T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2023/1240
Karar No:2023/2576
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul ili, Beşiktaş ilçesi, … Mahallesi, … ada, … sayılı parselde bulunan vakıf taşınmazının (D) ile işaretli özel şartlı kısmın (2.964m²') 22/06/2022 tarihinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri uyarınca açık teklif usulüyle kiraya verilmesine ilişkin ihalenin iptali ile ihalede yatırılan geçici teminatın iadesi edilmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; 22/06/2022 tarihinde gerçekleştirilen ihalenin davacının uhdesinde kaldığı, davacı tarafından, 21/07/2022 tarihinde davalı idareye vermiş olduğu dilekçe ile sözleşme yapmasının mümkün olmadığının belirtildiği, 02/08/2022 tarihli dilekçe ile ihale sebebiyle geçici teminat olarak yatırılan 89.000,00-TL'nin iadesinin talep edildiği, davalı idarenin 22/08/2022 tarihli cevabi yazısı ile sözleşme imzalanmadığından geçici teminatın gelir kaydedildiği ve iadesinin mümkün olmadığının davacıya bildirildiği, bunun üzerine 20/09/2022 tarihinde bakılan davanın açıldığı; 22/06/2022 tarihinde gerçekleştirilen ihale uhdesinde kalan davacının, ihale tarihi itibarıyla ihaleden ve sonuçlarından haberdar olduğu, ivedi yargılama usulüne tabi olan işbu dava bakımından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı ve yapıtığı idari başvuruların dava açma süresini durdurmayacağı anlaşıldığından, en geç ihalenin yapıldığı tarihten itibaren 30 günlük dava açma süresi içinde ve en son 07/09/2022 tarihinde (adli tatil nedeniyle süreler uzayacağından) ihalenin iptali istemiyle dava açılması gerekirken, bu tarihten sonra 20/09/2022 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmadığı;
Teminat olarak yatırılan 89.000,00-TL tutarın iadesi istemi yönünden yapılan incelemede;
Davacı tarafından ihalenin iptali istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiği ve ihale kararının kesinleştiği, ihale uhdesinde kalan davacının ihale sözleşmesini 15 günlük süresi içerisinde imzalamadığı göz önünde bulundurulduğunda, davacı tarafından yatırılan 89.000,00-TL geçici teminatın gelir kaydedilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, dava konusu ihalenin iptali istemi yönünden davanın süre aşımı nedeniyle reddine, ihalede yatırılan geçici teminat bedelinin iadesi istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davalı idare tarafından taşınmazla ilgili bilgilerin ihale öncesinde gizli tutulduğu ve paylaşılmadığı, taşınmazın boş olduğunun Şartname'de belirtilmesine rağmen geçici ihale aşamasında yaptığı araştırmalar neticesinde taşınmazın üçüncü kişilerce kullanıldığının öğrenildiği, bu hususun idarece bilinmesine rağmen Şartname'de belirtilmediği gibi ihalenin herhangi bir aşamasında da bildirilmediği, ihalede açıklık şartının sağlanmadığı, taşınmazın üçüncü kişilerin kullanımında olduğuna ilişkin olarak davalı idareye yapılan ihtarnameye verilen cevapta, ihalenin yapıldığı tarihte işgal hususundan haberdar olmadıklarının, ancak taraflarına yapılan şikayet neticesinde haberdar olduklarının, yapılan tespitler üzerine taşınmazı işgal edenler hakkında işgaliye bedellerinin alınacağının belirtildiği, taşınmazın idareleri adına tescilli olduğu belirtilse de … Asliye Hukuk Mahkemesi'nin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile taşınmazın mülkiyetinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne tesciline karar verildiği ve davalı idarenin söz konusu karardan haberdar olduğu, bu durumun kendisinden gizlendiği, yapılan ihalenin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Mahkeme kararının hukuka uygun belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Dava konusu ihalenin iptali istemi yönünden davanın süre aşımı nedeniyle reddi, ihalede yatırılan geçici teminat bedelinin iadesi istemi yönünden davanın reddi yolundaki … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Mahkeme kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,
6. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 24/05/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
1. Temyize konu Mahkeme kararının davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin kısmı yönünden yapılan incelemede;
Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa'nın 125. maddesinde de, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin "yazılı bildirim" tarihinden başlayacağı belirtilmiştir.
20/01/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda idari yargıda uygulanan “genel yargılama usulü” ve 7. maddesi ile devamı maddelerde de “genel dava açma süreleri” düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan Kanun'un 7. maddesinde, özel süre gösterilmeyen hallerde idare mahkemelerinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin "altmış gün" olduğu ve bu sürenin yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kurala bağlanmıştır.
Buna karşılık, 2577 sayılı Kanun'a, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen 20/A maddesiyle, bir kısım işlemlere karşı açılan davalarda, genel yargılama usulünden farklı olarak, gerek dava, gerek temyiz aşamasında uygulanacak “ivedi yargılama usulü” getirilmiş; ayrıca, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin "otuz gün" olduğu ve bu Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan maddede, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı belirtilmiştir.
