T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2022/5445
Karar No: 2023/1933
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri Av. …
Hukuk Müşaviri Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, Sakarya ili, Adapazarı Yenikent Devlet Hastanesinde kendisine yapılan iğne sonucu sol bacağında his kaybı oluşmasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla 30.000,00 TL (miktar artırım dilekçesi le 665.687,17 TL) maddi ve 20.000,00 TL (miktar artırım dilekçesi ile 200.000,00 TL) manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda verilen … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla; dosya kapsamında Mahkemece yapılan araştırmalar neticesinde davacıya uygulanan enjeksiyon işlemi öncesinde usulüne uygun olarak alınmış onam formunun bulunmadığı, davacıya uygulanan enjeksiyonun hangi sağlık personeli tarafından tatbik edildiğinin belli olmadığı ve enjeksiyon uygulaması kararına dair herhangi bir resmi kaydın da mevcut olmadığı, belirtilen durum karşısında, sürekli maluliyet şeklinde zararlı sonucu doğuran sağlık hizmetinin sunum ve işleyişinde hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü, kısmen reddi ile kabul edilen 665.687,17 TL maddi tazminatın 30.000,00 TL'lik kısmının dava dilekçesinde faiz talebi bulunmadığından 30.000,00 TL olarak, 635.687,17 TL'lik kısmının miktar artırım tarihi olan 27/11/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, kabul edilen 100.000,00 TL manevi tazminatın 20.000,00 TL'sinin dava dilekçesinde faiz talebi bulunmadığından 20.000,00TL olarak, 80.000,00 TL'lik kısmının miktar artırım tarihi olan 27/11/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, hükmedilen manevi tazminatın düşük olduğu, hem maddi tazminat hem de manevi tazminat yönünden olay tarihi itibarıyla faiz işletilmesi gerektiği, davalı idare tarafından, yapılan işlemlerin tıbbi kurallara uygun bir şekilde yapıldığı, olayda hizmet kusuru bulunmadığı ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Mahkeme kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı, 25/09/2007 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucunda el parmaklarında uyuşukluk ve şişme şikayetiyle Sakarya İli Adapazarı Yenikent Devlet Hastanesine müracaat etmiş, burada muayene eden doktorun talimatıyla hemşire tarafından davacıya yapılan enjeksiyon sonrasında davacının sol bacağında uyuşma ve his kaybı meydana gelerek düşük ayak hali gelişmiştir.
Davacı, anılan sağlık kurumuna bir çok kez başvurmasına rağmen tedaviden sonuç alamadığı, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle bakılmakta olan davayı açmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin de içinde bulunduğu ve sorumlu olduğu bir durum sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde, "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde, “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ..."; 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."; “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer almaktadır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- Temyize konu kararın, manevi tazminatın kabul edilen 20.000,00 TL'lik kısmı yönünden incelenmesi;
Mahkemelerin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, manevi tazminatın kabul edilen 20.000,00 TL'lik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2- Temyize konu kararın, manevi tazminatın miktar artırımı yoluyla artırılması isteminin kabulü ile artırılan bu miktarın 80.000,00 TL'lik kısmının kabulü, fazlaya ilişkin istemin reddine ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından 27/11/2021 tarihli miktar artırım talebine yönelik dilekçe ile manevi tazminat isteminin 200.000,00 TL olarak artırılmasının istenildiği, Mahkeme tarafından manevi tazminat isteminin artırılmasına ilişkin başvurunun kabul edildiği ve kabul edilen 100,000,00 TL manevi tazminatın 20.000,00 TL'sinin dava dilekçesinde faiz talebi bulunmadığından 20.000,00 TL olarak; 80,000.00 TL'lik kısmının miktar artırım tarihi olan 27/11/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin 100.00,00 TL manevi tazminat isteminin reddine karar verildiği görülmektedir.
Bakılan uyuşmazlıkta, dava açıldıktan sonra dava dilekçesinde ilk talep edilen manevi tazminat miktarının artmasına neden olabilecek nitelikte yeni bir hukuki veya maddi durumun ortaya çıktığını, başka bir ifadeyle uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın artmasına neden olabilecek bir hususun bulunduğunu gösterir bilgi ve belge sunulmadığı görüldüğünden manevi tazminat istemi yönünden yapılan miktar artırım talebinin kabulünde hukuki isabet bulunmamaktadır. Bu nedenle, manevi tazminatın miktar artırımı yoluyla artırılması isteminin kabulü ile artırılan bu miktarın 80.000,00 TL'lik kısmının kabulü, fazlaya ilişkin istemin reddi yönünde hüküm kurulmasında hukuka uyarlık görülmemiştir.
