T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/3079
Karar No : 2024/124
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Komutanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Hatay ili, Yayladağı İlçe Jandarma Komutalığına bağlı ...Jandarma Karakol Komutanlığı emrinde sözleşmeli jandarma uzman çavuş olarak görev yapan davacının, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun 12. maddesi ile Uzman Erbaş Yönetmeliği'nin 13. maddesi uyarınca sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin 13/07/2017 tarihli işlemin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Jandarma uzman çavuş olan davacının görevinin emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak olduğu, yasalarla belirlenen kurallara mesleği itibarıyla öncelikle kendisinin uyması gerektiği, alkollü olarak araç kullandığı ve bu sebeple dört kişinin ölümüne sebebiyet verdiğinin sabit olduğu dikkate alındığında, bu davranışları ile askerlik mesleği değerlerini sergilemede yetersiz kaldığı ve statüsü itibarıyla kamu görevlisi olma nitelik ve yeterliği olmadığı anlaşılan davacıdan istifade edilemeyeceği yönündeki değerlendirmenin somut olgulara dayandığı, dolayısıyla davacı hakkında tesis edilen işlemde takdir yetkisinin adil ve nesnel ölçütlerle objektif olarak kullanıldığı, bu nedenle davacının sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onikinci Dairesinin 29/11/2022 tarih ve E:2020/3608, K:2022/5858 sayılı kararıyla;
Uyuşmazlıkta, dava konusu işlemin yasal dayanağını oluşturan kanuni düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 10/06/2022 tarih ve 31862 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 01/06/2022 tarih ve E:2022/4, K:2022/64 sayılı kararıyla iptal edildiği ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı 10/06/2022 tarihinden başlayarak 9 ay sonra 10/03/2023 tarihinde yürürlüğe gireceğinin anlaşıldığı, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna dair hüküm ile Danıştayın yerleşmiş içtihatlarıyla istikrarlı bir şekilde belirtildiği üzere, Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış hükümler dikkate alınarak çözümlenmesinin, Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı olacağı hususu göz önünde bulundurulduğunda, Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş olan Kanun hükmü dayanak alınarak hazırlanan Uzman Erbaş Yönetmeliği'nin 13. maddesi hükümlerine göre tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan hükümler uygulanmak suretiyle işlem tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinin iptal kararının mevcut olmadığı ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun 12. ve 19. maddelerinde yer alan ''...kendilerinden istifade edilememe...'' ibaresinin 10/03/2023 tarihine kadar yürürlükte olduğu gerekçesi eklenmek suretiyle istinaf başvurusunun reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, sözleşmenin feshini oluşturan gerekçe ile yargılandığı dava arasında bir ilişki bulunmadığı, tahkikat aşamasında savunmasının alınmadığı, idari işleme karşı başvurulacak yargı yolunun gösterilmediği, hakkında herhangi bir mahkumiyet kararı olmadan sözleşmesinin feshedilmesinin yasaya aykırı olduğu, sözleşmesinin feshine dayanak teşkil eden trafik kazasında kusuru olmadığı, müteveffaların 4 kişi olarak motosiklete bindikleri, kendilerini koruyacak kasklarının bulunmadığı, motosiklette herhangi bir lamba, far veya aydınlatıcının bulunmadığı, müteveffaların yan yoldan aydınlatması olmayan yola ani bir şekilde çıkarak kazanın oluşumuna sebebiyet verdikleri, alkol almış olmasının kazanın oluşumuna etkili olmadığı, bilinci yerinde olarak aracı kullandığı, kaza oluşumundan sonra yola çıkıp, araç durdurup 112 acil servisin aranmasını istediği belirtilerek Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, ısrar kararının hukuka ve usule uygun bulunduğu, davacı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen “…kendilerinden istifade edilememe halleri ve bunlara yapılacak işlemler, çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir.” ibaresinin itiraz yoluyla iptali istemiyle yapılan başvuruda, Anayasa Mahkemesinin 10/06/2022 tarih ve 31862 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 01/06/2022 tarih ve E:2022/4, K:2022/64 sayılı kararıyla anılan ibarelerin iptaline karar verildiği, dava konusu işlemin yasal