T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2023/1717
Karar No : 2023/6435
TEMYİZ EDENLER :
I- (DAVACILAR) :
1- ... Derneği
2- … Köyü Tüzel Kişiliği
…
38- …
39- …
VEKİLLERİ: Av. …
II- MÜDAHİL (DAVACILAR YANINDA): …
VEKİLİ: Av. …
DİĞER MÜDAHİL
(DAVACILAR YANINDA): …
KARŞI TARAF (DAVALI): … Bakanlığı - ANKARA
VEKİLİ: Av. …
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … A.Ş.
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Sivas İli, Kangal İlçesi, … Köyü mevkiinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "Sicil No:…, … ve … Ruhsat Numaralı Sahalarda Bakırtepe Altın Madeni İşletmesi (Açık Ocak İşletmesi, Kırma - Eleme Tesisi ve Yığın Liç Prosesi) Kapasite Artışı" projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, harita mühendisi, hidrojeoloji mühendisi, ziraat mühendisi, maden mühendisi, jeoloji mühendisi, meteoroloji mühendisi, antropolog, arkeolog, biyolog ve kimya bölümünde uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; çevre mühendisliği bakımından, nihai ÇED raporu incelendiğinde, oluşacak olumsuz etkiler alınacak önlemlerin ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olduğu, çevresel etki ve mevzuat yönüyle de uygun olduğu, nihai ÇED raporunun projenin çevreye vereceği olumsuz etkilerin ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olmasını sağlayacak biçimde hazırlandığı, kapasite artışı yapılacak faaliyetin çevresel etki ve mevzuat yönüyle uygun olduğu, biyoçeşitlilik bakımından değerlendirildiğinde, benzer tüm projelerde görüldüğü gibi bu projenin de olumsuz etkilerinin olmasının kaçınılmaz olduğu, kapasite artırımı için yapılmış 17/06/2021 tarihli ÇED raporu incelendiğinde görülmüştür ki, oluşacak olumsuz etkiler alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olduğu, ayrıca çevresel etki ve mevzuat yönüyle de uygun olduğu, meteoroloji mühendisliği bakımından, ÇED raporundaki incelemelerime göre proje nedeniyle hava kirliliğine sebebiyet verecek iletici emisyonlar ilgili yönetmeliğe göre sorun teşkil edecek düzeyde olmadığı, keşif esnasındaki gözlemlere göre de toz oluşumunu engellemek adına taahhüt edilen önlemler daha dikkatli bir şekilde yerine getirilirse projenin faaliyete geçmesi bir sorun oluşturmayacağı, harita mühendisliği bakımından, … nün bulunduğu … ada, … numaralı kadastro parselinin tamamı sit alanına dahil edilmiş olup, Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından … tarih ve … sayılı karar ile 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edildiği, Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından … tarih ve … sayılı karar ile maden sahaları ÇED izin sınırı içerisinde kalan bölümlerinin tescilli höyüğün kurulca belirlenen 1. derece arkeolojik sit sınırları dışında bulunduğu, antropoloji bakımından, Bakırtepe ziyaret yeri alanının korunduğu, bununla birlikte alana ulaşım yolunun madencilik etkinliklerinden dolaylı olarak etkilendiği belirlendiği, çevrenin büyük çoğunlukla kıraç alanlarla çevrili olması ve maden etkinlikleri dışında rüzgarlı zamanlarda da tozuşmaya açık olduğunun görüldüğü, ÇED raporunda belirtilen koruyucu önlemlere hassas bir şekilde riayet edildiği takdirde, Bakırtepe'de ritüel ve ziyaretleri engelleyen bir durum olmadığı, sanat tarihi bakımından, Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmiş … ada, … parsel içerisinde bulunan ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 6. maddesi kapsamında taşınmaz kültür varlığı olan Molladeresi Höyüğü, ÇED izin alanı dışında kalmakta olup, ilgili raporda bahsedilen tedbir ve önlemlerin alınması durumunda, höyüğün madencilik faaliyetinden olumsuz etkilenmesinin olası olmadığı, maden mühendisliği bakımından, Bakırtepe Altın Madeninde kullanılan yöntem ve uygulamalar, kapasite artışına ilişkin ÇED Raporunda bahsedilen tedbir ve önlemler alındığında, yapılacak madencilik faaliyeti dünya standartlarında olduğu, ilgili mevzuatlar ve bilimsel esaslar açısından kabul edilebilir düzeyde olduğu, çevre mühendisliği bakımından, kapasite artırımı yapılacak altın madeni faaliyetine ilişkin hazırlık, inşaat, işletme ve kapatma çalışmaları esnasında … A.Ş. tarafından alınan/alınacak tedbirler ve uygulama esasları kapsamlı olarak nihai ÇED raporunda belirtildiği, bu bağlamda faaliyet esnasında oluşabilecek katı, sıvı atıklar, gürültü kirliliği ve hava kirliliği riskleri için belirtilen önlemlerin yeterli ve makul olduğu, kimya bölümü bakımından, yerinde yapılan gözlemler, kapasite artış ÇED raporunda verilen bilgiler kapsamında ve III. bölüm içerisinde verilen "Alınacak Önlemler" başlığı altında ifade edilen çalışma ve önleyici tedbirler dikkate alındığında, işletmenin kapasite artışının çevreye vereceği bazı zararlar olmasına rağmen, genel değerlendirmede ülke kalkınması ve yöre insanları açısından daha faydalı olacağı kanaatine varıldığı, çevre mühendisliği bakımından, nihai ÇED