T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/510
Karar No : 2023/2427
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
5- …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Üniversitesi
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN
(DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER) : 1- …
VEKİLİ : Av. …
2- …
VEKİLİ : Av. …
DİĞER MÜDAHİLLER
(DAVALI YANINDA) : 1- … Sigorta Şirketi
VEKİLİ : Av. …
2- …
VEKİLLERİ : Av. …
Av. …
3- …
VEKİLLERİ : Av. …
Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacılar, davalı idare ve davalı idare yanında müdahiller … ve … tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …'a hatalı teşhis konulması sonucu gereken tedavinin yapılmaması nedeniyle 09/08/2012 tarihinde ölümüne sebebiyet verilmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık … için 134.341,64 TL, … için 19.240,79 TL, …, …, … için ayrı ayrı 3.000,00 TL maddi ve … ve … için ayrı ayrı 50.000,00 TL, …, …, … için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava konusu olay hakkında düzenlenen ve dosyada mübrez bulunan … tarih ve … sayılı Yüksek Sağlık Şurası Kararında; "07/08/2012 tarihinde acil servise mükerrer başvurularında değerlendirmede bulunan acil servis hekimlerinin gerekli dikkat ve özeni göstermedikleri, eylemlerinde tıbbi eksiklik olduğu cihetle dosyadaki kayıtlara göre hastanın tedavisine katılan N.T, A.D. ve varsa hastayı muayene eden diğer hekimlerin kusurlu olduklarına, ayrıca tıbbi uygulamaları ile ölüm arasında illiyet bağı olduğuna" şeklinde sonuç ve kanaate ulaşıldığı, yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 01/06/2015 tarihli Adli Tıp Kurumunun Uzman Heyet Raporunda; "görevli hekimlerin dikkat ve özen eksiklikleri ile tıbbi kusurlarının söz konusu olduğu ve gelişen ölüm olayı ile ilgili hekimlerin kusurlu tıbbi uygulamaları arasında illiyet bağının bulunduğu" şeklinde sonuç ve kanaate ulaşıldığı, sorumlu hekimler hakkında yapılan ceza yargılaması sonucu haklarında TCK 85/1 maddesi uyarınca taksirle ölüme neden olma suçundan ceza verildiği, bu doğrultuda ortada bir hizmet kusuru olduğu sonucuna varıldığı, bu itibarla, müteveffa …'ın vefatı nedeniyle, davacılar açısından destekten yoksun kalma miktarının belirlenmesi amacıyla ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:… sayılı dosyasından alınan ve taraflara tebliğ edilen 02/04/2018 tarihli Aktüerya Bilirkişi Raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte görüldüğü, bahse konu bilirkişi raporunda özetle; "Müteveffa …'ın vefatı nedeniyle, geride kalan davacı hak sahiplerinin destekten yoksun kalma sebebiyle nihai ve gerçek maddi zararının toplamının, davacı eş … yönünden 134.241,64 TL olduğu, halen 18 yaşının altında olan ve bakıma muhtaç oğlu … yönünden 19.240,79 TL olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır." şeklinde ifade edildiği, bilirkişi tarafından hazırlanan rapordaki değerlendirmeler ve hesaplamaların yerinde görüldüğü, davacı …'a 134.241,64 TL, …'a 19.240,79 TL destekten yoksun kalma tazminatı olarak maddi tazminatın, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:… sayılı dosyasından tazminat davasının açıldığı tarih olan 23/12/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi, diğer davacılara ilişkin destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin ise reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı, davacılardan …'ın eşi ve diğer davacıların babası olan müteveffanın hayatını kaybetmesi nedeniyle büyük bir elem ve üzüntü çektiği kuşkusuz olup, manevi zarara maruz kalması nedeniyle davacı eş …'a takdiren 40.000,00 TL, diğer çocuk davacılar …, .., …, …'a takdiren ayrı ayrı 20.000,00 TL, olmak üzere toplam 120.