T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2023/2076
Karar No : 2023/4108
TEMYİZ EDEN TARAFLAR : I- (DAVALILAR)
1- … Bakanlığı - …
VEKİLİ : Av. …
2- … Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
3- …Belediye Başkanlığı - …
VEKİLİ : Av. …
II- (DAVACI)
…
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF : 1- …
2- …Belediye Başkanlığı
3- …Büyükşehir Belediye Başkanlığı
4- … Bakanlığı
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: İstanbul İli, Avcılar İlçesi, … Mevkii, … pafta, … sayılı parselde bulunan … Sitesi … Blok, … numaralı dairenin, 28/06/2005 tarih ve 2005/9109 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile "Afete Maruz Bölge" ilan edilen (AJE1) alanda kalması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen 130.000,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi zararın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacının maddi tazminat isteminin kabulü, manevi tazminat isteminin ise reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 04/12/2013 günlü, E:2013/8183, K:2013/7861 sayılı kararı ile hükmedilen maddi tazminatın 81.370,55-TL'lik kısmının davalı idarelerden alınarak davacıya ödenmesine ilişkin kısmının onanması, maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin 48.629,45-TL'lik kısmı ile manevi tazminat yönünden davanın reddi yolundaki kısmı ile yargılama giderlerinin tümüne ilişkin kısmının bozulması sonrasında, Danıştay Altıncı Dairesinin 11/02/2016 günlü E:2014/5956, K:2016/566 sayılı kararı ile davacının karar düzeltme isteminin reddi, davalı idarelerin karar düzeltme istemlerinin kabulü ile maddi ve manevi tazminata uygulanacak faizin başlangıç tarihi kısmı yönünden de kararın bozulması üzerine, bozma kararına uyularak, davacının maddi ve manevi tazminat isteminin kısmen kabulü, 81.370,55-TL maddi tazminatın tespit tarihi olan 27/12/2012 tarihinden itibaren, 10.000-TL manevi tazminatın ise dava tarihi olan 20/08/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerden müştereken alınarak davacılara ödenmesi, davacıların 48.629,45-TL maddi tazminat ile 10.000-TL manevi tazminat isteminin reddi yolunda İdare Mahkemesince verilen kararın taraflarca temyiz edilmesi sonrasında, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 14/02/2018 günlü E:2017/779, K:2018/584 sayılı kararı ile bozulması (yargılama giderlerinin tümüyle yeniden hesaplanması gerektiği de belirtilerek) üzerine, bozma kararına uyularak, davanın kısmen kabulü ile 40.899,78-TL (daha önce kesinleşen 81.370,55-TL'lik bedel mahsup edilerek) maddi tazminat ve 10.000-TL manevi tazminatın dava tarihi olan 20.08.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerin kusurları oranında davacıya ödenmesi, davacının 7.729,67-TL maddi ve 10.000-TL manevi tazminatın isteminin ise reddi yolundaki kararın Danıştay Altıncı Dairesinin 24/10/2019 tarih ve E:2019/16843, K:2019/10076 sayılı kararıyla tümüyle bozulması üzerine, bozma kararına uyularak davanın maddi tazminat miktarının 20.652,06-TL'lik kısmının kabulü ile (iş bu kararla hükmedilen 20.652,06-TL maddi tazminat ile daha önce kesinleşen 81.370,55-TL ile birlikte) toplam 102.022,61-TL'nin davalı idareler tarafından kusurları oranında zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilen yıkım tarihi olan 11/08/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle alınarak davacıya verilmesine, davacının 27.977,39-TL maddi tazminat isteminin reddine, 20.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihi olan 20/08/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerin kusur oranları dikkate alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
1-Davacı tarafından; maddi tazminat hesabında rayiç değerin esas alınması gerektiği, maddi tazminata ilişkin vekalet ücretinin eksik hesaplandığı, sadece artan kısım için hesaplama yapıldığı, kabul edilen toplam rakam için hesaplama yapılması gerektiği belirtilerek, kararın belirtilen hususlara mahsus olmak üzere bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
2-… Bakanlığı tarafından; hasım mevkiinden çıkarılmaları gerektiği, davaya konu zarara ilişkin sorumlulukları ve hizmet kusurları bulunmadığı, iş ve işlemleri ile zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı belirtilerek, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
3-… Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı tarafından; hizmet kusurları bulunmadığı, iş ve işlemleri ile zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı, manevi tazminata hükmedilemeyeceği belirtilerek, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
4-…Belediye Başkanlığı tarafından; yapı müteahhidine ve yapı malikine de kusur yüklenmesi gerektiği, idarelerinin kusuru bulunmadığı, manevi tazminat isteminin reddi gerektiği belirtilerek, karardaki aleyhe hususların bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
1- Davalı idarelerden … Bakanlığı tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
2- Diğer davalı idareler tarafından; savunma verilmemiştir.
