T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2023/1466
Karar No:2023/3351
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği İktisadî İşletmesi'nin 01/01/2018-31/12/2018 hesap dönemine ait finansal tablolarına yönelik yürütülen bağımsız denetim çalışmalarının 2020 yılı inceleme planı çerçevesinde Kurum uzmanınca incelenmesi sonucunda düzenlenen … tarih ve … sayılı İnceleme Raporu'nda tespit edilen mevzuata aykırılıklara istinaden davacının faaliyet izninin kararın kendisine tebliğinden itibaren iki yıl süreyle askıya alınmasına ilişkin Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu'nun (Kurul) … tarih ve … sayılı kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; muhasebe standartları ve denetim işinde meslekî yeterlik ve özen ilkesine ilişkin olan uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği, Mahkemelerinin 12/01/2022 tarihli ara kararıyla davada bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, 09/05/2022 havale tarihli Bilirkişi Raporu'nda; "Davacı tarafın BDS 220, BDS 230, BDS 250, BDS 260, BDS 300, BDS 315, BDS 320, BDS 500, BDS 520, BDS 550, BDS 560, BDS 570, BDS 580 hükümlerine ilişkin herhangi bir çalışma gerçekleştirilmemesi, gerekli denetim prosedürlerinin uygulanmaması, denetim dosyasında anılan standartlarla ilgili herhangi bir çalışmanın yer almamasının BDS 200'nin 18, 19 ve 20., BDS 220'nin 6., BDS 230 5., BDS 240'ın 11., BDS 250'nin 11., BDS 260'ın 9., BDS 300'ün 4., BDS 315'in 3., BDS 320'nin 8., BDS 500'ün 4., BDS 520'nin 3., BDS 550'nin 9., BDS 560'nın 4., BDS 570'nin 9., ve BDS 580'in 6. paragraflarına uyulmadığı; davacının hasılatla ilgili herhangi bir çalışma yapmadığı, satışlara ilişkin herhangi bir maddi doğrulama prosedürü uygulamamasının BDS 240'ın 27., BDS 315'in 12. ve 25., BDS 330'un 6. ve 18., BDS 500'ün 6. paragraflarına uygun olmadığı, denetim esnasında faaliyet giderleri başlığı altındaki 143.607,00-TL'lik genel yönetim giderlerinin araştırılarak belgelendirilmediği, bu hususun da BDS hükümlerine aykırı olduğu, BDS standartları çerçevesinde kasada bulunan 1.651,00-TL için kasa sayım tutanağı düzenlenmesi gerekirken söz konusu yüküme uyulmadığı, bankalar hesabına yönelik doğrulama işlemi yapılmadığı ve bankalar hesabına yönelik denetim standartlarına uygun hareket edilmediği" ifadelerine yer verildiği, raporun sonuç kısmında davacının meslekî yeterlik ve özen ilkesine uymayarak kaliteli ve güvenilir denetim gerçekleştirmediği kanaatine yer verildiği, anılan bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği, taraflarca anılan rapora karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığı, alanında uzman üç bilirkişiden oluşan kurulca hazırlanan raporun hükme esas alınması gerektiği;
Bu itibarla, davacının meslekî yeterlik ve özen ilkesine uymayarak kaliteli ve güvenilir denetim gerçekleştirmediği hususunun 09/05/2022 havale tarihli bilirkişi raporuyla sabit olduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, sözleşmenin süresinde Kurul’un sistemine girildiği, rapordaki eksikliklerin tamamlattırılması için uyarıda bulunulması gerekirken uyarıda bulunulmadığı, cezanın üst limitten verildiği, sürekli eğitim kapsamında her rapora iki puan verilmesine karşın üretici birliklerine düzenlenen raporlara puan verilmediği, ancak cezalandırmaya sıra gelince en ağır şekilde cezalandırıldığı, Kurul’un üretici birliklerine farklı baktığı, üretici birliklerinin denetiminde Kurum mevzuatının dikkate alınmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ile dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ :
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercîleri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile âdil yargılanma hakkına sahiptir.”
; 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” kuralları yer almaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usûlü Kanunu'nun 24. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, "Kararlarda: (...) Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi ve hüküm: tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarı, (...) belirtilir."; 31. maddesinde, "Bu Kanun'da hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır. Ancak, davanın ihbarı Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır. Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun'un ilgili hükümleri uygulanır." kuralları yer almaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." kuralı yer almaktadır.
