T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/4693
Karar No:2023/2357
TEMYİZ EDENLER : 1. (DAVALI)... Kaymakamlığı
2. (DAVALI) ... Köyü Tüzelkişiliği
VEKİLİ : Av.
3. (DAVALILAR YANINDA MÜDAHİL) ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1. ...
2. ...
3. ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesi’nİn ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: ... Köyü’ne ait Bingöl ili, Yayladere ilçesi, ... köyü, ... ada ... parsel sayılı taşınmazın satışına ilişkin ... Köyü İhtiyar Heyeti'nin 11/11/2020 tarihli işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; köy tüzel kişiliğine ait taşınmazların ihtiyar meclisi kararıyla satışının ancak 442 sayılı Köy Kanunu'nda öngörülen şartların varlığı hâlinde mümkün olduğu, uyuşmazlık konusu taşınmazın 12.634,92 m² büyüklüğünde olduğu, dolayısıyla Kanun’da aranan şartı sağlamadığı, satın alan kişinin bu yeri süt ve besi sığırcılığı yapmak amacı ile kullanacağının anlaşıldığı, bu nedenle Kanun'da öngörülen alıcıya ilişkin şartın da sağlanmadığı, ihalenin iptali istemiyle açılan davada Mahkemelerinin E:..., K:... sayılı kararıyla ihalenin iptaline karar verildiği, söz konusu dosyanın temyiz aşamasında olduğu, bakılan davanın, Mahkemelerinin E:... sayılı dosyasında görülen ihale işlemine hazırlık işlemi niteliğinde, ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu;
Bu itibarla, köy tüzel kişiliğince uyuşmazlık konusu taşınmazın satışına karar verilmesine ilişkin dava konusu işlemin, 442 sayılı Kanun'un Ek 13. maddesinde belirtilen şartları taşımaması nedeni ile hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı Yayladere Kaymakamlığı tarafından, dava konusu işlemin davacıların menfaatlerini ihlâl etmediği, davacıların köyde ikâmet etmediği, dava konusu taşınmazın köy yerleşim planında yer almadığı, köy merasından ifraz edildiği, taşınmazın satışında kamu yararının bulunduğu, ihalede rekabet ve şeffaflığın sağlandığı, taşınmazın muhammen bedelin üstünde satıldığı, taşınmazın gelirinin asfalt yapımında kullanıldığı, paranın yolu yapan şirketin hesabına aktarıldığı, davacıların ilandan haberdar olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı ... Köyü Tüzelkişiliği ve müdahil tarafından, davacıların köyde ikâmet etmediği, dava konusu işlemin davacıların menfaatini ihlâl etmediği, satışa köy halkı tarafından onay verildiği, kararın mülkî idare amiri tarafından onaylandığı, taşınmazın muhammen bedelinin hukuka uygun şekilde belirlendiği, ihalenin hukuka uygun şekilde gerçekleştirildiği, geri dönüşü olmayan harcamalar yapıldığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ :
A. Maddi Olay
... Köyü’ne ait Bingöl ili, Yayladere ilçesi, ... köyü, ... ada ... parsel sayılı taşınmazın ihale usulüyle satılmasına ... Köyü İhtiyar Heyeti'nin 11/11/2020 tarihli kararıyla karar verilmiş ve bu karar Yayladere Kaymakamlığı tarafından onaylanmıştır.
Bunun üzerine anılan kararın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
B. İlgili Mevzuat
442 sayılı Köy Kanunu'nun 44. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendinde, "İhtiyar meclisinin göreceği işler şunlardır: (...) 3. Tarlası olmıyan veya yetişmiyen köylüye köyün sınırı içinden boz haliden bir parça ayırıp vermek ve tasarrufu malsandığına veya sair dairelere geçmiş olan araziyi köy namına satın alıp arazisi olmıyanlara vermek ve bedelini taksitle köy sandığına ödetmek mecburidir. (...)"; Ek 13. maddesinin 1. fıkrasında, "Köy tüzelkişiliği adına, köy yerleşme planına göre en çok 2000 m² olmak üzere tescil edilen parseller köyde ikamet eden ve köy nüfusuna kayıtlı olup evi bulunmayan ihtiyaç sahiplerine ihtiyar meclisi kararı ile rayiç bedel üzerinden satılır." kuralına yer verilmiştir.
5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu'nun 18. maddesinin 1. ve 3. fıkralarında, "İlçelerde, tarım ürünlerinin pazarlanması hariç olmak üzere, yol, su, kanalizasyon ve benzeri altyapı tesisleri ile köylere ait diğer hizmetlerin yürütülmesine yardımcı olmak, bizzat yapmak, yaptırmak ve kırsal kalkınmayı sağlamak üzere, tüm köylerin iştiraki ile o ilçenin adını taşıyan, köylere hizmet götürme birliği kurulabilir. Cumhurbaşkanı, bu konuda genel izin vermeye yetkilidir.
Bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları ile il özel idareleri; köye yönelik hizmetlere ilişkin yapım, bakım ve onarım işleri, bölünmüş yol, elektrifikasyon, köy yolu, içme suyu, sulama suyu ve kanalizasyon yatırımlarını, kendi bütçelerinde bu hizmetler için ayrılan ödenekleri köylere hizmet götürme birliklerine aktarmak suretiyle gerçekleştirebilirler. Aktarma işlemi merkezi idare kuruluşlarında ilgili bakanın, il özel idarelerinde valinin onayıyla yapılır ve bu ödenekler tahsis amacı dışında kullanılamaz. Bu takdirde iş, birliğin tabi olduğu usul ve esaslara göre sonuçlandırılır. Köylere hizmet götürme birlikleri de bütçe imkânları ölçüsünde bu yatırımlara kendi bütçelerinden ödenek aktarabilirler. Bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları ile il özel idareleri tarafından aktarılacak ödeneklerle gerçekleştirilecek yatırımlar, birliğin hizmet ve görev alanı sınırlamasına tabi olmaksızın yapılabilir." kuralına yer verilmiştir.
C. Hukukî Değerlendirme
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Âdil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, herkesin, gerek medenî hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizâlar, gerek cezaî alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının mâkûl bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş olup, âdil yargılanma hakkının düzenlendiği bu maddede, kanun ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın görülmesi, davanın mâkûl bir süre içinde sonuçlandırılması, hakkaniyete uygun yargılama ve alenî yargılama ilkelerine açıkça yer verildiği görülmektedir. Hakkaniyete uygun yargılama ilkesi, silahların eşitliği, çekişmeli dava, gerekçeli karar hakkı unsurlarının bir arada mevcut olmasını gerektirmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde, gerekçeli karar hakkı denetiminin, gerekçenin hukukî olup olmadığı, yeterli ve mâkûl olup olmadığı, gerekçenin öğrenilip öğrenilmediği, tarafların iddialarının karşılanıp karşılanmadığı, gerekçenin mâkûl sürede yazılıp yazılmadığı ilkeleri açısından yapıldığı görülmektedir.
Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bir uyuşmazlık ayrıntılı ve yeterli gerekçeye yer verilmeden karara bağlanıyorsa âdil ve hakkaniyete uygun yargılama açısından ihlâl gerçekleşebilmektedir. (Dr. Zühal Aysun Sunay, "Gerekçeli Karar Hakkı ve Temel İlkeleri", Danıştay Dergisi, 2016, sayı 143, s.24-26)
Anayasa Mahkemesi'nin 13/06/2013 tarih ve Başvuru No: 2013/1235 sayılı kararında ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının, âdil yargılanma hakkının bir gereği olduğu; mahkemelerin dava konusu maddî olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, bu sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini mâkûl bir şekilde gerekçelendirmek zorunda olduğu; bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve mâkûl bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde âdil yargılanma hakkının ihlâlinden söz edilemeyeceği; mâkûl gerekçenin, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukukî düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği; zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usûlüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu; bununla birlikte, derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğunun bulunmadığı, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koymasının yeterli olduğu belirtilmiştir.
Davalılar tarafından ileri sürülen, "köy tüzelkişiliğinin kıyasen ihale usulüyle taşınmaz satabileceği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı yazısının da bu yönde olduğu" yönündeki iddialarının işin esasına etkili iddialar olduğu ve yeterince karşılanmadığı anlaşılmaktadır.
Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk dönemlerinde, mahallî idarelere ilişkin mevzuatın hazırlanmasında Fransa'da bulunan kanunlardan faydalanılmıştır. Öyle ki ülkemizde oluşturulan köy idaresi 05/04/1884 tarihli Fransız Kanunu'nda düzenlenen "commune" idaresine oldukça benzemektedir. Nitekim 442 sayılı Köy Kanunu'nun genel gerekçesinde doğrudan "komün" kelimesi kullanılarak açıkça atıfta bulunulmuştur. (Kemal Gözler, "Osmanlı/Türk Köy İdaresi Sistemi Üzerinde Fransız Etkisi: 1864 ve 1871 Osmanlı Nizamnamelerinin Köylere İlişkin Hükümleri ve 1924 Köy Kanunu Fransa'dan mı İktibas edilmiştir?", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 68, S. 2, 2019, s. 435 vd.) Ancak 1884 tarihli Fransız Kanunu'nda "maire"e "commune" mallarını satmak konusunda açıkça yetki verilmesine rağmen, Türk kanun koyucusunun bu yolu tercih etmediği, 442 sayılı Kanunun ilk hâlinde sadece ihtiyar meclisine tarlası olmayan veya yeterli gelmeyen köylüye taşınmaz satabileceği düzenlenmiştir.
26/05/2987 tarih ve 19471 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3367 sayılı Kanun ile 442 sayılı Kanuna yedi madde eklenmiştir. Eklenen bu maddelerle, her köyde "köy yerleşim planı" yapılması öngörülmüş, köy yerleşme alanında yer alan ve kamu hizmetine ayrılmamış olan kamu taşınmazlarının köy tüzelkişiliğine devredileceği ve bu taşınmazların konut ihtiyacına sahip olanlara Kanun'da aranan şartları sağlaması şartıyla satılabileceği düzenlenmiştir.