raporunda çevresel risk oluşturabilecek nitelikte su, hava kirleticileri ve ayrıca gürültü ve katı atıklar için alınacak önlemlerin yeterli olduğu, ancak özellikle tesise yakın yerleşim birimlerinde altın üretim faaliyetlerinden kaynaklı zararların ortadan kaldırılması veya asgariye indirilmesi amacıyla gürültü kontrolü açısından ilgili yönetmelik hususlarına önemle riayet edilmesi gerektiği, jeoloji mühendisliği bakımından, Bakırtepe altın işletmesinde planlanan Naldöken Tepe Yöresindeki 4 adet açık ocak işletme konumları, işletmenin ÇED raporlarında verildiği şekliyle işletme basamak taban kotunun 1620 m olacağının belirtildiği, ayrıca basamak yükseklikleri ve sayısı ile ilgili olarak da "Proje kapsamında işletilecek olan açık ocakta basamak yükseklikleri 10 m, basamak genişlikleri 5 m olarak alınacak otup nihaj basamak sayısı 30 olması planlanmaktadır.” şeklinde ifade edildiği, açık ocak işletme başlangıç kotunun 1750 m olduğu topoğrafik haritadan kolaylıkla görülebildiği, bu kottan 10'ar m derinlik olacak şekilde 30 basamak, 300 metrelik bir derinliğe karşılık geldiği, bu durumda açık ocak işletme taban basamak kotunun 1620 m olması olası görülmediği, çünkü planlanan Naldöken yeni açık ocak proje sahasının içinden geçen Molla Deresinin taban kotunun, doğuda yer alan Bakır Deresinde 1700 m ve güneybatıya doğru Molla Deresinde 1650 ve 1600 kotuna kadar düştüğü, yine jeoloji haritasından görüldüğü gibi, keşif alanında özellikle kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu ve kuzeybatıya eğimli bindirme faylarını görmenin mümkün olduğu, ayrıca bu bindirme faylarından daha genç olan ve yaklaşık kuzey-güney doğrultulu ve dike yakın konumlu doğrultu atımlı fayların mevcut olduğu ve bu fayların işletme raporlarında da belirtildiği gibi 50 m'yi bulan atımlarının mevcut olduğu, yine işletme raporlarında keşif alanındaki ve yeni açık ocak planlanan alanlardaki kayaçların tabaka ve şiztozite düzlemlerinin kuzeybatıya eğimli olduğunun belirtildiği, jeoloji haritasından da bu durumun açıkça görülebildiği, yeni açılacak olan Naldöken Tepe açık ocak alanlarında bu işletmelerin, belirtilen metrelerde basamak yüksekliği belirtilen ocak derinliğine ulaşmaya başladığı zaman Molla Deresinde yüzey akışı halinde gerçekleşen su akıntısının gerçekleşme olasılığının son derece düşük olduğu, bu Molla Deresi su akıntısının, açık ocak işletmesi ve dolayısıyla yapılacak patlatmaların sonucu olarak, bindirme ve doğrultu atımlı faylarda meydana gelecek yeni kırıklanmalarla birlikte yeraltına ineceği, bu durumda da Molla Deresi yüzey su akıntısının sonu olabileceği, ayrıca bu açık ocak işletmelerinin dekapaj alanları da göz önüne alındığında özellikle yağmurlu dönemlerde bu pasa alanlarından Molla Deresinin daha alt kesimlerine çamurlu su akışı söz konusu olabileceği, hem Molla Deresi yüzey su akıntısının kesilmesi hem de pasa alanından çamurlu su akışının önlenememesi durumunda Sivas Valiliği İl Özel İdaresi tarafından planlanan Kalkım Balıklı Kaplıca projesinin uygulanabilirliğinin büyük bir risk altına gireceği, uygulansa bile Kalkım Balıklı Kaplıca projesi ileride su ve kirlilik problemi ile yüz yüze gelebileceği, Naldöken Tepe yeni açık ocak projesi yukarıda belirtilen tüm bu olumsuzlukların oluşmaması konusunda önlem alındığı takdirde yapılabilir olarak görüldüğü, hidrojeoloji mühendisliği bakımından, hazırlanan 2021 tarihli ÇED raporunun, projenin mevcut işletme koşullarında, hidrojeolojik açıdan açıdan çevreye vereceği olumsuz etkilerin, ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olmasını sağlayacak biçimde hazırlandığı kanaatine varıldığı, ancak, planlanan Naldöken yeni açık ocak işletme bölgesinde mevcut olan kireçtaşlarının (Munzur Kireçtaşları) Kalkım Balıklı Kaplıcası sıcak suyunun "hazne kayacı" olması nedeniyle gerekli önlemlerin alınmaması durumunda, bu ocağın işletmesi aşamasında "Kalkım Balıklı Kaplıcası" sıcak sularının olumsuz yönde etkileneceği, mevcut ÇED raporunda bu konu ile ilgili herhangi bir çalışma ve değerlendirmenin henüz yapılmadığı, yönünde görüş ve tespitlere yer verildiği, bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği ve Mahkemenin 30/06/2022 tarihli ara kararı ile "Bilirkişi raporuna karşı taraf ve müdahil itiraz dilekçelerinde belirtilen her bir itirazın, ilgili konuda uzman olan bilirkişi tarafından ayrı ayrı ve detaylı olmak üzere değerlendirilerek karşılanması ve dava konusu ÇED olumlu kararına konu proje ile getirilen önlemlerin yeterli olup olmadığı ve projenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin alınacak önlemler sonucunda ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olup olmadığına ilişkin açık sonuç belirtir şekilde ek bilirkişi raporu düzenlenmesinin istenilmesine" karar verildiği, Mahkemeye sunulan 19/09/2022 havale tarihli ek bilirkişi raporunda özetle: hidrojeoloji mühendisliği