6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında, "Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz." kuralı yer almaktadır.
Aktarılan mevzuat düzenlemelerinden, idari yargılama usulünde bilirkişi incelemesinin, aksi 2577 sayılı Kanun'da belirtilemedikçe, 6100 sayılı Kanun ve 6754 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirileceği, uyuşmazlığın çözümü için özel ve teknik bir bilginin önemi bulunması hâlinde mahkemenin bilirkişinin oy ve görüşüne başvurabileceği, genel bilgi veya tecrübeyle çözülebilecek uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemesi yaptıramayacağı ve her hâlükârda hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözülebilecek uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemesi yaptırılamayacağı anlaşılmaktadır.
Bilirkişi tecrübe ve prensipleri hakkında hâkimde eksik olan bilgiyi veren ve bu tecrübeye göre ispat edilmiş olan vakıadan sonuçlar çıkaran veya kendi özel bilgisine dayanarak uyuşmazlık konusu olayları tespit eden kişi olarak tanımlanmaktadır. Bilirkişi, mahkeme tarafından kendisinden istenen özel ve teknik bilgiyi aktarır ve somut uyuşmazlığa uygulayarak ulaştığı sonuçları mahkemeye bildirir. Bilirkişiye başvurulması gerektiği kanun koyucu tarafından özel olarak belirtilmiş ise mahkemenin bilirkişiye başvurma konusunda takdir yetkisi bulunmamaktadır. (Oğuz Atalay, Medenî Usul Hukuku, Ed.: Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, II. Cilt, 15. Baskı, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2017, s. 1914 vd.)
Uyuşmazlığın çözümü için kanunda açıkça bilirkişiye başvurulacağı düzenlenmemiş ise mahkeme her davada uyuşmazlığın çözümü için bilirkişinin özel ve teknik bilgisine gerek olup olmadığına kendisi karar verir. Hâkim davanın karara bağlanabilmesi için özel ve teknik bilgiye gerek olmadığı kanaatinde ise bilirkişiye başvuramaz. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgi ile çözümlenebilecek uyuşmazlıklarda kanun koyucu bilirkişiye başvurulmasını yasaklamıştır. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, III. Cilt, 6. Baskı, İstanbul, Beta Basım A.Ş., 2001, s. 2632 vd.)
Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 266. maddesinin gerekçesinde, "Maddede yer alan düzenlemeyle, hâkimin, genel hayat tecrübeleri uyarınca sahip olunması gereken bilgilerle çözümleyeceği konularla, hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular hakkında, bilirkişiye başvuramayacağı; ancak, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlarda, bilirkişiden yararlanabileceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Burada sözü edilen özel bilgiden maksat, hukuk bilimi dışında, belirli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir. Ancak, yer yer, hukukun spesifik alanlarına ilişkin hukukî bilginin de, özel bilgi kavramının kapsamı içerisinde mütalaa edilip bilirkişilik kurumunun kapısının aralanmaya çalışılması yönünde bir eğilimin belirmesi nedeniyle, 270'inci maddede, özel bilgiye işaret edilirken, açıkça, 'hukuk bilimi dışında' şeklinde bir vurgu yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Teknik bilgi ile kastedilen ise fizik, kimya, matematik gibi, pozitif bilimlerin verilerini uygulamaya yeterli bilgidir. Yine, belirli bir işletme boyutunu aşan, genel nitelik kazanmış, yetkili kişi, kurum ve kurullarca tespit edilmiş olan teknik standartlar da, teknik bilgi kavramının kapsamı içerisinde yer alır. Öte yandan, hukuk kurallarını re'sen araştırıp bulma ve olaya uygulama, zaten hâkimin işidir. Bu kural uyarınca, hukukî sorunların en yetkin bilirkişisi, hâkimin kendisidir. Sözü edilen kuralı öngören ve Tasarının 38'inci maddesinde yer alan 'Hukukun uygulanması' başlıklı düzenleme de (1086 sayılı Kanun m.76, 1,c.), hâkimin hukukî sorunlarda, bilirkişiye başvurmasının mümkün olamayacağının bir başka kanıtını teşkil etmektedir. Yine, anılan kurala paralel olarak, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 2'nci maddesinin birinci fıkrasında, hâkimin, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarına göre, yetkili olan yabancı hukuku da re'sen uygulamakla ödevli olduğu hususu hükme bağlanmıştır. En genel çerçevede ise hukuka uygun olarak hüküm verme işinin, münhasıran hâkimin işi olduğuna, Anayasa'nın 138'inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde açıkça işaret edilmiştir. Bütün bunlar gözetildiğinde, Tasarının, hukukî sorunlarda hâkimin bilirkişiye başvuramayacağını öngören kuralının, Anayasa'nın 138'inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, Tasarının 38'inci maddesinde (1086 sayılı Kanun'un 76'ncı maddesinin birinci cümlesinde) ve Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 2'nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan düzenlemelerin, somut plânda bir uygulanma biçimi olduğu söylenebilir. Ayrıca, Tasarının anılan hükmünde, mahkemenin, ya taraflardan birinin talebi üzerine ya da kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulmasına karar vereceği hususu da, açıkça hükme bağlanmıştır." açıklamasına yer verilmiştir.