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile toplam 153.482,43 TL maddi tazminatın, 134.241,64 TL lik kısmının davacı …'a, 19.240,79 TL lik kısmının davacı …'a ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:… sayılı dosyasından tazminat davasının açıldığı tarih olan 23/12/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından ödenmesine, davacı eş …'a 40.000,00 TL, diğer davacılar …, …, …, …'a takdiren ayrı ayrı 20.000,00 TL olmak üzere toplam 120.000,00 TL manevi tazminatın ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında tazminat davasının açıldığı tarih olan 23/12/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi, 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : I- Davacılar tarafından; Müteveffanın tüccar olduğu ispat edilmesine rağmen asgari ücret üzerinden hesaplama yapıldığı, vefat tarihinde işlettiği işyerleri sebebiyle daha fazla geliri olduğunun ortada olduğu, tanık beyanları ile de asgari ücretin üzerinde aylık geliri olduğunun ortaya konulduğu, zararın güncel asgari ücret üzerinden hesaplanmadığı, karardan önceki tarihin baz alındığı rapor uyarınca tazminata hükmedilmesinde isabet bulunmadığı, eşi için hükmedilen ve küçük oğlu için hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu iddialarıyla; II- Davalı idare tarafından; Hastanın yaşamış olduğu problemlerin operasyon sonrası komplikasyon olarak değerlendirildiği, uygulanan tedavi ve takiplerinde herhangi bir tıbbi müdahale eksikliği ve yanlışlığın olmadığı, ameliyat öncesi komplikasyonların anlatıldığı ve rızanın alındığı iddialarıyla;
III- Müdahil … tarafından; Kendisinin kusuru olmadığı, durumu kötü olan hastayı hemen ameliyata sevk ettiği, gerekli müdahaleyi zaman kaybetmeden uyguladığı, ceza yargılaması neticesinde de ölüm olayına sebebiyet veren bir eyleminin olmadığının ortaya çıkarıldığı, Adli Tıp Kurumu ve İstanbul Tıp Fakültesi raporlarında da kusurlarının bulunmadığının belirtildiği, manevi tazminat isteminin fahiş olduğu, eş için yeniden evlenme indirimi yapılmadığı, bakiye ömür süreleri, pay oranları ve destek sürelerinin hesaplama yönteminin hatalı olduğu iddialarıyla; IV- Müdahil Nazmiye Tanrıkulu tarafından ise; istinaf aşamasında ihbarın sağlanmış olmasının hukuka aykırı olduğu, kendisinin kısa bir zaman diliminde müteveffayı muayene ettiği, mide delinme rahatsızlığının belirtilerinin henüz zayıf olduğu, şüphelenmesini gerektiren kuvvette olmadığı, gerekli tetkiklerin yapıldığı, hepsinin normal sınırlarda çıktığı ve müteveffanın rahatsızlığının geçmemesi durumunda tekrar gelmesi konusunda uyarıldığı, kendisine başvurusu öncesi ağrı kesici yapılmasının da mide delinmesinin belirtilerini maskelediği, dosyada örneği bulunan radyoloji raporunun kendisince istenilmediği ve kendisine iletilmediği, asistan tarafından kendisine bilgi verildiği ve bu bilgi üzerine böbrek taşı düşürdüğüne yönelik not düşüldüğü, organizasyon eksikliği nedeni ile kimin tetkik istediği hangi doktorun ilgilendiği ve kaşesini bastığı hususlarının karışabildiği, bu hususlarda araştırma yapılmadığı, dayanak alınan raporların bilimsellikten uzak olduğu, mevcut durum için standart uygulamayı ortaya koymadığı, mide delinmesinin muayeneden önce veya sonra olduğu hususunda netlik bulunmadığı, sonrasında da gelişmiş olabileceği, kaldı ki basit bir ağrı kesicinin dahi bu sonuca yol açabileceğinin tıbben bilindiği, gayrı resmi gelirlerin tazminat hesabında dikkate alınmayacağı, hesaplanan tazminat miktarının fahiş olduğu, neticeye yönelik bir kusurunun bulunmadığı iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davalı yanında müdahiller … ve … tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup; davacılar ve davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı Bezmi Alem Vakıf Üniversitesinin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Müteveffa …, 07/08/2012 tarihi saat 11.52'te Bezmialaem Vakıf Üniversitesi Hastanesi acil birimine sağ alt kadranda karın ağrısı şikayeti ile başvurmuş, Dr. … tarafından yapılan tetkikler üzerine saat 14.30'da izotonik 1000 cc contramal, metpamid uygulanmış, müteveffaya çekilen bilgisayarlı tomografinin "üst gıs perforasyonu" (üst sinirim organında delinme) ile uyumlu olduğu değerlendirilmiş, ağrısının geçmesi üzerine "üroliazis" (üriner sitem taş hastalığı) tanısı ile üroloji polikliniğine çağrılarak taburcu edilmiştir.
