T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3460
Karar No : 2023/258
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sendikası
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF : I-(DAVALI): ... Bakanlığı
VEKİLİ: Av. ...
II-(DAVALI YANINDA MÜDAHİL): ... Derneği
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Sekizinci Dairesinin 25/05/2022 tarih ve E:2019/306, K:2022/3445 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: ... Derneği tarafından organize edilen ve 21-31 Ocak 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan "Haydi Çocuklar Camiye Projesi"nin Milli Eğitim Bakanlığına bağlı tüm temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında duyurulmasına izin verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 25/05/2022 tarih ve E:2019/306, K:2022/3445 sayılı kararıyla;
Davalı yanında müdahilin (kararda sehven davalı idarenin yazılmıştır) usule yönelik ehliyet itirazı yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrası, 18., 42., 53. ve 56. maddeleri ile Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği'nin 1 ve 2. maddelerinde yer alan kurallar aktarılarak,
Anayasa ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda yer alan, idarenin takdir yetkisini kaldıracak şekilde yargı kararı verilemeyeceği kuralının, takdir yetkisine dayanılarak yapılan işlemlerin yargı denetimi dışında kalacağı anlamına gelmediği, bu sebeple, idarenin takdir yetkisinin hukuka uygun kullanılıp kullanılmadığının idari yargı mercilerince denetlenmesi gerektiği,
İdarelere takdir yetkisi tanınan hallerde idarenin bu konuda yargı kararı ile zorlanamayacağı, diğer bir ifadeyle idari işlem niteliğinde yargı kararı verilemeyeceği, ancak bu takdir yetkisinin de mutlak olmayıp, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olduğu, takdire dayanan işlemlerin sebep ve maksat bakımından yargı denetimine tabi olduğu hususu açık olup, idarenin bu takdir yetkisinin denetiminde; görevin niteliği, hizmet alanı, gizliliği, özel durumu gibi şartların kamu yararı da gözetilerek değerlendirileceği,
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa'da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek, Türk Milli Eğitiminin genel amacı olarak düzenlendiği, her türlü eğitim ve öğretim faaliyetinin söz konusu amaç ve ilkeler çerçevesinde yapılması ve öğrencilere benimsetilmesi hususunda Milli Eğitim Bakanlığına görev verildiği,
Ancak, bu amaç ve ilkelerin öğrencilere kazandırılması sırasında kullanılacak eğitim ve öğretim yöntemleri ve araçları yönünden anılan Kanun'da bir belirleme yapılmadığı, bu konuda eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek, öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütmek ve denetlemek, eğitim sistemini yeniliklere açık, dinamik, ekonomik ve toplumsal gelişimin gerekleriyle uyumlu biçimde güncel teknik ve modeller ışığında tasarlamak ve geliştirmek görev ve yetkisi bulunan davalı idareye takdir yetkisi tanındığı,
Dolayısıyla, davalı idarenin yetkili olduğu dava konusu işlemin hukuka uygunluk denetiminin, idarenin sahip olduğu takdir hakkının hukuka uygun kullanılıp kullanmadığının incelenmesi suretiyle yapılması gerektiği,
Bu bağlamda; çocuklara camide cemaatle namaz kılma şuuru kazandırmak, camilere gitmenin milli ve manevi sorumluluk olduğu bilincini vermek, güzel ahlaklı nesiller yetiştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla ... Derneği tarafından gerçekleştirilecek olan projenin Milli Eğitim Bakanlığına bağlı temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında duyurulması, proje ortağı derneklerin bu okullarda tanıtım standı açması, uygun yerlere afiş asması ve tanıtım kitapçıkları dağıtılmasına imkan sağlanması istemiyle yapılan başvuru üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünce, söz konusu projenin yürürlükte olan tüm yasal düzenlemelerde belirtilen hüküm esas ve amaçlara aykırılık teşkil etmeyecek şekilde denetimlerin ilgili okul il/ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından gerçekleştirilmesi, derslerin aksatılmaması ve gönüllülüğün esas alınması kaydıyla başvurunun sadece duyuru yapılması yönünden kabul edilmesinin, 1739 sayılı Kanun'da düzenlenen Türk Milli Eğitim Sisteminin genel ve özel amaçlarına aykırılık teşkil etmediği kanaatine varıldığından, davalı idareye tanınan takdir yetkisi çerçevesinde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle,
davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, müdahil Dernek tarafından gerçekleştirilecek olan projenin okullarda duyurulmasının kabul edilmesiyle çocukların bu duyuruda belirtilen yarışmaya yönlendirildiği, bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğunun doğduğu, dava konusu işlemde projenin uygulanmasına yönelik herhangi bir denetim ve gözetimden bahsedilmediği, sadece duyuruların denetlenmesinden bahsedildiği, din ve vicdan özgürlüğü bağlamında Devletin ibadet etme ve etmeme konusunda tarafsız kalması gerektiği, yine eğitim ve öğretim hayatında Devletin tüm öğrencilere eşit mesafede yaklaşması gerektiği, ancak dava konusu işlemde öğrencilerin namaz kılmaya yönlendirildiği, bu durumun Anayasa'da yer alan laik devlet ilkesinin ihlali anlamına geldiği, işlemde her ne kadar gönüllülük şartına yer verilmiş ise de, "mahalle baskısı" vakıası dikkate alındığında katılımın ihtiyari olduğu savunmasına itibar edilmesinin mümkün olmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idare ve davalı yanında müdahil tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Başkan ... ile Üyeler ..., ..., ..., ... ve ...'in, dava konusu işlemin müdahil Dernek tarafından organize edilen projenin Milli Eğitim Bakanlığına bağlı tüm temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında duyurulmasına izin verilmesinden ibaret olduğu, okullarda yürütülen eğitim ve öğretim faaliyetine ilişkin olmadığı dikkate alındığında, davacı Sendika üyesi öğretmenlerin ortak hak ve menfaatlerini ilgilendiren bir yönünün bulunmadığı sonucuna varıldığından, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki usule ilişkin oylarına karşılık, davacı Sendikanın dava açma ehliyetinin bulunduğuna oyçokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildi.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 25/05/2022 tarih ve E:2019/306, K:2022/3445 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 16/02/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
GEREKÇEDE KARŞI OY
X- Anayasa'nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti'nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş; "V. Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesinde,
"Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.";
"VI. Din ve vicdan hürriyeti" başlıklı 24. maddesinde,
"Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz." hükümlerine yer verilmiştir.
Ülkemizde, Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca 18/05/1954 tarihinde onaylanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü" başlıklı 9. maddesinde,
"1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir." hükmü yer almaktadır.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun "IX – Laiklik" başlıklı 12. maddesinde, "Türk milli eğitiminde laiklik esastır..." hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın "Temel Haklar ve Ödevler" başlıklı İkinci Kısmının, İkinci Bölümünde "Kişinin hakları ve ödevleri" düzenlenmiş ve bu başlık altında 24. maddede din ve vicdan hürriyeti güvence altına alınmış; bir diğer anlatımla bu hürriyet, temel hak ve ödevler arasında sayılmıştır.
Dava konusu işlem ile, ... Derneği tarafından organize edilen ve 21-31 Ocak 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan "Haydi Çocuklar Camiye Projesi"nin Milli Eğitim Bakanlığına bağlı tüm temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında duyurulmasına izin verilmiştir.
Anılan Dernek tarafından izin başvuru dilekçesine eklenen "Haydi Çocuklar Camiye Proje Şartnamesi"nde, geçen sene yarıyıl tatilinde 25 ilde İl Müftülükleri ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri işbirliğiyle yürütülen projenin bu sene yine yarıyıl tatilinde 21-31 Ocak 2019 tarihleri arasında gerçekleştirileceği, toplamda 11 gün sürecek olan projede 6-13 yaş arası erkek çocukların üç farklı kategoride yarışacakları, çocukların her namaz vaktinde camide cemaatle namaz kılarak ve kendi kategorilerindeki sureleri ezberleyerek puan kazanacakları, proje sonunda en çok puan kazanan ilk üç kişiye ödül verileceği, projenin Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı cami ve mescitlerde olmak üzere toplam 44 ilde gerçekleştirileceği belirtilmiştir.