dayanağını oluşturan kanuni düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararıyla iptal edildiği, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna dair hüküm ile Danıştayın yerleşmiş içtihatlarıyla istikrarlı bir şekilde belirtildiği üzere, Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış hükümler dikkate alınarak çözümlenmesinin, Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı olacağı hususu göz önünde bulundurulduğunda, davacının temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının belirtilen gerekçe ile bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Hatay ili, Yayladağı ilçesi, … Jandarma Karakol Komutanlığında görevli aralarında davacının da bulunduğu 7 sözleşmeli uzman erbaşın 25/06/2017 gün saat 23:00 sıralarında … Mahallesi mevkiinde yapmış oldukları ölümlü trafik kazası nedeniyle idari tahkikat başlatılmış, hazırlanan idari tahkikat raporunda; birbirlerini alkollü araç kullanmaları konusunda uyarmadıkları, iç güvenlik birliğinde çalışan her personelin öncelikli olarak vatandaşın huzurunu, güvenliğini ve emniyetini sağlamakla görevli olmasına rağmen olay mahallinde alınması gereken emniyet tedbirlerini almadıkları ve kazaya karışan insanlara gerekli yardımda bulunmadıkları, davranışlarında askerlik mesleği değerlerini sergilemede yetersiz kaldıkları, Jandarma etik kuralları ve mesleki ahlak kurallarına göre hareket etmedikleri, olay sonrası emniyet tedbiri alması gerekirken olay bölgesinden kaçarak infial uyandıracak nitelik kazandırdığı gerekçesiyle Uzman Erbaş Yönetmeliği'nin 13. maddesi uyarınca sözleşmelerinin feshedilmesi teklif edilmiştir.
İdarece yapılan değerlendirme neticesinde, davacı hakkında sicil amirlerinden de uygundur görüşü alınarak, sözleşmesi, 13/07/2017 tarihinde Jandarma Bölge Komutanının onayı ile feshedilmiştir.
Bunun üzerine anılan işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
Öte yandan anılan olay nedeniyle davacının, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih E:…, K:… sayılı kararıyla bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu da …Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT :
10/02/2004 tarih ve 5085 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun "Başarı gösteremeyenler ve ceza alanlar" başlıklı 12. maddesinde; “Sözleşmenin imzalanmasından sonra ilk beş aylık intibak dönemi içerisinde göreve intibak edemeyenler ile ayrılmak isteyenlerin sözleşmeleri feshedilerek, Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Peşin olarak ödenen aylık ve aylık ile birlikte ödenen diğer tüm özlük haklarının çalışılmayan günlere ait kısmı geri alınır.
Görevde başarısız olanlarla, atandıkları kadro görev yerleri ile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitime gönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan veya kendilerinden istifade edilemeyeceği anlaşılan uzman erbaşların, barışta sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Bunlar, yedekte er kaynağına alınırlar.
Görevde başarısız olma, intibak edememe ve kendilerinden istifade edilememe hâlleri ve bunlara yapılacak işlemler, çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir.
Ayrıca (...) ç) Taksirli suçlar nedeniyle altı ay veya daha fazla süre ile hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm olanların, (...) Sözleşmeleri feshedilmek suretiyle Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Her ne sebeple olursa olsun, sözleşmesi feshedilerek Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişiği kesilen uzman erbaşlar, tekrar Türk Silâhlı Kuvvetlerine alınmazlar.
" hükmü; "Yönetmelik" başlıklı 19. maddesinde, “Personelde aranacak nitelikler, müracaat şekli ve zamanı, müracaatın kabul edilmesi, sözleşmenin yapılması ve feshedilmesi sebepleri, verilecek sicilin şekil ve usulleri görevde başarısız olma ve kendilerinden istifade edilememe halleri ve bunlara yapılacak işlem şekli, sözleşmenin uzatılmasında uygulanacak esaslar, uzman onbaşıların uzman çavuş olabilmeleri için gerekli şartlar, astsubay sınıfına geçirilecekler için uygulanacak esaslar, astlık üstlük münasebetleri ile bu hususlardaki işlem şekli ve ilgili diğer hususlar kanunun yürürlüğe girmesini takip eden 6 ay içerisinde Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca müştereken çıkarılacak bir yönetmelikte gösterilir.” hükmü öngörülmüştür.
