T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3140
Karar No : 2023/372
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Barosu Başkanlığı
VEKİLİ : Av…
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Düzenleme ve Denetleme Kurumu
VEKİLİ : Av…
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 25/04/2022 tarih ve E:2022/688, K:2022/2326 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 17/08/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik'in 14. maddesinin 1. fıkrasına, 10/08/2021 tarih ve 31564 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelikle eklenen "Hakemler komisyon nezdinde görülen uyuşmazlıkları taraf vekili sıfatıyla takip edemez." cümlesi ile aynı maddeye eklenen 7. fıkranın iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 25/04/2022 tarih ve E:2022/688, K:2022/2326 sayılı kararıyla;
Dava dosyasının ve dava dilekçesinin incelenmesinden; Dairelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda, 7249 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler uyarınca, 24/09/2020 tarihinde İstanbul ilinde ikinci bir baro kurularak tüzel kişilik kazandığı ve 1136 sayılı Kanun'un 77. maddesinin 3. fıkrasında yer alan hüküm uyarınca İstanbul ilinde kurulu baroların Türkiye Barolar Birliği tarafından İstanbul 1 Nolu Barosu ve İstanbul 2 Nolu Barosu olarak numaralandırıldığı, Türkiye Barolar Birliği'nin resmi internet sitesinde "İstanbul Baro İletişim Bilgisi" sayfasında "İstanbul 1 Nolu Barosu" ve "İstanbul 2 Nolu Barosu" olarak iki ayrı baroya ve bu barolara ait farklı iletişim bilgilerine yer verildiği, dolayısıyla davanın açıldığı tarih itibarıyla "İstanbul Barosu Başkanlığı" unvanıyla tüzel kişiliğe sahip bir baronun mevcut olmadığı, 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca dava dilekçesinde davacının unvanının gösterilmesi gerekmesine ve davanın açıldığı tarih itibarıyla "İstanbul Barosu Başkanlığı" unvanına sahip bir baro mevcut olmamasına rağmen dava dilekçesi ve ekli vekaletnamede davacı baronun "İstanbul Barosu" olarak belirtildiği, kaç numaralı baro olduğuna ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, Dairelerinin … tarih ve E:… sayılı ara kararıyla, davacı vekilinden davacı Baronun İstanbul ilinde kurulu, kaç numaralı baro olduğunu gösterir bilgi ve belgeler ile buna göre düzenlenmiş vekaletname suretinin tasdikli suretinin dosyaya sunulmasının istenildiği, ara kararına cevaben gönderilen 27/10/2021 tarihli dilekçede, vekaletnamenin geçerli olduğu, davacı Baronun numarasını ilan etme zorunluluğunun bulunmadığı, 7249 sayılı Kanun'da belirtilen Baro olduğu belirtilmekle birlikte davacı Baronun kaç numaralı baro olduğuna ilişkin somut bilgi ve belgeye yer verilmediği, bu haliyle davacının unvanına açık bir şekilde yer verilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun düzenlenmediği, davanın, davacı Baronun unvanının tereddüde yol açmayacak şekilde gösterilmek suretiyle 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak yenilenen ve ekinde davacının unvanını gösterir bilgi ve belgelerin sunulduğu bir dilekçeyle açılması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği; davacı tarafından yenilenen dava dilekçesinde, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından, "İstanbul Barosunun bütün resmi yazışmalarda, avukat ruhsatnamelerinde ve kimliklerde numaralandırılmış ibare ve unvan yerine, kuruluş tarihinin 05 Nisan 1878 olması ve kayıtlarında yer alan tüzel kişilik unvanı olan 'İstanbul Barosu' olarak kullanılmaya devam edilmesi" yönünde karar alındığının belirtildiği, böylelikle kararda ifade olunan eksikliklerin giderilmediği ve davacının "İstanbul Barosu Başkanlığı" olarak gösterilmek suretiyle aynı yanlışlığın yapıldığının anlaşıldığı,