bakımından, “... Yeni açık ocak işletme sahasında geçerli tedbirler alınmazsa Kalkım Balıklı Kaplıcasının projeden olumsuz etkilenebileceği yönünde değerlendirmesi isabetsizdir.” şeklinde itiraz edildiği, yapılan değerlendirmede, Naldöken yeni açık ocak işletme bölgesinde mevcut olan kireçtaşlarının (Munzur Kireçtaşları) Kalkım Balıklı Kaplıcası sıcak suyunun Hazne Kayacı olması nedeniyle, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda, bu ocağın işletmesi aşamasında Kalkım Balıklı Kaplıcası sıcak sularının olumsuz yönde etkilenebileceği, ÇED raporunda bu konu ile ilgili verilmiş olan sınırlı ve yetersiz olan bilgilerin, bu kapsamda verilmesi gereken yeterli bilgi olmadığı, konunun farklı yönleriyle ele alınıp bilimsel olarak ayrıntılı incelenmesi ve elde edilecek bilgiler ışığında koruma önlemlerinin planlanması gerektiği, yapılmış olan bu değerlendirmenin “isabetsiz” bir değerlendirme olmadığı, bu değerlendirme için “Halihazırda buna ilişkin bir veri bulunmayan hususta somut dayanaklara veya çalışmalara dayanmayan değerlendirme” olarak ifade edilmesinin aslında isabetsiz bir değerlendirme olduğu, zira Munzur Kireçtaşlarının Kalkım Balıklı Kaplıcası suyunun “Hazne Kayacı” olduğu ile ilişkili bilimsel çalışmaların mevcut olduğu (yani halihazırda konuyla ilişkili bilimsel çalışmaların mevcut olduğu, dolayısıyla verinin de dayanağın da bulunduğu) davacı yanında müdahil ...'in mesafelerle ilgili itirazı yönünden, ...'in itirazında haklı olmadığı, bilirkişi raporunda maden sahası ile Kalkım Balıklı Kaplıcası arası için belirtilmiş olan farklı mesafelerin, farklı noktalar arasına ait mesafeler olduğunu ve raporda bu kapsamda herhangi bir çelişkinin bulunmadığı, çevre mühendisliği bakımından, davalı avukatı tarafından belirtilen hususun, yalnızca gürültü ve vibrasyona dayalı çevresel etkilerin tespiti amacıyla bilirkişi heyeti tarafından 07/04/2022 tarihinde yapılan keşif incelemesi esnasında çekilen fotoğrafın değerlendirilmesinden ibaret olduğu, konunun inşaat mühendisliği veya maden mühendisliği çalışma konuları ile herhangi bir ilgisi olmayıp yalnızca gürültü ve vibrasyona bağlı oluşabilecek etkilerin tespiti amaçlı olduğu, yapılan değerlendirmede binalarda oluşan hasarların düzeyi veya delme patlatma faaliyetlerinin etki alanlarına dair herhangi bir değerlendirme yapılmasının amaçlanmadığı, meteoroloji mühendisliği bakımından, keşif günü toz oluşumunu engellemek adına birkaç sefer yolların sulandığı, o gün için bu sulama yeterli olmamıştır bu konuda daha dikkatli davranılması gerektiği, ayrıca keşif alanı yakınlarında aynı firmaya ait kamyonların taahhüt edildiği gibi üstü kapalı bir şekilde maden taşıması yapmadığının gözlemlendiği, keşif alanı kapsamındaki kutsal mekânları olarak kabul ettikleri yerde bulunan kar örtüsü üzerinde yoğun kirliliğin gözlemlendiği, fotoğraflardaki bu kirliliğin, toz oluşumunu engellemek adına daha dikkatli davranılması gerektiğini desteklediği, bu kirlilik sayısal verilerde bir sorun teşkil etmese de hava kirliliğine, uzun vadede de iklim değişikliğine olumsuz yönde etki edeceği, şeklindeki itiraz edilen değerlendirmenin ÇED raporunda planlanan faaliyete ilişkin olmayıp mevcut süregelen faaliyete ilişkin olduğunun söylendiği, toz oluşumuna ait değerlendirmenin toz emisyonu ölçüm verilerine dayanmayıp gözleme dayandığının belirtildiği, antropoloji bakımından, bilirkişi raporunun 10. sayfasında yer alan ifadeye yapılan itirazda, Bakırtepe ziyaret alanının ve bu alana olan ulaşım güzergahının etrafının çit ile çevrili olduğunu keşif sırasında görmüş gibi yazdığım belirtildiği, halbuki, nihai ÇED raporunun (2021), 128. sayfasında yer alan "Ayrıca mevcut proje alanı içerisinde Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras tescil edilmiş Bakırtepe Ziyaret Alanı yer almakta olup alanın ve alana ulaşım güzergâhının etrafı faaliyet sahibi tarafından tel çit ile çevrilmiştir." ifadesine atıf yapıldığı, yoksa, keşif gezisi sırasında bahsedilen alanın görünür çevresinin tel çit ile çevrili olduğu görülmediği ve tespit edilmediği, ayrıca bilirkişi raporunun 33. sayfasında yer alan sonuç ve kanaat bölümünde belirtildiği gibi, “ÇED raporunda belirtilen koruyucu önlemlere (128. sayfadaki ifadeye ithafen) hassas bir şekilde riayet edildiği takdirde, Bakırtepe'de ritüel ve ziyaretleri engelleyen bir durum olmadığı tespit edilmiştir" ifadesinin yer aldığı, kanaatin yine aynı yönde olduğu, biyoloji bakımından, flora ve fauna değerlendirmesi kısmı için yapılan itirazla ilgili olarak, bu tür bilirkişi raporlama çalışmalarında proje sahasında sadece keşif günü yapılan gözlemler flora ve fauna hakkında ayrıntılı bir yorum yapmak için yeterli olmadığından, alanda ve çevresinde daha önce yapılmış olan biyoçeşitlilik çalışmalarının, literatürden ayrıntılı olarak araştırıldığı ve tür listeleri elde edildiği, elde edilen bu listelerdeki her bir