Davada, ... İdare Mahkemesi'nin 18/01/2022 tarihli bilirkişi sorusunda, "Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği İktisat İşletmesi'nin 01/01/2018-31/12/2018 hesap döneminin bağımsız denetimini yapan davacının söz konusu denetimde mesleki yeterlilik ve özen ilkesine uygun hareket edip etmediği, yapılan denetimin kaliteli ve güvenilir olup olmadığı, mevzuata aykırı durumlar söz konusuysa bunların denetim faaliyetinin 2 yıl süre ile askıya alınmasını haklı kılıp kılmadığı" konusunda rapor düzenlenmesinin istenildiği, ancak dava dilekçesi incelendiğinde davacının "Kurul uzmanının raporun formatının güzel olduğunu söylediği, rapordaki eksiklikler için herhangi bir süre verilmediği, sürekli eğitim kapsamında düzenlenen her rapor için iki puan verildiği ancak Tarım Bakanlığı Üretici Birlikleri'nin bundan istisna tutulduğu, bu tutumun Üretici Birliklerinin bağımsız denetim standartlarından muaf tuttulduğunu gösterdiği" iddialarıyla davacının açıldığı, dolayısıyla meslekî yeterlik ilkesi, kaliteli ve güvenilir denetim gerçekleştirmesi bakımından herhangi bir iddiasının bulunmadığı, dava dosyası re'sen incelendiğinde de Kurum uzmanı tarafından düzenlenen raporun yeterli olduğu, nitekim ilk derece mahkemesi tarafından alınan bilirkişi raporunda da Kurum uzmanınca belirtilen tespitlere yer verildiği, denetim alanında uzman Kurum olarak faaliyette bulunan idarelerin düzenlemiş oldukları raporlarda yer verdikleri tespitlerin aksinin davacılar tarafından somut delillerle ortaya koyulmadıkça bilirkişi incelemesinde bulunulmasının, yukarıda atıf yapılan mevzuata ve usul ekonomisine aykırı olduğu, bu nedenle davacının iddialarının hukuk ilmi ile hâkim tarafından çözümlenmesi gereken bir husus olduğundan bu konuda bilirkişiye başvurulmasının hukuka aykırı olduğu, hukuka aykırı bilirkişi raporunun hükme esas alındığı ve Mahkeme tarafından dava reddedilirken ayrıca bir gerekçe yazılmadığı, Mahkeme tarafından tabii hâkim ilkesinin ihlâl edildiği sonucuna varıldığından, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı tarafından, Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği İktisadî İşletmesi'nin 01/01/2018-31/12/2018 hesap dönemine ait finansal tablolarına yönelik yürütülen bağımsız denetim çalışmaları sonucunda bağımsız denetim raporu düzenlenmiştir.
Anılan raporun incelenmesi sonucunda Kurul uzmanlarınca, … tarih ve … sayılı İnceleme Raporu düzenlenmiştir. İnceleme Raporu'nda belirtilen hukuka aykırılıklar nedeniyle davacı hakkında, kararın kendisine tebliğinden itibaren iki yıl süreyle faaliyet izninin askıya alınmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Kurul kararı alınmıştır.