Bu durumda; Dairelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı dilekçe ret kararı üzerine, davacı tarafından yenilenen dava dilekçesinde de aynı yanlışlıklar yapıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, …. Noterliğinin … tarih ve … yevmiye nolu vekaletnamesine dayanak olan aynı Noterliğin … tarih ve … yevmiye nolu temsil ve ilzam yetkisine ilişkin belgeye …. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının … tarih ve … DYS nolu mazbatasının dayanak olarak gösterildiği, söz konusu belgelerden davacının kim olduğunun anlaşılabilir olduğu, 7249 sayılı Kanun öncesinde düzenlenen vekaletnamelerde yer alan "İstanbul Barosu" ibaresinin sorgulanmasına, numarasının sorulmasına, yeni bir vekaletname ile değiştirilmesinin ara karara konu yapılmasına ve geçersiz kılınmasına olanak bulunmadığı, kanun değişikliğinin vekalet ilişkisini ve buna ilişkin temsil belgesini geçersiz kılmadığı, anılan Kanun değişikliğinin aynı ilde ikinci ve sonraki Baroların tüzel kişilik kazanarak numara almalarına ilişkin olduğu, … tarih ve … sayılı yazı ile Türkiye Barolar Birliğine Barolarının tam unvanının sorulduğu, buna ilişkin verilen … tarih ve … sayılı cevabi yazıda özetle, 16-17 Ocak 2022 tarihinde yapılan Yönetim Kurulu toplantısında … sayılı karar ile İstanbul Barosunun bütün resmi yazışmalarında, avukat ruhsatnamelerinde ve kimliklerinde numaralandırılmış ibare ve unvan yerine, "İstanbul Barosu" olarak kullanımına devam edilmesine karar verildiği, davacı olarak unvanlarının açık ve belirlenebilir olduğundan davanın reddine ilişkin kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin 25/04/2022 tarih ve E:2022/688, K:2022/2326 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 01/03/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X-Dosyanın incelenmesinden, Danıştay Onuncu Dairesinin 25/04/2022 tarih ve E:2022/688, K:2022/2326 sayılı kararıyla; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda 7249 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler uyarınca 24/09/2020 tarihinde İstanbul ilinde ikinci bir baro kurularak tüzel kişilik kazandığı ve 1136 sayılı Kanun'un 77. maddesinin 3. fıkrasında yer alan hüküm uyarınca İstanbul ilinde kurulu baroların Türkiye Barolar Birliği tarafından İstanbul 1 Nolu Barosu ve İstanbul 2 Nolu Barosu olarak numaralandırıldığı, Türkiye Barolar Birliği'nin resmi internet sitesinde "İstanbul Baro İletişim Bilgisi" sayfasında "İstanbul 1 Nolu Barosu" ve "İstanbul 2 Nolu Barosu" olarak iki ayrı baroya ve bu barolara ait farklı iletişim bilgilerine yer verildiği, dolayısıyla davanın açıldığı tarih itibarıyla "İstanbul Barosu Başkanlığı" unvanıyla tüzel kişiliğe sahip bir baronun mevcut olmadığı, 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca dava dilekçesinde davacının unvanının gösterilmesi gerekmesine ve davanın açıldığı tarih itibarıyla "İstanbul Barosu Başkanlığı" unvanına sahip bir baro mevcut olmamasına rağmen dava dilekçesi ve ekli vekaletnamede davacı baronun "İstanbul Barosu" olarak belirtildiği, kaç numaralı baro olduğuna ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, Dairelerinin … tarih ve E:… sayılı ara kararıyla; davacı vekilinden davacı Baronun İstanbul ilinde kurulu, kaç numaralı baro olduğunu gösterir bilgi ve belgeler ile buna göre düzenlenmiş vekaletname suretinin tasdikli suretinin dosyaya sunulmasının istenildiği, ara kararına cevaben gönderilen 27/10/2021 tarihli dilekçede, vekaletnamenin geçerli olduğu, davacı Baronun numarasını ilan etme zorunluluğunun bulunmadığı, 7249 sayılı Kanun'da belirtilen Baro olduğu belirtilmekle birlikte, davacı Baronun kaç numaralı baro olduğuna ilişkin somut bilgi ve belgeye yer verilmediği, bu haliyle davacının unvanına açık bir şekilde yer verilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun düzenlenmediği, davanın; dava dilekçesinde davacı Baronun unvanı tereddüte yol açmayacak şekilde gösterilmek suretiyle 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak yenilenen ve ekinde davacının unvanını gösterir bilgi ve belgelerin sunulduğu bir dilekçeyle açılması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği; davacı tarafından yenilenen dava dilekçesinde ise, yukarıda ifade olunan eksikliklerin giderilmediği ve dava dilekçesinde davacının "İstanbul Barosu Başkanlığı" olarak gösterilmek suretiyle aynı yanlışlığın yapıldığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinde "usul hükümlerine uyulmamış olunması" bozma sebepleri arasında sayılmış olduğundan, temyiz merciince, temyizi istenen kararın usul hükümlerine uygun olup olmadığı yönünden incelemeye tabi tutulacağı açıktır.
