T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/5403
Karar No : 2023/6473
DAVACILAR : 1- …
2- …
3- …
4- …
DAVALILAR : 1- … - ANKARA
2- … Başkanlığı - …
VEKİLLERİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Elazığ, Tokat ve Trabzon illerinde meydana gelen ve genel hayata etkili kabul edilen bazı afetler nedeniyle hak sahibi olan afetzedelerin kalıcı barınma ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla ekli listede bulunan taşınmazların Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 04/06/2022 tarih ve 31856 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 03/06/2022 tarih ve 5684 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının, Tokat İli, Reşadiye İlçesi, … Köyü, … ada, … parsel ve … ada, … parsel sayılı taşınmazlar yönünden iptali istenilmektedir.
DAVACILARIN İDDİALARI : Davaya konu parsellerin … Köyü'nde bulunan az sayıdaki sulu tarıma müsait tarlalar olduğu, dava konusu işlemde belirtilen afetin 1983 yılında meydana geldiği ve 17 hanenin zarar gördüğü, toplam 11 aile için davacıların iki parselinin birden acele kamulaştırılmasına karar verilmiş ise de 11 aile arasında neredeyse köyde yaşayan kimsenin kalmadığı, 11 aile için uygun kamu arazilerinin bulunduğu, 11 ailenin … Köyü sınırları içerisinde mülkiyeti kendilerine ait parsellerinin bulunduğu ve bu parsellerin eski evlerine yakın bir mevkide olduğu, ayrıca heyelandan etkilenen yere yakın … Köyü'nde de parsellerinin bulunduğu, 1983 yılında meydana gelen heyelanın üzerinden yaklaşık 40 yıl geçtikten sonra yer seçimi yapılmasının işlemde acelelik olmadığının kanıtı olduğu, 11 ailenin İstanbul'da ikamet ettiği, dava konusu kararın iptali gerektiği ileri sürülmüştür.
DAVALILARIN SAVUNMALARI : Davanın süresinde açılmadığının tespiti halinde davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, dava konusu taşınmazların bulunduğu … Köyü'nde 1990 yılında meydana gelen heyelan afeti nedeniyle … tarih ve … sayılı Afete Maruz Bölge Kararının ve … tarih … sayılı Genel Hayata Etkililik Olur'unun alındığı, bu kapsamda 17 afetzede için hak sahipliği çalışması yapıldığı, ... Köyü'nde yerleşime uygun alan tespit edilememesi ve Reşadiye İlçesi'nde afet konutlarının yerleşimi için uygun hazine arazisi bulunmaması nedeniyle anılan köyün yatırım programından çıkarıldığı, 08.10.2014 tarihinde ... Köyü, … Mahallesi için Jeolojik Etüt Raporu hazırlandığı, bu rapor ve eki krokide sınırları belirlenen alanların 02.02.2015 tarih ve 7257 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Afete Maruz Bölge ilan edildiği, konunun 2016 yılında yeniden programa alınarak yer seçimi çalışmalarına başlandığı, ancak heyelan afetinden dolayı 17 hak sahibi ailenin barınma ihtiyaçları için kendilerine ve kamuya ait yerleşime uygun taşınmaz tespit edilemediği, süreç içerisinde hazır konut kredisi kullanmak isteyen 5 afetzede ile kendi taşınmazı için yer seçimi yapan 1 afetzede dışında kalan 11 hak sahibi için yer seçimi çalışmalarına devam edilerek 17.03.2022 tarihli yer seçimi protokolünün düzenlenerek onay için Bakanlığa gönderildiği, yer seçimi çalışmalarının 7269 sayılı Kanunun 16. maddesine dayanılarak hazırlanan 03.05.2013 tarih ve 3003 sayılı Başbakan Yardımcılığı makamına ait 2013/5 Yer Seçimi Genelgesine istinaden yürütüldüğü, hak sahiplerinin aynı köyde ve bitişik köy sınırları içinde bulunan taşınmazlarının eğimli yapıya sahip olmasından dolayı yer seçimine uygun bulunmadığı, merkez mahallede kamu arazisi bulunmaması nedeniyle dava konusu taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verildiği, hak sahiplerinin ikametgahlarının şehir dışında bulunmasının hak sahipliğine engel teşkil etmediği, 32 yıldır devam eden bu sürecin çözüme kavuşturulması amacıyla kamulaştırma işlemlerine başlanılarak 2016 yılında yer seçimi çalışmalarının yeniden programa alındığı, temin edilebilecek başka taşınmaz bulunamaması nedeniyle davacılara ait taşınmazların kamulaştırma yoluyla yeni yerleşim olarak seçilmelerinin uygun görüldüğü, dava konusu taşınmazların imar planında