tür için ilgili çevre koruma mevzuatı ve uluslararası anlaşma metinleri ışığında risk değerlendirmesinin yapıldığı, burada adı geçen bilirkişi raporunun da önceden yayımlanmış tüm bilimsel literatürle beraber geçmiş dönemlerde yapılmış 2 ÇED raporunun verilerinin de dikkate alındığı, keşif günü gözlemlenen türlerin de literatürde kayıtlı ve ÇED raporlarında verilmiş tür listeleri dahilinde olduğu, şu ana kadar yapılmış bilimsel çalışmalarda elde edilmiş tür listeleri ile ÇED raporlarında yer alan tür listelerinin de benzer olması zaten beklenen bir durum olduğu, yönünde görüş ve tespitlere yer verildiği, ek bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği ve Mahkemenin 13/10/2022 tarihli ara kararı ile "Bilirkişi raporuna, tarafların itiraz dilekçelerinde belirtilen itirazlar, 07/06/2022 havale tarihli kök bilirkişi raporu ve tüm dosya birlikte değerlendirilmek suretiyle her bir bilirkişi tarafından dava konusu "ÇED Olumlu" kararına konu proje ile getirilen önlemlerin yeterli olup olmadığı ve projenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin alınacak önlemler sonucunda ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olup olmadığına ilişkin açık sonuç belirtir şekilde ek bilirkişi raporu düzenlenmesinin istenilmesine" karar verildiği, Mahkemeye sunulan 21/12/2022 havale tarihli ek bilirkişi raporunda özetle: harita mühendisliği bakımından, bilirkişi kök raporunda, proje alanıyla ilgili olarak önemli yerlerin belirtildiği, hidrojeoloji mühendisliği bakımından, konunun farklı yönleriyle (Balıklı kaplıca sularının, Munzur Kireçtaşlarının hangi bölgelerinden ve hangi yolları izleyerek nasıl beslendiği, Naldöken bölgesindeki mevcut jeolojik yapısal unsurların bölgesel yeraltı suyu akım miktarı ve yönlenmesine olan etkileri, maden işletilmesi sırasında oluşacak yeni morfolojik yapıların mevcut yeraltı suyu akım rejimine olan etkileri, işletme sırasında oluşacak kirlilik unsurlarının taşınım süreçleri ve kaplıca suyuna olası etkileri ve benzeri açılardan) ele alınıp bilimsel olarak ayrıntılı incelenmesi ve elde edilecek bu bilgiler ışığında koruma önlemlerinin ayrıntılı bir şekilde planlanması gerektiği, sonuç olarak, projenin Naldöken bölgesi dışında kalan bölgeleri için mevcut işletme koşullarında, "ÇED Olumlu" kararına konu proje ile getirilen önlemlerin hidrojeolojik açıdan yeterli olduğu, projenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin alınacak önlemler sonucunda ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olduğu, ancak henüz işletme aşamaşına geçilmemiş olan Naldöken bölgesi için bu kapsamda bir çalışmanın henüz yapılmamış olduğunun görüldüğü, mevcut işletme bölgesi için yapılmış olan söz konusu bu çalışmaların, Naldöken bölgesi için de, özellikle Kalkım Balıklı Kaplıcasıyla olan ilişkisi baz alınarak ve yukarıdaki paragrafta belirtilen genel amaçlara yönelik bir şekilde ayrıntılı olarak yapılması gerektiği, bu genel değerlendirme çerçevesinden bakıldığında, Naldöken bölgesi için henüz yapılmamış olan söz konusu bu çalışmaların, bu bölgede işletmeye başlamadan önce ve işletmeye başlayabilmek için ön koşul olarak eksiksiz ve de zorunlu olarak yapılacak olması, mevcut ÇED Raporunun iptalini gerektirecek bir durum olmayacağı gibi “ÇED Olumlu" kararının iptalini gerektirecek bir durum olmadığı, jeoloji mühendisliği bakımından, Naldöken Tepe yeni açık ocak işletme pojesindeki eksiklerin (yeni açılacak 4 ocağın her birinin basamak saysının ayrıntılı olarak belirtilmesi, susuzlaştırma projesinde yapılacak işlemlerin detaylandırılması, Molla Deresi yüzey su akıntısının açılacak olan Naldöken Tepe ocaklarının çalışmalarından etkilenmeyecek şekilde önlemlerin alınması, dekapaj sahasından Molla Deresine çamurlu su karışımın önlenmesi) giderilmesi ve yukarıda belirtilen tüm bu olumsuzlukların oluşmaması konusunda önlem alındığı takdirde Naldöken Tepe yeni açık ocak projesi uygulanabilir olarak görüldüğü, bu işlemler yapıldığı takdirde, tüm sahayı kapsayan mevcut "ÇED Olumlu" kararının iptalini gerektirecek bir bir durum söz konusu olmadığı, ziraat mühendisliği bakımından, tarımsal anlamda altın madeni üretim faaliyetlerinin muhtemel olumsuz sonuçlarının toz taşınımı ile ilgili olduğu, dolayısıyla, ilgili işletmenin üretim faaliyetlerinde toz kaynaklı taşınım ve birikim süreçlerinin tarım ve mera alanlarında ağır metal birikimi üzerine muhtemel etkisinin dosya verileri incelenerek değerlendirildiği, dosyadaki veriler incelendiğinde, faaliyet ve tesis etki alanından iki farklı örneğin alındığının anlaşıldığı, ilgili örneklerin analizlerinin sonucunda Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği (SKHKKY)'ne göre kısa vadeli ve uzun vadeli sınır değerlerinin aşmadığının görüldüğü, dosyadaki PM10 ölçümleri farklı noktalarda elde edilen ölçüm değerlerinin incelenmesi sonucunda, bu değerlerin sınır değerin (3000 ug/Nm³) altında