtilmiş ise de; dava konusu Yönetmelik hükmünde, 3213 sayılı Maden Kanunu'na atıf yapılarak orta mesafeli koruma alanlarında, anılan Kanun çerçevesinde madencilik faaliyetlerinde bulunulabileceğinin düzenlenmiş olması sebebiyle düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,
15. fıkrasının incelenmesi;
Maddenin 15. fıkrasında, "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın ilgili düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." kuralına yer verildiği,
Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile "Termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına izin verilmez, gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." şeklinde değiştirilmiş ise de; orta mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği belirtilen tesislerin bazılarının her iki düzenlemede de aynı olması nedeniyle hükmün esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,
Anılan fıkrada, güneş ve rüzgar enerji santrali kurulmasına Bakanlığın ilgili düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebileceğinin hükme bağlandığı,
Orta mesafeli koruma alanlarında, köy yerleşik alanı ve civarı sınırlarında köy gelişme ihtiyacına yönelik köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlar için barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılacak yapılara ve 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının mahalle olarak bağlandığı tarihteki nüfusları ve bu nüfusların doğal artışı için ihtiyaç duyulan yapılaşmaya izin verildiği, bu alanlarda organik tarım veya iyi tarım uygulamalarının yapılabildiği, yolların bu alanlardan geçirilecek kısımlarında ulaşımla ilgili fonksiyonlara izin verildiği, mevcut akaryakıt istasyonları ve gaz dolum istasyonlarının TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilmesi ve dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmemesi koşullarıyla akaryakıt ve gaz satışı faaliyetlerine devam edebileceği ve bu alanlarda 04/06/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu çerçevesinde madencilik faaliyetlerine izin verildiği göz önünde bulundurulduğunda, yenilenebilir enerji kaynağı niteliğindeki güneş ve rüzgar enerji santrallerinin düzenlemede öngörülen koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu alanlarda kurulmasına izin verilmesinde hukuka aykırılık görülmediği,
Yönetmelik'in 12. maddesinin incelenmesi;
6. fıkrasının incelenmesi;
Yönetmelik'in "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 6. fıkrasında, "Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 2000 ile 5000 metre arasında kalan kısımlarda, tehlikeli atık ve madde üretmeyen ve depolamayan, endüstriyel atıksu oluşturmayan sanayi tesislerine izin verilebilir. Maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra yeni sanayi tesislerine, yedinci fıkrada belirtilen şartların yerine getirilmesi durumunda izin verilebilir." kuralına yer verildiği,
Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında "endüstriyel atıksu" tanımına yer verildiği,
Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 20. maddesi maddesinde, uzun mesafeli koruma alanlarının 2000 ila 5000 metre arasında kalan kısımlarında, tamamen kuru tipte çalışan, tehlikeli atık üretmeyen ve endüstriyel atıksu oluşturmayan sanayi tesislerine; alanın 5000 m'den sonraki bölümünde, belirtilen sanayi tesislerinin yanı sıra, Bakanlığın uygun görüşü alınarak çöp depolama ve bertaraf alanlarına, oluşacak atıksuların Yönetmelik'te belirtilen standartlarda arıtılarak havza dışına deşarj edilmesi veya dönüşümlü olarak kullanılması şartlarıyla izin verildiğinin anlaşıldığı,
Dava konusu fıkrada, uzun mesafeli koruma alanı orta mesafeli koruma alanı sınırından 5000 metreye kadar olan bölüm ve 5000 metreden havza sonuna kadar olan bölüm olmak üzere iki kısma ayrılarak bu alanlarda yapılabilecek sanayi tesislerinin özelliklerinin sayıldığı; 5000 metreden sonra yapılabilecek sanayi tesislerine, maddenin 7. fıkrası doğrultusunda tesislerden kaynaklanacak atıksularının ilgili mevzuatta belirtilen standartlarda arıtılarak havza dışına çıkarılması şartıyla izin verildiği,
Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 20. maddesiyle de uzun mesafeli koruma alanlarında yapılabilecek sanayi tesisleri açısından benzer hükümlere yer verildiği, dava konusu düzenleme kapsamında, 2000 ila 5000 metre arasında izin verilen sanayi tesislerinde sadece evsel nitelikte atıksu oluştuğu, 5000 metreden sonra yapılabilecek sanayi tesislerine ise bu tesislerden kaynaklanacak atıksuların ilgili mevzuattaki standartlarda arıtılarak havza dışına çıkarılması şartıyla izin verildiği göz önünde bulundurulduğunda, düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,