Müteveffa ağrı şikayetinin artması sonucu tekrar anılan hastaneye müracaat etmiş, (geliş saati kayıtlı değil), kırmızı alanda takip edilmiş, izotonik 500 cc diclomec ve izotonik, 1000 contramal uygulanmış, renal kolik tüberküloz tanısı (bir tür böbrek rahatsızlığı) konularak evine gönderilmiştir.
08/08/2012 tarihinde saat 00.04 te tekrar müracaat etmiş, sarı alanda takip edilmiş, nefrolitiazis akut batın (böbrek taşı sonucu karın ağrısı) tanısıyla tetkikler istenmiş, saat 15.33'te çıkan tetkikler sonucu peptik ülser perforasyonu (midede delinme) tanısıyla genel cerrahi konsültasyonu istenmiş, genel cerrah Dr. … mütevaffayı değerlendirmiş, genel durumun kötü olduğu belirtilerek acil operasyon planlanmış, saat 18.30'da ameliyata başlanmış, perforasyonun giderilmesi ve alanın temizlenmesi yapılarak 19.40'da operasyona son verilmiş, genel durumu kötü olan müteveffaya 09/08/2012 tarihi saat 06.05'te kalbi durması üzerine kalp masajı uygulanmış, müdahalelere rağmen döndürülemeyerek 06.50'de eksitus kabul edilmiştir.
Davacılar tarafından, 23/12/2013 tarihinde ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında olay nedeniyle oluşan zararlarının tazmini amacıyla davalı idare ve davalı yanında müdahiller aleyhine dava açılmış, anılan Mahkemece 19/02/2019 tarihli karar ile davalı üniversite açısından yargı yolu nedeniyle, diğer davalılar yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle dava reddedilmiş, bu kararın 18/04/2019 tarihinde kesinleşmesi üzerine 26/04/2019 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
Öte yandan, olayda sorumluluğu bulunan hekimler hakkında başlatılan soruşturma sonucu ... Asliye Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında ceza davası açılmış, yapılan yargılama sonucu A.D ve N.T. hakkında TCK 85/1 maddesi uyarınca taksirle ölüme neden olma suçundan ceza verilmiş ve karar 12/06/2017 tarihinde kesinleşmiştir.
Dava konusu olay hakkında ceza yargılamasına esas olmak üzere verilen ve dosyada mübrez bulunan … tarih ve … sayılı Yüksek Sağlık Şurası Kararında; "07/08/2012 tarihinde acil servise mükerrer başvurularında değerlendirmede bulunan acil servis hekimlerinin gerekli dikkat ve özeni göstermedikleri, eylemlerinde tıbbi eksiklik olduğu cihetle dosyadaki kayıtlara göre hastanın tedavisine katılan N.T, A.D. ve varsa hastayı muayene eden diğer hekimlerin kusurlu olduklarına, ayrıca tıbbi uygulamaları ile ölüm arasında illiyet bağı olduğuna" şeklinde sonuç ve kanaate ulaşıldığı görüşlerine yer verilmiş, yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın … soruşturması kapsamında düzenlenen 01/06/2015 tarihli Adli Tıp Kurumunun Uzman Heyet Raporunda da; "görevli hekimlerin dikkat ve özen eksiklikleri ile tıbbi kusurlarının söz konusu olduğu ve gelişen ölüm olayı ile ilgili hekimlerin kusurlu tıbbi uygulamaları arasında illiyet bağının bulunduğu" şeklinde sonuç ve kanaate ulaşıldığı belirtilmiştir.
