T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2023/1411
Karar No : 2023/6430
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı - ANKARA
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN ÖZETİ : Davacının, yapı denetçi belgesinin kullanılabilmesine izin verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin, ... İdare Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine anılan işlem nedeniyle uğramış olduğu zararlara karşılık 84.053,75-TL maddi, 15.000,00-TL manevi zararın 14.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Altıncı Dairesince verilen 13/10/2020 tarih ve E:2016/12964, K:2020/9272 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, 82.136,50-TL maddi tazminatın ... İdare Mahkemesi'nde iptal davasının açıldığı 28.05.2013 tarihinden itibaren her bir tahakkuk tarihi itibariyle ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin ise reddine, davacının manevi tazminat isteminin kabulüne, 15.000,00-TL manevi tazminatın ... İdare Mahkemesi'nde iptal davasının açıldığı 28.05.2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yolunda ... İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın, tazminat isteminin kabule ilişkin kısımlarının usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ : Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadı
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Mahkeme kararının temyiz edilen kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
... İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın temyiz edilen kısmının ONANMASINA, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 21/06/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY (X) :
Dava, yapı denetçi belgesinin kullanılabilmesine izin verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin, ... İdare Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine anılan işlem nedeniyle uğramış olduğu zararlara karşılık 84.053,75-TL maddi, 15.000,00-TL manevi zararın 14.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdareler, görmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetlerini yürütürken kanunlara ve hukukun genel ilkelerine uygun hareket etmek zorunda olup, idarenin bu yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmeyerek maddi ya da manevi bir zarara neden olması durumunda, zararı tazminle yükümlü olacağı, Anayasa'nın yukarıda anılan amir hükmü uyarınca bir zorunluluk ve aynı zamanda da hukuk devletinin gereğidir.
İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, öncelikle ortada bir zararın bulunması ve bu zararın idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir deyişle, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının ortağı olduğu ve 4708 sayılı Kanun gereğince faaliyeti üç kez durdurulan ... Şirketi'nin denetim izin belgesinin iptal edilmesi nedeniyle başka bir yapı denetim kuruluşunda görev almasına izin verilmediği gerekçesiyle mağduriyetinin giderilerek yapı denetçi belgesinin kullanılabilmesine izin verilmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davada, ... İdare Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararıyla "...davacının ... Şirketinin % 25 ortağı olduğu, ancak ortak ile arasında yaşanan bazı uyuşmazlıklar nedeniyle 2006 yılından itibaren fiilen şirketle bir ilişkisinin bulunmadığı, müteaddit defalar ortağı olduğu şirketin yetersiz denetimlerini ilgili idarelere şikayet ettiği, 17.10.2006 tarihinden itibaren şirket bünyesinde yürüttüğü denetim görevinden alındığı, ortağı olduğu şirketin aldığı ilk geçici durdurma kararında davacının da altı ay süreyle denetim faaliyetinin durdurulduğu, buna karşı açtığı davada ... İdare Mahkemesi'nce işlemin iptaline karar verildiği, bunun dışında ... Şirketi'ne verilen denetim faaliyetinin durdurulmasına ve izin belgesinin iptaline ilişkin kararlarda denetim görevinin bulunmaması nedeniyle davacının yer almadığı, davacı hakkında şirketin yetersiz denetim yapmasında kusuru olduğu yolunda her hangi bir mahkeme kararının da bulunmadığı, bu durumda, davacının ortağı bulunduğu şirketle fiilen bir ilişkisinin bulunmadığı, adına verilen denetim faaliyetinden altı ay süreyle geçici yasaklanmasına ilişkin kararın ... İdare Mahkemesince iptal edildiği, bunun dışında davacının denetim görevini yerine getirmede bir kusurunun bulunduğuna dair kesinleşmiş mahkeme kararının da bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının başka bir yapı denetim kuruluşunda görev almasına izin verilmediği gerekçesiyle mağduriyetinin giderilerek yapı denetçi belgesinin kullanılabilmesine izin verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine dair işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı" gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verildiği, anılan kararın davacıya tebliğ edilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince; her ne kadar "davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu, idari yaptırımı tesis ederken de idari yaptırımın iptaline ilişkin kararı uygularken de hizmet gereği gibi yerine getirilmediği, bu süreçte davacının denetim faaliyetini icra edememekten zararının doğduğu ve anılan zarar ile davalı idarenin işlemleri arasında nedensellik bağının bulunduğu gerekçesiyle maddi tazminata, olayların meydana gelişi, davacının mesleğini icra edememesinin davacıda yarattığı sonuçları ve idarenin kusuru nedeniyle de manevi tazminata hükmedilmişse de, davacı tarafından dava dilekçesinde, ortağı olduğu şirketin izin belgesinin iptali nedeniyle hiçbir zaman başka bir yapı denetim kuruluşunda görev alamayacağı kararını 2011 yılı sonlarında bir yapı denetim firmasında denetçi olarak işe girmek istediği sırada öğrendiğinin belirtildiği, yine dava dilekçesi ekinde yer alan belgelerden, yapı denetçi belgesinin kullanılabilmesine izin verilmesi istemiyle ilk başvurusunun 09.07.2012, ikinci başvurusunun ise 25.02.2013 tarihinde yapıldığı ve şirket izin belgesinin iptali kararının 14.05.2011 tarihinde tesis edildiği birlikte değerlendirildiğinde; davacının o dönemde çalışma iradesinin olup olmadığı hususunun açık olmadığı, başka bir ifadeyle, zararın oluşup oluşmadığının net olarak ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle muhtemel zarar ile idarenin faaliyeti arasında illiyet bağı kurulamadığından tazminat şartı da oluşmamıştır.
Bu durumda, temyize konu kararın bu gerekçe ile bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk görüşüne katılmıyorum
KARŞI OY (XX) :
Bir maddi zararın giderilmesine yönelik açılan tam yargı davalarında, tazminat kişinin mal varlığındaki zararın oluştuğu an itibariyle karşılanması gerektiğinden, istenilecek olan tazminatın gecikerek ödenmesi nedeniyle para değerinde enflasyondan dolayı meydana gelebilecek azalmayı karşılamaya yönelik olarak faize hükmedilmelidir.
Maddi zararlar, mal varlığında meydana gelen ve para ile değerlendirilebilen bir azalmayı ifade ettiklerinden, bu azalma miktarının idare tarafından telafi edilmediği süre içinde ayrıca enflasyon nedeni ile de kayba uğrayacağı açıktır. Manevi zararlar ise, mal varlığında meydana gelen somut bir azalma olmayıp, kişinin manevi varlığında ortaya çıkan olumsuzluklar olduğundan, manevi tazminat değerinin yargılama sonucu para olarak belirlenmesi zarara uğrayanı tatmin ve de bu zararın meydana getireni cezalandırma aracı olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
Bu itibarla, ilk defa yargı kararıyla para olarak değerlendirilebilen bir manevi tazminatın önceden davalı idarece belirlenmesi ve de ödenmesinin mümkün olmaması nedeniyle, ödemede gecikmeden bahsedilemeyeceği gibi, manevi tazminat, esasen bütün hususlar dikkate alınarak "takdiren" belirlendiğinden manevi tazminata faiz uygulanmaması gerektiği oyuyla kararın bu kısmına katılmıyorum.