7. ve 8. fıkralarının incelenmesi;
12. maddenin 7. ve 8. fıkralarında, "(7) Bu alandaki, mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksular, ilgili mevzuattaki standartlarda arıtılarak havza dışına çıkartılır. Endüstriyel atıksuların havza dışına çıkarılmasının mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir. (8) Uzun mesafeli koruma alanının, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden daha uzakta olan kısımlarında, 26/3/2010 tarihli ve 27533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine uygun olarak inşa edilmesi ve işletilmesi şartlarıyla düzenli katı atık depolama ve bertaraf alanlarına Çevre ve Şehircilik Bakanlığının uygun görüşü ile izin verilir. Oluşacak sızıntı suları havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak sızıntı sularının teknik ve ekonomik sebeplerle havza dışına çıkarılmasının mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilir." kurallarına yer verildiği,
Yukarıda içeriğine yer verilen mevzuat düzenlemelerine göre çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek anayasal yükümlülüğü altında olan idarenin, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak ve ulusal su yönetimini koordine etmek görevini icra ederken gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesini sağlamak zorunda olduğu, insan yaşamı açısından son derece önem arz eden içme-kullanma suyu havzalarının korunması ve kullanılmasına ilişkin esasları düzenleyen işlemlerin anılan yasal yükümlülüklerin gerekleri doğrultusunda tesis edilmesi gerektiği, dolayısıyla idarenin, içme-kullanma suyunun kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve su kirliliğine neden olacak düzenlemelerden kaçınmasının bugünkü ve gelecek kuşakların sağlıklı bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkelerinin gerçekleştirilmesi açılarından önem arz ettiği,
Anılan düzenlemelerde, uzun mesafeli koruma alanlarındaki mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksuların ve katı atık depolama ve bertaraf alanlarından kaynaklanan sızıntı sularının, son ihtimal olarak teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılmasının veya yeniden kullanımının mümkün olmadığı hallerde, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak havzaya deşarjına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebileceğinin hüküm altına alındığı,
Dava konusu Yönetmelik'ten önce içme-kullanma suyu havzalarının belirlenmesi ve korunmasına ilişkin esasları düzenleyen, ancak 14/02/2018 tarih ve 30332 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin 16, 17, 18, 19 ve 20. maddelerinde, bütün koruma alanları açısından atıksuların havza dışına çıkarılması esası benimsenmişken, içme-kullanma suyu havzalarını yeniden belirleyen ve bu alanların korunmasına ilişkin yeni esaslar getiren dava konusu Yönetmelik ile atıksuların havza dışına çıkarılması esasının yine bir ilke olarak belirlendiği, ancak anılan düzenlemelerle bu ilkeye istisna olacak şekilde, uzun mesafeli koruma alanında oluşabilecek endüstriyel atıksular ile sızıntı sularının, teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılması veya yeniden kullanımının mümkün olmadığı hallerde havzaya deşarj edilebilmesi imkanının getirildiğinin görüldüğü,
Son ihtimal olarak öngörülen atıksuların ve sızıntı sularının havzaya deşarjı yöntemine, teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarmanın ya da yeniden kullanımın mümkün olmadığı durumlarda başvurulabileceği düzenlenmiş ise de; "teknik ve ekonomik açıdan" mümkün olmama halinin genel ve subjektif değerlendirmelere açık bir ölçüt olduğu,
Öte yandan, bu düzenlemelerde, atıksuların ve sızıntı sularının, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak havzaya deşarj edilebileceği öngörülse de; bu tür suların içme suyu amaçlı bir kaynağa verilmesinin, kaynağın kalitesinin bozulması ve kirliliğe neden olma ihtimalini de beraberinde getirmesinin kaçınılmaz olduğu,
Bu nedenle, içme-kullanma suyu havzalarının bütün koruma alanlarında (mutlak - kısa - orta - uzun mesafeli koruma alanlarının tamamında) oluşan ve havzadaki su kalitesini olumsuz etkileme ihtimali bulunan atıksular ile sızıntı sularının havza içine deşarjının engellenmesi gerekirken uzun mesafeli koruma alanlarında, belirli şartlarda da olsa bu tür suların havza içine deşarjına izin verilmesinde hukuka ve kamu yararına uygunluk bulunmadığı,
Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in 12. maddesinin 7 ve 8. fıkralarının son cümlelerinde hukuka uyarlık, anılan fıkraların son cümleleri dışındaki kısımlarında ise hukuka aykırılık görülmediği,
13. fıkrasının incelenmesi;
Yönetmelik'in 12. maddesinin 13. fıkrasında, "3213 sayılı Kanun çerçevesinde madencilik faaliyetlerine izin verilir." kuralına yer verildiği,
Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılan 20. maddesinde de, uzun mesafeli koruma alanlarında galeri yöntemi patlatmalar, kimyasal ve metalurjik zenginleştirme işlemlerinin yapılamayacağı, madenlerin çıkarılmasına, sağlık açısından sakınca bulunmaması ve maddede yer alan diğer koşulların sağlanması şartıyla izin verilebileceğinin belirtildiği,
3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesine 10/06/2010 tarih ve 5995 sayılı Kanun ile eklenen 8. fıkrasında, kazanılmış haklar korunmak kaydıyla içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 2000 metreden sonraki koruma alanı içinde çevresel etki değerlendirmesi raporuna göre yapılması uygun bulunan maden istihracı ve her türlü tesisin yapılabileceği, ancak faaliyet sırasında alıcı ortama yapılacak deşarjlarda ilgili yönetmelikte belirtilen limitlere uyulmasının zorunlu olduğunun düzenlendiği,
Dava konusu Yönetmelik hükmünde, 3213 sayılı Maden Kanunu'na atıf yapılarak uzun mesafeli koruma alanlarında, anılan Kanun çerçevesinde madencilik faaliyetlerinde bulunulabileceğinin düzenlenmiş olması sebebiyle düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,
14. fıkrasının incelenmesi;
12. maddenin 14. fıkrasında, "Güneş ve rüzgâr enerji santrali kurulmasına Bakanlığın düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebilir." kuralına yer verildiği,
Söz konusu düzenleme, her ne kadar 10/03/2020 tarih ve 31064 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle "Gerekli çevresel altyapı önlemlerinin alınması şartıyla güneş enerji santrali, rüzgâr enerji santrali ve hidroelektrik santrali kurulmasına izin verilebilir." şeklinde değiştirilmiş ise de; uzun mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği belirtilen tesislerin bazılarının her iki düzenlemede de aynı olması nedeniyle hükmün esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,
Anılan fıkrada, güneş ve rüzgar enerji santrali kurulmasına Bakanlığın ilgili düzenleyici işlemlerinde yer alan hükümlerin sağlanması şartıyla izin verilebileceğinin hükme bağlandığı,
Maddenin bütünü incelenmek suretiyle uzun mesafeli koruma alanlarında yapılmasına izin verilen yapı ve tesisler gözönünde bulundurulduğunda, yenilenebilir enerji kaynağı niteliğindeki güneş ve rüzgar enerji santrallerinin, düzenlemede öngörülen koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu alanlarda kurulmasına izin verilmesinde hukuka aykırılık görülmediği,
Yönetmelik'in 13. maddesinin incelenmesi;
1. fıkrasının incelenmesi;
Yönetmeliğin "Dere, çay ve nehirler için genel esaslar ve koruma alanı" başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında, "İçme-kulanma suyu temin edilen ve edilmesi planlanan dere, çay ve nehirlerin korunması amacıyla, regülatör, bent ve benzeri içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki memba tarafındaki bölge, içme-kullanma suyu kullanan idare tarafından kamulaştırılır. Bu alanda, içme-kullanma suyu projesine ait mecburi teknik tesisler haricinde hiçbir yapı yapılamaz ve faaliyete izin verilemez. Söz konusu dere, çay ve nehirlerden su alınarak faaliyetine izin verilmiş olan su ürünleri yetiştiricilik tesislerinin müktesep hakları saklıdır." kuralına yer verildiği,
Davacı tarafından, söz konusu düzenlemenin, belirtilen alanlarda, yasal izinler alınmadan kurulan su ürünleri tesislerinin faaliyetlerine devam etmesine ve bu alanlarda yeni su ürünleri tesislerinin de kurulmasına olanak sağladığı iddiasıyla 1. fıkranın 3. cümlesinin iptalinin istenildiği,
Dava konusu düzenlemede, Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarihten önce mevzuata uygun olarak gerekli izinleri alarak faaliyete başlamış olan su ürünleri yetiştiricilik tesislerinin, müktesep haklarının korunması amacıyla bu haklar kapsamında faaliyetlerine devam edebileceğinin düzenlendiği anlaşıldığından, söz konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,
2. fıkrasının incelenmesi;