Din ve vicdan hürriyeti ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 22/11/2018 tarih ve Başvuru No:2015/269 sayılı kararında; Anayasa’nın 24. maddesinin; kişinin herhangi bir inanca sahip olmasını veya olmamasını, inancını açıklamaya zorlanamamasını, bunlardan dolayı kınanamamasını ve baskı altına alınamamasını güvence altına alarak din özgürlüğünün içsel alanını, aynı şekilde öğretim, uygulama, tek başına veya topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkı ile de din özgürlüğünün dışsal alanını tanıyıp koruma altına aldığı, din ve vicdan hürriyetinin devlete negatif ve pozitif yükümlülükler yüklediği, negatif yükümlülüğün, bireylerin din özgürlüğüne zorunlu nedenler olmadıkça müdahale edilmemesini gerektirdiği, pozitif yükümlülüğün ise devletin din özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırması, kişilerin inandıkları gibi yaşayabileceği uygun bir ortamı ve bunun için gerekli imkânları sağlaması ödevini beraberinde getirdiği değerlendirmesi yapılmıştır. (82. ve 87. paragraflar)
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 18/03/2011 tarihli Lautsi ve Diğerleri/İtalya, Başvuru No:30814/06 sayılı kararında; devlet okullarındaki sınıflarda, kendisine laik bir sembolik değer atfedilse de atfedilmese de, Hıristiyanlığa atıfta bulunan haçın bulunmasını emreden düzenlemenin, ülkenin çoğunluk dinine, okul çevresinde, öncelikli bir gözle görünürlük sağladığı, bununla birlikte, bu durumun, savunmacı devletin, aşılama yolunda bulunduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 Numaralı Protokol'ün 2. maddesinde düzenlenen eğitim hakkının ihlal edildiğini göstermek için yeterli olmadığı değerlendirmesi yapılmıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat ve açıklamalar ile dava konusu işlem bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Devletin, temel hak ve hürriyetler kapsamında yer alan din ve vicdan hürriyetine müdahale etmeme şeklinde negatif yükümlülüğü ile birlikte kişilerin inandıkları gibi yaşayabileceği uygun bir ortamı ve bunun için gerekli imkânları sağlamak şeklinde bir pozitif yükümlülüğünün bulunduğu; bu kapsamda, eğitim ve öğretim hizmetinin Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden sorumlu olan davalı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, müdahil Dernekçe Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı cami ve mescitlerde organize edilen projenin okullarda duyurulmasına gönüllü öğrencilerin katılmalarına imkan sağlamak amacıyla izin verildiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, tesis edilen bu işlemin, Devletin, temel hak ve hürriyetlerden olan din ve vicdan hürriyetini sağlaması kapsamında olduğu sonucuna varılmaktadır.
Diğer taraftan, davacı tarafından dava konusu düzenlemenin laiklik ilkesine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmekte ise de;
Davalı idarece işlem tesis edilirken, Devletin din ve inançlar karşısında tarafsızlığını sağlayan, devletin din ve inançlar karşısındaki hukuki konumunu, görev ve yetkileri ile sınırlarını belirleyen anayasal bir ilke olan laikliğe uygun hareket etmesi gerektiği tabiidir. Nitekim 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 12. maddesinde de milli eğitim sisteminde laikliğin esas olduğu vurgulanmıştır.
Dava konusu uyuşmazlıkta ise davalı Milli Eğitim Bakanlığınca duyurusu yapılan projenin, bir eğitim-öğretim faaliyeti olarak öngörülmediği, yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere kişilerin inandıkları gibi yaşayabileceği uygun bir ortamı ve bunun için gerekli imkânları sağlamak yönündeki Devletin pozitif yükümlülüğünün yerine getirildiği, bu haliyle, baskı unsuru olarak değerlendirilemeyeceği, anayasal ve yasal olarak idareyi bağlayıcı nitelikteki laiklik ilkesi ile çatışan veya bu ilkeye aykırı bir işlem tesis edilmediği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının yukarıda belirtilen gerekçenin eklenmesi suretiyle onanması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyorum.
