T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/4192
Karar No : 2023/1474
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü / …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR): 1- …
2- …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, çocukları …'ın 19/08/2019 tarihinde Konya ili, Karatay ilçesi, …Mahallesi, … Sokakta bulunan T4 tahliye kanalına düşmesi sonucu boğularak hayatını kaybetmesi olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle olay nedeniyle uğranılan zararlara karşılık baba … için 1.000,00 TL maddi (miktar artırımıyla 68.627,41 TL), 50.000,00 TL manevi; anne … için 1.000,00 TL maddi (miktar artırımıyla 147.668,54 TL) ve 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınarak, olayda davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün % 70, davacılar …ve …'ın ayrı ayrı % 15 oranında kusurlu oldukları gerekçesiyle davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulü ile 147.668,54 TL maddi tazminatın 1.000,00 TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 10/12/2019 tarihinden, geriye kalan 146.668,54 TL'lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 15/11/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacı …'a; 68.627,41 TL maddi tazminatın 1.000,00 TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 10/12/2019 tarihinden, geriye kalan 67.627,41 TL'lik kısmının ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 15/11/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacı …'a ödenmesine; davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulü ile davacı … için 50.000,00 TL, baba … için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 10/12/2019 tarihinden itibaren hesaplanacak olan yasal faizi ile birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, olayda ailenin ve ...Belediye Başkanlığının sorumluluğunun bulunduğu, hükmedilen tazminat miktarlarının fazla olduğu, Mahkemece yeterli inceleme yapılmadan karar verildiği iddialarıyla Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların olay tarihinde 15 aylık olan çocukları …, 19/08/2019 tarihinde Konya ili, Karatay ilçesi, … Mahallesi, …Sokakta bulunan T4 tahliye kanalına düşmesi sonucu boğularak hayatını kaybetmiştir.
Yakınları tarafından, olayda davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla uğranılan zararın tazmini istemiyle 10/12/2019 tarihinde davalı idare Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'ne başvurulmuş, davalı idarece başvurunun reddedilmesi üzerine baba … için 1.000,00 TL maddi (miktar artırımıyla 68.627,41 TL), 50.000,00 TL manevi; anne … için 1.000,00 TL maddi (miktar artırımıyla 147.668,54 TL) ve 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
Bakılan davada, İdare Mahkemesince yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen 16/07/2021 tarihli bilirkişi raporunda, davacıların Konya ili, Karatay ilçesi, ... Mahallesinde ikamet etmekte oldukları, evin batısında DSİ'ye ait T4 tahliye ve drenaj kanalı bulunduğu, olayın meydana geldiği yer olan kanal ile evin arasının yaklaşık 40 metre mesafeli olduğu, olayın olduğu ve kanalın bulunduğu … Mahallesi Belediyenin tüm alt yapı hizmetlerinden faydalandığı, olay tarihinde müteveffanın ikameti ile olayın vuku bulduğu yer arasında bir güvenlik önlemi ve uyarı tabelasının olmadığı, keşif tarihinde de aynı şekilde her hangi bir uyarı levhası ve kanal bölgesine girmeyi önleyecek bir fiziki güvenlik önleminin bulunmadığı, olay yerine en yakın uyarı levhasının 400 m kuzeydoğusunda bulunduğu, olayın olduğu yer ile uyarı levhasının bulundu mesafe arasında başka yerleşim yeri olmadığı, olay yerinden bu levhanın görülmesinin ve okunmasının mümkün olmadığı, kanalın yapımından ve işletiminden sorumlu olan DSİ'nin bu tür uyarı levhalarını daha sık (en fazla 200 metre olacak şekilde) ve yerleşim yerlerinin olduğu yerlerde göze çarpacak şekilde ve renklerde olmasının gerektiği, davalı DSİ'nin bu konuya özen göstermediği, davaya konu T4 kanalının içinde bulunduğu Konya-Çumra Ovası kapalı havzasının sulama tahliye projesine 1964 yılında başlanmış ve 1974 yılında işletmeye açılmış, halen de üzerinde çalışmaların devam etmekte olduğu, olay yerinin kanalın yapıldığı tarihlerde meskün mahal olmamasına karşın olayın olduğu tarih itibari ile meskün mahal konumunda olduğu, tespitlerine yer verildikten sonra, kanalın yerleşim yerine bu kadar yakınken önleyici bir bariyer olmamasının olayın gerçekleşmesinde önemli rolü olduğu, olay