3- Davacı tarafından; davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ…'IN DÜŞÜNCESİ : Davalıların temyiz istemlerinin reddi, davacının temyiz isteminin ise kısmen kabul, kısmen reddi ile Mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Dava konusu taşınmazın bulunduğu Avcılar İlçesi için Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve bazı kamu kurumlarınca farklı tarihlerde yapılan araştırma ve tespitlerde, ilçe geneline yönelik; ''Marmara denizi kıyıları killi ve marnlı serilerle örtülü bulunduğundan heyelana müsaittir, bu kısımlar gerekli önlemler alınmadıkça iskan için sakıncalıdır'' görüşüne yer verildiği, 1971 yılında yapılan bu tespitte, evlerin fazla katlı olmaması, hafif malzemeden yapılması, derin kazılar yapılmaması, yüzey suyu drenajı yapılması, kıyıdan itibaren kademeli olması ve istinat duvarı yapılması gerektiğinin ifade edildiği, yine Bakanlıkça 1977 yılında Boğaziçi Üniversitesine hazırlattırılan raporda; yamaçları heyelanlı ve heyelana müsait olmaları nedeniyle ancak düşük eğimli ve potansiyel heyelan alanlarında zemine fazla yük vermemek ve kazıdan kaçınmak şartı ile tek katlı ve bahçeli evler yapılmasının mümkün olabileceğinin belirtildiği, İller Bankasınca hazırlanan 1981 tarihli rapora göre Avcıların turistik tesis alanı olarak, kamp alanı ve iki katlı yapı alanı olarak gösterildiği, davaya konu alanın, 1981 yılında İller Bankası tarafından hazırlanan ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığının onayladığı nazım imar planı ve 1982 tarihli Avcılar Belediye Başkanlığının hazırladığı uygulama imar planı ile yerleşime açıldığı ve zaman içerisinde çok katlı yerleşime izin verildiği, anılan planların hazırlandığı tarihlerde yürürlükte bulunan mülga 6785 sayılı İmar Kanununun 1605 sayılı Kanunla değişik 26. maddesiyle nüfus ve il veya ilçe merkezi olması ölçütlerine göre yol istikamet planları ile imar planlarını belediyelerin yaptırmaları mecburiyeti getirildiği ve 29. maddesiyle imar ve yol istikamet planlarının İmar ve İskan Bakanlığının tasdikiyle kesinleşeceği ve yürürlüğe gireceğinin hüküm altına alındığı, Bakanlığın onay yetkisi planların hukuki varlık şartlarından olduğundan, bu planlara ilişkin çok katlı yerleşime izin veren ilçe belediyesinin yanında Bakanlığın ve Mülga 3030 sayılı Kanundan kaynaklanan denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen, imar yükümlülüklerini ilçe belediyesi ile birlikte kullanan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının hizmet kusurlarının bulunduğu, Mülga 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9. maddesinin g bendinde de, afetle ilgili daimi iskan yerleşmelerinde imar planlarını ve alt yapı tesisleri planlarını ve bunlara ait etüd, harita, proje ve keşifleri yapmak veya yaptırmak, re'sen onaylamak veya onaylanmasını sağlamak, inşaat işlerini yapmak veya yaptırmak konularında Bakanlık Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün yetkili olduğunun hükme bağlandığı, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile de Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yürütülen görevlerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geçtiği, Avcılar İlçesi, …Mevkii, … pafta, …parsel sayılı taşınmazın 28.06.2005 gün ve 2005/109 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile "Afete Maruz Bölge" ilan edilen alanda kalması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen 130.000,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi zararın, dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu'nun 31/1. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinin (ğ) bendinde vekalet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmış; 326. maddesinin 1. fıkrasında, kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, 2. fıkrasında da, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemenin yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı; 331. maddesinde ise, davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ederek hüküm altına alacağı düzenlemelerine yer verilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık Ücreti" başlıklı 164. maddesinde; avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği; 168. maddesinin son fıkrasında ise, avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı hükme bağlanmıştır.