Aynı Kanun'un "Özlük hakları" başlıklı 16. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; "(...) Yabancı uyruklu kişilerle evlenenlerden; bu evlilikleri, ilgili yönetmelikte belirtilen esaslar dahilinde Milli Savunma Bakanlığınca uygun görülmeyenlerin, çeşitli nedenlerle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin veya Türk vatandaşlığından çıkartılanların veya disiplinsizlik ve ahlâkî nedenlerle sonradan Silâhlı Kuvvetlerde kalması uygun görülmeyenlerin sözleşmeleri fesh edilir ve bunlara ikramiye ödenmez. Astsubay nasbedilenlere de ikramiye verilmez. Sağlık, vefat, istihdam edildiği kuvvet komutanlığı veya sınıfının değiştirilmesi yahut bulunduğu kadronun kaldırılması durumunda bir yılı tamamlamadan ayrılanlara, bir yıl içinde alması gereken ikramiye tutarı, oniki aya eşit olarak bölünmek suretiyle hizmet ettiği her aya isabet eden miktarda ödeme yapılır. (...)" düzenlemesine yer verilmiştir.
Anılan Kanun dayanak alınarak yürürlüğe konulan Uzman Erbaş Yönetmeliği'nin "Personelde aranacak nitelikler" başlıklı 6. maddesinde, "Uzman erbaş olarak alınacaklarda aşağıdaki şartlar aranır: (...) k) Taksirli suçlar nedeniyle altı ay veya daha fazla süre ile hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm edilmemiş olmak. (...)" hükmü, "Görevde başarısız olma, kendilerinden istifade edilmeme halleri ve sözleşmenin feshedilmesi sebepleri" başlıklı 13. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında; "Görevde başarısız olanlar ile kendisinden istifade edilemeyeceği (atış, spor, eğitim, operasyon ve istihdam edildikleri kadro görev yerlerinde ve davranışlarında askerlik mesleği değerlerini sergilemede, ikazlara rağmen istenen düzeye ulaşamayan ve aşırı derecede borçlananlardan bu durumu rapor, tutanak ve her türlü belge ile kanıtlananlar, mazeretsiz olarak bir sözleşme yılı içerisinde yedi gün ve daha uzun süre ile göreve gelmeyenler) anlaşılan, atandıkları kadro görev yerleri ile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitime gönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan uzman erbaşların, barışta sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Bunlar yedekte er kaynağına alınır. Ayrıca (...) ç) Taksirli suçlar nedeniyle altı ay veya daha fazla süre ile hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm olanların, (...) sözleşmeleri feshedilmek suretiyle Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı ile ilişikleri kesilir. (...)" hükmü yer almaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği'nin 86. maddesinin ikinci fıkrasının (h) alt bendinde, her askerde bulunması lazım gelen ahlaki ve manevi vasıflardan iyi ahlak sahibi olmak vasfı; "Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker." şeklinde tanımlanmıştır.