Bunun üzerine, anılan Kurul kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercîleri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
; 125 maddesinin 7. fıkrasında, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."; 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” kuralları yer almıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinde, "Kararlarda: (...) Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi ve hüküm: tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarı, (...) belirtilir."; 31. maddesinde, "Bu Kanun'da hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak, davanın ihbarı Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır. Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili hükümleri uygulanır." kurallarına yer verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." kuralına yer verilmiştir.
6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında, "Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz." kuralı yer almıştır.
5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu’nun 18. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, “Birliklerin ve merkez birliklerin mali denetimleri, genel kurul toplantısı öncesi yeminli mali müşavirlere veya bağımsız denetim kuruluşlarına yaptırılır. Denetimin sonuçları genel kurul öncesi üyelere dağıtılır.
Denetim kuruluşlarının tespiti ile denetim usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” kuralına yer verilmiştir.
Tarımsal Üretici Birlikleri ile Tarımsal Üretici Merkez Birliklerinin Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik'in 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, “(1) Bu Yönetmelikte geçen; b) Bağımsız malî denetim: Kanun'un 18'inci maddesi uyarınca, finansal tablo ve diğer finansal bilgilerin, finansal raporlama standartlarına uygunluğu ve doğruluğu hususunda, makul güvence sağlayacak yeterli ve uygun bağımsız denetim kanıtlarının elde edilmesi amacıyla denetim standartlarında öngörülen gerekli bağımsız denetim tekniklerinin uygulanarak defter, kayıt ve belgeler üzerinden denetlenmesi ve değerlendirilerek rapora bağlanmasını, (…) ifade eder.”; 4. maddesinin 2. fıkrasında, “(2) Bu Yönetmelikte yer alan denetim ve muhasebeye ilişkin ifadeler aksi ifade edilmedikçe Bağımsız Denetim Yönetmeliğindeki anlamları ile kullanılmıştır.”; 5. maddesinin 1. fıkrasında, “(1) Bağımsız malî denetim; bağımsız denetçiler veya bağımsız denetim kuruluşu tarafından, denetlenen birliğin finansal tablo ve diğer finansal bilgilerinin, Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standardına uygunluğu ve doğruluğu hususunda, makul güvence sağlayacak yeterli ve uygun bağımsız denetim kanıtlarının elde edilmesi amacıyla denetim standartlarında öngörülen gerekli bağımsız denetim tekniklerinin uygulanarak birliğin defter, kayıt ve belgeler üzerinden denetlenmesi ve değerlendirilerek rapora bağlanmasıdır."; 6. maddesinde, “(1) Bu Yönetmelik kapsamında, birliklerin ve merkez birliklerinin bağımsız malî denetimi, bağımsız denetçiler veya bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılır.”; 9. maddesinin 1. fıkrasında, “(1) Bu Yönetmelikte belirlenen yasaklara, denetim ilke ve kurallarına ve Türkiye Denetim Standartlarına uymayan veya düzenlenen raporların gerçeğe aykırı, eksik, yanlış̧, yanıltıcı, taraflı olması hâlinde denetlenen birlik yönetim kurulunca Genel Müdürlüğe bilgi verilmek suretiyle veya söz konusu durumun tespiti hâlinde Genel Müdürlükçe re’sen tevsik edici evrakı ile birlikte, değerlendirilmek üzere Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumuna bildirilir. Ayrıca durumun Kanun ve diğer ilgili mevzuat uyarınca suç teşkil etmesi durumunda Genel Müdürlük savcılığa suç duyurusunda bulunur.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Aktarılan mevzuattan idarî yargılama usulünde bilirkişi incelemesinin, aksi 2577 sayılı Kanun'da belirtilemedikçe, 6100 sayılı Kanun ve 6754 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirileceği, uyuşmazlığın çözümü için özel ve teknik bir bilginin önemli bulunması hâlinde mahkemenin bilirkişinin oy ve görüşüne başvurabileceği, genel bilgi veya tecrübeyle çözülebilecek uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemesi yaptırılamayacağı ve her hâlükârda hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözülebilecek uyuşmazlıklarda bilirkişiye başvurulamayacağı anlaşılmaktadır.