mahalline en yakın uyarıcı levhanın hem mesafe olarak uzak olduğu, hem de henüz okuma yazması olmayan bu yaş grubu çocuklar için fayda sağlamayacağı, tehlikeyi önleme ve bertaraf etme noktasında bir işlevselliği olmayacağı, yerleşim yerlerine yakın yerlerden geçen bu tür kanal, kuyu gibi tehlike arz eden yapıların kenarlarında gerekli standartta uyarıcı levhaların yanı sıra muhakkak önleyici bariyer, çit, duvar gibi bir sistemin bulunmasının daha fayda sağlayacağı, bu noktada yetki ve sorumluluk sahibi Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün (DSİ'nin) olayın meydana gelmesinde % 70 (Yüzde Yetmiş) oranında kusurlu olduğu, diğer yandan müteveffa çocuk …'nin, 08/03/2018 doğumlu erkek çocuk olduğu, anne baba ve iki kardeşiyle ikamet ettiği, yaşça evin en küçüğü olup, 19/08/2019 tarihinde gerçekleşen olay günü itibariyle 1 yıl 5 ay 12 günlük yaşa sahip olduğu nazara alındığında, bu yaşta bir çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimi ile ortaya koyduğu davranışların ortalama şu şekilde olacağı, olay nedeniyle hayatını kaybeden …'ın yaş itibariyle bakım ve gözetiminden sorumlu anne … ve baba …'in ebeveyn olarak sorumluluklarını yerine getirmede ayrı ayrı % 15 (Yüzde On Beş) oranında kusurlu oldukları belirtilmiş; İdare Mahkemesince, bu kusur raporu dayanak alınan hesap bilirkişisi raporu hükme esas alınmak suretiyle karar verildiği anlaşılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesinin 2. fıkrasında eşlerin çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü oldukları hükme bağlanmıştır.
4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin "Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri" başlıklı 121. maddesinin "b) Sulama tesislerini kurmak, sulama sahalarında mevcut parsellerin tamamını veya aksamını gösterir harita ve planları yapmak veya yaptırmak ve icabı halinde kadastrosunu yaptırmak." hükmü bulunmaktadır.
5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 14. maddesinde "Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla; a) İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı... hizmetlerini yapar veya yaptırır..." hükmü yer almaktadır.
İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
Tazminat hukukunda asıl olan, ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması olup, hizmet kusuru nedeniyle idarenin sorumluluğuna gidebilmek için ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması şarttır. Zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde öncelikle idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilmeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple, hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir.
Müterafik kusur (ortak kusur), zarara uğrayanın; zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım (etki) etmesidir. Böyle bir durumda, zarara uğrayana veya mirasçılarına ödenecek tazminat miktarları müterafik kusur oranında orantısal olarak azaltılmalıdır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, özel ve teknik bilgiyi gerektiren uyuşmazlıklarda, İdare Mahkemelerince bilirkişilik kurumuna başvurulması veya mevcut bilirkişi raporunun değerlendirilmesi zorunlu ise de; bilirkişilerce düzenlenen rapora her durumda uyulması zorunluluğu bulunmamaktadır. Diğer bir anlatımla, Mahkemece, raporun yetersiz ya da çelişkili görülmesi üzerine, aynı bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya başka bilirkişilere yeni bir inceleme yaptırılabileceği gibi; teknik bilgiye sahip bilirkişilerce ortaya konulan tespit ve veriler doğrultusunda (bu tespitler esas alınmak ve bu tespitlerle uyumlu olmak kaydıyla) re’sen bir sonuca varılabileceğinin de kabulü gerekmektedir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden; davacılar yakınının olay tarihinde 15 aylık olduğu, boğulma olayının meydana geldiği sulama kanalının, ... Belediyesi mücavir sınırları içinde yer aldığı ve davacıların ikamet ettiği eve 30 metre mesafede, meskun mahalde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Olayda; meskun mahal içinde kalan ve kilometrelerce uzunlukta, belli bir derinliği olan kanalla ilgili olarak can güvenliğini sağlayacak biçimde uyarıcı, engelleyici tedbirler alınmaksızın su verilmesi sonucu meydana gelen olayda hizmetin asli sorumlusu davalı DSİ Genel Müdürlüğünün ve olay tarihinde 15 aylık olan çocukları üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmekte ihmali olduğu anlaşılan anne ve babanın kusurlu olduğu açıktır.