Genel yargılama usulünün uygulandığı uyuşmazlıklarda, ilgililere dava açmadan önce, 2577 sayılı Kanun’un 10, 11, 12 ve 13. maddeleriyle “idari başvuru” seçeneği getirilmişken, ivedi yargılama usulünün uygulandığı işlemlere karşı doğrudan dava açma zorunluluğu getirilmiş ve 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca yapılacak idari başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idarenin yükümlülüğünün, ivedi yargılama usûlüne tâbi bir idarî işlem söz konusu olduğunda, ilgilinin yanılgıya düşmemesi açısından özel dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak zorunda olduğunun, işleme karşı idarî başvuruda bulunularak itiraz edilmesinin dava açma süresini durdurmayacağının bildirilmesini de kapsadığı kuşkusuzdur. Ancak kendisine herhangi bir yazılı bildirim yapılmayan ya da yapılan yazılı bildirimde işleme karşı başvuru yolu ve süresi belirtilmeyen, uyuşmazlığın ivedi yargılama usûlüne tâbi olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca itirazda bulunmasının dava açma süresini durdurmayacağı, doğrudan dava açması gerektiği bildirilmeyen ilgililerin hangi yargılama usûlünün uygulanacağı ve hangi sürede dava açacakları konusunda karışıklık yaşamaları ve yanılgıya düşmeleri mümkün bulunmaktadır. Mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim hakkını ihlâl eden sonuçlara ulaşmasını engellemek yargı yerine düşen bir görevdir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında, usul kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tâbi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makûl bir orantı olması hâlinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine hâlel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.
Bu durumda, ilgililere herhangi bir yazılı bildirimin yapılmadığı ve idari işlemin bir şekilde öğrenilmesi üzerine dava açıldığı durumda, bu kişilerin mevzuattan kaynaklanan bu karışıklık nedeniyle kaç gün içinde hangi merciye başvuracaklarını bilmeleri beklenemeyeceğinden, ayrıca uyuşmazlığın genel yargılama usulüne mi yoksa ivedi yargılama usulüne mi tâbi olduğu noktasında tereddüt yaşamaları olası bulunduğundan, dava açma süresi hesaplanırken öğrenme tarihinin başlangıç alınması ve aynı şekilde özel dava açma süresinin değil açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olan genel dava açma süresinin işletilmesi gerekir.
Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararıyla da; yazılı olarak bildirilen ve özel dava açma süresine tâbi olan bir işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda genel dava açma süresinin işletilmesi gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir.
Olayda, 22/06/2022 tarihinde gerçekleştirilen ihalenin davacının uhdesinde kaldığı, davacı tarafından, 21/07/2022 tarihinde davalı idareye vermiş olduğu dilekçe ile, taşınmazla ilgili bilgilerin ihale öncesinde kendisinden gizli tutulduğu ve paylaşılmadığı, taşınmazın boş olduğunun Şartname'de belirtilmesine rağmen üçüncü kişilerce kullanıldığı, girişinde güvenlik kulübesi bulunduğu ve taşınmaza giriş yapılmasının engellendiği, bu hususun idarece bilinmesine rağmen Şartname'de belirtilmediği, taşınmazın idareleri adına tescilli olduğu belirtilse de … Asliye Hukuk Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile taşınmazın mülkiyetinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne tesciline karar verildiğinden sözleşme yapmasının mümkün olmadığının belirtildiği, başvuruya cevap verilmemesi üzerine, 02/08/2022 tarihli dilekçe ile, ihalenin hukuka aykırı olarak gerçekleştirilmesi nedeniyle geçersiz olduğundan geçici teminat olarak yatırılan 89.000,00-TL'nin iadesinin talep edildiği, davalı idarenin 22/08/2022 tarihli cevabi yazısında, sözleşme imzalanmadığından geçici teminatın gelir kaydedildiği ve iadesinin mümkün olmadığının davacıya bildirildiği, bunun üzerine 20/09/2022 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu ve dava açma süresinin otuz gün olduğu, uygulanan bu usulde idareye yapılan başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı yolunda kendisine yazılı bildirim yapılmayan davacının, ihalenin iptali istemiyle hangi tarihten itibaren dava açması gerektiği hususunda tereddüt yaşadığı ve yanılgıya düştüğü, mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın davacının özel süresi içerisinde dava açmasını zorlaştırdığı anlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkının ihlâl edilmemesi açısından uyuşmazlıkta özel dava açma süresinin değil genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği, davanın, ihale konusu taşınmazda mülkiyet sorunu olduğunu ve taşınmazın işgal altında olduğunu, işgalcilerin taşınmaza girişi engellediğini öğrendiği 21/07/2022 tarihinden itibaren altmış günlük genel dava açma süresi içerisinde açıldığı göz önünde bulundurulduğunda, davanın süresinde açıldığının kabulü gerekirken, davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının davanın süre aşımı nedeniyle reddine dair kısmının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.