2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu'nun ''Jandarmanın genel olarak görevleri'' başlıklı 7. maddesinin (a) bendinde, jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak mülki görevlerinin ''Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak." olduğu düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, sözleşmeli uzman erbaş olan davacının, alkollü şekilde araç kullanarak ölümlü trafik kazasına sebebiyet verdiğinden bahisle yapılan tahkikat neticesinde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun 12. maddesi ve Uzman Erbaş Yönetmeliği'nin 13. maddesi uyarınca "askerlik mesleğinin değerlerini sergilemekte istenen düzeye ulaşamaması" nedeniyle kendisinden istifade edilemeyeceğinin anlaşıldığı gerekçesiyle sözleşmesinin feshedilmesi üzerine temyizen bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı hakkında tesis edilen sözleşme feshi işleminde, işlemin tesisine dayanak olan Uzman Erbaş Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen “…kendilerinden istifade edilememe halleri ve bunlara yapılacak işlemler, çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir.” ibaresi ile yine aynı Kanun'nun 19. maddesinde yer alan “…kendilerinden istifade edilememe halleri ve bunlara yapılacak işlem şekli…” ve “…yönetmelikte gösterilir.” ibaresinin itiraz yoluyla iptali talebi ile yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 10/06/2022 tarih ve 31862 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 01/06/2022 tarih ve E:2022/4, K:2022/64 sayılı kararıyla; Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde “IV. Kamu hizmetlerine girme hakkı” üst başlığı altında 70. maddede kamu hizmetlerine girme hakkına yer verildiği, “Hizmete girme” başlıklı maddenin birinci fıkrasında “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir” denilmek suretiyle hakkın tanımının yapıldığı, ikinci fıkrasında ise “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez” denilmek suretiyle hizmete alınmada sadece görevin gerektirdiği nitelikler itibarıyla ayrım yapılabileceğinin düzenlendiği, bu hakkın sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına aldığı; Kanun’un 12. maddesinin ikinci fıkrasında kendilerinden istifade edilemeyeceği anlaşılan uzman erbaşların barışta sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişiklerinin kesilmesinin öngörüldüğü, itiraz konusu kurallarla da kendilerinden istifade edilememe hâllerinin yönetmelikte gösterilmesi hükme bağlandığından kuralların, uzman erbaşların kamu hizmetlerinde kalma hakkını sınırladığı; Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne yer verildiği, buna göre kamu hizmetlerinde kalma hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılmasının, anılan hakka sınırlama getirilebilmesinin ilk şartını oluşturduğu; Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri uyarınca kamu hizmetlerinde kalma hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olmasının yeterli olmadığı, kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerektiği; esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olmasının, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesinin de bir gereği olduğu, hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin, hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerektiği, kanunda bulunması gereken bu niteliklerin hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunlu olduğu, zira bu ilkenin hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154), dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanuniliğin, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanması gerektiği; itiraz konusu kurallarla ise uzman erbaşların kendilerinden istifade edilememe hâllerinin ve yapılacak işlemlerin çıkarılacak yönetmelikte düzenleneceğinin hükme bağlandığı, bu itibarla kuralların, kamu hizmetlerinde kalma hakkına ilişkin bir konuda herhangi bir yasal çerçeve çizmeden ve temel ilkeleri belirlemeden düzenlemenin yönetmeliğe bırakılmalarını öngörmeleri nedeniyle temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerekliliğiyle bağdaşmadığı, açıklanan nedenlerle kuralların Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle anılan ibarelerin iptaline, söz konusu iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin 3. fıkrası gereğince kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Aktarılan bu süreç itibarıyla öncelikle, Anayasa Mahkemesi kararı ile bir kanun hükmünün iptal edilmesinden sonra, söz konusu kanun hükmünün yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen işlemlerin yargısal denetiminin Anayasa Mahkemesinin iptal kararından ne şekilde etkileneceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Anayasa'nın 152. maddesinin 1. fıkrasında; "Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır." 2. fıkrasında; "Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır." ve 3. fıkrasında da; "Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." hükmüne yer verilmiş, 153. maddesinin 3. fıkrasında; "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, Resmi Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez" 5. fıkrasında; "İptal kararları geriye yürümez." 6. fıkrasında ise; "Anayasa Mahkemesi Kararları Resmi Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." kuralı düzenlenmiştir.
Anayasa'nın itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulması konusunu düzenleyen 152. maddesinde; bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümünü Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması halinde, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakacağı hükmü yer almakta olup, Anayasa Mahkemesinin, işin gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını vereceği ve açıklayacağı, bu süre içinde karar verilmezse mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağı, ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemenin bu kararı dikkate alma zorunluluğu bulunduğu düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca da Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği ileri bir tarihi ayrıca kararlaştırabileceği, iptal kararlarının geri yürüyemeyeceği ve Resmi Gazete'de yayımlanması ile geleceğe yönelik etki doğuracağı anlaşılmaktadır. Diğer yandan hukuk devleti olmanın gereklerinin doğal bir sonucu olarak Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı olduğu kuşkusuzdur.
