T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/898
Karar No : 2023/1620
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendilerine asaleten …'a velayeten … ve …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …. Bakanlığı / ANKARA
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri …
Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, çocukları …'ın İstanbul Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 03/02/2016 tarihinde hatalı tıbbi müdahale sonrası sağ elinin sakatlanmasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık ... için 1.800.000,00 TL maddi, 750.000,00 TL manevi; ... için 250.000,00 TL maddi ve 250.000,00 TL manevi, ... için 250.000,00 TL maddi ve 250.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 3.550.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; başta Adli Tıp Kurumu raporu olmak üzere dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu olayda idareyi sorumlu tutmaya elverişli maddi ve hukuksal bir durumun var olmadığı, gerçekleşen zararda idareye yüklenebilecek kusurlu bir halin bulunmadığı, gerek yapılan tıbbi müdahale gerekse hastanenin kamu hizmetinin yürütülmesi bağlamında genel işleyişi açısından kusurlu bir tutum ve davranıştan söz etme imkanı da bulunmadığı görüldüğünden, davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:… Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesince; istinafa konu Mahkeme kararının maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, manevi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına gelince, davacılardan serum uygulanmadan önce olası risklerinin anlatıldığına ve davacıların bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının bulunmadığı, davacıların seruma bağlı oluşabilecek istenmeyen durumlar yönünden yeterince aydınlatılmamış olması ve davacılardan küçük ...'ın bundan sonraki yaşamı üzerindeki neticeleri nedeniyle elem ve üzüntü duymalarına neden olacağı hususu dikkate alındığında, manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile, takdiren davacı ... için 20.000,00 TL, davacı ... için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece davacılara ödenmesi, gerektiği, manevi tazminatın niteliği göz önüne alındığında, davacılardan ...'ın tazminata konu tıbbi uygulama sırasında henüz 1 yasında olması nedeniyle kendisinden onam formu alınmamasından kaynaklı manevi tazminata hükmedilmesi mümkün olmadığından, davacılardan ... yönünden manevi tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davacıların maddi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurusunun reddine, davacıların manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata dair hüküm kısmının kaldırılmasına, davacılardan ... için 20.000,00 TL, ... için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 07/03/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, davacılardan ...'ın manevi tazminat istemi ile diğer davacıların fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporunun yetersiz olduğu, meslektaş dayanışması ile aleyhe rapor tanzim edildiği, ishal gerekçesiyle hastaneye giden ...’ın eli sakatlanarak hastaneden çıktığı, olayda kusur bulunduğunun açık olduğu iddialarıyla; davalı idare tarafından, kusursuz sorumluluk müessesesinden hareketle tazminata hükmedilmişse de şartların olayda gerçekleşmediği, manevi tazminata ancak ağır hizmet kusurunun bulunduğu hallerde hükmedilebileceği, rızanın her durumda yazılı şekilde alınacağına yönelik düzenleme bulunmadığı, girişimsel ve cerrahi müdahalelere özgü aydınlatılmış onam formu kullanıldığı, her durumda yazılı rıza şartının aranmasının sağlık hizmetini gereği gibi sunulamaz hale getireceği, Biyotıp Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da rızanın yazılı olmasının her durumda şart koşulmadığı iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu kararın davacılardan ...'ın manevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmının bozulması; davacıların temyiz isteminin kısmen reddi ve davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi ile ... ve ...'ın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
A) Temyize Konu Kararın Davacıların Maddi Tazminat İstemlerinin Reddi ile ... ve ...'ın Manevi Tazminat İstemlerinin Kısmen Kabulüne Kısmen Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi;
