T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/6616
Karar No : 2023/2167
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Huk. Müş. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, ... 'a velayeten
... , ...
VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesince davanın reddi yolunda verilen ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanmasına, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 18/10/2021 tarih ve E:2019/6892, K:2021/4881 sayılı kararının; davalı idare tarafından aleyhine olan kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan enjeksiyon sonucunda oluşan siyatik sinir hasarı neticesinde ... 'ın sol bacağının işlevini tamamen yitirdiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık ... için 50.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi, ... ve ... için ayrı ayrı 25.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Davacıların temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince; davanın reddine yönelik kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanmasına, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir.
KARAR DÜZELTME
TALEP_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, hizmet kusuru ve illiyet bağı bulunmadığından tazmin şartlarının oluşmadığı, enjeksiyon uygulamasından önce yazılı onam alınmasının gerekmediği ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın aleyhine olan kısmınının düzeltilmesi istenilmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Düzeltilmesi istenen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesine uymadığı belirtilerek davalı idarenin isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Davalı idarenin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizce verilen kararın bozmaya yönelik kısmı kaldırılarak, İdare Mahkemesi kararının temyizen incelen manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, davalı idarenin karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 18/10/2021 tarih ve E:2019/6892, K:2021/4881 sayılı kararının bozmaya dair kısmı kaldırılarak İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmı yönünden davacıların temyiz istemi yeniden incelendi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan PAN (damar içi iltihaplanma), hipertansiyon ve epilepsi hastalığı öyküsü bulunan ..., karın ağrısı şikayeti ile Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesine 08/04/2012 tarihinde başvurmuş, çocuk nefroloji uzmanı ve çocuk hastalıkları uzmanı olmadığından çocuk cerrahi uzmanı olan müdahil Dr. ... tarafından muayene edilmiş, akut apandist ön tanısı konularak durumu aciliyet arz ettiğinden ameliyata alınmış, ameliyat bölgesinde kanama olması üzerine aynı bölge açılarak kanama durdurulmuş, ameliyatın 4. gününde uygulanan enjeksiyon neticesinde sol bacakta acı ve hissizlik oluşmuş, 18/04/2012 tarihinde taburcu edilmiş, 04/09/2012 ve 13/07/2015 tarihli EMG raporlarında, bulguların siyatik sinir lezyonu ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir.
Tüm bu süreç akabinde davacılar tarafından, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu belirtilerek Sağlık Bakanlığına 10/12/2012 tarihinde yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine 26/03/2013 tarihinde bakılan dava açılmıştır.
Olaya ilişkin olarak bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun ...tarih ve ...karar numaralı raporunda; "Kişiye hastanede serviste yatarken gluteal bölgeden intramuskuler enjeksiyon yapıldığı, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, uygulanan enjeksiyon sonrası gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, enjeksiyonların tekniğinin uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazların ortaya çıkabileceğinin tıbben bilindiği ve bu durumun, her türlü tıbbi özene rağmen oluşabilecek herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de tanımlanmadığından, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, serviste enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline ve enjeksiyon yapılma talimatı veren ilgili hekime herhangi bir kusur izafe edilemediği" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince; Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen hususlar ve dosyada bulunan tüm bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, iddia olunan zarar ile davalı idare tarafından verilen sağlık hizmeti arasında illiyet bağının kurulamadığı, idarenin eylemlerinin kusurlu olduğuna ilişkin bir tespitin de yapılamadığı anlaşıldığından tazmini gereken bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizin 18/10/2021 tarih ve E:2019/6892, K:2021/4881 sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu raporunda davacıda gelişen siyatik sinir hasarının enjeksiyon uygulamasının komplikasyonu olarak kabul edildiği ve enjeksiyonun hatalı bölgeye uygulandığına dair dosya içerisinde delil bulunmadığı belirtildiğinden, davacıda meydana gelen sinir hasarının davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle oluştuğunun açıkça ortaya konulamadığı, bu nedenle uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı, ancak enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp davacıdan yazılı onamın alınmamış olması durumunda davacının aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan manevi zararın takdiren belirlenecek makul bir manevi tazminatın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekeceği, dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde enjeksiyon uygulamasına ilişkin bir onam belgesi olmadığının görüldüğü, bu durumda davacıya enjeksiyonun sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının alınıp alınmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, İdare Mahkemesince bu durum araştırılmadan eksik inceleme ile manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, İdare Mahkemesinin davanın reddine yönelik kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı onanmış, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı bozulmuştur.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler. (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılmasını ve rızalarının alınmasını gerektirmekte olup, aydınlatma ve rızanın alınmaması hali, sağlık hizmetinin kusurlu yürütüldüğü sonucunu doğurmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacı ...'ın, geçirmiş olduğu ameliyat nedeniyle takip ve tedavisi devam ederken intramüsküler yolla ağrı kesici ilaç enjeksiyonu yapılması üzerine, sol bacağında siyatik sinir lezyonu meydana gelmiştir.
Dosya içerisinde bulunan "tıbbi ve cerrahi girişimler için onam formu", yoğun bakım ünitesi aydınlatılmış onam formu" ve "teşhis ve tedavi işlemleri ayrıntılı onay belgesi" adlı tıbbi evrakın incelenmesinden, teşhis ve tedavi uygulamaları sırasında uygulanabilecek ağrı kesmeye yönelik işlemlerin başlı başına ilave risk oluşturduğu ve bu riskler içerisinde "ilaç reaksiyonları ve bir uzvun veya sinirin felci" olasılıklarının sayıldığı görülmüştür.
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca, enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp davacıdan yazılı onamın alınmamış olması durumunda, davacının aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan manevi zararın, takdiren belirlenecek bir manevi tazminatın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekeceği açıktır.
Ancak, dosya içerisinde bulunan tıbbi evraktan, davacının geçirmiş olduğu ameliyat ile sonrasındaki takip ve tedavi sürecine ilişkin olarak aydınlatıldığı ve ağrı kesici ilaç enjeksiyonunun risklerine yönelik yeterince bilgilendirildiği sonucuna varılmıştır.
Bu haliyle, Adli Tıp Kurumu raporuna ve davacının aydınlatılmasına yönelik dosya içerisindeki evraka göre, somut olayda manevi tazminat ödenmesi koşullarının oluşmadığı kuşkusuzdur.
Bu durumda, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmında, sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin REDDİNE,
2. ...İdare Mahkemesinin davanın reddine yönelik ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyize konu manevi tazminata ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, 25/04/2023 tarihinde, oy çokluğuyla, kesin olarak karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Danıştay dava daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verilen kararları hakkında, ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmaya devam edilen) 54. maddesinde yazılı nedenlerle kararın düzeltilmesi istenebilir. Kararın düzeltilmesi dilekçesinde öne sürülen hususlar ise, anılan maddede yazılı nedenlerden hiçbirine uymamaktadır.
Bu nedenle, davalı idarenin kararın düzeltilmesi isteminin reddi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Dairemiz kararına katılmıyorum.