kaldığının görüldüğü, Bakırtepe Altın Madeni üretim faaliyetlerine başlamadan (2011) ve madenin faaliyeti esnasında (2011-2018) alınan toprak örneklerinin analiz sonuçlarının karşılaştırıldığı, bu karşılaştırma sonucunda, toprak ağır metal içeriğinde kayda değer bir artışa rastlanılmadığı, her ne kadar bazı metallerde kısmi artma ve azalmalar olmuş ise de, bunun sebebinin, madencilik faaliyetleri olmayıp toprak ana materyali kaynaklı olduğu düşünüldüğü, ayrıca madenin, mera alanlarının mera bütünlüğünü bozmadığı, bu alanlara ulaşımın mevcut olduğu ve bir engellemenin olmadığının tespit edildiği, sonuç olarak, tüm veriler ışığında Bakırtepe maden işletmesinin ilave alan talep ederek çalışmalarını genişletmesinin dosyada belirtilen ve 2011-2018 arasında uygulanan tedbirlerin devam ettirilmesi durumunda toprak ağır metal içeriği açısından bir problem oluşturmayacağı, ayrıca ilave alanın mera bütünlüğünü bozmadığı ve bu alanlara ulaşımın mevcut olduğu yapılan keşif esnasında gözlemlendiği, kimya bölümü bakımından, yerinde yapılan gözlemler ışında kapasite artışı ÇED raporunda verilen bilgileri kapsamında ve III. bölüm içerisinde verilen "Alınacak Önlemler" başlığı altında ifade edilen çalışma ve önleyici tedbirler dikkate alındığı işletmenin kapasite artışının çevreye verebileceği zararlara karşı alınan önlemlerin incelendiği, ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kimya bilimi açısından kabul edilebilir düzeyde olduğu kanaatinin oluştuğu, kültürel miras bakımından, keşif sırasındaki gözlem ve dava dosyasındaki veriler çerçevesinde kapasite artırımı kapsamında ilave edilecek Naldöken açık ocak işletmesinde gerçekleştirilecek olan madencilik faaliyetinin, ÇED izin alanı dışında bulunan ve doğrudan etkileşimi bulunmayan Molla Deresi Höyüğünü olumsuz etkilemeyeceği ve "ÇED Olumlu" kararına konu proje ile getirilen önlemlerin yeterli ve ilgili mevzuat ve bilimsel esaslar çerçevesinde kabul edilebilir düzeyde olduğunun değerlendirildiği, çevre mühendisliği bakımından, söz konusu kapsamında ek raporda belirtilen değerlendirmeler ışığında Naldöken bölgesi için planlanan "Altın Madeni İşletmesi (Açık Ocak İşletmesi, Kırma-Eleme Tesisi ve Yığın Liç Prosesi) Kapasite Artışı" nihai ÇED raporunun iptalini gerektireçek bir olumsuzluk ön görülmediği, maden mühendisliği bakımından, Bakırtepe Altın Madeninde kullanılan yöntem ve uygulamalar kapasite artışı ÇED raporunda belirtilen tedbir ve önlemler alındığında, yapılacak madencilik faaliyetinin ilgili mevzuatlar ve bilimsel esaslar açısından kabul edilebilir düzeyde olup. daha önce verilen “ÇED Olumlu" kararının iptalini gerektiren bir durum söz konusu olmadığı, antropolojik bakımdan, bilirkişi heyetince yapılan keşif sırasında Bakırtepe ziyaret alanının herhangi bir tel çit ile çevrildiğinin görülmediği, bu alanda madencilik faaliyeti yapılmamakla birlikte, Bakırtepe ziyaret alanına giden yolların yakınındaki madencilik faaliyetlerinden ister istemez etkilendiğinin görüldüğü, bununla birlikte 17/06/2021 tarihli nihai ÇED raporunun 128. sayfasında belirtilen “Bu alana halkın giriş-çıkışı hiçbir süratte engellenmemektedir. Tel çit ile çevrilen bu alanda herhangi bir madencilik faaliyeti gerçekleştirilmemekte olup kapasite artışı kapsamında da gerçekleştirilmeyecektir.” ifadesine uygun davranıldığı takdirde, mevcut proje alanı içerisinde Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras olarak tescil edilmiş Bakırtepe Ziyaret Alanında icra edilen ritüellerin gerçekleştirilmesinde bir sorun yaşanmayacağının öngörüldüğü, sonuç olarak, "ÇED Olumlu" kararına konu proje ile getirilen önlemlere uyulduğu takdirde projenin faaliyete geçmesinde herhangi bir sakınca olmadığı, biyoçeşitlilik bakımdan, ÇED raporunun ilgili başlıklı maddeleri altında flora ve vejetasyonun karşı karşıya olduğu olası olumsuz etkiler tartışıldığı ve bu olumsuz etkilere karşı alınacak önlem ve tedbirlerin de açıklandığı, sonuç olarak, davaya konu olan ÇED raporu, çevresel etkiler ve biyoçeşitlilik açısından değerlendirildiğinde; benzer tüm projelerde olduğu gibi bu projenin de olumsuz etkilerinin olmasının kaçınılmaz olduğu, yapılacak madencilik faaliyetinin biyoçeşitlilik üzerinde oluşturacağı bu olumsuz etkiler "Bakırtepe Altın Madeni”nde kullanılan yöntem ve uygulamalar, “Kapasite artışı ÇED Raporu”nda bahsedilen tedbir ve önlemler alındığında; ilgili mevzuatlar ve bilimsel esaslar açısından kabul edilebilir düzeydedir ve daha önce verilen “ÇED Olumlu" iptalini gerektiren bir durumun söz konusu olmadığı, meteoroloji mühendisliği bakımından, projenin çevre üzerindeki olumsuz etkisinin hava kirliliği yönünden olacağı ancak hava kalitesi modelleme çalışması sonucu elde edilen değerlerin ilgili mevzuata göre kabul edilebilir düzeyde olduğu için projenin faaliyete geçmesinde sakınca olmadığı, yönünde tespit ve görüşlere yer verilmiştir.