Bu noktada, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesi ele alındığında; öğretide, bu ilkenin temelinde hukuki güvenlik ilkesi etkin kılınarak hukuk düzeninde güven ve istikrarın sağlanmasının amaçlandığı kabul edilmektedir. Bu ilkenin idare hukuku açısından önemi ise, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesinde tesis edilen işlemlerin doğrudan hukuka aykırı hale gelmediği ve bu kapsamda tesis edilen işlemlerin "kanunilik ilkesi" yönünden dayanaksız kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Aksinin kabulü halinde iptal edilen kanunun yürürlükte olduğu dönemde, bu kanuna dayanılarak tesis edilmiş olan bütün işlemlerin geçersiz hale gelmesi gibi bir durum ortaya çıkacaktır.
Öte yandan, yargı kararları yalnızca hüküm fıkrası ile anlam ifade etmemekte olup, gerekçeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Gerekçenin bir nevi, mahkemece tespit edilen maddi olgular ile hüküm fıkrası arasında bir köprü olduğu söylenebilir. Bu anlamda iptal ya da yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararların, gerekçesi ile birlikte dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Zira, Anayasa'nın 141. maddesinin 3. fıkrasında da; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilmek suretiyle bu konuya verilen öneme dikkat çekilmiştir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanan yasal düzenlemeye dayanılarak tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi açısından da önem arz etmektedir.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına ve doğuracağı sonuçlara ilişkin yukarıda belirtilen kurallar, Anayasa'nın 2.maddesinde yer alan hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde; itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulan bir davada Anayasa Mahkemesi kararı uygulanacağı gibi emsali durumda olan davalarda da, yani daha açık bir ifade ile dayanak kanun hükmünün, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen idari işlemlerin yargısal denetiminde de dikkate alınması gerekecek, Anayasa Mahkemesi kararı uygulanırken Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dayanak yasa hükmü ortadan kaldırılmak suretiyle oluşan ileriye yönelik hukuki durumun -Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezlik ilkesi gözetilmek suretiyle- kararın gerekçesi dikkate alınarak idari işlem üzerinde etkisi belirlenecektir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda özetine yer verilen kararından anlaşıldığı üzere Uzman Erbaş Kanunu’nun 12/3. ve 19. maddelerinde sözleşmeli uzman erbaşlarla ilgili "kendilerinden istifade edilememe" haline ilişkin olarak uzman erbaşların sözleşmelerinin feshi noktasında, kendilerinden istifade edilememe halinin aranması yönündeki iradenin hukuka aykırı olduğuna ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği gibi kendilerinden istifade edilememe halinin sözleşme feshine neden olması yönünden bir değerlendirme yapılmadığı, uzman erbaşların kendilerinden istifade edilememe hâllerinin ve yapılacak işlemlerin çıkarılacak yönetmelikte düzenlenmesi hususuna yönelik bir gerekçeye yer verildiği, kamu hizmetlerinde kalma hakkına ilişkin bir konuda herhangi bir yasal çerçeve çizilmeden ve temel ilkeler belirlenmeden düzenlemenin yönetmeliğe bırakılmasının keyfi, ölçüsüz ve öngörülemez uygulamalara neden olabileceği ve temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerekliliğiyle bağdaşmadığına dikkat çekilerek şekil unsuru yönünden iptal hükmü kurulmuştur.
Ancak Anayasa Mahkemesinin kararı ile Uzman Erbaş Kanunu’nun 12/3. ve 19. maddelerindeki "kendilerinden istifade edilememe halleri" ibarelerinin iptaline karar verilmiş ve yürürlük tarihinden itibaren bu hüküm hukuk düzeninden kaldırılmış ise de, yine aynı Kanun’un halen yürürlükte olan 12/2. maddesinde "kendilerinden istifade edilemeyeceği anlaşılan" ve 16. maddesinde de "disiplinsizlik" gösterdiği tespit edilen uzman erbaşların sözleşmelerinin feshedileceğine açıkça yer verildiği, benzer düzenlemelerin Kanun dayanak alınarak yürürlüğe konulan Uzman Erbaş Yönetmeliği'nde de yer aldığı görülmektedir. Bu haliyle Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hükümler ve aynı Kanun'un halen yürürlükte olan 12/2. ve 16. maddelerindeki hükümlerin dava konusu işleme dayanak teşkil ettiğinin anlaşıldığı, Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünde, dava konusu işlemin dayanak kanununda yer alan kendilerinden istifade edilememe halinin sözleşmenin feshi nedeni olarak kabul edilemeyeceği yönünde bir gerekçeye yer verilmediği, kanunda eksik düzenleme yapıldığı ve sözleşmenin feshine neden olabilecek kendilerinden istifade edilememe hallerinin neler olduğu, çerçevesi ve ilkelerinin kanunla belirlenmemesi nedeniyle keyfi uygulamalara sebebiyet verebileceği yönünde şekil unsuru yönünden ortaya konulan gerekçe dikkate alındığında, dayanak kural yönünden ortaya konulan Anayasa'ya aykırılık gerekçesinin bireysel işlemi doğrudan hukuka aykırı kılmayacağı, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının uyuşmazlık yönünden oluşturduğu hukuki durum dikkate alındığında dava konusu işlemin şekil şartı yönünden kanunilik şartını haiz olduğu görülmüştür.
Dosyanın incelenmesinden; davacının sözleşmeli uzman erbaş arkadaşlarıyla birlikte 25/06/2017 tarihinde Hatay ili, Yayladağı ilçesi, …mahallesi baraj mevkisinde piknik yaptığı, bu esnada alkol aldığı, aynı gün saat 23:00 sıralarında … Mahallesi mevkiinde yapmış olduğu ölümlü trafik kazası üzerine idari tahkikat başlatıldığı, hazırlanan idari tahkikat raporunda; birbirlerini alkollü araç kullanmaları konusunda uyarmadıkları, iç güvenlik birliğinde çalışan her personelin öncelikli olarak vatandaşın huzurunu, güvenliğini ve emniyetini sağlamakla görevli olmasına rağmen olay mahallinde alınması gereken emniyet tedbirlerini almadıkları ve kazaya karışan insanlara gerekli yardımda bulunmadıkları, davranışlarında askerlik mesleği değerlerini sergilemede yetersiz kaldıkları, Jandarma etik kuralları ve mesleki ahlak kurallarına göre hareket etmedikleri, olay sonrası emniyet tedbiri alması gerekirken olay bölgesinden kaçarak infial uyandıracak nitelik kazandırdığı gerekçesiyle sözleşmesinin feshedildiği, anılan olay nedeniyle davacının … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu karara karşı yapılan istinaf talebinin reddedilmesi ile kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Olayda, jandarma uzman erbaşların ifa ettiği emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin sağlanması ve korunması hizmetinin devletin asli ve sürekli görevleri arasında yer aldığı ve hizmetin sağlanmasında sorumlu olan Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde profesyonel olarak istihdam edilen davacının sergilediği eylemin, askerliğin temel ve en önemli niteliği olan disiplini ağır bir şekilde bozduğu anlaşılmış olup, dava konusu işlemin, temelde davalı idarece sunulan güvenlik ve asayiş hizmetlerinin zaafiyetine neden olunmadan sağlıklı yürütülmesine yönelik bir yaptırım içerdiği ve işin niteliği gereği tesis olunduğu dikkate alındığında, doğrudan doğruya temel hak ve hürriyetlerin özünü ihlal edici yönü de bulunmamaktadır.