KARŞI OY
XX- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş; 24. maddesinde, "Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır." hükmüne, "Eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi" başlığını taşıyan 42. maddesinde de; öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edileceği ve düzenleneceği; eğitim ve öğretimin, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı; bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerlerinin açılamayacağı; ilköğretimin kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu olduğu ve Devlet okullarında parasız olduğu; özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esasların, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenleneceği, eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetlerin yürütüleceği hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, Anayasa'nın 128. maddesinde "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ile diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür..." denilmiştir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun "Genel amaçlar" başlığını taşıyan 2. maddesinde; "Türk Milli Eğitiminin genel amacının, Türk Milletinin bütün fertlerini,
1. Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;
2. Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;
3. İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak;
Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır." hükmüne yer verilmiş, "Özel amaçlar" başlığını taşıyan 3. maddesinde, Türk eğitim ve öğretim sisteminin, bu genel amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenleneceği ve çeşitli derece ve türdeki eğitim kurumlarının özel amaçlarının, genel amaçlara ve temel ilkelere uygun olarak tespit edileceği; "Genellik ve eşitlik" başlığını taşıyan 4. maddesinde, eğitim kurumlarının dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açık olduğu, eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı; "Her yerde eğitim" başlığını taşıyan 17. maddesinde, resmi, özel ve gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetlerinin, Milli Eğitim amaçlarına uygunluğu bakımından Milli Eğitim Bakanlığının denetimine tabi olduğu öngörülmüştür.
Geniş anlamda, Devlet ya da diğer kamu tüzelkişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimi altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını ya da çıkarını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri uyarınca, doğrudan idare kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Bununla birlikte, bu hizmet ve faaliyetlerden özel yönetim biçimiyle gerçekleştirilmeye elverişli bulunanların, tüm sorumluluk ilgili idare üzerinde kalmak kaydıyla, onun sürekli gözetimi ve denetimi altında ve kanunla belirlenen usullerle özel girişimcilere yaptırılabilmesi de olanaklıdır.
Kamu hizmetleri sürekli ve düzenli hizmetlerdir. Bu hizmetler özel kişilerin yararlarını değil kamusal yararları karşılar. Kamu hizmetleri kanunla ya da kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulur ve kaldırılır. Kanun koyucu, bir kamu hizmetinde görevin gerektirdiği nitelikleri ve koşulları saptamayı anayasal ilkeler içerisinde kalmak kaydıyla görevin ve ülkenin gereklerine ve zorunluluklarına göre serbestçe takdir edebilir. (AYM Kararı: E:2017/163, K:2018/90, T: 06/09/2018).
Anayasa Mahkemesinin 16/09/1998 tarih ve E:1997/62, K:1998/52 sayılı kararında; din ve ahlak eğitim ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasının nedeni, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu konudaki eğitim ve öğretim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemek olduğu, dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi dersleri ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına alındığı, din eğitimi yerine "din kültürü" dersinden söz edilmesinin de bu amacı açıkça ortaya koyduğu, bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin iznine bağlı tutulduğu, din kültürü ve ahlak öğretiminin zorunlu ders olduğu, bunun dışındaki din eğitimi ve öğretiminin ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlı olduğu belirtilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinden olan Anayasa ile benimsenen ve korunan bir ilke olarak yaşama geçirilen ve hukuksal bir kurum niteliğini kazanan laiklik, devletin akla ve bilim kurallarına göre kurumlaşmasını amaçlamış, laik eğitimde de dinsel inançlara göre herhangi bir ayırım gözetilmemiştir. Anayasa'nın yukarıda anılan hükümlerinde de eğitim ve öğretimin, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı, bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamayacağı vurgulanmıştır.
Bu bağlamda, küçüklerin din eğitimi ve öğretiminin bir parçası olarak din kültürü öğretmenlerinin eşliğinde kanuni temsilcilerinin isteğine bağlı olarak ibadet yerlerine götürülmelerinde bir aykırılık bulunmamakta ise de; aynı işlevin bir dernek ya da tarikat tarafından yerine getirilmesinin milli eğitimin temel amaçlarıyla bağdaşmayacağı açıktır.
Dava konusu işlemle duyurulan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda ... Derneği isimli dernek tarafından düzenlenecek etkinliğin bilimsel ve pedagojik anlamda din kültürü öğretimine uygunluğu hakkında yapılan inceleme ve denetimi içeren bir rapor bulunmadığı gibi ilgili Derneğin amaç ve faaliyet alanının da değerlendirilmediği, ayrıca okullarda duyurulacak bu yöndeki bir etkinliğin okul idarelerinin desteğiyle yapıldığı algısına neden olarak öğrenciler ve aileler üzerinde katılım konusunda baskıya neden olacağı ve bunun da telafisi olanaksız sonuçlara neden olacağı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.