T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/330
Karar No : 2023/1615
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- …Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …
2- …Bankası
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü ve Onuncu Daireleri Müşterek Kurulunun 07/11/2022 tarih ve E:2021/5369, K:2022/4015 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 21/12/2021 tarih ve 31696 (1. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (Sayı:2021/14)"in iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti:Danıştay Onüçüncü ve Onuncu Daireleri Müşterek Kurulunun 07/11/2022 tarih ve E:2021/5369, K:2022/4015 sayılı kararıyla;
Türk Lirası'nın iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirleri almaya ve yabancı paralar ile altın karşısındaki muadeletini tespit etmeye yönelik kur rejimini belirlemeye, ülke altın ve döviz rezervlerini yönetmeye, finansal sistemde istikrarı sağlayıcı, para ve döviz piyasaları ile ilgili düzenleyici tedbirleri almaya, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla para politikası araçları belirleyerek uygulamaya yetkili ve görevli Merkez Bankası'nca, Türk Lirası finansal araçların özendirilmesine yönelik Türk Lirası araçlara olan talebin arttırılması, finansal piyasaların daha etkin bir şekilde işlemesi, finansal piyasalarda derinliğin arttırılması, ürün çeşitliliği teşvik edilerek finansal sektörün ve ulusal ekonominin sağlıklı gelişimine katkıda bulunulması amacıyla kamu yararı gözetilerek 2021/14 sayılı Tebliğ'in hazırlandığı,
Bu itibarla, fiyat istikrarı ile para politikası alanındaki kamu düzeninin sağlanması, bu suretle fiyat istikrarının korunarak sürdürülmesi amacıyla ve kamu yararı gözetilerek 1211 sayılı Kanun'un 4. maddesinin üçüncü fıkrasının (I) numaralı bendinin (g) alt bendi ile 5411 sayılı Kanun'un 144. maddesine dayanılarak hazırlanan 2021/14 sayılı Tebliğ'in dava konusu 5. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında, yurt içi yerleşik gerçek kişilerin döviz tevdiat hesaplarının ve döviz cinsinden katılım fonlarının Türk Lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarına dönüşmesi hâlinde, vade sonu kurunun, vade başı kurundan yüksek olması nedeniyle oluşacak kur farkı üzerinden hesaplanan tutarın banka tarafından ödenecek faiz veya kâr payından yüksek olması durumunda, kur farkı üzerinden hesaplanan tutar ile faiz veya kâr payı tutarı arasındaki farkın, Merkez Bankası'nca, mevduat veya katılma hesabı sahibine ödenmek üzere ilgili bankaya aktarılması yönündeki düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Anayasa'nın 73. maddesine göre verginin, kamu giderlerinin karşılığı olduğu, kamu giderlerinin ise vergi gelirleri ile finanse edildiği, kamu gideri gerektirmedikçe vergi alınamayacağı, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde, kamu giderinin tanımına yer verildiği, bu tanımda, mevduat sahibinin kur farkı zararının karşılanacağı yönünde kamu gideri ölçütüne yer verilmediği, bu kapsamda, dava konusu düzenlemenin 5018 sayılı Kanun'a aykırı olduğu, döviz kurlarındaki artış nedeniyle oluşan farkın, ödenen vergilerden karşılanacak olması nedeniyle mağduriyet yaşanacağından bu davanın açılmasında menfaatinin bulunduğu, faydası topluma yayılmayan, bankada Türk Lirası veya başka bir para cinsinden vadeli mevduatı bulunan, sınırlı sayıda kişiye, toplanan vergilerden ödeme yapıldığı, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğu, uygulama kapsamında yer alan kişilere ayrıcalık tanındığı, dava konusu düzenlemede, fiyat farkı nedeniyle üzerinden hesaplanan tutarın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca ödeneceği kuralına yer verildiği, Hazine ve Maliye Bakanlığınca yapılan basın duyurusunda ise, bu tutarın Hazine'den karşılanacağının ifade edildiği, söz konusu düzenlemenin ekonomi biliminin temel ilkelerine aykırı olduğu, ülke sınırları içerisinde toplanan vergilerin yaklaşık %30'unu doğrudan vergilerin oluşturduğu, bu vergilerin ise dar gelirli kişilerden tahsil edildiği, söz konusu uygulama ile vergideki adaletsizliğin daha da artacağı, bu itibarla dava konusu düzenlemenin, sebep, konu ve amaç yönlerinden hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Onüçüncü ve Onuncu Daireleri Müşterek Kurulunca verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Müşterek Kurul kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, idari davaların idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyeti bulunmadığı anlaşıldığında davaların reddine karar verileceği kurallarına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören kanun koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir.
İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin; ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur.
Dosyanın incelenmesinden, "Türk Lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (Sayı:2021/14)"in, 21/12/2021 tarih ve 31696 (1. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi üzerine davacı tarafından, döviz kurlarındaki artış nedeniyle oluşan farkın, ödenen vergilerden karşılanacak olması nedeniyle mağduriyet yaşanacağı, vergi mükellefi olması nedeniyle bu davanın açılmasında menfaatinin bulunduğu iddiasıyla söz konusu Tebliğ'in iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Uyuşmazlıkta, iptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alınarak, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü gerektiği dikkate alındığında, salt vergi mükellefi olmanın dava konusu işlemle maddi ve hukuki bağın sağlanması konusunda tek başına yeterli olmadığı, kaldı ki davacı tarafından menfaat ihlali bakımından başkaca bir sebep de ileri sürülmediği görüldüğünden, bu haliyle davacının, dava konusu işlemin iptalini istemekte doğrudan bir menfaati bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda, davanın ehliyet yönünden reddi gerekirken, uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle verilen davanın reddi yolundaki Müşterek Kurul kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın reddine ilişkin Danıştay Onüçüncü ve Onuncu Daireleri Müşterek Kurulunun temyize konu 07/11/2022 tarih ve E:2021/5369, K:2022/4015 sayılı kararının, yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 10/07/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, İdare Hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, bu idari işlemlerle kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisi olanlar tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur.
Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisinin varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin bulunduğunun anlaşılması, dava açma ehliyeti için yeterli sayılmaktadır.
Ayrıca, iptal davaları ile idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının saptanmasına, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, böylece de idarenin hukuka bağlılığının belirlenmesine, sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilebilmesine olanak sağlandığından bu davalarda menfaat ilişkisinin bu amaç doğrultusunda yorumlanması gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, döviz kurlarında yaşanacak artış nedeniyle oluşacak farkın, ödenen vergilerden karşılanacak olması nedeniyle bu uygulamadan yararlanmayan toplumun diğer kesiminin ve kendisinin mağduriyet yaşayacağı belirtilmek suretiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dava konusu düzenlemenin kamu yararını doğrudan ve yakından ilgilendiren bir konuya ilişkin olduğu ve ehliyet kıstasının dar yorumlanması hâlinde tüm toplumu ilgilendiren özel bir niteliği bulunan dava konusu işlemin yargısal denetime açılmasının aşırı güçleşeceği ve bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı dikkate alındığında, davacının bu davada dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davacının ehliyetli olduğunun kabulü ile Müşterek Kurul kararının esasının incelenerek karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.