Diğer taraftan …'ın vefatı nedeniyle, davacılar açısından destekten yoksun kalma miktarının belirlenmesi amacıyla ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:… sayılı dosyasından alınan 02/04/2018 tarihli Aktüerya Bilirkişi Raporunda özetle; " Müteveffa …' ın vefatı nedeniyle, geride kalan davacı hak sahiplerinin destekten yoksun kalma sebebiyle nihai ve gerçek maddi zararının toplamının, müteveffanın gelirinin asgari ücret kadar olduğunun baz alınması, destek sürelerinin belirlenmesinde PMF yaşam tablosu kullanılması ve …'ın 18 yaşına kadar destek göreceği varsayımı ile hesaplama yapılması sonucu, davacı eş … yönünden 134.241,64 TL olduğu, halen 18 yaşının altında olan ve bakıma muhtaç oğlu … yönünden 19.240,79 TL olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır." görüşüne yer verilmiştir.
İdare Mahkemesince, yukarıda yer verilen, olayın ceza hukukuna yansıyan sürecinde düzenlenen kusura ilişkin raporlar ve Asliye Hukuk Mahkemesi yargılaması sırasında düzenlenen hesap raporu hükme esas alınarak maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş, tarafların istinaf başvuruları ise reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi, 1. fıkrasında, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı; ancak, davanın ihbarının Danıştay, mahkeme veya hâkim tarafından resen yapılacağı kurala bağlanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesi, 1. fıkrasında, davanın taraflarının, müdahillerin ve yargılamanın diğer ilgililerinin, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olduğu; 61. maddesinin 1. fıkrasında, taraflardan birinin, davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebileceği; 66. maddesinde ise, üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer'î müdahil olarak davada yer alabileceği hükümleri yer almaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesi, 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesince hükme esas alınan kusurun tespitine yönelik … tarih ve … sayılı Yüksek Sağlık Şurası Kararı ve 01/06/2015 tarihli Adli Tıp Kurumunun Uzman Heyet raporunun taraflara tebliğ edilmediği görülmüş olup, hukuki dinlenilme hakkı uyarınca dosya taraflarına raporları tebliğ edilerek raporlara karşı itiraz ve beyanda bulunma hakkının verilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, kusura yönelik raporun taraflara tebliğ ve tarafların itirazda ve beyanda bulunma haklarının verilmesi sonrasında sağlık hizmetinin sunumunda hizmet kusurunun bulunduğu kanaatine tekrardan varılması halinde, maddi tazminatın belirlenmesi açısından hükme esas alınan Asliye Hukuk Mahkemesindeki yargılama sürecinde düzenlenen hesap raporunda; müteveffanın gerçek gelirine yönelik araştırma yapılmadan asgari ücret düzeyinde gelir elde ettiği varsayımı ile hesaplama yapılması, davacılardan …'ın yüksek öğrenim görüp görmediği araştırması yapılmayarak 18 yaşında müteveffanın desteğinden çıkacağı varsayımında bulunulması ve bakiye yaşam sürelerinin hesabında PMF 1931 yaşam tablosu kullanılması nedenleriyle anılan raporun hükme esas alınmasına hukuki olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda, öncelikle müteveffanın gerçek gelirine yönelik araştırma yapılarak müteveffanın asgari ücret üzerinde gelir elde ettiğine yönelik davacıların itirazlarının karşılanması suretiyle bu husus ortaya konulmalı, asgari ücretin üzerinde gelir elde ettiğine yönelik bilgi ve belgeye ulaşılması halinde ulaşılan gelir düzeyi üzerinden müteveffanın davacılara destek olacağı varsayımı ile hesaplama yapılmalıdır.
Diğer taraftan, davacılardan …'ın yüksek öğrenim görüp görmediği araştırılarak, yüksek öğrenim görmüş veya görüyor ise 25 yaşına, lise ve dengi öğrenim görmüş ise 20 yaşına, diğer hallerde 18 yaşına kadar destek göreceğinin kabulü ile hesaplama yapılmalıdır.
Son olarak, raporda, bakiye yaşam sürelerinin belirlenmesinde ülkemize özgü olarak oluşturulan ve güncel veriler içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite tablosunun kullanılması, nihayetinde düzenlenecek raporun hukuki dinlenilme hakkı uyarınca dosya taraflarına tebliğ edilerek rapora karşı itiraz ve beyanda bulunma hakkının verilmesinin ardından hüküm kurulması gerekmektedir.
Bu durumda, belirtilen hususlar gözetilmeksizin yapılan yargılama sonucunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine yönelik Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 08/05/2023 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.