Uyuşmazlıkta, dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler ve bilirkişi raporları ile mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; projenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun, ÇED raporunun yeterli uzman personel tarafından hazırlandığının, raporun yeterli bilimsel verilere dayandığının, çevresel etkiler ve alınacak önlemler bakımından yeterli detayları içerdiğinin bilirkişi raporu ile sabit olduğu, projenin mahiyeti ve yeri itibarıyla Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğine göre çevresel etki değerlendirmesinin olumlu bulunmasında kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacılar ile davacılar yanında müdahil ... tarafından; bazı bilirkişilerin, önceki "ÇED Olumlu" kararına karşı açılan davada, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişi heyeti arasında bulundukları, dolayısıyla yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak keşif ve bilirkişi incelemesinin yapılması gerektiği, diğer taraftan, ÇED raporunda faaliyet gerçekleştirilmeden önce planlama aşamasında ortaya çıkabilecek olumsuz etkiler ile alınacak önlemlerin belirtilmesinin kanuni bir zorunluluk olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda özellikle jeolojik ve hidrojeolojik yönden tespit edilen eksikliklerle ilgili Mahkemece bir değerlendirme yapılmadığı, nitekim bilirkişi raporunda projenin, Kalkım Balıklı Kaplıcasına hidrojeolojik yönden olumsuz etkisinin olacağının belirtilmesine rağmen, ek bilirkişi raporunda dava konusu proje kapsamında faaliyete geçmeden önce bu çalışmaların zaten eksiksiz ve zorunlu olarak yapılacağının belirtildiği, oysaki konuya ilişkin çalışmaların, faaliyete geçilmeden önce ÇED raporunda yer alması gerektiği, benzer şekilde ÇED raporunun jeolojik yönden de eksiklik olduğu ve önlemlerin alınması halinde projenin uygulanabileceğinin ek bilirkişi raporunda vurgulandığı halde, Mahkemece bu konuda herhangi bir değerlendirmenin yapılmaksızın karar verildiği belirtilerek, davanın reddi yolundaki Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: 1- Davalı idare tarafından; proje alanı yakınlarında çeşitli konutlarda çatlak ve hasar meydana geldiği yönündeki bilirkişi raporundaki tespitin çevre mühendisliğinin uzmanlık alanı olmadığı, ayrıca Kalkım Balıklı Kaplıcası dava konusu projenin etki alanında kalmaması nedeniyle Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün projeye ilişkin olumlu görüşlerinin bulunduğu, nitekim ÇED raporunda da proje alanına 2.750 m mesafede bulunan Kaplıcanın, alınacak önlemlerle etkilenmeyeceğinin değerlendirildiği, sonuç olarak ÇED raporunda projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkileri ile alınması gerekli önlemelere yer verildiği, dava konusu kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
2- Davalı yanında müdahil tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin kabulü ile aşağıda yer verilen gerekçelerle Mahkeme kararının bozularak, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davalı yanında müdahil tarafından Sivas İli, Kangal İlçesi, … Köyü sınırlarında açık ocak madencilik metodu ile çıkarılan cevher, yığın liç prosesi ile zenginleştirme işlemine tabi tutularak “Bakırtepe Altın Madeni (Açık Ocak İşletmesi, Kırma-Eleme Tesisi ve Yığın Liç Prosesi)” projesi gerçekleştirilmektedir.
Söz konusu sahada, devam eden arama çalışmaları neticesinde, rezerv miktarında artış tespit edilmiş olup, mevcut ocak alanına ilave olarak sahanın kuzeyinde belirlenen yeni çalışma (Naldöken) alanının ilave edilmesi öngörülmüştür. Böylece ÇED alanının, 677,98 ha'dan 1065,28 ha'ya ve üretim kapasitesinin ise 6.330.000 ton’dan (cevher+pasa), 10.238.500 ton'a (cevher+pasa) çıkarılmasının planlanması üzerine, "Sicil No:…, … ve … Ruhsat Numaralı Sahalarda Bakırtepe Altın Madeni İşletmesi (Açık Ocak İşletmesi, Kırma - Eleme Tesisi ve Yığın Liç Prosesi) Kapasite Artışı" projesi kapsamında hazırlanan ÇED raporu, davalı idareye sunulmuştur.