konut alanı olarak planlanmasının düşünüldüğü, dava konusu kararın hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Acele kamulaştırmayı gerektiren koşulların bulunmaması sebebiyle, dava konusu kararın, davaya konu taşınmazlar yönünden iptali gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ : Dava, Elazığ, Tokat ve Trabzon illerinde meydana gelen ve genel hayata etkili kabul edilen bazı afetler nedeniyle hak sahibi olan afetzedelerin kalıcı barınma ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla ekli listede yer alan taşınmazların, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 04/06/2022 tarih ve 31856 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 03/06/2022 tarih ve 5684 sayılı Cumhurbaşkanı kararının, Tokat ili, Reşadiye ilçesi, ... Köyü, … ada, … parsel ve … ada, … parsel sayılı taşınmazlar yönünden iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarelerin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Anayasa’nın 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Numaralı Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verilmiş ve mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmıştır. Mülkiyet hakkına müdahalelerin de olabileceği hükme bağlanarak bu müdahalelerde kamu yararı, kanuni düzenleme ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkının ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Bu husus Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla da ortaya konulmuştur.
Bu bağlamda idarelerin, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını kamulaştırabileceği 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanmış ve devam eden maddelerinde bu olağan kamulaştırmanın usul ve şartları düzenlenmiştir.
7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 21. maddesinde, "Afet bölgesi içinde ve dışında tespit olunan imar ve iskan alanları içindeki taşınmaz mallardan Hazineye, özel idareye, belediyeye, köy tüzel kişiliğine veya katma bütçeli dairelere ait olanlardan (Vakıflar Genel Müdürlüğü taşınmaz malları ile, Hazineye, özel idare ve belediyeye ait taşınmaz mallardan bir kamu hizmetine tahsis edilenler hariç) ihtiyaca tekabül eden miktarı, İmar ve İskan Bakanlığının isteği üzerine bedelsiz olarak bu işe tahsis ve temlik olunur.
Afet sahaları içinde ve dışında yeniden kurulacak iskan yerleri (Şehir, kasaba, köy) ile mevcut iskan sahalarına yapılacak eklemeler için, yukarıdaki hükümler dairesinde arazi temini mümkün olmıyan hallerde (Normal gelişme alanlarına öncelik verilmek şartiyle) arazi ve bina satınalınabileceği gibi, kamulaştırma mevzuatı dahilinde, kamulaştırma da yapılabilir.
Bu maddeye göre sağlanan taşınmaz mallar İmar ve İskan Bakanlığının isteği üzerine, ayrıca ferağ şartı aranmaksızm Hazine adına re'sen tescil olunur." hükmüne yer verilmiştir.
Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde, "3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir." hükmüne yer verilmiştir.
Taşınmazın mülkiyetinin kamu hizmetini yürütecek olan idareye geçmesine ilişkin Kamulaştırma Kanununun 3. maddesi ve devamı maddeleri uyarınca yapılan (olağan) kamulaştırma ile mülkiyetin malikin üzerinde kalmasına rağmen taşınmaza el konularak kullanımının idareye geçmesine ilişkin Kanun'un 27. maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma işlemi aynı taşınmaza ilişkin olsa da farklı işlemlerdir. İdare doğrudan olağan kamulaştırma yapabileceği gibi olağanüstü bazı durumlarda önce acele kamulaştırma işlemi tesis edip sonra kamulaştırma işlemini tamamlayabilir. Acele kamulaştırma ile taşınmaza el konulduktan sonra idare tarafından öncelikle satın alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumunda ise asliye hukuk mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası açılması gerekmektedir. Taşınmazın maliki, taşınmazına el konulması üzerine acele kamulaştırma işleminin iptali istemiyle dava açabileceği gibi asliye hukuk mahkemesinde açılan dava üzerine olağan kamulaştırmaya dönüşen işlemin iptali istemiyle de ayrıca dava açabilir.