2. Temyize konu Mahkeme kararının, geçici teminat bedelinin iadesi istemi yönünden davanın reddine ilişkin kısmına yönelik yapılan incelemede;
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun "Şartnameler" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında, "İhale konusu işlerin her türlü özelliğini belirten şartname ve varsa ekleri idarelerce hazırlanır."; ikinci fıkrasında, "Bu şartnamelerde işin mahiyetine göre konulacak özel ve teknik şartlardan başka genel olarak aşağıdaki hususların da gösterilmesi zorunludur: a) İşin niteliği, nevi ve miktarı, b) Taşınmaz malların satışı, kiraya verilmesi, trampa edilmesi ve üzerlerinde mülkiyetin gayri ayni hak tesisinde tapu kayıtlarına göre yeri, sınırı, yüzölçümü, varsa pafta, ada ve parsel numarası ve durumu."; "İlanlarda bulunması zorunlu hususlar" başlıklı 18. maddesinde, "İlanlarda aşağıdaki hususların belirtilmesi zorunludur. a) İhale konusu olan işin niteliği, yeri ve miktarı." hükmü yer almaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, 22/06/2022 tarihinde gerçekleştirilen ihalenin davacının uhdesinde kaldığı, davacı tarafından, 21/07/2022 tarihinde davalı idareye vermiş olduğu dilekçe ile, taşınmazla ilgili bilgilerin ihale öncesinde kendisinden gizli tutulduğu ve paylaşılmadığı, taşınmazın boş olduğunun Şartname'de belirtilmesine rağmen üçüncü kişilerce kullanıldığı, girişinde güvenlik kulübesi bulunduğu ve taşınmaza giriş yapılmasının engellendiği, bu hususun idarece bilinmesine rağmen Şartname'de belirtilmediği, taşınmazın idareleri adına tescilli olduğu belirtilse de … Asliye Hukuk Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile taşınmazın mülkiyetinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne tesciline karar verildiğinden sözleşme yapmasının mümkün olmadığının belirtildiği, başvuruya cevap verilmemesi üzerine, 02/08/2022 tarihli dilekçe ile, ihalenin hukuka aykırı olarak gerçekleştirilmesi nedeniyle geçersiz olduğundan geçici teminat olarak yatırılan 89.000,00-TL'nin iadesinin talep edildiği, davalı idarenin 22/08/2022 tarihli cevabi yazısında, "ihalenin yapıldığı tarihte idarelerince taşınmazın işgal halinde olduğunun bilinmediği, ihale tarihine kadar taşınmazla ilgili herhangi bir işgaliye bedeli alınmadığı, davacı tarafından yapılan şikayet üzerine yapılan tespitler neticesinde taşınmazın işgal halinde olduğunun öğrenildiği, işgaliye bedellerinin geriye dönük olarak alınması için ve bu işgale ilişkin kullanım süreleri ve kullanım alanları hakkında tespite ilişkin çalışmalara başlanıldığı, ihale tarihi itibarıyla taşınmazın Vakıf adına tescilli olup İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin taşınmaz üzerinde herhangi bir tasarruf hakkının bulunmadığı, taşınmazın tapu tescilinin değişmesi halinde de Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde hak sahibinin mağdur edilmeyeceği, davacıya idare ile görüşmeye geldiğinde söz konusu taşınmazın idarece boş olarak kendisine teslim edileceğinin ve kiralarının da yer teslimi sonrası başlatılacağına ilişkin bilgi verildiği, davacı tarafından ihale öncesinde imzalanmış yer görüldü belgesi bulunduğu" hususlarına değinilerek sözleşme imzalanmadığından geçici teminatın gelir kaydedildiği ve iadesinin mümkün olmadığının davacıya bildirildiği görülmektedir.
Bu itibarla, davacı tarafından her ne kadar ihale öncesinde yer görüldü belgesi imzalanmış ise de, ihaleye ait Genel Şartname'de taşınmazın niteliğinin özel şartlı arsa olarak belirtildiği, taşınmazın fiili ve hukuki durumuna ilişkin herhangi bir bilgiye yer verilmediği, ihale tarihi itibarıyla davalı idarenin de taşınmazın üçüncü kişilerce işgal edildiğinin bilinmediği, taşınmazın fiili ve hukuki durumuna uygun olmayan Şartname ile ihaleye çıkarıldığı ve isteklilere taşınmazın durumuna ilişkin doğru bilgilerin verilmediği dikkate alındığında sözleşmenin imzalanmamasına, fiili ve hukuki durumu ihtilaflı olan taşınmazı ihaleye çıkaran idarenin sebebiyet verdiği anlaşıldığından davacının geçici teminatının irat kaydedilmesi yönündeki dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının geçici teminat bedelinin iadesi istemi yönünden davanın reddine dair kısmının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.