Davalı idare tarafından, ilgili kurumlardan alınan görüşler çerçevesinde söz konusu proje hakkında … tarih ve … sayılı "ÇED Olumlu" kararı verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan kararın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez..." hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; ''Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralına, 7. maddesinde; "(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-1 listesinde yer alan projelere, b) "ÇED Gereklidir" kararı verilen projelere, c) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projelere, ÇED Raporu hazırlanması zorunludur." kuralına yer verilmiştir. Aynı Yönetmeliğin Ek-III bölümünde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; a) Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği, b) Projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; Proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, kültür varlığı ve sit özellikleri, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek-5’deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikleri Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler, Projenin; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyon miktarının belirlenmesi ve emisyonların azaltılması için alınacak önlemler, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme Planı (inşaat dönemi), Bölüm IV: Halkın Katılımı; a) Projeden etkilenmesi muhtemel ilgili halkın belirlenmesi ve halkın görüşlerinin çevresel etki değerlendirmesi çalışmasına yansıtılması için önerilen yöntemler, b) Görüşlerine başvurulması öngörülen diğer taraflar, Notlar ve Kaynaklar; Ekler: Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası hazırlanmasında kullanılan bilgi ve belgeler ile raporda kullanılan tekniklerden rapor metninde sunulamayan belgeler, Proje için seçilen yerin koordinatları, Proje için belirlenen yer ve alternatiflerinin varsa; çevre düzeni, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, Proje ile ilgili olarak daha önceden ilgili kurumlardan alınmış belgeler şeklinde düzenlemeler yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca; çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır.
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. bölümündeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; bilirkişi ve ek bilirkişi raporlarında hidrojeolojik yönden yapılan değerlendirmelerde, mevcut proje kapsamında işletilmekte olan maden ocağının Bakırtepe Mevkiinde yer aldığı, bu bölgenin hidrojeolojik yönden geçirimliliği düşük yapılardan olan şistli birimlerden oluşması nedeniyle madencilik faaliyetleri sırasında ve sonrasında yüzey ve yeraltı suyu kirlenme riskinin çok düşük düzeyde kalacağı, ayrıca Kalkım Balıklı Kaplıcasıyla ilişkili olabilecek hidrojeolojik yönden geçirimliliği göreli en yüksek ve bölgenin önemli bir akiferi konumundaki munzur kireçtaşlarının, jeolojik konum nedeniyle mevcut Bakırtepe Mevkiinde yer alan madencilik faaliyetinden etkilenmeyeceği, bir başka ifadeyle, rezervuar/hacze kayacı bölgedeki munzur kireçtaşlarından oluşan Kalkım Balıklı Kaplıca suyunun, munzur kireçtaşının Bakırtepe açık ocak sahasının dışında kalması nedeniyle mevcut işletme koşullarından (yeraltı suyu kirliliği bakımından) olumsuz etkilenmeyeceği, oysa dava konusu proje kapsamında kapasite artırımının yapılacağı Naldöken Tepe Mevkiinde belirlenmiş olan yeni açık ocak sahasının ise, doğrudan munzur kireçtaşları üzerinde yer aldığı, dolayısıyla gerekli önlemlerin alınmaması durumunda Kalkım Balıklı Kaplıcası sularının olumsuz yönde etkileneceği, nitekim Naldöken yeni ocak bölgesinde altın cevherinin, munzur kireçtaşları içerisinden mi yoksa bu kireçtaşlarının altında yer alan paleozoyik yaşlı şist birimleri içerisinden mi alınacağının ÇED raporunda belirtilmediği, dolayısıyla gerekli önlemlerin alınması kapsamında altın cevherleşmesinin hangi birimden alınacağının ÇED raporunda açıkça ortaya konulması gerektiği, zira her iki durumda işletme yöntemlerinin de farklı olacağı, bunun da Kalkım Balıklı Kaplıcasının sularının korunmasına yönelik önlemlerin de farklılaşmasına yol açacağı, ayrıca kireçtaşlarının porozite, geçirimlilik ve özellikle karstlaşma özelliklerinin ayrıntılı olarak incelenerek, Balıklı kaplıca sularının munzur kireçtaşlarının hangi bölgelerinden ve hangi yolları izleyerek nasıl beslendiği, Naldöken bölgesindeki mevcut jeolojik yapısal unsurların bölgesel yeraltı suyu akım miktarına ve yönlenmesine olan etkileri, maden işletilmesi sırasında oluşacak yeni morfolojik yapıların mevcut yeraltı suyu akım rejimine olan etkileri, işletme sırasında oluşacak kirlilik unsurlarının taşınım süreçleri ve kaplıca suyuna olası etkileri gibi yönlerden de ayrıntılı incelenmesi gerektiği, bu nedenle ÇED raporunda Kalkım Balıklı Kaplıcası ile ilgili yer verilen bilgilerin yeterli olmadığı, jeolojik yönden yapılan değerlendirmelerde ise, ÇED raporunda planlanan Naldöken Tepe Yöresindeki 4 adet açık ocak işletme basamak taban kotunun 1620 m olacağının belirtildiği, basamak yükseklikleri ve sayısı ile ilgili olarak da "Proje kapsamında işletilecek olan açık ocakta basamak yükseklikleri 10 m, basamak genişlikleri 5 m olarak alınacak otup nihaj basamak sayısı 30 olması planlanmaktadır.” şeklinde ifade edildiği, açık ocak işletme başlangıç kotunun 1750 m olduğunun topoğrafik haritadan kolaylıkla görülebildiği, bu kottan 10'ar m derinlik olacak şekilde 30 basamak, 300 metrelik bir derinliğe karşılık geldiği, bu durumda açık ocak işletme taban basamak kotunun 1620 m olmasının olası görülmediği, çünkü planlanan Naldöken yeni açık ocak proje sahasının içinden geçen Molla Deresinin taban kotunun, doğuda yer alan Bakır Deresinde 1700 m ve güneybatıya doğru Molla Deresinde 1650 ve 1600 kotuna kadar düştüğünün görüldüğü, ayrıca basamak yüksekliği belirtilen