3- Temyize konu kararın, maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının incelenmesi;
Dava konusu olay kapsamında İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... sayılı raporda; "...Kişide ortaya çıkan sinir hasarının klinik ve laboratuvar verileri birlikte değerlendirildiğinde enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da nörolojik arazlara sebep olabildiği, dava konusu olayda dosya incelendiğinde enjeksiyon yapılma talimatını veren hekim ile enjeksiyonu yapan sağlık personelinin kesin olarak belirlenemediğinin anlaşıldığı dolayısıyla enjeksiyonun kim tarafından, nerede ve ne şekilde uygulandığının bilinmediği, kişide gelişen arazın hangi enjeksiyona bağlı oluştuğunun mevcut tıbbi belgelerden anlaşılamadığı ve enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair tıbbi bir belge bulunmadığı, dava dosyasında mevcut bilgiler ile tıbbi hata açısından değerlendirme yapılamadığı, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği " yönünde tespitlere yer verilmiştir.
Bu durumda, dava konusu uyuşmazlık hakkında düzenlenmiş olan bilirkişi raporu dikkate alındığında olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi için gereken koşullar oluşmamıştır.
Bu itibarla, Mahkeme kararının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
4- Temyize konu kararın, faize ilişkin kısmının incelenmesi;
Usul hukukunun temel ilkelerinden olan taleple bağlılık ilkesine göre, Mahkeme tarafından davacının talepleri aşılarak karar verilmesi mümkün olmamakta, davacının istemleri ile bağlı olunup istemleri genişletecek şekilde karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında da, "Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmü ile taleple bağlılık ilkesi açıklanmıştır.
Ayrıca, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar bir defaya mahsus artırılmasına olanak tanınmış, miktar artırım yolu ile faiz talep edilebilmesine yönelik bir düzenleme öngörülmemiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından toplam 30.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminat istemiyle görülen davanın açıldığı, dava dilekçesinde faiz talep edilmediği, 27/11/2021 tarihli miktar artırım dilekçesi ile dava dilekçesinde istenilen maddi tazminat miktarının 665.687,17 TL, manevi tazminat miktarının da 200.000,00 TL olarak artırıldığı, miktar artırım dilekçesinde dava dilekçesindeki miktarı da kapsayacak şekilde faiz talep edildiği, Mahkemece kabul edilen 665.687,17 TL maddi tazminatın 30,000,00 TL'lik kısmının dava dilekçesinde faiz talebi bulunmadığından 30,000.00 TL olarak; 635,687,17 TL'lik kısmının miktar artırım tarihi olan 27/11/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, kabul edilen 100,000,00 TL manevi tazminatın 20.000,00 TL'sinin dava dilekçesinde faiz talebi bulunmadığından 20.000,00 TL olarak; 80,000.00 TL'lik kısmının miktar artırım tarihi olan 27/11/2021 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği görülmektedir.
Davacının, dava dilekçesinde talep etmediği halde miktar artırım dilekçesinde gündeme getirdiği yasal faiz talebi, "taleple bağlılık" kuralının istisnası olan miktar artırımı kapsamında olmayıp, "davanın genişletilmesi" kapsamında olduğundan, Mahkeme kararının, davacı lehine hükmedilen tazminata miktar artırım dilekçesi tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamakla birlikte, kararın faiz işletilen manevi tazminat isteminin artırılan kısmı ile maddi tazminata ilişkin kısımları esas yönünden bozulduğundan, bu hususta bu aşamada hüküm kurulmasının gereği bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, manevi tazminatın kabul edilen … TL'lik kısmının ONANMASINA oy birliğiyle, manevi tazminatın miktar artırımı yoluyla artırılması isteminin kabulü ile artırılan bu miktarın … TL'lik kısmının kabulü, fazlaya ilişkin isteminin reddine ilişkin kısmı ve maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA oy çokluğuyla,
3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/04/2023 tarihinde, karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Temyizen incelenen kararın, maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmı hukuka uygun olduğundan anılan kısmın onanması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.
(XX) KARŞI OY :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasında, "Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." kuralına yer verilmiştir.
Anılan kuralın incelenmesinden, maddi veya manevi tazminat istemi bakımından ayrım yapılmaksızın, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, talep edilen manevi tazminat miktarının artırılması için, miktar artırımına neden olabilecek nitelikte yeni bir hukuki veya maddi durumun ortaya çıkması gibi bir zorunluluk bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Bu itibarla, temyize konu kararın, manevi tazminatın miktar artırımı talebiyle artırılması isteminin kabulüne ilişkin kısmı ile artırılan ve kabul edilen 80.000,00 TL'lik kısmının onanması gerektiği oyuyla bu kısma yönelik Daire kararına katılmıyorum.