Dolayısıyla acele kamulaştırma bir kamulaştırma usulü olmayıp kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması ve mülkiyetin idareye geçmesine kadar taşınmaza el konularak kullanım hakkının idareye geçmesini sağlayan bir işlemdir. Nitekim Cumhurbaşkanınca kamulaştırma kararı değil kamulaştırmayı yapacak olan idarenin istemi üzerine "acelelik" kararı alınmaktadır. Bu nedenle acele kamulaştırma ve kamulaştırma işlemlerinin yargı denetimi de farklı olacaktır. Kamulaştırma işleminin kamu yararına ve kanunlarda belirtilen hükümlere ve kamulaştırma usulüne uygun olup olmadığı yönünden değerlendirilmesi gerekirken acele kamulaştırma işleminde acelelik durumunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu itibarla kamu yararının bulunmadığı kamulaştırma işlemlerinde acelelik durumunun olmadığı açık olmakla birlikte kamu yararı bulunan işlemlerde her zaman acelelik halinin bulunmadığı, olağan kamulaştırma ile taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesiyle kamu yararının gerçekleşebileceği tabidir.
Hukuk devletinde idarenin, acele kamulaştırma işlemi tesis edebilmesi için, olağanüstü durumlar karşısında, kamulaştırmaya konu taşınmaza daha acil olarak ihtiyaç duyması, idarenin anılan taşınmazı bir an önce kullanmaya başlamaya muhtaç olması, bir başka ifadeyle, üstün kamu yararının gerçekleşebilmesi için olağan usulden ayrılmasının zorunlu olması gerekir.
Bu doğrultuda, Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde, olağan dışı hallerde, belli şartların varlığına bağlı olarak, kamulaştırma işlemlerinin neticelenmesini beklemeden, idarenin, kamulaştırılan taşınmaza el koymasına izin verilmiş ve acele kamulaştırma olağanüstü ve istisnai bir yöntem olarak düzenlenmiştir. Acele kamulaştırmada, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir. Burada malik lehine olağan kamulaştırmada getirilen usule ilişkin güvenceler bertaraf edilmekte ve taşınmazın mülkiyeti geçmeden, idareye, taşınmazı el koyarak kullanma, ondan yararlanma ve üzerinde birtakım tasarrufta bulunma yetkisi verilmektedir. Bu işlem, malikin mülkiyet hakkını kısıtlayan bir sonuç doğuracağından, taşınmaza el konulmasında amaçlanan kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasındaki dengenin korunması ve bu kapsamda acelelik halinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir.
Yukarıda içeriği yazılı Kanun'un 27. maddesinde üç durumda acele kamulaştırma ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmış olup üç durumdan biri olan "aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak haller" kapsamında tesis edilen dava konusu işlemin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle acele kamulaştırma, istisnai bir yöntem olduğundan, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartların idarece ortaya konulup konulmadığı değerlendirilmelidir.
Uyuşmazlıkta, 1990 yılında ... Köyü, … Mahallesindeki heyelan afeti sonrasında, 11.02.1991 tarihli afete maruz bölge kararının alındığı, 1992 yılında yer seçimi işlemlerine başlanarak 14.09.1993 tarihli protokolün düzenlendiği, 17.05.2002 tarihinde de kamulaştırma kararının alındığı, DSİ 72. Şube Müdürlüğünce su baskını riski taşıyan alanın dere ıslahının yapılamayacağının bildirilmesi ve başka alan bulunamaması üzerine söz konusu Köyün yatırım programından çıkarıldığı, nihayetinde uyuşmazlığa konu taşınmazlar ile … ada, … sayılı parselin kısmen acele kamulaştırmasına ilişkin dava konusu işlemin tesis edildiği ve 14.06.2022 tarihinde kamu yararı kararının alındığı anlaşılmaktadır.