03/09/2022 tarih ve 31942 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve temyize konu mahkeme kararının verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Manevi tazminat davalarında ücret" başlıklı 10. maddesinin 1.fıkrasında; manevi tazminat davalarında avukatlık ücretinin, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceği, 2.fıkrasında; davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği; "Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret" başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasında; bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceği, üçüncü fıkrasında ise; Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez." düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Maddi tazminat istemi bakımından davacıya ödenmesine hükmedilen vekalet ücreti dışındaki hususlar yönünden;
İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
Temyize konu İdare Mahkemesi kararında, maddi tazminat istemi bakımından davacıya ödenmesine hükmolunan vekalet ücreti dışındaki hususlar yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır.
Maddi tazminat istemi bakımından davacıya ödenmesine hükmedilen vekalet ücreti yönünden ise;
Bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkının adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gereklidir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren ya da dava açmasının davacıyı dava açmadan önceki durumundan daha da kötüye götürmesi hallerinde mahkemeye erişim hakkının özüne dokunulacak şekilde sınırlandığından bahsedilebilir.
Dava sonucunda taraflara vekalet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Bu bağlamda usulüne uygun olmayan dilekçeler ile yapılan başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin diğer uyuşmazlıkları makul sürede çözebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkansız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde davacıya yüklenecek olan vekalet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Nitekim bir tam yargı davasında davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin, hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesince verilen 07/11/2013 tarihli, Başvuru No:2012/791 sayılı kararda, hak edilen tazminatın 3/4'ünün vekalet ücreti adı altına idareye verilmesinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde değerlendirilmiştir.
Anılan Tarife kuralına göre, sayma yoluyla belirlenen istisnalar hariç olmak üzere, bir davanın konusunun para olması veya para ile değerlendirilebiliyor olması durumunda; davanın sonucunda hükmedilecek vekalet ücretinin Tarifenin üçüncü kısmına göre, nispi olarak belirlenmesi zorunludur. Aynı kurallara göre, vekalet ücretinin belirlenmesinde ölçüt, "davanın konusu" olarak belirlendiğinden maddi tazminat istemine ilişkin davanın reddine karar verilmiş olması durumunda da, "davanın konusu" olan parasal değer esas alınarak vekalet ücretinin hesaplanması gerekmektedir.