ocak derinliğine ulaşmaya başladığı zaman Molla Deresinde yüzey akışı halinde olan su akıntısının yeraltına inme ihtimalinin bulunduğu, ayrıca açık ocak işletmesinin dekapaj alanları göz önüne alındığında, yağmurlu dönemlerde bu pasa alanlarından Molla Deresinin daha alt kesimlerine çamurlu su akışının olacağı, Molla Deresi yüzey su akıntısının kesilmesi ve çamurlu su akşının önlenememesi durumunda, Kalkım Balıklı Kaplıca suyunun kirlenme tehlikesinin bulunduğu, dolayısıyla yeni açılacak ocağın her bir basamak sayısının ayrıntılı olarak belirlenerek, susuzlaştırma projesinde yapılacak işlemlerin detaylandırılması, Molla Deresi yüzey su akıntısının açılacak olan Naldöken Tepe ocaklarının çalışmalarından etkilenmeyecek şekilde önlemlerin alınması, dekapaj sahasından Molla Deresine çamurlu su karışımının önlenmesi durumunda dava konusu projenin uygulanabilir olduğu, yönünde tespit ve görüşlere yer verildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporu ile ek bilirkişi raporlarında; yukarıda ayrıntısına yer verildiği üzere, ÇED raporu, jeolojik ve hidrojeolojik yönlerden eksik bulunmakla birlikte, söz konusu eksikliklerin dava konusu proje kapsamında faaliyete geçilmeden önce zorunlu olarak tamamlanacağı, dolayısıyla ÇED Olumlu kararının iptalini gerektiren bir yönünün bulunmadığının belirtilmesi nedeniyle İdare Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ise de, projelerin uygulanmasının izlenmesinin ve kontrolünün, ÇED raporlarında yer verilen taahhütlere göre yapıldığı dikkate alındığında, jeolojik ve hidrojeolojik yönden eksik olduğu belirtilen bu hususlar, faaliyete geçilmeden önce tamamlanacak hususlardan olmayıp, aksine, eksik olarak belirtilen bu hususların, ÇED raporunda yer alması gereken muhtemel çevresel etkiler ile alınması gerekli önlemler kapsamında olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla; jeolojik ve hidrojeolojik yönlerden eksik ve yetersiz olarak hazırlanan ÇED raporu esas alınarak verilen "ÇED Olumlu" kararında hukuka uyarlık bulunmadığından, davanın reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacılar ile davacılar yanında müdahil Güzel Atmaca'nın temyiz istemlerinin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA; 2577 sayılı Kanunun 20/A-2(i) maddesi uyarınca dava konusu işlemin İPTALİNE,
3. Davacılar tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam (Keşif gideri olarak başlangıçta Hazine tarafından yatırılan …-TL'nin Mahkeme kararından sonra davacılar tarafından yatırılması nedeniyle bu tutarın Hazineye iade edildiği dikkate alınarak hesaplanan) …-TL yargılama giderinin ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca (davacılar vekilinin duruşmaya katılmaması nedeniyle duruşmasız olarak) belirlenen …-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,
4. Davacılar yanında müdahiller; ... tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam …-TL yargılama gideri ile … tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak, anılan davacılar yanında müdahillere verilmesine,
5. Davalı yanında müdahil tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davalı yanında müdahil üzerinde bırakılmasına,
6. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
7. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 21/06/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İvedi Yargılama Usulü" başlıklı 20/A maddesinin 2. fıkrasının (i) bendinde; "Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir." hükmüne, 31. maddesinde; "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; .. bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. ... Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.'' hükmüne yer verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 281. maddesinin 2. fıkrasında; mahkemenin, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor isteyebileceği gibi; tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebileceği, 3. fıkrasında; mahkemenin, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği düzenlenmiştir.
6754 sayılı Bilirkişilik Kanunun 3. maddesinin 7. fıkrasında da; "Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır; ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir." hükmü yer almıştır.
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri incelendiğinde; bilirkişi raporunda aynı konuda bilirkişi görüşleri arasında çelişki var ise bu çelişkinin giderilmeden karar verilemeyeceği, Mahkemece rapordaki bu çelişkinin yeni bir bilirkişi raporu almak suretiyle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; Sivas İli, Kangal İlçesi, … Köyü mevkiinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "Sicil No:…, … ve … Ruhsat Numaralı Sahalarda Bakırtepe Altın Madeni İşletmesi (Açık Ocak İşletmesi, Kırma - Eleme Tesisi ve Yığın Liç Prosesi) Kapasite Artışı" projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı "ÇED Olumlu" kararının iptali istemiyle açılan davada, Mahkemece, uyuşmazlığın çözümü amacıyla yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ile ek bilirkişi raporlarında; ÇED raporu jeolojik ve hidrojeolojik yönden eksik bulunmakla birlikte, ÇED Olumlu kararının iptalini gerektiren bir yönünün bulunmadığının belirtildiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu ile ek bilirkişi raporlarında eksik olarak belirtilen hususların, ÇED raporunu kusurlandırıp kusurlandırmayacağının tam olarak ortaya konulamadığı dikkate alındığında, uyuşmazlığın şüpheden uzak bir şekilde açıklığa kavuşturulabilmesi amacıyla yukarıda yer verilen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A maddesinin (i) bendi uyarınca Dairemizce yeni bir bilirkişi heyetiyle, keşif ve bilirkişi incelemesinin yaptırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, Mahkeme kararının bozulması gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyorum.