T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3492
Karar No : 2023/1077
TEMYİZ EDEN (DAVACI) :…Odası
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : …Genel Müdürlüğü
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri …, Hukuk Müşaviri …,
Hukuk Müşaviri …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay İkinci Dairesinin 07/04/2022 tarih ve E:2017/2541, K:2022/1688 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 11/07/2017 tarih ve 30121 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin;
1- 2. maddesi ile Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (c) bendinde yer alan "Genel Müdürlükte...." ibaresinin;
2- 11. maddesi ile değiştirilen, Yönetmeliğin eki Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Merkez ve Taşra Şube Müdürlükleri Öğrenim Çizelgesi (Ek-1) Tablosunun;
a) Etüd, Planlama ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı biriminde, 1., 2., 3., 4. Planlama Şube Müdürlüğü; İçme Suyu Daire Başkanlığı biriminde, İçme Suyu Proje Şube Müdürlüğü, Sanat Yapıları Şube Müdürlüğü, Tatbikat Şube Müdürlüğü, İçme Suyu Planlama Şube Müdürlüğü; Atık Su Dairesi Başkanlığı biriminde, Planlama ve Proje Şube Müdürlüğü, Sanat Yapıları Şube Müdürlüğü, Tatbikat Şube Müdürlüğü; DSİ Bölge Müdürlüklerinde Havza Yönetimi İzleme ve Tahsisler Şube Müdürlüğü, İçmesuyu ve Atıksu Şube Müdürlüğü, Planlama Şube Müdürlüğü, Proje Şube Müdürlüğü, Tesisler Şube Müdürlüğü alt birimlerine sadece inşaat mühendislerinin şube müdürü olarak atanma hakkı verilmesine dair eksik düzenlemenin;
b) Etüd, Planlama ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı biriminde, inşaat mühendislerine Çevre Şube Müdürü; DSİ Bölge Müdürlüklerinde, inşaat mühendisleri ile elektrik, elektronik, elektronik haberleşme mühendislerine İçme Suyu ve Atıksu Başmühendisi olarak atanabilme hakkı verilmesine ilişkin düzenlemelerin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay İkinci Dairesinin 07/04/2022 tarih ve E:2017/2541, K:2022/1688 sayılı kararıyla;
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 3.; Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmeliğin (Genel Yönetmelik) 5/1 ve 15.; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 6/1. madde hükümlerinin dava tarihindeki hâllerine yer verildikten sonra;
Yönetmeliğin eki Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Merkez ve Taşra Şube Müdürlükleri Öğrenim Çizelgesi (Ek-1) Tablosunun dava konusu düzenlemeleri yönünden; Genel Yönetmelik ile getirilen düzenlemelerle, kariyer ve liyakat ilkeleri çerçevesinde, hizmet gerekleri ve personel planlaması esas alınarak, Devlet memurları ile 08/06/2014 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki kamu iktisadi teşebbüslerinde görev yapan sözleşmeli personelin görevde yükselme ve unvan değişikliklerine ilişkin usul ve esaslarının belirlenmesinin amaçlandığı, kamu hizmetinin etkin ve verimli şekilde yürütülebilmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlü olan idarelere memurların üst görevlere yükselmesini belirli koşullara bağlama konusunda, üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı olmamak üzere takdir yetkisi tanındığı, Genel Yönetmeliğin 15. maddesi ile kurumlara kendi görevde yükselme yönetmeliklerini çıkarma konusunda yetki verildiği ve düzenleme yapılacak konuların çerçevesinin belirlendiği, iptali istenilen düzenlemenin de kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli davalı idarece Genel Yönetmeliğe uygun olarak yürürlüğe konulduğu anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmediği,
Yönetmeliğinin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "Genel Müdürlükte...." ibaresi yönünden;
Yönetmeliğin "Görevde yükselme sınavına tabi olarak atanacaklarda aranacak genel şartlar" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; bu Yönetmelikte belirtilen unvanlara görevde yükselme suretiyle yapılacak atamalarda, genel müdürlükte en az altı ay çalışmış olmak, aranacak genel şartlar arasında sayılmış,
Yönetmeliğin ''Tanımlar'' başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde; ''Genel Müdürlük: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünü'', (h) bendinde; ''Merkez: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatını'', (ı) bendinde; ''Taşra: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bölge teşkilatını'' ifade edeceği belirtilmiş olup, anılan düzenleme uyarınca ''Genel Müdürlükte....'' ibaresinin merkez ve taşra teşkilatının tamamını kapsadığı, eşitliğe aykırı bir durumun söz konusu olmadığı anlaşıldığından, dava konusu ibarede kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, 6. maddenin 1. fıkrasına eklenen (c) bendinde getirilen düzenlemenin subjektif bir düzenleme olduğu, bir kişinin şube müdürü olabilmesi için merkezde çalışması gibi bir koşul getirilmesinin hukuka aykırı olduğu; içme suyu isale hatları, kanalizasyon, atık su arıtma tesisleri, içme suyu arıtma tesisleri ve su getirme projelerinin planlama, projelendirme ve yapım işleri çevre mühendisliğinin uzmanlık ve hizmet alanında bulunan projeler olduğu, çevre mühendisliği bölümlerinin programları ve Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği Çevre Mühendisleri Odası Serbest Çevre Mühendisliği Hizmetleri Uygulama, Tescil, Denetim ve Asgari Ücret Yönetmeliği ve Kamu İhale Kurumu tarafından ilana çıkarılan ihaleler incelendiğinde bu durumun görüleceği; sadece inşaat mühendislerinin şube müdürü olarak atanma hakkı verilmesi öngörülen dava konusu alt birimlere, bu birimlerin teşkilat Kanunundaki görev ve yetkileri değerlendirildiğinde çevre mühendislerinin de şube müdürü olması gerektiği; Etüd, Planlama ve Tahsisler Dairesi Başkanlığının en önemli şubelerinden birisi olan ve çalışma alanı açısından münhasıran çevre mühendislerinin çalışma alanı bulunan Çevre Şube Müdürlüğünün ancak çevre mühendislerinin görevi olması gerektiği, inşaat mühendislerine bu alanla ilgili düzenlemede yer verilmemesi gerektiği; İnşaat mühendisliği / Elektrik, Elektronik, Elektronik Haberleşme Mühendisliği eğitiminde atık su konusunda uzmanlık verilmediğinden, DSİ Bölge Müdürlükleri İçme Suyu ve Atıksu Başmühendisliğine söz konusu mühendislerin atanmasının sağlanmasının doğru olmadığı, atık suyun sadece çevre mühendisliğinin konusu olduğu, dava konusu şube müdürlüklerine denk mühendislik branşını bulmak için, ilgili şube müdürlüğü tarafından yapılan tesislerin işlevine ve görevin özelliğine bakılmasının gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (c) bendinde yer alan "Genel Müdürlükte..." ibaresiyle kastedilenin, merkez ve taşra teşkilatının tamamı olduğu, Genel Müdürlüğün merkez teşkilatı ile Bölge Müdürlüğü teşkilatı arasında eşitliğe aykırı bir duruma mahal verilmediği; Genel Müdürlüklerince şube müdürlüklerinde çalışabilecek niteliğe sahip öğrenim gruplarının oluşturulduğu, şube müdürlüklerinde çalıştırılacak uygun öğrenim gruplarının oluşturulmasında 1954 yılından günümüze kadar olan kurum tecrübesinin etkili olduğu; Genel Yönetmelik hükmü ile getirilen düzenlemelerle kariyer ve liyakat ilkeleri çerçevesinde, hizmet gerekleri ve personel planlaması esas alınarak yürürlüğe konulan Yönetmelikte üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığından, temyiz talebinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay İkinci Dairesinin temyize konu 07/04/2022 tarih ve E:2017/2541, K:2022/1688 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 22/05/2023 tarihinde, Yönetmeliğinin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "Genel Müdürlükte...." ibaresi yönünden oybirliği ile diğer dava konusu düzenlemeler yönünden oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyize konu kararda, Yönetmeliğin eki Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Merkez ve Taşra Şube Müdürlükleri Öğrenim Çizelgesi (Ek-1) Tablosunun dava konusu düzenlemeleri yönünden; Genel Yönetmeliğin 15. maddesi ile kurumlara kendi görevde yükselme yönetmeliklerini çıkarma konusunda yetki verildiği ve düzenleme yapılacak konuların çerçevesinin belirlendiği, iptali istenilen düzenlemenin de kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli davalı idarece Genel Yönetmeliğe uygun olarak yürürlüğe konulduğundan bahisle, üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmediği gerekçesine yer verilmek suretiyle, davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. (Anayasa Mahkemesi Kararı; Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, s.30)
Ayrıca, Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması için, davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre "tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi" vardır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, s.33). AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımı, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temel şikayetlerini incelemekten kaçınmalarına neden olması halinde Sözleşme'nin 6. maddesi davanın düzgün bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından ihlal edilmiş olur (bkz. AİHM, Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, s. 84-85).
Başka bir anlatımla; mahkemeler, "kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme" yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (bkz. AİHM Kararı, Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, s. 33), tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir.
Öte yandan, mahkemelerin bu yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya, karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz (Anayasa Mahkemesi Kararı; B. No: 2013/1213, 4/12/2013, s. 26). Bu nedenle, bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Bununla birlikte muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması halinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir.
Açıklanan bu hususlardan hareketle, mahkeme kararlarının, hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğu, gerekçesiz karar verilmesinin mümkün olmadığı açık olduğuna göre, gerekçenin hem temyiz incelemesini yapacak merci açısından hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur.
Özetle, yargılama hukukunda, yargı (hüküm), uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda, hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe, yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilkeler ile sağlanmak istenen amaç da budur.
Davaya konu idari işlemin hukuka uygunluk denetimini yapmakla görevli idari yargı merciince, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde sayılan unsurlar yönünden, işlemin hukuka aykırı olup olmadığına dair yargısal denetim yapılması ve bu denetim sonucunda varılan kararın gerekçeli olarak ortaya konulması gerekmekte iken; Daire kararında, davacının taleplerine yönelik olarak ilgili mevzuatın yorumu, iptali istenen düzenlemelerin hukuka uygunluk denetimi yapılmaksızın, yani uyuşmazlıkla bu hususlarda herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin davanın reddine karar verilmiş olduğundan, bu yönüyle Daire kararında usul ve hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu itibarla, davacının temyiz isteminin, Yönetmeliğin eki çizelgenin dava konusu düzenlemeleri yönünden kabulü ile Daire kararının bu kısmının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.