Öte yandan somut olayda, davacının davalı idare bünyesinde özel bir statü ile sözleşmeli olarak istihdam edildiği, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da yer aldığı üzere 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesi kapsamında istihdam edilen sözleşmeli personel, memurlarla aynı işi yapsalar da statüsü, işe alımı, mali ve özlük hakları ile göreve son verme hallerinin memurlardan farklı düzenlemeler yapılmasını mümkün kılmaktadır.
Uyuşmazlıkta ise, davalı idare ile davacı arasında imzalanan tip sözleşme içeriğinde yer alan hükümler incelendiğinde, davacının kendisini ilgilendiren tüm askeri mevzuat çerçevesinde vazife yapmayı taahhüt ettiği, bu mevzuat uyarınca; herhangi bir suça karışmayacakları, alkollü iken araç kullanmayacakları aksi halde eylemin türü, işleniş şekli, ağırlığı ve tekerrürüne göre farklı disiplin cezalarıyla cezalandırılacaklarına, bu disiplinsizlik hallerinin kendilerinden istifade edilememe niteliğinde olması halinde ise doğrudan sözleşmelerinin feshedileceğine yer verildiği anlaşılmıştır. Bu noktada, idarenin güvenlik hizmetlerinin sunumunda görev alan profesyonel asker olarak görev alan sözleşmeli personelin mesleğin gereklerine aykırı davranışlarda bulunmaları halinde hangi yaptırımlara tabi olacaklarının önceden belirlendiği ve bu hususlardan ilgili personelin önceden haberdar olduğu görülmektedir.
Bu itibarla, davacının sorumluluk bölgesindeki görevinin yukarıda yer verilen mevzuat hükmü uyarınca emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak olduğu, yasalarla belirlenen kurallara mesleği itibarıyla öncelikle kendisinin uyması gerektiği, alkollü olarak araç kullanarak dört kişinin ölümüne sebebiyet verdiğinin sabit olduğu, bu nedenle sonradan mahkumiyetine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği, kaza sonrasında olay yerinde emniyet tedbiri alması ve kazaya karışan kişilere yardım etmesi gerekirken olay yerini terkederek mesleğinin gerektirdiği özen ve disiplin kurallarına uymadığı dikkate alındığında; tesis edilen sözleşmenin feshi işleminin, üstlenilen görevin niteliği gereği tesis edilen bir işlem olduğu anlaşılmış olup, davacının statüsü gereği fiilinin karşılığını bilebilecek durumda bulunduğu da göz önüne alındığında, kendisinden istifade edilemeyeceği değerlendirilen davacının sözleşmesinin feshedilmesi yönünde tesis edilen dava konusu işlemde Anayasa'nın 13. ve 70. maddeleri yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 3269 sayılı Kanun’un 12. maddesinin dördüncü fıkrasında; taksirli suçlar nedeniyle altı ay veya daha fazla süre ile hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm olanların sözleşmeleri feshedilmek suretiyle Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişiklerinin kesileceği hükmü yer almakta olup, davacının bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu cezanın kesinleştiği dikkate alındığında, bu yönüyle de davacının sözleşmeli uzman erbaş olarak çalışamayacağı açıktır.
Bu durumda, davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin temyize konu ısrar kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3. Bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine, 29/01/2024 tarihinde, kesin olarak oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava, Hatay ili, Yayladağı ilçesi, … Jandarma Karakol Komutanlığında sözleşmeli uzman erbaş olarak görev yapan davacının, alkollü şekilde araç kullanarak ölümlü trafik kazasına sebebiyet verdiğinden bahisle yapılan tahkikat neticesinde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu'nun 12. maddesi ve Uzman Erbaş Yönetmeliği'nin 13. maddesi uyarınca "askerlik mesleğinin değerlerini sergilemekte istenen düzeye ulaşamaması" nedeniyle kendisinden istifade edilemeyeceğinin anlaşıldığı gerekçesiyle sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin 13/07/2017 tarihli işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu olayla benzer mahiyette olan bir uyuşmazlıkta, …İdare Mahkemesince, davalı idare bünyesinde sözleşmeli uzman çavuş olan şahsın sözleşmesinin feshinin yasal dayanağı olan, 18/03/1986 tarih ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun; 10/2/2004 tarih ve 5085 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 12. maddesinin üçüncü fıkrasının “...kendilerinden istifade edilememe hâlleri ve bunlara yapılacak işlemler, çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir.” bölümünün, Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan başvuru üzerine, anılan maddede yer verilen “...kendilerinden istifade edilememe..." ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 01/06/2022 tarih ve E:2022/4, K:2022/64 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği görülmüştür.