13. maddenin 2. fıkrasında ise, "İçme-kullanma suyu alma yapısının memba yönündeki ilk su yapısında son bulmak şartıyla, içme-kullanma suyu su alma yapısından itibaren maksimum 2000 metre mesafede, arıtılsa dahi atıksu deşarjına izin verilmez, ilgili mevzuattaki standartlara uygun arıtılmış atıksular su alma yapısının mansabına bir kollektör ile deşarj edilebilir. Ancak, atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." kuralına yer verildiği,
Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde "alıcı ortam"ın tanımına yer verildiği; anılan Yönetmelik'in "Atıksuların Boşaltım Esasları" başlıklı beşinci bölümünde ise atıksuların alıcı ortama boşaltım esasları ile atıksu deşarj standartlarına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verildiği; dere, çay ve nehirlerin alıcı ortam kapsamında olması sebebiyle alıcı ortama boşaltım esasları ile atıksu deşarj standartlarına ilişkin hükümlerin bu alanlar için de geçerli olduğu,
Daha önce mevzuatta böyle bir düzenlemenin bulunmadığı, dava konusu Yönetmelik'in 13. maddesi ile dere, çay, ve nehirler için geçerli genel esasların ve bir koruma alanının öngörüldüğü, böylelikle bu alanlar için ilk defa bir koruma statüsü getirildiği; iptali istenilen fıkranın bütünü ve Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin yukarıda belirtilen hükümleri bir arada değerlendirildiğinde, 2. fıkranın 2. cümlesinde hukuka aykırılık görülmediği,
Yönetmelik'in geçici 1. maddesinin incelenmesi;
Yönetmelik'in geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında, "Büyükşehir belediyeleri, içme-kullanma suyu havzaları için yürürlükteki mevzuat düzenlemelerini, bu Yönetmeliğin madencilik faaliyetlerine ilişkin hükümleri çerçevesinde en geç bir yıl içerisinde revize eder ve görüş alınmak üzere Bakanlığa sunar." kuralına yer verildiği,
Davacı tarafından, daha önce izin almadan madencilik faaliyetlerine başlamış olan işletmelere bir yıl içerisinde çalışma iznini revize ederek faaliyete devam etme imkanı getirdiği, af niteliğinde ve Ramsar Sözleşmesine aykırı olduğu iddialarıyla fıkranın iptalinin istenildiği,
Maddenin iptali istenilen birinci fıkrasının, büyükşehir belediyelerinin, içme-kullanma suyu havzaları için yürürlükteki mevzuat düzenlemelerini, dava konusu Yönetmelik'in madencilik faaliyetleri ile ilgili hükümleri doğrultusunda bir yıl içerisinde revize etmesi gerektiğine ilişkin olduğu; anılan düzenlemenin izin almamış işletmelerin çalışma izinlerini revize ederek faaliyetlerini devam ettirmesine yönelik herhangi bir ifade içermediği anlaşıldığından, davacının iddiasına itibar edilmediği ve düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle,
Yönetmelik'in 12. maddesinin 7. ve 8. fıkralarının son cümlelerinin iptaline, Yönetmelik'in 11. maddesinin 14 ve 15. fıkraları, 12. maddesinin 6. fıkrası, 7. ve 8. fıkralarının son cümleleri dışındaki bölümleri, 13 ve 14. fıkraları, 13. maddesinin 1. fıkrasının 3. cümlesi, 2. fıkrasının 2. cümlesi ve geçici 1. maddesinin 1. fıkrası yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:
Davacılar tarafından, dava konusu Yönetmelik'in normlar hiyerarşisine; sulak alanlar, endemik türler ve orman varlığının yok edilmesine imkan tanıması nedeniyle Anayasa'nın 56, 63 ve 169. maddeleri ile Orman Kanunu'na; çok geniş bir kıyı ve sahil şeridi kesiminin devletin hüküm ve tasarrufundan alınarak yerli ve yabancı girişimcilerin hüküm ve tasarrufuna devredilmesine olanak tanıması nedeniyle Kıyı Kanunu'nun 5. maddesine; koruma altındaki kamu taşınmazlarında, koruma bölge kurullarınca alınmış kararlar olmadan inşaat ve tesisat yapılmasını öngörmesi sebebiyle 2863 sayılı Kanun'un 8. maddesine ve iyi yönetim hakkı ile sosyal devlet güvencesine aykırı olduğu, 11., 12. ve 13. maddelerinin amaç maddesiyle çeliştiği, 13. maddede su ürünleri tesisi kurulmasına izin verilmesinin hukuka aykırı olduğu, Yönetmelik'e eklenen geçici 1. madde ile Yönetmelik'in yayım tarihinden önce izin almadan madencilik faaliyetlerine başlamış olan işletmelere bir yıl içerisinde çalışma iznini revize ederek faaliyete devam etme imkanının getirildiği, af niteliğindeki bu düzenlemenin Ramsar Sözleşmesi'nin amacına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, ülkemizde içme-kullanma suyu temin edilen toplam 508 adet yerüstü su kaynağının bulunduğu, söz konusu içme-kullanma suyu havzalarının her birinin fiziki özelliklerinin değişkenlik gösterdiği, bu özelliklerine bağlı olarak birçok havzada atıksuların havza dışına çıkarılmasının teknik ve ekonomik olarak mümkün olmadığı, Yönetmelik