Anılan kanunun gerekçesinde, "(…) Teklif ile yapılan düzenleme Millî Güvenlik politikalarımıza da uygundur. Teklif kanunlaştığı takdirde yıllardır tasarlanan fakat bir türlü gerçekleştirilmiyen proje nihayet tahakkuk edecektir. Senelerdir sıkıntı çeken, evi ihtiyacı karşılamadığı için ahırını hayvanı ile paylaşan köylümüzün nihayet bu çilesi de bitecektir. Köyünde ev yapılabilecek nitelikte bomboş duran arazi olduğu halde, evladına ev yapabilmek büyüyen kız çocuğuna bir oda inşa ederek verebilmek için çırpınan köylünün, ıstırabı da sona erecektir. Köylünün yüzü gülecek, yaşama tarzına bir rahatla gelecektir.
Senelerdir, köylümüz, köyünde boş arazi olduğu halde, burada evini ahırını ve samanlığı inşaa edememiştir. Bu yüzden mecburen köyünden kopmuş, ıssız yerde, dağım başında veya ovanın ortasında kendisine yurt kurmuştur. Bundan dolayı köylerimizde her yıl yerleşim yeri artmıştır. Yerleşim yerleri belli edilmediğinden veya boş duran bu yerler yerleşime açılamadığından köylerimizin dağılıp küçülmelerini önleyici tedbirler de alınamamıştır. (…)
(...) Köy yerleşme alanının düzenlenmesi için köy muhtar ve ihtiyar meclisi kararı ve talebi üzerine valilikçe yaptırılacak köy yerleşim planı sonucu sınırlar içinde kalan hazineye ait araziler parselasyona tâbi tutularak ve rayiç bedel üzerinden köyde oturup evi olmayanlara ve köy nüfusuna kayıtlı olanlara 2.000 m2'yi aşmamak üzere 5 yıl için ev yapmak şartiyle verilecektir.” ifadelerine yer verilmiştir.
Yukarıda da değinildiği üzere kanun koyucu tarafından, köy tüzelkişiliğinin taşınmazlarını korumak amacıyla, taşınmazların satışı konusunda köy tüzelkişiliğine genel bir yetki verilmediği, verilen yetkinin çeşitli şartlara bağlandığı, dolayısıyla Kanun'da aranan şartlar bulunmadıkça ihale usulüyle gelir elde etmek amacıyla taşınmaz satışı yapılamayacağı sonucuna varılmaktadır.
Davalı kaymakamlık tarafından, ihaleye çıkma kararının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ... tarih ve... sayılı yazısı dikkate alınarak onaylandığı belirtilmişse de, anılan yazıda herhangi bir mevzuat düzenlemesine atıfta bulunulmadığı, Yargıtay kararlarına atıfta bulunulduğu, atıfta bulunulan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 21/02/2000 tarih ve E:2000/729, K:2000/795 sayılı kararında, "Dava konusu taşınmazın köy tüzel kişiliği tarafından davalı tarafa satıldığı, davalı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14. maddesi hükmünde taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. 442 sayılı Köy Kanun'un 44. maddesi hükmünde köy ihtiyar heyetinin köyde oturan ve taşınmaza ihtiyacı olan kişilere hangi taşınmazları satabileceği açıklanmaktadır. Dava konusu taşınmazın 442 sayılı Köy Kanunun 44. maddesi hükmünde belirtilen taşınmazlardan olup olmadığı" araştırılarak hüküm kurulması gerektiğinden bozulmasına karar verildiği, dolayısıyla Yargıtay'ın da satışın geçerliği bakımından 442 sayılı Kanun'da belirtilen şartları aradığı, nitekim Yargıtay'ın daha yeni tarihli bir kararında, taşınmaz satışının geçerliği araştırılırken 442 sayılı Kanun'un Ek 13. maddesi ve Köy Yerleşme Alanı Uygulama Yönetmeliği uyarınca aranan şartların sağlanıp sağlanmadığının araştırılması gerektiği yönünde bozma kararı verildiği anlaşılmıştır. (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 29/06/2022 tarih ve E:2022/1494, K:2022/4658 sayılı kararı)
Öte yandan, kanun koyucu 5356 sayılı Kanun'la, köyün ihtiyaçlarına köyün gelirlerinin yetmemesi hâlinde, köydeki kamu hizmetlerinin görülmesi maksadıyla "köylere hizmet götürme birliklerinin" kurulmasını öngörmüş ve bu mahallî idarelerin bütçelerine genel bütçeden ödenek ayrılmasına izin vermiştir.
Bu itibarla, temyize konu İdare Mahkemesi kararının yukarıda belirtilen gerekçeler eklenerek onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalıların ve davalılar yanında müdahilin temyiz isteminin reddine,
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali yolundaki ... İdare Mahkemesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
4. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 16/05/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.