Bununla birlikte, söz konusu sulama kanalının bulunduğu yerin belediyenin tüm alt yapı hizmetlerinden faydalandığı, toplu taşıma araçları ile ulaşımın kolaylıkla yapılmakta olduğu mahalde kaldığı, olay yerine yaklaşık 500 metre mesafede …Belediyesi Sosyal Tesisinin, 900 metre mesafede okul, 270 metre mesafede belediye otobüs durağının bulunduğu dikkate alındığında, ilgili belediyenin de söz konusu alanın yerleşime açılması esnasında Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile eşgüdüm sağlayarak uyarıcı, önleyici tedbirlerin alınmasından sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince ilgili belediye de hasım mevkiine alınarak, takdir edilecek kusur oranlarına göre davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekirken, bu hususta değerlendirme yapılmaksızın, eksik incelemeye dayalı olarak verilen mahkeme kararında ve bu karara yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kabulüne ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 21/03/2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerektiği, bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği kurala bağlanmıştır.
Anılan madde hükmüne göre, idari eylemden dolayı zarara uğrayanlar, tam yargı davası açmadan önce, ilgili idareye başvurarak zararlarının tazminini talep etmek zorundadırlar. Bu başvuru üzerine ilgili idare uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine yönelik iradesini açık ya da zımni bir işlemle ortaya koymakta, idarenin ön karar denilen bu işlemi üzerine idari yargı mercilerinde tam yargı davası açılabilmektedir. İdari eylemler nedeniyle uğranılan zararların tazmini için ilgili idareye başvuruda bulunulmasının dava ön şartı olarak öngörülmüş olması; idari eylemlerin niteliği gereği, idarece tesis edilmiş bir işleme dayanmaması nedeniyledir. Ön karar için ihlal edilen hakkın yerine getirilmesi istemiyle ilgili idareye başvuruda bulunulması halinde ancak, ilgili idare ile işin esasında ihtilafa düşülmüş ve tazminat davası açılması ön koşulu gerçekleşmiş olacaktır.
Diğer taraftan, 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasında, dilekçelerin, …, idari merci tecavüzü, …, husumet, …yönlerinden sırasıyla inceleneceği kural altına alınmıştır. Kanun’un “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde de, dilekçeler üzerine yapılan ilk incelemede, dava açılmadan önce ilgili idari merciine başvuruda bulunulmadığının anlaşılması halinde dilekçelerin görevli idare merciine tevdiine karar verileceği kurala bağlanmıştır. Kanun’un 14. maddesinin 6. fıkrasında ise, ilk incelemeye konu hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükümlerinin uygulanacağı kuralına yer verilmiştir.
Anılan madde hükümlerinden anlaşılacağı üzere, görevli idare merciine başvurulmadan dava açılması ya da davanın her safhasında bu durumun anlaşılması halinde dilekçenin görevli idare merciine tevdii kararı verilmesi gerekmekte, dava açılmazdan önce ön karar için başvurulan idare merciinin görevli olmaması hali dilekçenin görevli idare merciine tevdii gerekliliğini kaldırmamaktadır. Diğer taraftan, idari merci tecavüzü bulunmayan dosyalarda ancak, husumet yönünden inceleme yapılabilmektedir.
Buna göre, idari eylemden doğan tam yargı davalarının, davacı tarafından belirlenip, Kanunda belirtildiği şekilde yapılan başvuru neticesi ön karar tesis ettirilen hasımla görülerek karara bağlanması; başka bir ifadeyle tam yargı davalarında mahkemelerce husumetin re'sen düzeltilmemesi esastır. Yargılama sırasında hak ihlalinin başka bir idarenin eyleminden kaynaklandığının tespit edilmesi halinde, hasım değiştirme yoluna gidilmeksizin ön karar tesis ettirilen hasım yönünden bu durum gerekçeye alınıp işin esası hakkında hüküm kurulması; hak ihlalinden sorumlu olduğu tespit edilen idare bakımından ise 2577 sayılı Kanunun 15/1-e maddesi uyarınca dilekçenin merciine tevdiine karar verilmesi (ki aksi durum, bu idarenin tazminat sorumluluğunu baştan kabul etmeyeceği varsayımıyla davalı konuma alınması sonucunu doğurur.); kendisine tevdi edilen dilekçe üzerine hak ihlalinden sorumlu görülen idarece konu hakkında istemin kısmen veya tamamen reddi yönünde işlem tesisi halinde de bu idare husumetiyle davacı tarafından yeni bir tam yargı davası açılması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'ne yapılan tazminat istemli başvurunun reddi üzerine anılan Genel Müdürlük husumetiyle açılıp Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü husumetiyle görülerek karara bağlanan davada; olayda kusurlu olanlar belirlenerek yalnızca bu idare yönünden kusur oranı üzerinden işin esası hakkında karar verilmesi gerektiği oyuyla, ilgili Belediye Başkanlığının hasım mevkiine alınarak yeniden bir karar verilmesi gerektiği yönündeki Dairemiz kararına katılmıyorum.