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın bu kısımları usul ve hukuka uygun olup, tarafların temyiz dilekçelerinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Kararın Davacılardan ...'ın Manevi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan ...'ın, ishal şikayetiyle Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine 03/02/2016 tarihinde başvurduğu, sağ eline serum takılarak tedavi verildiği ve aynı gün taburcu edildiği, taburcu sonrası serum uygulanan elinde şişlik oluştuğu, ailenin bunun üzerine önce 05/02/2016 tarihinde Esenler Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvurduğu, muayene kaydında elde kızarıklık bulunduğu, selülit, abse ön tanılarıyla bir üst merkeze yönlendirildiği, Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Kliniğine 05/02/2016 tarihinde giriş yaptığı ve plastik cerrahi tarafından değerlendirilerek sağ el dorsalinde 0,5 cm'lik nekrotik alan tespit edilerek antibiyotik tedavisi önerildiğinin belirtildiği, ailenin 06/09/2016 tarihinde başvurdukları Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde fizik tedavi önerilerek tedaviye başlanıldığı ve tedavisine Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde devam edildiği, akabinde 07/03/2017 tarihinde davacılar tarafından olay nedeniyle oluşan zararın tazmini için maddi ve manevi tazminat istemiyle idareye başvuruda bulunulduğu, başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
...'ın Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunda 07/11/2018 tarihinde yapılan muayenesinde; "Sağ el sırtında 4x4 cm'lik skar dokusu olduğu, Ortopedik muayenede; sağ el dorsalinde çok hafif skatrize alan izlendiği, ... Kas gücü: ... Bilek Volar Flk 3/5, Par Abd 3/5, 1 ,2, ve 3. parmak 3/5, 4. ve 5. parmak 3/5, ... Periferik sinir değerlendirmesi: Hastanın sağ elde 2-3 parmak metakarpofalangial eklem seviyesinde fleksiyona getiremiyor, 4. ve 5. parmakta fleksiyonda kısıtlılık mevcut olduğu" tespitleri yapılmıştır.
Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından konuya ilişkin hazırlanan … tarih ve … sayılı raporda; "...ishal şikayetiyle acil servise başvuran, dehidratasyon bulguları tespit edilen küçüğe damar yolu açılarak serum fizyolojik tedavisi uygulanmasının endikasyonu bulunduğu, uygulanan tedavi sonrası taburcu edildikten 2 gün sonra 05/02/2016 tarihinde acil servise başvurusunda küçükte elde gelişmiş olan lezyonun, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olduğu, gelişen komplikasyona yönelik ailenin farklı bir sağlık kuruluşuna başvurarak tedaviye başladığı, olaydan 6 ay kadar sonra tekrar Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurularında küçüğün plastik cerrahi ve fizik tedavi bölümlerine konsülte edilerek tedavisinin başlanmış olduğu görülmekle, küçüğün tedavisinde yapılan uygulamaların tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon eksikliğinin tespit edilemediği..." yönünde görüş ve kanaate varıldığı belirtilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin de içinde bulunduğu ve sorumlu olduğu bir durum sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde, "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde, “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ..."; 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."; “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer almaktadır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeye yarayacak bir miktarda olması gerekmektedir.
Bunun yanında objektif etkiye göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için kişinin ayırt etme gücüne sahip olması ya da eylemin üzerinde psikolojik eksiklik bırakması aranmamakta, objektif bir değerlendirme yapılarak bahse konu eylemin ortalama bir kişi üzerinde negatif etkiler bırakacağının tespiti yeterli görülmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, davacıda gelişen hareket kısıtlılığının serum uygulamasının komplikasyonu olarak kabul edilmesi ve serum uygulamasının hatalı şekilde yapıldığına dair dosya içerisinde delil bulunmaması karşısında, davacıda meydana gelen sinir hasarının oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından, maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamakla birlikte davacılardan serum uygulanmadan önce olası risklerinin anlatıldığına ve davacıların bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının bulunmaması, davacıların seruma bağlı oluşabilecek istenmeyen durumlar yönünden yeterince aydınlatılmamış olması, bu yükümlülüğün yerine getirilmemiş olması nedeniyle davacılardan olay tarihinde 4 aylık olan ...'ın da objektif etkiye göre manevi zararı bulunduğunun kabulü gerekmekte olup, ... adına da idari faaliyetin ve zararın niteliği ve manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi gözetilerek takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi gerekirken, anılan davacının manevi tazminat isteminin reddedilmesinde ve bu kısma yönelik istinaf başvurusunun reddine yönelik temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi ile ... ve ...'ın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik kısmının ONANMASINA, davacılardan ...'ın manevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 29/03/2023 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.