Maddi tazminat davalarının reddi durumunda, davacı tarafından talep edilen miktarın reddi hüküm altına alındığından, reddine hükmedilen miktar esas alınarak nispi vekalet ücretine hükmedileceği açıktır. Ancak kısmen ret kararı ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusunda tarifenin üçüncü fıkrası ile getirilen "maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği" şeklindeki düzenlemenin evleviyetle karşılığı olarak davacıya yüklenecek vekalet ücretinin davalı idareler lehine hükmedilen vekalet ücretini aşamayacağı açıktır.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde dosya incelendiğinde, Mahkeme tarafından davacıya ödenmesine karar verilen vekalet ücreti belirlenirken Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/1 maddesi uyarınca hesaplama yapıldığı anlaşılmakla birlikte, hesap yapılırken, kabul edilen toplam 102.022,61-TL maddi tazminat bedelinin yargılamanın önceki aşamalarında kesinleşen 81.370,55-TL'lik kısmı mahsup edildikten sonra kalan 20.652,06-TL bedelin esas alındığı, 81.370,55-TL kısım için ise davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda; yargılamanın önceki aşamalarında verilen kararlar incelendiğinde, temyize konu karardan önce, yargılama giderleri yönünden herhangi bir kesinleşme durumunun söz konusu olmadığı, Mahkeme kararlarının yargılama giderlerini de tümüyle kapsar şekilde bozulduğu görüldüğünden, davacıya verilecek vekalet ücretinin hesabında kabul edilen toplam maddi tazminat bedeli olan 102.022,61-TL'nin (yargılamanın önceki aşamaları da dikkate alınarak tahsilde tekerrüre sebebiyet verilmemesi gerekliliği de belirtilerek) esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla; maddi tazminat yönünden davacıya verilmesi gereken vekalet ücreti hesabında kabul edilen toplam 102.022,61-TL'lik bedelin esas alınması gerekirken, önceki aşamalarda kesinleşen 81.370,55-TL'lik kısmı mahsup edildikten sonra kalan 20.652,06-TL üzerinden yapılan hesaba göre vekalet ücreti belirlenmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine, davacının temyiz isteminin ise kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, maddi tazminat istemi bakımından davacıya ödenmesine hükmedilen vekalet ücreti dışındaki kısımlarının oyçokluğuyla ONANMASINA, maddi tazminat istemi bakımından davacıya ödenmesine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin kısmının ise oybirliğiyle BOZULMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 26/04/2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY (X) :
Dosyanın incelenmesinden; yargılamanın önceki aşamalarında, manevi tazminat isteminin 10.000-TL'lik kısmının kabulüne, kalan kısmının ise reddine karar verildiği, temyiz kararlarında manevi tazminat miktarı hususunda bir bozma gerekçesi bulunmadığı, ancak Mahkeme tarafından temyize konu kararda, bu kez 20.000-TL manevi tazminat isteminin tamamı için kabul kararı verildiği görülmektedir.
Bu durumda; her ne kadar manevi tazminat miktarı davanın durumuna göre Mahkeme tarafından takdiren belirlenebilecek ise de, yargılamanın önceki aşamaları dikkate alındığında, Mahkeme tarafından daha önce 10.000-TL olarak belirlendiği halde, hangi sebeple 20.000-TL olarak belirlendiği kararda açıklanması gerekirken, temyize konu kararda bu hususta yeterli gerekçe bulunmadığından, kararın manevi tazminat miktarı yönünden de bozulması gerektiği oyu ile çoğunluk kararına belirtilen kısım yönünden katılmıyorum.
KARŞI OY (XX) :
Bir maddi zararın giderilmesine yönelik açılan tam yargı davalarında, tazminat kişinin mal varlığındaki zararın oluştuğu an itibariyle karşılanması gerektiğinden, istenilecek olan tazminatın gecikerek ödenmesi nedeniyle para değerinde enflasyondan dolayı meydana gelebilecek azalmayı karşılamaya yönelik olarak faize hükmedilmelidir.
Maddi zararlar, mal varlığında meydana gelen ve para ile değerlendirilebilen bir azalmayı ifade ettiklerinden, bu azalma miktarının idare tarafından telafi edilmediği süre içinde ayrıca enflasyon nedeni ile de kayba uğrayacağı açıktır. Manevi zararlar ise, mal varlığında meydana gelen somut bir azalma olmayıp, kişinin manevi varlığında ortaya çıkan olumsuzluklar olduğundan, manevi tazminat değerinin yargılama sonucu para olarak belirlenmesi zarara uğrayanı tatmin ve de bu zararın meydana getireni cezalandırma aracı olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
Bu itibarla, ilk defa yargı kararıyla para olarak değerlendirilebilen bir manevi tazminatın önceden davalı idarece belirlenmesi ve de ödenmesinin mümkün olmaması nedeniyle, ödemede gecikmeden bahsedilemeyeceği gibi, manevi tazminat, esasen bütün hususlar dikkate alınarak "takdiren" belirlendiğinden manevi tazminata faiz uygulanmaması gerektiği oyuyla kararın bu kısmına katılmıyorum