T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/2777
Karar No : 2024/640
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 13/04/2023 tarih ve E:2022/6641, K:2023/2066 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Hazine adına kayıtlı iken Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredilen Muğla ili, Köyceğiz ilçesi, ...Mahallesinde bulunan ...ada, ..., ..., ...ve ...parsel ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...ve ...parsel sayılı taşınmazların 1164 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un Ek-4. maddesine göre "arsa üretim alanı" olarak belirlenmesine ilişkin 11/09/2018 tarih ve 391 sayılı Cumhurbaşkanı kararının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 13/04/2023 tarih ve E:2022/6641, K:2023/2066 sayılı kararıyla;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verildiği,
İdarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içerisinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören kanun koyucunun, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak getirdiği,
İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin; ancak bu idari işlemle doğrudan, meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü gerektiği, aksi hâlde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmenin, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içerisinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğuracağı,
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, uyuşmazlık konusu taşınmazların mülkiyeti Maliye Hazinesine ait iken 1164 sayılı Kanun'un Ek-4. maddesine göre bedelsiz olarak Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredildiği, davacının bedelsiz devre konu taşınmazlardan 3633 sayılı parselin bir kısmının fuzuli şagili olduğu, taşınmazlara yönelik mülkiyet veya sınırlı ayni ya da şahsi bir hak sahibi olduğuna, kısaca hukuken korunmaya değer bir menfaati olduğuna ilişkin herhangi bir iddia, somut bilgi-belge bulunmadığının görüldüğü,
Bu durumda, mülkiyetleri Hazineye ait iken Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredilen ve davacının hukuk dışı yollarla işgal etmek dışında herhangi bir bağı bulunmayan uyuşmazlık konusu taşınmazlar yönünden hukuken korunabilir bir menfaati bulunduğundan söz edilmesinin mümkün olmadığı, bu itibarla, davacının bakılan davayı açmakta subjektif ehliyeti olmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu işlemden ülkemiz açısından büyük öneme sahip olan zeytincilik ve narenciye üretim faaliyetlerinin olumsuz etkileneceği, söz konusu taşınmazların özel çevre koruma alanında kaldığı, belde sakini olması nedeniyle dava konusu işlemden menfaatinin etkileneceği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasında, dilekçelerin, görev ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet ve aynı Kanun'un 3. ve 5. maddelerine uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, ehliyet konusunda Kanun'a aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde iptal davası; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı oldukları ileri sürülen idari işlemlerin iptalleri amacıyla menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan dava olarak tanımlanmıştır.
Hukuk devletinin özünü; devletin hukuka bağlılığı, devlet organlarının hukukun içinde kalarak işlem ve eylemler yapabilmesi oluşturmaktadır. Anayasal bir ilke olarak, devletin tüm faaliyetlerinin yargısal denetime açık olması hukuk devletinin vazgeçilmez bir niteliği olup; yargı denetimi, hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri konumundadır. Bununla birlikte bir idari işlemin yargı denetimine tabi tutulması için yapılacak başvurular belirli usuli koşullara tabiidir. Bu bağlamda bir idari işlemden dolayı iptal davası açılabilmesi için iptali istenilen idari işlem ile davacı arasında bir menfaat ilişkisinin bulunması gerekir. İdari işlem ile davacı arasındaki bağı ve ilgiyi anlatan menfaat ilişkisi kavramından söz edilebilmesi için; gerek doktrin, gerekse içtihatlar, bu ilişkinin meşru, davacıyı etkileyecek bir biçimde kişisel ve güncel olması gerektiğinde birleşmektedir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 18/07/2018 tarih ve 2015/3690 başvuru numaralı kararında da; "2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" kavramı; idari makamlar tarafından gerçekleştirilen ancak bireyin menfaatini etkilemeyen, bir başka ifadeyle birey üzerinde herhangi bir hukuksal sonuç doğurmayan işlemlerin uyuşmazlık konusu yapılarak hem yargının hem de idarenin sürekli ve gereksiz bir biçimde meşgul edilip işleyemez hâle gelmesini engellemek, bu suretle gerek yargı hizmetinin gerekse idarenin asli görevi olan kamu hizmetlerinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesiyle davacı ile arasında menfaat bağı kurulamayan işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelenmemesi maksadıyla idari yargıya ilişkin bir usul kuralı olarak düzenlenmiştir." ifadelerine yer verilerek sözü edilen usul kuralının düzenlenme amacı ortaya konulmuştur.
Bu bağlamda sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları ise, her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğini ve ilgili mevzuat hükümlerini göz önünde bulundurarak dava konusu işlemin davacının hukuki durumu üzerinde yaratabileceği etki ve sonuçlardan hareketle değerlendirilir.
Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi konularda; vatandaşların, belde veya semt sakini sıfatıyla dava açılabileceğinin Danıştay içtihatlarıyla kabul edildiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Anılan içtihadın temelinde ise; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda tesis edilen işlemlerin belde sakinlerinin kişisel menfaatini de ihlal ettiği gerçeği yatmaktadır.
Bu anlayış çerçevesinde geliştirilen hemşehri hukuku kavramı; herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı kapsamında, yaşadığı yer ve çevresine dair idari işlemler sonucunda o beldede ikamet etmek koşuluyla işlemden menfaatinin etkileniyor olduğunun kabul edilmesini gerektirir. Bu durumun bir sonucu olarak da belde sakinlerinin çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi işlemlere dava açma konusunda hemşehri hukuku kapsamında ehliyetli olduğu kabul edilmektedir.
Dava konusu işlem ile, uyuşmazlık konusu taşınmazların mülkiyeti Maliye Hazinesine ait iken 1164 sayılı Kanun'un Ek-4. maddesine göre bedelsiz olarak "arsa dönüşüm alanı" olarak belirlenmek suretiye Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredildiği, davacı tarafından ise diğer iddialarının yanında söz konusu taşınmazların zeytinlik alanları ve özel çevre koruma bölgesi içerisinde yer aldığı ileri sürülerek bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacının ikamet ettiği Muğla ili, Köyceğiz ilçesinde özel çevre koruma bölgesindeki zeytinlik alanlarda söz konusu taşınmazların arsa dönüşüm alanı olarak belirlenerek imara açılması nedeniyle dava konusu işlemin iptalini istemekte, hemşehri hukuku kapsamında subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 13/04/2023 tarih ve E:2022/6641, K:2023/2066 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Kullanılmayan ...-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya idareye iadesine,
4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 20/03/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.