Bilirkişi tecrübe ve prensipleri hakkında hâkimde eksik olan bilgiyi veren ve bu tecrübeye göre ispat edilmiş olan vakıadan sonuçlar çıkaran veya kendi özel bilgisine dayanarak uyuşmazlık konusu olayları tespit eden kişi olarak tanımlanmaktadır. Bilirkişi, mahkeme tarafından kendisinden istenen özel ve teknik bilgiyi aktarır ve somut uyuşmazlığa uygulayarak ulaştığı sonuçları mahkemeye bildirir. Bilirkişiye başvurulması gerektiği kanun koyucu tarafından özel olarak belirtilmiş ise mahkemenin bilirkişiye başvurma konusunda takdir yetkisi bulunmamaktadır. (Oğuz Atalay, Medenî Usul Hukuku, Ed.: Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, II. Cilt, 15. Baskı, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2017, s. 1914 vd.)
Uyuşmazlığın çözümü için kanunda açıkça bilirkişiye başvurulacağı düzenlenmemiş ise mahkeme her davada uyuşmazlığın çözümü için bilirkişinin özel ve teknik bilgisine gerek olup olmadığına kendisi karar verir. Hâkim davanın karara bağlanabilmesi için özel ve teknik bilgiye gerek olmadığı kanaatinde ise bilirkişiye başvuramaz. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgi ile çözümlenebilecek uyuşmazlıklarda kanun koyucu bilirkişiye başvurulmasını yasaklamıştır. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, III. Cilt, 6. Baskı, İstanbul, Beta Basım A.Ş., 2001, s. 2632 vd.)
Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 266. maddesinin gerekçesinde, "Maddede yer alan düzenlemeyle, hâkimin, genel hayat tecrübeleri uyarınca sahip olunması gereken bilgilerle çözümleyeceği konularla, hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular hakkında, bilirkişiye başvuramayacağı; ancak, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlarda, bilirkişiden yararlanabileceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Burada sözü edilen özel bilgiden maksat, hukuk bilimi dışında, belirli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir. Ancak, yer yer, hukukun spesifik alanlarına ilişkin hukukî bilginin de, özel bilgi kavramının kapsamı içerisinde mütalaa edilip bilirkişilik kurumunun kapısının aralanmaya çalışılması yönünde bir eğilimin belirmesi nedeniyle, 270'inci maddede, özel bilgiye işaret edilirken, açıkça, 'hukuk bilimi dışında' şeklinde bir vurgu yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Teknik bilgi ile kastedilen ise fizik, kimya, matematik gibi, pozitif bilimlerin verilerini uygulamaya yeterli bilgidir. Yine, belirli bir işletme boyutunu aşan, genel nitelik kazanmış, yetkili kişi, kurum ve kurullarca tespit edilmiş olan teknik standartlar da, teknik bilgi kavramının kapsamı içerisinde yer alır. Öte yandan, hukuk kurallarını re'sen araştırıp bulma ve olaya uygulama, zaten hâkimin işidir. Bu kural uyarınca, hukukî sorunların en yetkin bilirkişisi, hâkimin kendisidir. Sözü edilen kuralı öngören ve Tasarının 38'inci maddesinde yer alan 'Hukukun uygulanması' başlıklı düzenleme de (1086 sayılı Kanun m.76, 1,c.), hâkimin hukukî sorunlarda, bilirkişiye başvurmasının mümkün olamayacağının bir başka kanıtını teşkil etmektedir. Yine, anılan kurala paralel olarak, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 2'nci maddesinin birinci fıkrasında, hâkimin, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarına göre, yetkili olan yabancı hukuku da re'sen uygulamakla ödevli olduğu hususu hükme bağlanmıştır. En genel çerçevede ise hukuka uygun olarak hüküm verme işinin, münhasıran hâkimin işi olduğuna, Anayasa'nın 138'inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde açıkça işaret edilmiştir. Bütün bunlar gözetildiğinde, Tasarının, hukukî sorunlarda hâkimin bilirkişiye başvuramayacağını öngören kuralının, Anayasa'nın 138'inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, Tasarının 38'inci maddesinde (1086 sayılı Kanun'un 76'ncı maddesinin birinci cümlesinde) ve Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 2'nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan düzenlemelerin, somut plânda bir uygulanma biçimi olduğu söylenebilir. Ayrıca, Tasarının anılan hükmünde, mahkemenin, ya taraflardan birinin talebi üzerine ya da kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulmasına karar vereceği hususu da, açıkça hükme bağlanmıştır." açıklamasına yer verilmiştir.