Davalı idareler tarafından, 32 yılı bulan bu durumun çözümlenmesi ve hak sahibi ailelere tanınan hakkın teslimi için yer seçimi çalışmalarının yeniden programa alındığı belirtilmiş, ancak davacıların sulu tarım arazisi olduğunu ileri sürdükleri taşınmazların, 1990 yılında meydana gelen heyelan afeti nedeniyle kamulaştırılmasında, acelelik halinin bulunduğu, kamu yararının olağan kamulaştırma yoluyla zamanında gerçekleştirilememesi ve taşınmazların bir an önce kullanılması zorunluluğunun doğduğu ortaya konulamamış olduğundan, kamulaştırma şartları bulunsa dahi acelelik halinin bulunmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, acele kamulaştırmayı gerektiren koşulların bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından hukuka aykırı olarak tesis edilen dava konusu işlemin iptalinin gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 05/07/2023 tarihinde, davacı …, …, … ve …'un ve davalı idareler vekili Av. …'in geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Elazığ, Tokat ve Trabzon illerinde meydana gelen ve genel hayata etkili kabul edilen bazı afetler nedeniyle hak sahibi olan afetzedelerin kalıcı barınma ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla ekli listede bulunan taşınmazların Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 04/06/2022 tarih ve 31856 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 03/06/2022 tarih ve 5684 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının, Tokat İli, Reşadiye İlçesi, ... Köyü, … ada, … parsel ve … ada, … parsel sayılı taşınmazlar yönünden iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 No'lu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinin birinci fıkrasında, idarelerin kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilecekleri düzenlenmiş; aynı Kanunun 6. maddesinin son fıkrasında da, onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için kamu yararı kararı alınmasına gerek olmaksızın yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir kararın alınması yeterli görülmüştür.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun "Acele kamulaştırma" başlıklı 27. maddesinde, 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabileceği, hükmüne yer verilmiştir.
7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 21. maddesinde, "Afet bölgesi içinde ve dışında tespit olunan imar ve iskan alanları içindeki taşınmaz mallardan Hazineye, özel idareye, belediyeye, köy tüzel kişiliğine veya katma bütçeli dairelere ait olanlardan (Vakıflar Genel Müdürlüğü taşınmaz malları ile, Hazineye, özel idare ve belediyeye ait taşınmaz mallardan bir kamu hizmetine tahsis edilenler hariç) ihtiyaca tekabül eden miktarı, İmar ve İskan Bakanlığının isteği üzerine bedelsiz olarak bu işe tahsis ve temlik olunur.
Afet sahaları içinde ve dışında yeniden kurulacak iskan yerleri (Şehir, kasaba, köy) ile mevcut iskan sahalarına yapılacak eklemeler için, yukarıdaki hükümler dairesinde arazi temini mümkün olmıyan hallerde (Normal gelişme alanlarına öncelik verilmek şartiyle) arazi ve bina satın alınabileceği gibi, kamulaştırma mevzuatı dahilinde, kamulaştırma da yapılabilir.
Bu maddeye göre sağlanan taşınmaz mallar İmar ve İskan Bakanlığının isteği üzerine, ayrıca ferağ şartı aranmaksızm Hazine adına re'sen tescil olunur." hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Usul Yönünden:
Davanın süresinde açılmadığı iddiası bakımından;
İdari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarında genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığından, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir.
Acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanı kararının Resmi Gazete'de yayımlanması ilgililere tebliğ hükmünde olmadığından acele kamulaştırmaya ilişkin işlemlerin Anayasada yer alan bir temel hak ve özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte bireysel işlem olması karşısında otuz gün içinde dava açılacak idarenin gösterilmesi suretiyle ilgiliye tebliğ edilmesi, Anayasada güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünün de gereğidir.
Bu çerçevede, muhatapları açısından subjektif ve kişisel nitelikte olan acele kamulaştırma kararlarının, usulüne uygun yazılı bildirimi üzerine otuz gün içinde veya öğrenme üzerine altmış günlük genel dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği, bu durumda 2577 sayılı kanunun 20/A maddesinin uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.
Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2015 tarihli, E:2014/5590, K:2015/891 sayılı kararı ve Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararları da bu yöndedir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının davacılara tebliğ edildiğine dair belgenin dosyaya sunulmadığı (tebliğ edilmiş olsa dahi, dava konusu işlemin 04.06.2022 tarihli ve 31856 sayılı Resmi Gazete'de ilan edildiği tarihten itibaren 30 gün içerisinde -27.06.2022 tarihinde- davanın açıldığı) ve davacılar tarafından öğrenme tarihi üzerine altmış günlük genel dava açma süresi içinde davanın açıldığı anlaşılmış ve davalı idarelerin davada süre aşımı bulunduğu yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir.
Esas Yönünden:
Özel mülkiyet hakkının korunması gereken temel insan hakları arasında öngörüldüğü, anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verildiği, bu düzenlemelerde mülkiyet hakkına müdahalelerin olabileceğinin öngörüldüğü, ancak bu müdahalelerde kamu yararı gerekçesi, kanuni düzenleme gereği ve ölçülülük yada orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkı ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir.
Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin Kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir Acele kamulaştırma usulü idareye kamulaştırma işlemlerinin neticelenmesini beklemeden kamulaştırılan taşınmaza el koyma imkânı tanıyan olağanüstü bir kamulaştırma usulüdür. Acele kamulaştırmada, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile Mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir. Acele kamulaştırma usulü, olağan kamulaştırmada malik lehine getirilen usule ilişkin güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca bu usullerin işletilmesinden önce idareye, kamulaştırılacak taşınmaza el koyma imkânı tanımaktadır. Taşınmaza el konulduktan sonra idare tarafından öncelikle satın alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumunda ise Asliye Hukuk Mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası açılması gerekmektedir. Kamulaştırılmasına karar verilen taşınmaza acele olarak ihtiyaç duyulması halinde, 2942 sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca kamulaştırma acele usulle yapılmaktadır.
Bu çerçevede, 2942 sayılı Kanunun 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile acele kamulaştırmada olağan kamulaştırmaya oranla özel koşulların varlığı aranmış ve üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Anılan hüküm uyarınca taşınmazların bir an önce kullanılmasına ihtiyaç duyulan, kamu düzenine ilişkin olarak acelilik halinin bulunduğu durumlarda, acele kamulaştırılması zorunlu bulunan taşınmazlara yönelik olarak gerekli tespitler yapılıp sebepleri de belirtilmek suretiyle başvuruda bulunulması ve bunun sonucunda da başvuruda bulunulan taşınmazlara yönelik inceleme yapılarak koşulların gerçekleşmesi halinde, Cumhurbaşkanınca, taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilebilmektedir.
Acele kamulaştırma istisnai bir yöntem olduğundan, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartların ortaya konulması gerekmektedir.
7269 sayılı Kanunda, afet sahaları içinde ve dışında yeniden kurulacak iskan yerleri (Şehir, kasaba, köy) ile mevcut iskan sahalarına yapılacak eklemeler için, kamulaştırma yapılması ve bu halde de kamulaştırmanın 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca gerçekleştirilebilmesi için ise yukarıda da açıklandığı üzere acele kamulaştırmanın koşullarının gerçekleşmiş olduğunun açıkça ortaya konulması gerektiği kuşkusuzdur.
Bu açıklamalar çerçevesinde, afet sahaları içinde ve dışında yeniden kurulacak iskan yerlerine ilişkin projeyi uygulayacak olan idarece öncelikle taşınmaz malikleri ile anlaşma yoluna gidilmesi, anlaşmanın gerçekleşememesi halinde de yine ilk önce olağan kamulaştırma yolunun tercih edilmesi, ancak 2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde yer alan acelelik halinin bulunduğunun saptanması halinde anılan madde uyarınca acele kamulaştırılması zorunlu bulunan taşınmazlara yönelik olarak gerekli tespitler yapılıp sebepleri de belirtilmek suretiyle başvuruda bulunulması ve bunun sonucunda da başvuruda bulunulan taşınmazlara yönelik inceleme yapılarak koşulların gerçekleşmesi halinde Bakanlar Kurulunca 2942 sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca aceleliğine karar verilmiş olan taşınmazlara yönelik olarak acele kamulaştırma işlemlerinin yürütülmesi gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, 1990 yılında ... Köyü, ... Mahallesi'ndeki heyelan afeti sonrasında, 11.02.1991 tarihli afete maruz bölge kararının alındığı, 1992 yılında yer seçimi işlemlerine başlanarak 14.09.1993 tarihli protokolün düzenlendiği, 17.05.2002 tarihinde de kamulaştırma kararının alındığı, DSİ 72. Şube Müdürlüğü'nce su baskını riski taşıyan alanın dere ıslahının yapılamayacağının bildirilmesi ve başka alan bulunamaması üzerine söz konusu köyün yatırım programından çıkarıldığı, nihayetinde uyuşmazlığa konu taşınmazlar ile … ada, … sayılı parselin kısmen acele kamulaştırmasına ilişkin dava konusu işlemin tesis edildiği ve 14.06.2022 tarihinde kamu yararı kararının alındığı anlaşılmaktadır.
Davalı idareler tarafından, 32 yılı bulan bu durumun çözümlenmesi ve hak sahibi ailelere tanınan hakkın teslimi için yer seçimi çalışmalarının yeniden programa alındığı belirtilmiş, ancak davacıların sulu tarım arazisi olduğunu ileri sürdükleri taşınmazların, 1990 yılında meydana gelen heyelan afeti nedeniyle kamulaştırılmasında, acelelik halinin bulunduğu, kamu yararının olağan kamulaştırma yoluyla zamanında gerçekleştirilememesi ve taşınmazların bir an önce kullanılması zorunluluğunun doğduğu ortaya konulamamış olduğundan, kamulaştırma şartları bulunsa dahi acelelik halinin bulunmadığı açıktır.
Bu durumda, dava konusu acele kamulaştırma kararında 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde öngörülen acele kamulaştırma prosedürünün uygulanması için gerekli olan olağanüstü durumların ve bu yönteme başvurulması ile amaçlanan kamu yararının somut olarak ortaya konulamadığı sonucuna varıldığından, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının dava konusu parsele ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Dava konusu acele kamulaştırma kararının, uyuşmazlığa konu taşınmazlara ilişkin kısmının İPTALİNE,
2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacılar tarafından yapılan toplam …-TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacılara verilmesine,
3.Varsa posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(g) maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 05/07/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY (X):
Dosyanın incelenmesinden; davaya konu acele kamulaştırma kararının gerekçesinin 1990 yılında ... Köyü, … Mahallesi'ndeki heyelan afeti sonrasında, hak sahibi olan afetzedeler için konut ihtiyacını karşılamak olduğu, 1992 yılındaki yer seçimi işlemi ile başladığı halde, imara uygun alan temin edilememesi, daha önce temin edilen alanlardaki su baskını riskleri gibi idareden kaynaklanmayan sebeplerle, uzun yıllar geçmesine rağmen söz konusu projeye başlanamaması, bu süreçte hak sahibi afetzedelerin barınma ihtiyaçlarının karşılanamamış olması durumları dikkate alındığında, afetzedelerin uzun yıllardır sürmekte olan mağduriyetlerinin biran evvel sonlandırılmasını temin bakımından davaya konu işlem yönünden acelelik halinin mevcut olduğunun kabulü gerektiği, ayrıca, davacılar tarafından davaya konu taşınmazlarda sulu tarım yapıldığı yönündeki iddialar ve davaya konu taşınmazların tapu kayıtlarında tarla vasfında oldukları gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca tarım dışı kullanım izni alınması gereken tarım arazisi vasfında olup olmadığı, bu vasıfta ise söz konusu proje için tarım dışı kullanım izni alınıp alınmadığı hususları araştırıldıktan sonra, davanın esası hakkında karar verilmesi gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.