2577 sayılı Kanunun 15. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "1 inci fıkranın (d) bendine göre dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde dava reddedilir." hükmü gereğince davanın reddi yolunda verilen kararın, temyizen incelenmesi sırasında; 2577 sayılı Kanunun 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve dava ret kararının dayanağını oluşturan dilekçe ret kararının da, usul hükümleri yönünden incelemeye konu edilmesi hukuki açıdan kaçınılmazdır.
Her ne kadar, 2577 sayılı Kanunun 15. maddesinin 4. fıkrası, aynı maddenin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen dilekçe ret kararlarına karşı temyiz yoluna gidilmesine hukuken olanak vermemekte ise de; bu husus, dilekçe ret kararlarının, bu kararlar üzerine yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıkların yapılması nedeniyle verilen davanın reddi yolundaki kararların temyiz edilmesi üzerine, bu kararlarla birlikte incelemeye tabi tutulmasına engel teşkil edici bir nitelik taşımamaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği gibi, hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu ve hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.
Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma olanağının tanınması gerekmektedir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir. (Özkan Şen, B.No:2012/791). Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın normlarını belirleyen kurallar olduğu açıktır.
Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin boş yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede bitirilebilmesi amacıyla davacılara/davalılara belli yükümlülükler öngörülebilir ise de, getirilen bu yükümlülüklerin de ölçülü olarak uygulanması ve hakkın özünün zedelenmesinden kaçınılması gerekmektedir.
11/07/2020 tarihli ve 7249 sayılı "Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 15. maddesiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 77. maddesinde değişiklik yapılarak, beşbinden fazla avukat bulunan illerde asgari ikibin avukatla yeni bir baro kurulabileceği; aynı ilde yeni bir baronun kurulması halinde Türkiye Barolar Birliğinin tüzel kişilik kazanma tarihini esas almak ve birden başlamak suretiyle baroları o ilin adıyla numaralandıracağı hükme bağlanmış ise de, "İstanbul Barosu Başkanlığı" adıyla açılan davada, Baronun kaç numaralı baro olduğunun tesbitinin yargı yerlerince de kolaylıkla yapılabileceği, nitekim Dairece Türkiye Barolar Birliği resmi internet sitesinde inceleme yapılarak, İstanbul'da bir ve iki numaralı baroların bulunduğunun tesbit edildiği, yine internette yapılacak incelemeyle başkanı Mehmet Durakoğlu olan baronun kaç numaralı baro olduğunun da kolaylıkla belirlenebileceği, kaldı ki, davacının hangi numaralı baro olduğunun verilecek kararın sonucuna bir etkisi olmayacağı gibi, kararın tebliğinde de bir soruna neden olmayacağı açık olup, bu durumun dilekçe ret kararına ve sonuçta davanın reddine gerekçe yapılmasının hak arama özgürlüğünün ihlaline neden olacağı sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki, ilgili Kanunun yürürlüğünden önce açılan davalarda, Kurulumuzca da resen numaralandırma yapılması yoluna gidilmiştir.
Bu nedenle, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.