Davada, ... İdare Mahkemesi'nin 18/01/2022 tarihli bilirkişi sorusunda, "Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği İktisat İşletmesi'nin 01/01/2018-31/12/2018 hesap döneminin bağımsız denetimini yapan davacının söz konusu denetimde mesleki yeterlilik ve özen ilkesine uygun hareket edip etmediği, yapılan denetimin kaliteli ve güvenilir olup olmadığı, mevzuata aykırı durumlar söz konusuysa bunların denetim faaliyetinin 2 yıl süre ile askıya alınmasını haklı kılıp kılmadığı" hususlarında rapor düzenlenmesinin istenildiği; davacı tarafından gerçekleştirilen bağımsız denetim çalışmasının mevzuata uygun olup olmadığı hususunun, bağımsız denetim ilmini ilgilendirdiği göz önüne alındığında, bu konuda bilirkişi yardımından faydalanılabilirse de, idarenin mevzuata uygun hareket edip etmediği ve davacı tarafından gerçekleştirilen fiilin denetim faaliyet izninin iki yıl süreyle askıya alınmasını haklı kılıp kılmadığının hukuk ilmi ile hâkim tarafından çözümlenmesi gereken bir husus olduğundan bu konuda bilirkişiye başvurulması usûle aykırı olmakla birlikte, Mahkemece dava konusu işlemin hukuka uygun olduğundan bahisle davanın reddedildiği de göz önüne alındığında, bu usûl aykırılığının ve davacı tarafından ileri sürülen diğer iddiaların temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirmediği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine,
6. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu gerekçeli onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 03/07/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 25. maddesinin 5. fıkrasında, "Kurum'ca yapılan incelemeler sonucunda bağımsız denetim kuruluşları, bağımsız denetçiler, bilgi sistemleri ve sürdürülebilirlik denetimi yapanlar hakkında ikaz, uyarı, faaliyetin kısıtlanması, faaliyet izninin askıya alınması ve iptali dahil olmak üzere uygun yaptırımlar uygulanır. Bu fıkrada belirtilen idari yaptırımlara karar verilmiş olması, ayrıca idari para cezasına karar verilmesine engel teşkil etmez."; Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 41. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Aşağıda belirtilen aykırılıklarda bulunulduğunun tespit edilmesi hâlinde, denetim kuruluşlarının ve denetçilerin faaliyet izinleri fiilin ağırlığı dikkate alınarak, iki yılı geçmemek üzere Kurul kararıyla belirlenen süreyle askıya alınır: (...)." kuralları yer almıştır.
660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 25. maddesinin 5. fıkrasında, her kişiye veya olaya özgü ceza tutarlarının belirlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle cezaların bireyselleştirilmesi için kanun koyucu tarafından ceza belirleme konusunda da idareye takdir yetkisi verilmektedir.
İdareye bırakılan takdir hakkının makul ve ölçülü olmayan şekilde kullanılması eşitsizliğe, haksızlığa ve keyfiliğe yol açabilecektir.
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu'nca çıkarılan Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 41. maddesinde de, faaliyet izninin askıya alınması yaptırımının uygulanmasında "fiilin ağırlığı dikkate alınarak, iki yılı geçmemek üzere" idarece takdir olacak sürede faaliyet iznin askıya alınmasına karar verileceği düzenlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği İktisadî İşletmesi'nin 01/01/2018-31/12/2018 hesap dönemine ait finansal tablolarına yönelik gerçekleştirilen bağımsız denetim faaliyeti sırasında, Bağımsız Denetim Standartları'nın ilgili maddelerine uyulmaması nedeniyle 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 25. maddesinin 5. fıkrası ve Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 41. maddesi uyarınca davacıya uygulanacak idarî yaptırımda üst sınırın esas alındığı, ancak idarî yaptırımın hangi nedenle üst sınırdan verildiğinin somut bilgi ve belgelerle ortaya konulamadığı gibi, bu konuda Kurul kararında herhangi bir açıklama da getirilmediği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.