Anayasa Mahkemesi kararında ayrıca iptaline karar verilen ibarenin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden, dava konusu işlemin yasal dayanağının Anayasa Mahkemesince iptal edilen 18/03/1986 tarih ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun 12.maddesi olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, söz konusu kararlardan önce yürürlükte olan Anayasa'ya aykırı kural döneminde tesis edilen işlemlere karşı açılan ve halen görülmekte olan davaların Anayasa Mahkemesi kararlarından ne şekilde etkileneceği konusunun irdelenmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; dördüncü fıkrası "İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar."; beşinci fıkrası ise, "İptal kararları geriye yürümez." kuralını taşımaktadır.
Anayasa Mahkemesince bir yasanın veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez. Bir başka anlatımla, Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması öncelikle yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yönelik olup her durumda yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz. Anayasa Mahkemesince iptal kararının yürürlüğe girmesi için verilen sürenin, Mahkemenin iptal kararının gerekçesiyle birlikte dikkate alınması ve yorumlanması gerekmektedir.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 153.maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim Anayasa'nın, itiraz yoluna başvurulan kanun ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının beş ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir yasa ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de, olayımızda olduğu gibi, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının uygulama tarihinin yukarıda belirtilen amaçla ayrıca belirlenmesi halinde iptal edilen yasa kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki, bu durumun Anayasa'nın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.
Kaldı ki, bir düzenleyici işlemin dayanağı yasa kuralının, Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, bu düzenleyici işlem bir idari davaya konu edilmemiş olsa bile, iptal kararından etkileneceği öğretide kabul edilmektedir.
Bu durumda, Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararlarının gerekçesi karşısında; esasları Yasada belirlenmeyen bir konuyu Yönetmelik ile düzenleyen ve dayanağı Yasa kuralı iptal edilen dava konusu Yönetmeliğin 13.maddesinin de hukuksal dayanaktan yoksun kaldığı açıktır.
Bilindiği gibi bir olay ve işleme o sırada yürürlükte olan hukuk kurallarının uygulanmasına “hemen uygulama” ilkesi, bir olaya ve işleme daha sonra yürürlüğe girmiş bir hukuk kuralının uygulanmasına “geçmişe yürüme” ilkesi denilmekte olup, genel hukuk kuralı olan “hemen uygulama” ilkesi gereğince yeni mevzuatın ya da mevzuatta yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olay ve işlemlere uygulanması gerekmektedir.
Kural olarak yasalar aksi belirtilmedikçe yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren uygulanmaya başlanır ve bu tarihten sonra meydana gelen olaylara tatbik edilirler. Yasalarda yer alan geçici maddeler ise kural olarak, söz konusu yasa kapsamına girenlerin asıl maddelerle getirilen yeni hukuki durumlara geçiş sürecini (intibakını) düzenlemektedirler. Bu bağlamda, yasal düzenlemelerin yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanması, ancak istisnai durumlarda ve geçici maddelerde açıkça düzenlenmesi halinde mümkündür.
Bu doğrultuda, uyuşmazlıkta, dava konusu bireysel işlemin hukuki denetiminin işlemin tesis edildiği tarihte mevcut olan yasal düzenlemeler esas alınarak yapılması gerekmektedir.
Bu kapsamda, davacının sözleşmesinin feshi yönünden değerlendirildiğinde; dayanağı Kanun kuralları Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle hukuki dayanaktan yoksun hale gelen Yönetmeliğe dayanılarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; Bölge İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının yukarıda yer verilen gerekçe ile bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.