kapsamında içme suyu havzalarında yürütülen faaliyetler neticesinde oluşan atıksuların havza dışına çıkarılması esas kabul edilmekle birlikte atıksuların teknik ve ekonomik olarak çıkarılamadığı durumlara ilişkin alternatifler oluşturularak uygulama aşamasında yaşanan sıkıntıların giderilmesi ve su kaynağının kirlenmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığı, atıksuların deşarj edilebilmesi için içme suyu kaynağının kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtmaya tabi tutulmasının öngörüldüğü, bu itibarla Yönetmelik'in 12. maddesinin 7. fıkrasının son cümlesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, Türkiye'de yer alan her içme-kullanma suyu havzasının fiziki özelliklerinin değişkenlik gösterdiği, bazı havzalarda sızıntı sularının havza dışına çıkarılmasının teknik ve ekonomik olarak mümkün olmadığı, Yönetmelik kapsamında maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden sonra düzenli katı atık depolama ve bertaraf alanlarına izin verilebildiği, söz konusu tesislerden kaynaklanan sızıntı sularının havza dışına çıkarılması esas kabul edilmekle birlikte teknik ve ekonomik olarak çıkarılmadığı durumlarda bu suların havza içine deşarjına belirli şartlar dahilinde Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından izin verilebildiği, sızıntı sularınınb deşarj edilebilmesi için içme suyu kaynağının kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtmaya tabi tutulmasının öngörüldüğü, bu itibarla Yönetmelik'in 12. maddesinin 8. fıkrasının son cümlesinde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI:
Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulunca verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve davacıların temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davacılar tarafından, Danıştay Altıncı ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulunca verilen kararın iptale ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve davalının temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davalının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu Danıştay Altıncı ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulu kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen reddi, kısmen iptal yolunda verilen Danıştay Altıncı ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulunun temyize konu 09/03/2022 tarih ve E:2019/15572, K:2022/2834 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 16/10/2023 tarihinde, dava konusu Yönetmelik'in 12. maddesinin 7 ve 8. fıkralarının son cümleleri yönünden oyçokluğu, diğer kısımları yönünden oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Yönetmelik'in 12. maddesinin 7 ve 8. fıkralarında, "(7) Bu alandaki, mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksular, ilgili mevzuattaki standartlarda arıtılarak havza dışına çıkartılır. Endüstriyel atıksuların havza dışına çıkarılmasının mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir. (8) Uzun mesafeli koruma alanının, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 5000 metreden daha uzakta olan kısımlarında, 26/3/2010 tarihli ve 27533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine uygun olarak inşa edilmesi ve işletilmesi şartlarıyla düzenli katı atık depolama ve bertaraf alanlarına Çevre ve Şehircilik Bakanlığının uygun görüşü ile izin verilir. Oluşacak sızıntı suları havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak sızıntı sularının teknik ve ekonomik sebeplerle havza dışına çıkarılmasının mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilir." kurallarına yer verilmiştir.
Anılan düzenlemelerde, uzun mesafeli koruma alanlarındaki mevcut ve yeni sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksuların ve katı atık depolama ve bertaraf alanlarından kaynaklanan sızıntı sularının, son ihtimal olarak teknik ve ekonomik olarak havza dışına çıkarılmasının veya yeniden kullanımının mümkün olmadığı hallerde, içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede arıtılarak havzaya deşarjına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebileceği hüküm altına alınarak içme-kullanma suyu kaynaklarının kirlenmemesi için lazım gelen tedbirlerin öngörüldüğü dikkate alındığında düzenlemede hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu kararın Yönetmelik'in 12. maddesinin 7 ve 8. fıkralarının son cümlelerinin aksi bir değerlendirmeye dayalı olarak iptaline ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu yönden katılmıyoruz.